(5434 S. K. m. 44, 45) (AYİM DK 03.06.1999 T. 1999/11 E. 1999/92 K.) (AYİM 1 D 14.01.2003 T. 2002/936 E. 2003/51 K.) (AYİM 1 D 23.09.1997 T. 1996/752 E. 1997/579 K.) (Anayasa Mahkemesi 12.12.1989 T. 1989/11 E. 1989/48 K.)
Davacı, 29.07.2003 tarihinde Doğubeyazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde ve 04.08.2003 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; ateşli silah yaralanması neticesi T.C.Emekli Sandığının 13.10.1998 tarih ve 1138 sayılı kararı ile vazife malulü olduğunu, sınıf değişiklik kararını aldığı 1995 tarihinde kendisine isterse vazife malulü olarak emekli olabileceği, isterse sınıfını değiştirerek istediği zaman vazife malulü olarak emekli olabilme hakkinin saklı kaldığının belirtildiği, T.C.Emekli Sandığı Kanununun 44 ncü maddesindeki 07.07.2001 tarihinde yapılan değişiklik öne sürülerek vazife malulü olamayacağının belirtildiğini, vazife malulü olarak emekli olamayacağına dair kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyası ve tahsis dosyasındaki belgelerin incelenmesinden; davacının 61 nci Mknz. P.Tug.K.lığı (Çorlu) emrinde görevli iken 14 Nisan 1994 tarihinde gece eğitimi esnasında İstihkam Bölük Alarm toplanma bölgesi ile ilgili konunun arazide ve gece şartlarında uygulamalı eğitimini yaparken aynı bölgenin emniyetinden sorumlu yol devriyesi ile karşılaşması neticesinde devriye görevlilerinin sordukları parolaya cevap verememesi nedeniyle devriyelerin ateş açması sonucu sol meme altına isabet eden izli mermi ile yaralandığı, Çorlu As.Hst.nin 15 Haziran 1994 gün ve 584 sayılı Ateşli Silah yaralanması nedeniyle Splenektomi Operasyonlusu teşhis ve Durumu 45 nci madde B dilimi F-13e uyar, Sınıfı görevini yapamaz, TSK. SYY'nde (+) işaretli sınıflarda görev alması uygundur kararlı raporuna istinaden Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün yazısı ile davacının adi malullüğünün onaylandığı, davacının adi maluliyetinin Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce onaylanması üzerine komutanlıkça kendisine adi malul olduğunun tebliğ edildiği, 5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanunundan faydalanmak istediği takdirde adi maluller için düzenlenen dilekçeyi veya yeniden sınıflandırılma isterse yeniden sınıflandırma dilekçesi düzenleyerek göndermesinin davacıya yazı ile bildirildiği, bunun üzerine davacının yeniden sınıflandırılmak isteğine ilişkin dilekçeyi 21.09.1995 tarihinde düzenleyerek Komutanlığa 04.10.1995 tarihli üst yazıyla gönderdiği, davacının yeniden sınıflandırılma isteğinin değerlendirilmesi sonucu 19.10.1995 tarihinde sınıflandırılma kurul kararı ile maliye sınıfına geçtiği, sınıf değişikliğinin 23.10.1995 tarihli üst yazı ile bildirildiği, 1996 yılı genel atamaları ile Maliye sınıfına ait kadro görev yerine atandırıldığı, davacının 18.04.1996 tarihli maluliyetinin vazife anında ateşli silah yaralanmasına bağlı olduğunu belirten dilekçesinin 17.05.1996 tarihli üst yazı ile K.K.K.lığına gönderildiği, Komutanlığın 07.06.1996 tarihli üst yazı ile Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne davacının dilekçesini gönderdiği, davacının vazife malulü sayılmama işleminin iptali için açtığı davada, AYİM 1 nci D.nin 23.09.1997 tarih ve E.:1996/752, K.:1997/579 sayılı kararı ile vazife malulü sayılmama işleminin iptaline karar verildiği, davacının 20.05.2003 tarihli dilekçe ile emekli olmak için başvuruda bulunduğu bu talebinin reddedildiği görülmektedir.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun Malullük başlığı altında düzenlenen 44 ncü maddesi değişiklikten önce; Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarından hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere (Malul) denir ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanır.
Şu kadar ki, bunlar yazı ile istedikleri takdirde haklarında bu Kanun hükümleri uygulanmaksızın malullüklerinin mani olmadığı başka vazife (veya) sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılırlar. Bunların, istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, bu kanun hükümlerinin uygulanmasını istemek hakları mahfuzdur. Ancak, bu şekilde başka vazife veya sınıflara nakledilenlerden, bu vazifeleri esnasında çeşitli nedenlerle özel kanunlara göre yeniden yükümlülük süresine tabi olanlar; bu yükümlülüklerini tamamlamadıkça veya maluliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair 50 nci madde uyarınca yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanmazlar.
Talim, manevra, seferberlik veya harp dolayısıyla vazifeleriyle ilgileri kesilmeksizin silah altına alınan iştirakçilerin adi ve vazife malullüklerinin asil vazifelerinin yapmaya mani olmadığı hallerde haklarında malullük hükümleri uygulanmaz. hükmünü amir iken, 07 Temmuz 2001 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile TC. Emekli Sandığı Kanunda değişiklik yapılmasına dair 4699 sayılı Kanunun 25 nci maddesi ile TC. Emekli Sandığı Kanununun 44 ncü maddesinin 2 nci fıkrası şu şekilde değiştirilmiştir: Şu kadar ki, bunlar yazı ile istedikleri takdirde haklarında bu Kanun hükümleri uygulanmaksızın malullüklerinin mani olmadığı başka vazife ve sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılırlar. Bunların, istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını istemek hakları mahfuzdur.
Ancak, kurumlarında başka vazife ve sınıflara nakli mümkün olanlardan özel Kanunlarına göre yükümlülük süresine tabi olanlar, bu yükümlülüklerini tamamladıkça veya maluliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair 50 nci madde uyarınca yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanamazlar.
Aynı Kanunun 45 nci maddesi; 44 maddede yazılı malullük;
a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa,
b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu islerden doğmuş olursa,
c) Kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla)
ç) Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde işe başlamadan evvel, iş sırasında veya işi bitirdikten sonra o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; Buna vazife malullüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir hükmünü içermektedir.
Belirtilen Kanun maddeleri ışığında dava konumuza döndüğümüzde, davacının vazife malulü olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacı hakkında Em. Sandığı Kanununun 44 ncü maddesi 2 nci fıkrasının 7.7.2001 tarihinde yürürlüğe giren değişik hükmünün mü yoksa önceki halinin mi uygulanacağı konusunda düğümlenmektedir.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 44 ncü maddesinin 2 nci fıkrasında değişiklik yapan 4699 sayılı Kanun 7.7.2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, yayınlandığı tarihte yürürlüğe girmiştir. O halde bu tarihte yürürlüğe girdiğine göre bu tarihten itibaren ilgililer hakkında hüküm doğuracağında şüphe bulunmamaktadır. Davacının yeniden sınıflandırma işlemi 19.10.1995te yapıldıktan sonra 1996da yeni sınıfına uygun bir göreve atanmıştır. Yani davacı en geç bu tarihte sınıfının değiştirildiğini öğrenmiştir. Kanun değişikliği ise 7.7.2001 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davacının usulüne uygun yayımlanan bir Kanundan haberdar olmadığını kabul etmek mümkün değildir. Davacı sınıfının değiştiğinden ve ilgili Kanun maddesinin değiştiğinden haberdar olmasına rağmen yeni düzenlemeyi kabullenmiş, ancak aradan iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra 20.5.2003 tarihinde vazife maluliyetinden emeklilik talebinde bulunmuştur. Burada davacının seçim hakkını kullanamadığını, istediği zaman emekli olabileceği zannıyla hareket ettiğini kabul etmeye imkan bulunmamaktadır.
Davacı vekili ikinci dilekçesinde davacının bu kanun değişikliğinden önce AYİM kararı ile 23.09.1997 tarihinde vazife malulü kabul edildiğini, bu nedenle yeni düzenleme karşısında müktesep hakkı bulunduğunu, Kanunun önceki halindeki gibi istediği zaman emeklilik hakkını kullanabileceğini iddia etmiştir.
Burada çözümlenmesi gereken husus, davacı vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü üzere, yapılan yasa değişikliklerinin kişilerin statülerinde bir değişiklik getirip getiremeyeceğinin tespitidir. Diğer bir deyişle, evvelce yürürlükte olan hükümlere göre bir şahıs lehine tesis edilen işlemlerin artık o birey için kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere, temelde asli bir yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan yasa ile bağlı bir yetkiyle çıkarılan tüzük, yönetmelik, kararname gibi yürütmenin genel düzenleyici işlemlerini içeren kural işlemler, nesnel ve genel hukuksal durumlar yaratırken düzenledikleri konularda statü oluştururlar. Kişilerin bu statülere alınmaları özel ve kişisel bir işlemle (şart işlemle) olanaklıdır. Nesnel ve genel hukuksal durumun bu şart işlemle özel hukuksal duruma dönüşmesi kazanılmış hak yönünden yeterli değildir. Nitekim bir kişinin memur ya da emeklilik statüsüne sokulması, bu statüde hiçbir halde değişiklik yapılmayacağı anlamına gelmez. Kural işlemler her zaman değiştirilebilir ya da yargı organları tarafından Anayasaya veya yasaya aykırı görülerek iptal edilebilir. Kural işlemin değişmesi ya da ortadan kaldırılması, ona bağlı kişi ile ilgili şart işlemi de etkiler. Bu durumda ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. Ancak kişi, yeni kural tasarrufa göre oluşan statüde yerini alır. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan (maaş gibi) tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş şahsi haklar için söz konusudur. (Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1983/11 E., 1983/48 K.; AYİM Daireler Kurulunun 3.6.1999 gün ve 1999/11 E., 1999/92 K. sayılı kararları)
Davacının vazife malulü olarak kabul edildiği sırada yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik hakkını kullanmayıp, sınıf değişikliğini tercih etmesinin, ilgili mevzuatta daha sonra yapılan yasa değişikliği sonucunda değişik yasa maddesinin emekli olma hakkı tanımaması karşısında, kazanılmış hak oluşturmayacağı kabul edilmiştir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar ve mevzuat hükümleri çerçevesinde dava konusu işlemin değerlendirilmesinde; davacı malul olduktan sonra maliye sınıfına geçmiş olduğundan, mecburi hizmet yükümlülüğünü tamamlamadan emekliye sevk edilmesine yasal olarak imkan bulunmadığından, davalı idarece tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır. Nitekim benzer olaylara ilişkin AYİM 1 nci Dairesinin 14.01.2003 gün ve E.2002/936, K.2003/51 ile 24.12.2002 gün ve E.2002/799, K.2002/1742 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Yasal dayanaktan yoksun olan davanın REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy