(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekillerinin, 11.10.2004 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 19.10.2004 tarihinde AYİMde kayda giren dava dilekçesinin, AYİM 2 nci Dairesinin 12 Ocak 2005 tarih ve Esas No: 2004/812, Karar No: 2005/48 sayılı kararı ile reddine karar verildiği, bu red kararı üzerine davacılar vekillerinin 23.02.2005 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesine verdikleri ve 09 Mart 2005 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesi ile davalarını yeniledikleri, AYİM 2 nci Dairesinin 16 Mart 2005 tarih ve Esas No: 2005/812, Karar No: 2005/249 sayılı kararı ile bu yenileme dilekçesinin de reddine karar verildiği, bu kez davacılar vekilleri 21.04.2005 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesine verdikleri ve 27 Nisan 2005 tarihinde AYİM kaydına geçen yenilenen dava dilekçesinde özetle; davacıların yakını (oğlu/kardeşleri)
.in 9 ncu Zırhlı Tugay Komutanlığı Yardım Taburu Mekanize Piyade Bölüğünde askerlik görevini yapmakta iken 27.05.2004 tarihinde ateşli silah ile intihar ettiğini, ölen erin gerek askerlik öncesi ve gerekse askerlik görevi sırasında psikolojik rahatsızlığı sebebiyle tedavi görmüş olduğundan kendisine silah verilmesinin hizmet kusuru oluşturduğunu, ayrıca askerlik görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan 17.02.2004 tarihli sağlık raporunda, sürekli farklı hekimlere ve sağlık kuruluşlarına sevk edildiği, tedavisinin her gittiği yerde bir önceki verilen ilacın etkisi ortaya çıkmadan değiştirildiği anlaşılmıştır. Bu durumda hastanın düzenli ve kararlı bir tedavisi mümkün olmamaktadır. denilmekte olduğunu, ölenin tedavisinin gereği gibi yapılmamış olmasından davalı idarenin sorumlu olduğunu, ayrıca intihar girişiminin yarım saatlik bir zaman sürecine yayıldığı halde intihar olayının bu süre içinde engellenmesi mümkünken engellenemediğini, tüm bu sebeplerle davacıların ölüm olayından uğradıkları zararların davalı idarece karşılanması gerekirken, bu konuda 06.08.2004 tarihinde yapılan başvuruya süresinde cevap verilmediğini belirterek, davacılar anne ve baba için ayrı ayrı 15er Milyar TL., davacı kardeşler için ayrı ayrı 3er Milyar TL maddi ve davacılar anne ve baba için ayrı ayrı 10ar Milyar TL.,davacı kardeşler için ayrı ayrı 3er Milyar TL manevi tazminatın (toplam 72 Milyar TL maddi ve 62 Milyar TL.Manevi olmak üzere 134 Milyar TL tazminatın) olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacıların adli yardım istemi AYİM 2 nci Dairesinin 03 Kasım 2004 tarih ve Gensek No:2004/3069, Esas No:2004/812 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davalı idare savunmasında davada süre aşımı bulunduğunu belirtmiş ise de; davacılar vekilinin 06.08.2004 tarihinde davacılara maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye başvurduğu,60 günlük yasal süre içinde cevap verilmemesi üzerine takip eden ikinci 60 günlük yasal süre içinde kalan 11.10.2004 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi kaydına ve 19.10.2004 tarihinde de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaydına giren dava dilekçesi ile dava açtığından davada süre aşımı bulunmadığı anlaşılmakla uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde; davacıların yakını
..in Kırıkkale 9 ncu Zrh.Tug.K.lığı Yrd.Tb.Mknz.P.Bl.ünde piyade er olarak askerlik görevini yapmakta iken 27.05.2004 tarihinde 2 No.lu Nizamiye Nöbetçisi iken nöbet yerini silahıyla birlikte terk ederek etrafa ateş etmeye başladığı, görüşme isteği üzerine cep telefonuyla aranan bayanın kendisiyle görüşmek istemediği, bu kez isteği üzerine anne ve babasıyla cep telefonuyla görüştürüldüğü, annesine kendisini öldüreceğini söyledikten sonra silahı ile çenesine ateş ettiği ve kaldırıldığı hastanede vefat ettiği; K.K.K.lığı Askeri Savcılığınca yapılan soruşturma sonucunda ölüm olayında ölen dışında herhangi bir kimsenin sorumluluğunu gerektirecek durum görülmediği gerekçesiyle 01.09.2004 gün ve E.2004/970,K.2004/418 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, söz konusu karara yapılan itirazın, J.Gn.K.lığı As.Mahk.nin 18.10.2004 gün ve 2004/64-Müt. sayılı karar ile reddedildiği, davacılar yakını müteveffa
in Kırıkkale 9 ncu Zırhlı Tug.K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaptığı sürede 17 Şubat 2003 tarihinde Ankara 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine sevkedildiği, burada Antisosyal kişilikte anksiyete tanısı konularak farklı hastanelerde ve farklı hekimler tarafından tedavisi yapılmaya çalışıldığından düzenli ve kararlı bir tedavinin yapılamadığı, adli sicil kaydı, askerlik hizmet safahati, aldığı cezalara ilişkin bilgi ve belgeler, kıta anket formu v.s... ile tekrar müracaatı uygundur kararı verildiği, 31 Ekim 2003 tarihinde sevkedildiği İzmir 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde yapılan muayene ve tedavi sonucunda Antisosyal kişilikte anksiyete bozukluğu tanısı konularak ilaç tedavisi uygulamasına ve kapasitesine uygun işlerde görevlendirilmesi, görevden taviz verilmemesi ve kıtasına sevkine karar verildiği, 16 Aralık 2003, 24 Şubat 2004 ve 04 Mayıs 2004 tarihlerinde Ankara 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Ruh Hastalıkları Polikliniğinde yapılan muayene kontrol ve tedaviler sonucu ile GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığında 04.03.2004 tarihinde yapılan muayenesi sonucunda Antisosyal Kişilik tanısı ise Melerjin 125 Mg.2+1, cezai ehliyeti tamdır. Madde kullanımı iptila düzeyinde değildir. Birliğinde PDRM tarafından kontrolünün yapılması, hastanın birliğinde motivasyonunu artırıcı tedbirlerin alınması, iki ayda bir kıtası hastanesinde kontrole gitmesi uygundur. kararları verildiği anlaşılmıştır.
İdare hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir olması, zararlı sonuçla eylem arasında doğrudan doğruya bir nedensellik bağının bulunması, zarara yol açan eylemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz sorumluluk kuram ve ilkelerinin uygulanmasına elverir nitelikte olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Bu şartlardan birinin yokluğu idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu nedenle ortada bir zarar yoksa veya meydana gelen zararın idari eylem veya işlemle ilgisi bulunmuyorsa, idari faaliyet zararın gerçek nedenini, illiyetini teşkil etmiyorsa, arada illiyet bağı mevcut değilse idarenin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır.
Dava konusu olayda müteveffanın askerlik hizmeti nedeniyle kendisine teslim edilmiş 620328 seri numaralı 6-3 P. tüfeği ile kendisini vurarak intihar etmesi eylemini, idari nitelikte bir eylem veya böyle bir eylemin sonucu olarak kabul etmeye imkan bulunmamaktadır. Zira intihar olayı müteveffanın kendisini silahla vurması sonucunda meydana geldiğinden ve bu nedenle sebep sonuç ilişkisi ortadan kalktığından, zararlı sonucu doğuran eylem, idari olma özelliğini kaybetmektedir.
Davacılar vekilleri, gerek intihar girişiminin zamana yayılmış olmasına rağmen engellenememiş olması, gerekse de psikolojik tedaviye rağmen silahlı görev verilmesi nedeni ve psikolojik tedavisinin tıbbi gereklere uygun yapılmamış olması nedenleri ile amirlerinin görevi ihmal suçunu işlediğini ve bu nedenle de idarenin olayda kusur ve ihmali bulunduğunu iddia etmiş ise de; davacılar yakını müteveffa
in psikolojik rahatsızlığı bulunduğunun tespit edilmesini müteakip birliğinde tedavisinin yapılması için gerekli işlemlerin yapıldığı, askerlik hizmetini yaptığı süre içerisinde 6-7 kez Askeri hastanelere sevkedilerek burada psikiyatri servislerinde tedavi ve kontrollerinin yapıldığı, bu tedavi ve kontroller sonucunda silahlı görev verilmesi uygun değildir kararı verilmediği gibi görevden taviz verilmemesi ve kapasitesine uygun işlerde çalıştırılmasının uygun olacağının belirtildiği, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının olayla ilgili olarak yaptığı hazırlık soruşturması sonucunda verdiği 01 Eylül 2004 tarih ve 2004/970-418 Esas ve Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararında da müteveffanın elinde dolu tüfekle sağa sola ateş ederken yapılan tüm sakinleştirme çabalarına rağmen engellenemediği ve sonucunda kendini vurmak suretiyle intihar ettiği, ölümünden kendisi dışında sorumlu tutulabilecek kişi veya kurum bulunmadığının belirtildiği anlaşılmakla, davacılar vekilinin iddialarına itibar olunmamıştır.
Diğer taraftan dava konusu ölüm olayında hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından da söz edilemez. Zira zararlı sonuç idarenin bir eyleminden veya ajanlarının kusurlu davranışından kaynaklanmayıp doğrudan doğruya davacıların desteğinin kendi kusurlu fiili (intihar) ile meydana gelmiştir. Zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağı mevcut olmadığından müteveffanın kişisel kusurundan doğan olayda kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesinin uygulanmasını gerektiren bir durum da bulunmamaktadır. Bu bakımdan idare hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre ölüm olayından idarenin sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin hukuki dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE,
2. 1602 sayılı Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kanununun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerin (posta giderleri dahil) DAVACILARA YÜKLETİLMESİNE,
3. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre 15,30 YTL. (onbeş yeni Türk lirası otuz yeni kuruş) başvurma harcı ile 20,60 YTL. (yirmi yeni türk lirası altmış yeni kuruş) esas ilam harcı toplamı olan 35,90 YTL. (otuzbeş yeni Türk lirası doksan yeni kuruş) harcın DAVACILAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, bu miktarın davacılar tarafından peşin yatırılan 1.927,30 YTL. (bindokuzyüzyirmiyedi yeni Türk lirası otuz yeni KURUŞ) harçtan mahsubu ile arta kalan 1.891,40 YTL. (binsekizyüzdoksanbir yeni Türk lirası kırk yeni kuruş) harcın istemleri halinde davacılara İADESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy