(1602 S. K. m. 20, 44) (2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2)
Davacı vekili, 10 Ocak 2005 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının 12 Kasım 2004 - 17 Kasım 2004 tarihleri arasındaki bayram tatilini Kıbrısta geçirmek amacıyla, eşi ve çocuğu ile birlikte bir tur organizasyonuna katıldığını, bu amaçla 12 Kasım 2004 tarihinde uçakla Ankaradan İstanbula uçtuklarını, aynı gün Atatürk Hava Limanında yapılan pasaport kontrolü sırasında davacının, Tosya Askerlik Şubesi Başkanlığının 01 Temmuz 1993 tarihli yazısına istinaden askerlik hizmeti nedeniyle göz altına alındığını, ertesi gün Bağcılar Askerlik Şubesi Başkanlığına sevk edildiğinde askerlik hizmetini yaptığının anlaşılması üzerine serbest bırakıldığını, bu olay nedeniyle Kıbrısa gidemediklerini, maddi ve manevi yönden zarara uğradığını belirterek, davacı lehine 666 YTL. maddi ve 5.000 YTL. tazminata hükmedilmesini dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacının askerliğine yedek subay aday adayı olarak karar alındıktan sonra gurubu itibariyle sevke tabi olduğu Nisan 1992 Yedek Subay Celbinden bakaya kaldığı ve çeşitli tarihlerde askerlik şubesince teslim edilmesi için, kayıtlı olduğu ve ikamet adresinin tespit edildiği mülki makamlara takip yazısı gönderildiği, bilahare davacının askerlik şubesine müracaatını müteakip, Tosya Kaymakamlığına Tosya Askerlik Şubesinin 09.12.1992 gün ve AS.Ş: 0917-(1968/758)-92 sayılı düşüm yazısının gönderildiği, daha sonra sevke tabi tutulduğu Nisan 1993 Yedek Subay Celbinden tekrar bakaya kalan davacının yine çeşitli tarihlerde mülki makama yazılan yazılarla bakaya takibine alındığı, bilahare askerlik şubesine müracaatı ile işlemlerinin tamamlanmasını müteakip takibinin durdurulması için Tosya Kaymakamlığına Tosya Askerlik Şubesi Başkanlığının 04.02.1994 gün ve ASAL:7610-94(1968/758) sayılı düşüm yazısı gönderildiği, bu arada davacının 31 Mart 1995 - 30 Kasım 1995 tarihleri arasında kısa dönem erbaş statüsünde askerlik hizmetini yaptığı anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacının, Tosya Askerlik Şubesi Başkanlığının 04 Şubat 1994 gün ve ASAL:7610-94 (1968/758) sayılı düşüm yazısına rağmen, bakaya olarak aranmasından sarfınazar edilmesi gerektiği halde, İçişleri Bakanlığı kayıtlarının düzeltilmemesi sonucu gözaltına alınması ve mevcut zararın oluşumunda davalı idare Milli Savunma Bakanlığına atfedilebilecek bir hizmet kusurundan söz edilemeyeceği, davalı Milli Savunma Bakanlığınca, davacının askere sevkini müteakip düşüm yazısının Tosya Kaymakamlığına gönderildiği, dolayısıyla mevcut zararın davalı İçişleri Bakanlığının düşüm işlemini tesis etmemesinden kaynaklandığı anlaşılmakla, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılan davanın reddi cihetine gidilmiştir.
Dava konusu zararın, davalı İçişleri Bakanlığının işlem tesis etmemesinden kaynaklandığı dikkate alındığında, bu davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olup olmayacağı tartışılmıştır.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 44 ncü maddesinde davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasına girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Zira görev kamu düzeni ile ilgili olup davanın her safhasında dikkate alınması hukuk alanında ihtilafsız kabul edilen bir keyfiyettir. Bu nedenle davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususu kurulumuzca incelenmiştir.
Anayasanın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiştir. 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 25.12.1981 günlü ve 2586 sayılı kanunda değişik 20 nci maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş bulunması gereklidir.
1602 Sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Davacının, 12 Kasım 2004 tarihi itibariyle asker kişi olmadığı, aynı gün davalı idare İçişleri Bakanlığının ajanları tarafından tesis olunan gözaltına alınma işleminin de askeri hizmetle bir ilişkisinin bulunmadığı dikkate alındığında, davalı idare İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan tam yargı davasının görüm ve çözüm yerinin genel idari yargı mercii olduğu sonucuna varılmakla, bu davanın görev yönünden reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı
. tarafından davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemli DAVANIN REDDİNE,
2. Davacı
. tarafından davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemli DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy