(1602 S. K. m. 41) (2577 S. K. m. 9)
Davacı vekili, 24.06.2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde ve 13.01.2004 tarihinde AYİMde kayda geçen savunmaya cevap dilekçesinde özetle; davacının eşi
.nin, askerlik görevini ifa ederken 12.02.1956 tarihinde servis aracının freninin patlaması ve yürüyüş koluna çarpması sonucu oluşan kazada yaralandığını ve kaldırıldığı hastanede 16.02.1956 tarihinde vefat ettiğini, 07.03.2000 tarihinde, Emekli Sandığına aylık bağlanması için müracaat ettiğini, kaza ile ilgili bilgi ve belgelerin bulunamaması nedeniyle talebin incelenemediğinin Emekli Sandığı tarafından 21.01.2002 tarihinde bildirildiğini, Emekli Sandığınca tesis edilen işlemin iptali için Ankara 2 nci İdare Mahkemesinde dava açtığını, Ankara 2 nci İdare Mahkemesince 27.02.2003 tarihinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine, Emekli Sandığınca tesis edilen olumsuz işlemin iptali, davacının eşinin askerde şehit olduğunun tespiti, 07.03.2000 tarihini takip eden aydan başlamak üzere aylık bağlanması, aylıklara fiili ödeme günlerinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası, Emekli Sandığı tahsis dosyası ve Ankara 2 nci İdare Mahkemesinde açılan davacıya ait dava dosyasının incelenmesinden; davacının 07.03.2000 tarihli dilekçe ile K.K.K.lığına başvurarak eşi
nin 13 ncü Süvari Alay Komutanlığı Adapazarında askerlik hizmetini yaptığı sırada, 16.02.1956 tarihinde, freni patlayan servis aracının çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında yaralanarak 16.02.1956 tarihinde Devlet Hastanesinde öldüğünü, kendisine aylık bağlanmasını talep ettiğini, K.K.K.lığınca dilekçenin, Emekli Sandığına gönderildiğini ve dilekçenin 27.03.2000 tarihinde, Sandık kaydına girdiğini, Emekli Sandığınca, 05.11.2001 tarihli yazı ile; eşinin askerlik görevini yaparken görevinin neden ve etkisiyle öldüğüne dair 5434 sayılı Kanunun Vazife Malûllüklerini Belirtir Usul ve Belgeler Hakkındaki Tüzük hükümlerine göre düzenlenmiş belgeler tevsik edilemediğinden incelenemediğinin bildirildiği bu bildirimin tebliğine ilişkin belge bulunmamakla beraber davacının Emekli Sandığına hitaben yazdığı 15.11.2001 tarihli dilekçe ile bu bildirimden haberdar olduğu, davacının bu dilekçesine de Sandıkça 23.01.2002 tarihli yazı ile benzer olumsuz cevap verildiği ve bunun da tebliğine ait belgenin bulunmadığı, davacı vekili tarafından Emekli Sandığının 05.11.2001 tarihli işleminin iptali istemiyle 07.02.2002 tarihinde Ankara 2 nci İdare Mahkemesinde dava açtığı, Ankara 2 nci İdare Mahkemesinin 27.02.2003 tarihli görevsizlik kararının 13.05.2003 tarihinde tebliğ edildiği ve 24.06.2003 tarihinde AYİMde bu davayı açtığı görülmüştür.
Davalı idare (MSBlığı) savunmasında davanın süresi içerisinde açılmadığı yönünde itirazda bulunduğundan öncelikle davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı incelenmiştir.
1602 sayılı AYİM Kanununa göre, davanın süresinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasına girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Dava açma süresi kamu düzeni ile ilgili olup davanın her safhasında dikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen bir olgudur. Bu nedenle davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.
Bilindiği gibi, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesine göre, AYİMin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine müracaat tarihi olarak kabul edilir.
Bu açıklamalar ışığında, dava dosyası ve Ankara 2 nci İdare Mahkemesinin E.2002/188 sayılı dosyasının tetkikinden davacı vekilinin daha önce aynı konuda Ankara 2 nci İdare Mahkemesinde açtığı davanın 27.02.2003 tarih ve E.2002/188, K.2003/252 sayılı karar ile görev yönünden reddedildiği, red kararının davacı vekiline 13.05.2003 tarihinde tebliğ edildiği, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesine göre karar kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün içinde AYİMne dava açması gerekirken süreyi geçirerek 24.06.2003 tarihinde bu davayı açtığı anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın süre aşımı yönünden REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrası hükmünün yürürlükten kalkmış olan 521 sayılı Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden alındığı ve gerek lafzı, gerekse uygulanmasına ilişkin Danıştay Kararları dikkate alındığında, 30 günlük dava açma süresinin başlangıcı olarak görevsizlik kararının tebliğini ön gördüğünü söylemek mümkündür.
Ne var ki, bizzat 521 Sayılı Kanunun 68 nci maddesi hükmü yürürlükteyken (Kanun yollarına başvurulmayan hallerde) sürenin tebliğden mi, yoksa kesinleşmeden mi başladığı noktasında tartışmalara ve çelişik kararlara yol açmıştır (ESİN Yüksel- DÜNDAR, Erol: Danıştayda Açılacak Tazminat Davaları, Birinci Kitap, Usul, Ankara 1971, s. 319-320). Danıştay Kanununun uygulanmasını inceleyen MÜDERRİSOĞLU, madde hükmünün HUMK m. 193e ilişkin 171 numaralı tefsir kararına paralel düzenlediğini ve görevsizlik kararı üzerine kanun yoluna gidilmemişse kesinleşme tarihinden itibaren 30 gün içinde görevli yerde dava açmak gerektiği yönünde görüş bildirmiştir (MÜDERRİSOĞLU; Hakkı: Danıştay Kanunu, Ankara 1974, s.199-200). 1982 tarih ve 2577 sayılı İYUKnun 9 ncu maddesinin ilk fıkrasında, 521 sayılı Danıştay Kanununun 68 nci maddesi, dolayısıyla AYİM Kanununun 41/1 nci maddesi hükmüne paralel düzenlendiğinden, ... davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceğini amirken; 05.04.1990 tarih ve 3622 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonrası kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir şeklini almıştır. Bu sebeple, öğretide ÖNGÖREN, maddenin ilk halinin bildirim şekilleri bakımından tartışmalı olduğuna işaret ederken, değişiklikten sonra artık otuz günlük sürenin başlangıcının, görevsiz olan yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik kararının ilgiliye bildirimini izleyen tarih olduğunu belirtmektedir (ÖNGÖREN Gürsel: Türk Hukukunda İdari Dava Açma Süreleri, İstanbul 1990, s. 111, 108). 528 sayılı Danıştay Kanununun yürürlükten kaldırılmasından önce 68 nci maddesinin tatbikatında Danıştay genellikle süreyi tebliğ tarihinden başlatmış ise de, nadiren kesinleşme tarihini esas alan kararlarına da rastlanmaktadır (Mesela, 12. D, 12.10.1968, 742/178).
521 sayılı Danıştay Kanununun 68 nci maddesinde ve dolayısıyla 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinde yer almayan, ancak 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Kanunla eklenen 2 nci fıkra hükmü, İYUKnun 9 ncu maddesinin 2 nci fıkrasına paralel bir şekilde görevsizlik kararının kesinleşmesinden ...otuz günlük süre(nin) geçirilmiş olması halini düzenlemektedir. Her ne kadar, İYUKnun 9 ncu maddesinin 2 nci fıkrası hükmündeki bu ibarelerin salt kanun yoluna başvurulması haline münhasır olduğu ve 1 nci fıkradaki kanun yoluna başvurulmama halini değil, sadece kanun yoluna başvurularak kesinleşen görevsizlik kararlarını kastettiği ileri sürülmüş ise de, konunun Anayasada kayıtlanan hukuk devleti ilkesi (m.2), hak arama hürriyeti (m.35) ve temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin kurallar çerçevesinde (m.40) ele alınması zorunludur.
Bu sebeple, 521 sayılı Danıştay Kanununda bulunmayan AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 2 nci fıkrası hükmünün, 1972 tarihli ilk fıkradan sonra ve 25.12.1981 tarihli kanunla yürürlüğe girdiği, bilahare aynen ve bütün olarak 06.01.1982 tarihli İYUKnun 9 ncu maddesini teşkil ettiği gözönünde bulundurulduğunda, geçmişteki uygulamaların gösterdiği gibi bugün de muğlaklığın giderilmesi bakımından amaçsal (gaî/teleolojik) yoruma muhtaç olduğu açıktır. Zira, dava açma süresi gibi hak arama hürriyetine ilişkin temel bir normun, gerek her iki fıkrasından farklı anlamlar çıkarılabilecek mahiyette olması, gerek karşı tarafın kanun yoluna başvurup başvurmamasına göre geçici ve tesadüfi bir duruma bağlanması bakımından dar yorumlanmasını hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir.
Bilindiği üzere, bir yasa yürürlüğe girdikten sonra yasamanın görüşünden ayrı ve bağımsız bir nitelik kazandığından uygulandığı zamanın gereklerine uygun olarak yorumlanmalıdır. Yasanın amacını tespit ederken, düzenlediği konuların, içinde bulunulan zamandaki icaplarına eğilme zorunluluğu vardır. Kuralın lafzına ve yasa koyucunun verdiği anlama takılıp kalmadan, kuralın rasyonel ve ihtiyaca dönük anlam ve amacını araştırmak, ancak amaçsal yorumla mümkündür.
Bu çerçevede, 41 nci madde hükmünde öngörülen sürenin başlangıcına ilişkin ifadelerden (kanun yoluna başvurulmadığı hallerde de) kararın tebliği tarihini değil, amaçsal yorumla kesinleşme tarihini anlamak ve uygulamak gerektiği değerlendirilmektedir. Hatta metnin amacını da dikkate alarak lafzının ötesinde daha kapsamlı bir anlam verecek şekilde genişletici bir yorumla, yukarıda Öngörenin de ileri sürdüğü gibi her halde süreyi kesinleşmiş kararın tebliği tahinden itibaren başlatmak ve böylece yanlış anlamaya ve mükerrer dava açılmasına meydan vermemek lazımdır.
Bu noktada ilave edelim ki, AYİMnin tebliğ yerine kesinleşme tarihini esas alan içtihatları da mevcuttur: 1.D, 23.01.2001, E. 2001/99, K.2001/104; 1.D,23.01.1999, E. 1998/1072-K.1999/281; 1. D, 24.12.1991, E.1991/2438, K. 1991/2791; 1. D, 04.03.2003, E. 2002/1842, K. 2003/357; 2. D, 30.04.2003, E. 2003/37, K. 2003/340).
Yukarıda açıklanan sebeplerle, AYİM Kanununun 41 nci maddesinde öngörülen görevli yargı yerinde 30 günlük dava açma süresinin başlangıcı olarak tebliğ değil, kesinleşme tarihinin esas alınması kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılamadım. Somut olayda, davanın süre aşımı yönünden reddedilmeyip esasa girilmesinin gerektiğini düşünmekteyim.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava açma süresi hak arama özgürlüğünün somut bir yansımasıdır. Hak arama özgürlüğü hak arayanın sadece ilgili kurum ve yargı yerlerine ulaşmasının ötesinde, yargısal denetimin fiilen uygulanması ve yargılamanın makul sürede adil bir şekilde sonuçlandırılması sürecini de kapsamaktadır.
1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin birinci fıkrasında; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir... hükmü yer almaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise; Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunması... ifadesiyle kesinleşme tarihine ve müessesesine vurgu yapılmaktadır.
521 sayılı eski Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden aynen alınarak 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci madde 1 nci fıkrasına konulan hükmün tarihsel gelişim içinde Kanun koyucunun iradesine bağlı olarak 20.01.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 05.04.1990 tarih ve 3622/2 sayılı Kanunla değişik 9 ncu maddesinde; görevli olmayan yargı yerlerine yapılan başvurunun görev yönünden reddi durumunda bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir şeklinde değiştirilmiştir.
Yargılama kesintisiz bir süreci içermektedir. Herhangi bir yargı yeri tarafından verilen kararın uygulanması ve bu karara bağlı olarak farklı işlemlerin tesis edilmesi anılan kararın kesinleşmesi ile mümkündür. Dolayısıyla, bir yargı yerinin henüz kesinleşmemiş bir kararının esas alınarak başka işlem veya usulî müesseselere dayanak ve temel oluşturması hem hak arayan ilgili hem de kamu düzeni bakımından hukuk devletinin amaç ve niteliğine uyarlı olmayan sonuçlara neden olabilecektir.
Davacının anayasada teminat altına alınan hak arama özgürlüğünün yargılama sürecinde sınırlanması sonucunu doğuracak bir yorumun, hukukun temel ilkelerine olduğu kadar, hukuk devleti ilkesi ile bağdaştığını söylemek de mümkün değildir.
Bu nedenle; görevli olmayan yargı yerince verilen görev yönünden ret kararının, kesinleşmesini izleyen günden itibaren 30 gün içinde görevli yargı yerine dava açılması gerektiği şeklinde kabul edilmesi ve kesinleşme tarihinin esas alınarak dava açma süresinin başlatılması gerektiğini değerlendirdiğimden, davanın esasına girilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken süreaşımı nedeniyle davanın reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy