(2709 S. K. m. 125) (5434 S. K. m. 48) (818 S. K. m. 41, 43, 47, 49)
Davacılar vekili, 04 Ağustos 2003 tarihinde İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına verdiği ve 13 Ağustos 2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; davacıların yakını
nin, askerlik hizmeti sırasında suda boğulmak suretiyle intihar ettiğini, müteveffanın askerlik öncesi hiçbir psikiyatrik sorunu olmadığını, ailenin tüm çabalarına rağmen hava değişimi sonrası müteveffanın İzmir Güzelyalı Hava Hastanesince yeniden muayenesinin yapılmadığını, bunun üzerine sivil doktora muayene ettirilen müteveffanın ilaç dozlarının bu doktorca arttırıldığını ve kendisine ek bir ilaç verildiğini, askeri sağlık hizmetini iyi işletmeyen idarenin mevcut intihar olayına zemin hazırlandığını ve hizmet kusuru içinde bulunduğunu belirterek, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 5.000.000.000 TL. maddi ve 20.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Çanakkale Methal ve Liman Grup Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini ifa etmekte olan davacıların yakını müteveffa Dz.Er
.nin yıllık izni sırasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle İzmir Merkez Komutanlığından aldığı sevk ile İzmir 600 Yataklı Hava Hastanesi Psikiyatri Kliniğine müracaat ettiği, 04 Temmuz 2002 - 08 Temmuz 2002 tarihleri arasında yatırılarak tedavi edilen müteveffaya, Hastane Sağlık Kurulunun 08 Temmuz 2002 gün ve 3116 sayılı raporuyla 1,5 ay hava değişimi verildiği, hava değişimi süresi sonunda 23 Ağustos 2002 tarihinde birliğine katılan müteveffanın 26 Ağustos 2002 tarihinde birliğince Çanakkale 100 Yataklı Deniz Hastanesine sevk edildiği ancak psikiyatri kinliğinde uzman doktor bulunmadığı gerekçesiyle işlem yapılmaksızın birliğine geri gönderildiği, ardından 02 Eylül 2002 tarihinde tekrar anılan hastaneye gönderilen müteveffanın, Psikonevrotik Reaksiyonu tanısı konularak 03 Eylül 2002 tarihinde kıta anket formu ile birlikte birliğinden refakatli olarak İzmir 600 Yataklı Hava Hastanesi Psikiyatri Kliniğine sevkine karar verildiği, birliğinde hastaneye sevkini bekleyen müteveffanın 04 Eylül 2002 günü 01.00-06.00 saatleri arasında Sualtı İhbar Merkezi intibak eğitimi kapsamındaki vardiyası için Sualtı İhbar Merkezine geldiği, saat 03.45 sularında Sualtı İhbar Merkezinden ayrılan müteveffanın cesedinin saat 09.30da 4 nolu nöbet kulübesinin bulunduğu tel örgü dışında denizin üstünde yatar şekilde bulunduğu, olayla ilgili olarak hazırlık soruşturmasını yürüten Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 31 Aralık 2002 gün ve E.2002/1564, K.2002/829 sayılı kararıyla, müteveffanın intihar etmek kastıyla suya girdiğinin tespiti üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmıştır.
İdare Hukuku ilkelerine ve T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararlı sonuçla eylem arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması zorunludur.
Çanakkale 100 Yataklı Asker Hastanesinin 03 Eylül 2002 tarihli raporuyla birliğinden refakatli olarak İzmir 600 Yataklı Hava Hastanesi psikiyatri kliniğine sevkine karar verilen müteveffanın, aynı gece birliğince intibak eğitimine alınması, eğitim sırasında yanında nezaretçi bulundurulmaksızın eğitim yerini terk etmesine izin verilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, idarenin birimlerinde hizmetini iyi işlemediği, dolayısıyla mevcut zararın hizmet kusuru ilkesi uyarınca davalı idarece Anayasanın 40 ve 129 ncu maddelerinin amir hükümleri uyarınca karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Devlet adına kamu hizmetini yürüten idarenin halin icaplarına ve ihtiyaçlarına göre hizmeti devamlı ve en iyi şekilde topluma arz etmesi hizmeti yürütürken kimsenin zarar uğramaması için gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlendiğinin açık bir delilidir. Olayda idarenin ajanlarının hizmet kusuru olmakla birlikte ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi sonucu olması nedeniyle müteveffanın müterafik kusurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır. Mahkememizin yerleşik içtihatları uyarınca, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü iştirakçisi olmayan kimselere, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek maddi zararlarından düşülmekte ise de; 5434 sayılı Kanunun 48 nci maddesinin (ç) fıkrasının amir hükmü karşısında, müteveffanın intiharından dolayı davacı anne ve babaya T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce maaş bağlanması ve tütün ikramiyesi ödenmesi yasal olarak mümkün olmadığından, Mahkememizce bu hususun araştırılması cihetine gidilmemiştir.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacı baba ve annenin maddi zararlarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 21.09.2004 tarihli bilirkişi raporunda; davacı anne
..nin 6.699.001.961 TL., davacı baba
.nin 5.785.995.784 TL. maddi tazminat hak edişinin mevcut olduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davalı idarece, davacıların başka desteklerinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın rapor düzenlendiğinden bahisle itiraz edilmiş ise de; bilirkişi raporu, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda işlem yapılmış, müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak davacı anne ve babaya bir miktar maddi tazminat verilmesi kabul edilmiştir Davacılara, yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faizi ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı anne
ye 3.500.000.000 TL. (ÜÇMİLYARBEŞYÜZMİLYON TL.) davacı baba
.ye 3.000.000.000 TL.(ÜÇMİLYAR TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
2. Takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı anne
ve davacı baba
..ye ayrı ayrı 1.750.000.000 TL. (BİRMİLYAR YEDİYÜZELLİMİLYON TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
3. Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden gelir elde edeceği farz olunan 22 Ekim 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (YÜZDEOTUZ), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (YÜZDEONBEŞ) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 04 Eylül 2002 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık %55 (YÜZDEELLİBEŞ), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (YÜZDEOTUZ), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (YÜZDEONBEŞ) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
İdare Hukuku ilkelerine ve T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması gereklidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Davacıların oğlu Dz.Er
.nin ölümü olayında, hizmetin kurulması ve işletilmesinden kaynaklanan idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Zararlı sonuç, idarenin bir eylem veya işleminden veya ajanlarının kusurlu davranışlarından kaynaklanmayıp, doğrudan doğruya müteveffanın kusurlu eylemi sonucu denize atlayarak boğulması suretiyle intiharı neticesinde ölümüne sebebiyet verdiği, zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağının bulunmadığı, idarenin kusursuz sorumluluğunun da söz konusu olmadığı, bahse konu olayda idarenin sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bunun aksi yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy