(2709 S. K. m. 125) (4721 S. K. m. 364)
Davanın Konusu: Maddi ve Manevi Tazminat İstemi
Savunmanın Özeti: Tedariki yapılan mühimmatın ilk girdiği ana depo olması sebebiyle, fabrikasından söz konusu depoya nakliyesi esnasında normal şartlarda taşınmış bir mühimmatın ancak üretimdeki bir hatadan dolayı, küçük darbe, sarsıntı, vb, etkilerle tapasının kurulmasına sebebiyet verebileceği ve müteakiben kısa mesafeden düşürülme ve özelikle tapa üzerine darbeye maruz kalma neticesinde infilakının mümkün olacağı, sandık içerisinde tapası kurulu bulunan (üretimdeki bir hatadan) en az bir mühimmatın sandıkla birlikte darbeye maruz kalması nedeniyle patlamanın meydana gelebileceği, patlamanın MRG 40 mm HE M6 bombaatar mühimmatından kaynaklandığı, bilirkişi incelemesi sonucunda, muhtemelen mühimmattı bir adedinin üretim hatası nedeniyle kurulu hale geldiği ve bir darbe etkisiyle patladığı kanaatine varıldığı, söz konusu bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere, olayda bir üretim hatası olma ihtimali büyük olduğundan, idareye yüklenebilecek herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı belirtilerek, yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde savunma yapılmıştır.
Başsavcılığın Düşüncesi: Olayda idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilmeyeceği, zira patlamanın sebebini teşkil eden MRG 40 mm HEM6 bombaatar mühimmattın düzeneğinin ne şekilde kurulu hale geldiğinin tespit edilemediği ve bu durumun imalat hatasından da kaynaklanabileceği ihtimali bulunduğu, bu nedenle idarenin hizmeti gereği gibi işletememesi sebebiyle olayın meydana geldiğini söylemenin mümkün olmadığı, müteveffanın ölümü sonucunu doğuran maddi olayın askerlik gibi tehlikeli ve özellikli bir kamu hizmetinin ifası esnasında ve müteveffanın mühimmat taşıma görevini ifa ettiği sırada meydana geldiği, zararı doğuran eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunduğu belirtilerek, davacıların yakınlarının ölümü nedeniyle duydukları üzüntüye karşılık olmak üzere takdir edilecek bir miktarın manevi tazminat olarak kendilerine ödenmesine, davacılar ile müteveffa arasında bir maddi desteklik ilişkisi bulunmadığından maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği yönünde düşünce bildirilmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargı yetkisini kullanan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesince, Raportör Hv.Hak.Yzb. Murat YAMAN'ın açıklamaları dinlendikten ve dava dosyası incelendikten sonra;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili, 29 Temmuz 2003 tarihinde İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine verdiği ve 08 Ağustos 2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; davacıların yakını J. Er Mehmet AKTAŞ'ın, 25 Nisan 2002 tarihinde Jandarma Ordu donatım Komutanlığına alt mühimmat deposunda bir tıra yükleme yapılması esnasında meydana gelen patlama sonucu vefat ettiğini belirterek, her bir davacı kardeş lehine ayrı ayrı 10.000.000.000 TL. manevi, ve 1,000.000.000 TL. maddi tazminata hükmedilmesine talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; J.Er Mehmet AKTAŞ'ın J.Loj.K.lığı Mühimmat ikmal Bakım Takım K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaparken 25 Nisan 2002 günü Mühimmat İkmal Bakım ve Takım K.lığı depolarında mühimmat yüklemesi ile görevlendirildiği, saat 11.40 sıralarında mühimmatın yüklenildiği tır aracında şiddetli bir patlamanın meydana geldiği ve patlama sebebiyle aralarında J.Er Mehmet AKTAŞ'ın da bulunduğu 4 askerin öldüğü, 5 personelin de yaralandığı, olay sebebiyle Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığınca yürütülen hazırlık soruşturması neticesinde patlamanın MRG40 mm HE MS bomba atar mühimmatından kaynaklandığının tespit edildiği, ancak söz konusu mühimmatın nasıl kurulu hale geldiğinin belirlenemediği, olayda birlik personelinden herhangi bir kimsenin kuşunu ve ihmali davranışının bulunmaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, müteveffa J.Er Mehmet AKTAŞ'ın yakınlarının da uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini içki iş bu davayı açtıkları anlaşılmıştır.
İdare Hukuku idelerine ve T.C. Anayasasının 125 nci maddesine göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Davacıların yakını J. Er Mehmet AKTAŞ'ın ölümü olayında, idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Olayda, müteveffanın da herhangi bir kusurunun bulunmadığı açıktır. Ancak olayın bir kamu hizmeti sırasında meydana geldiği dikkate alındığında, hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmette zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yetine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz. İşte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ye gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise doğan zararlarda onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde ifade edilebilecek olan sık ilkesinin bir gereği olarak davacıların uğradığı zararların, hizmetin sahibi olan idare tarafından kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Davacılara, yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları acı ve ızdıraplarının kısmen de olsa giderilmesi amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, sosyal durumu, paranın alım gücü ile işletilecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarlarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı kardeşler tarafından ayrıca maddi tazminat isteminde bulunulmuş ise de; Medeni Kanunun 364 ncü maddesine göre, kardeşe nafaka ödenebilmesi için nafaka istenilecek tarafın öncelikle hali refahta olması, nafaka isteyenin ise diğer taraf yardım etmediği takdirde zarurete düşecek durumda bulunması gerekmektedir. Bu bağlamda, ölenin ekonomik refah içinde, talep edenin de yardım edilmediğinde zarurete düşecek durumda olduğunun, ayrıca ölüm olayından önce fiil bir yardım içerisinde bulunduğunun kanıtlanması gerekmektedir. Müteveffanın hali refahta olduğu hususunda dosyada bir bilgi ve belge mevcut değildir. Müteveffamı ölmeden önce davacı kardeşlere maddi destekte bulunduğu kanıtlanmadığı gibi, kardeşler zaruret içinde olsa dahi onlara yardım etme mükellefiyeti sağ olan anneye aittir. Bu bağlamda davacıların, kardeşlerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kaldığı gerekçesiyle talep ettikleri maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı kardeşler Metin AKTAŞ, Abdullah AKTAŞ ve Ali AKTAŞ'ın MADDİ TAZMİNAT İSTEMLERİNİN REDDİNE
2. Takdiren davacı kardeşler Metin AKTAŞ, Abdullah AKTAŞ ve Ali AKTAŞ'a ayrı ayrı 1.700.000.000'ER TL. (BİRMİLYARYEDİYÜZMİLYONAR TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
3. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 25 Nisan 2002 tarihinden 30 Haziran 2002 tarihine kadar yıllık % 60 (YÜZDEALTMIŞ), 01 Temmuz 2002 tarihliden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık % 55 (YÜZDEELLİBEŞ), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık % 30 (YÜZDEOTUZ), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık % 15 (YÜZDEONBEŞ) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
4. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, ancak 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince muaf tutulan idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
5. Davacılar tarafından peşin yatırılan 479.550.000 TL. (DÖRTYÜZYETMİŞDOKUZMİLYONBEŞYÜZELLİBİN TL.) harcın istemi halinde DAVACILARA İADESİNE,
6. Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 26.000.000 TL. (YİRMİALTIMİLYON TL.) posta giderinin, davalı idareden alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,
7. Hükmedilen manevi tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükle bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nispi olarak hesap edilen 610.000.000 TL. (ALTIYÜZONMİLYON TL.) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,
20 EKİM 2004 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy