(205 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 237)
Davacı vekili İzmir İdare Mahkemesine 4.11.2002 tarihinde verdiği ve AYİM kayıtlarına 11.11.2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile 12.03.2003 ve 22.05.2003 tarihinde kayda geçen cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Astsb ...................... 1994 yılından bu yana psikotik bozukluk nedeniyle tedavi gördüğünü, en son olarak 21.2.1997 tarihinde 6 aylık istirahat aldığını ve 6.8.1997 tarihinde de 4928 sayılı raporla hakkında TSKnde görev yapamaz kararı verildiğini ve bu raporun MSB Sağlık Daire Başkanlığınca 8.8.1997 tarihinde onaylanarak kesinleştiğini, ancak davacının tedavisinin devam ettiği sırada Yüksek Askeri Şura kararıyla 26.5.1997 tarihinde resen görevine son verildiğini ve bu ayırma kararının, davacının istirahatlı olması nedeniyle, Askerlik Şube Başkanlığı kanalı ile davacıya 11.9.1997 tarihinde tebliğ edilebildiği ve 3.9.1998 tarihinde de OYAKa müracaat edilerek tam ve daimi maluliyet yardımı talebinde bulunulduğunu, ancak kurumun bunu reddettiğini ve red sebeplerinin yerinde olmadığını, zira davacının YAS kararı ile 26.5.1997 tarihinde resen görevine son verilse de, bunun kendisine 11.9.1997 tarihinde tebliğ edilmesi nedeniyle, resen ayırma işleminin 11.9.1997 tarihinde hüküm ifade edeceğini ve GATAnın son muayene tarihi olan 21.2.1997 tarihinin tam ve daimi maluliyetin tespiti tarihi olarak dikkate alınmasının gerektiğini, zira hastalığın kronik nitelik alması ve TSKnde görev yapamaz kararı verilmesi ve bu raporun MSB Sağlık Daire Başkanlığınca onaylandığı tarih olan 8.8.1997 tarihinin hukuken usulü, formalite bir işlem olduğunu, ayrıca davacının hastalığı gereği hiçbir kanuni süre ile sınırlanamayacağını, kaldı ki YAS kararının 11.9.1997 tarihinde tebliği nedeniyle 3.9.1998 tarihinde yapılan müracaatın 1 yıllık süre içinde yapıldığını, AYİMin 11.6.1998 tarih ve 1997/100 E. ve 1999/76 K. sayılı kararı ve AYİM in 28.9.1999 tarih ve 1999/12 E. ve 1999/899 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere maluliyet kararlarının verildiği tarihin önem taşıdığı bu durumda ayırt etme gücünden yoksun olan ve eşi vasi olarak atanan davacının tam ve daimi maluliyet yardımını alması gerektiğini, zira ayırt etme gücünden yoksunluğun hak düşürücü sürelerle sınırlandırılamayacağını, bu yönde de AYİM 1 nci D. 24.10.1998 tarih ve 1998/54 E. 1998/509 K. sayılı kararının mevcut olduğunu belirterek, tam ve daimi maluliyet yardımı yapılmamasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir.
Davacı ile kurum arasındaki uyuşmazlığın öncelikle ortada kesin hüküm bulunup bulunmadığı, davacının maluliyetinin tespit edildiği tarihte kurum üyesi olup olmadığı ve davacı vekili tarafından 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen hak düşürücü sürelerin (bir ve beş yıllık süre) içerisinde başvuruda bulunulup bulunulmadığı, davacının ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı hususlarına yönelik olduğu görülmektedir.
Ancak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesinin ikinci fıkrası Kaziye-i muhkeme mevcuttur denilebilmesi için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır hükmünü amirdir. Bu hükme göre kesin hükmün mevcudiyetinin kabulü için; a. Davanın konusunun, b. Davanın sebebinin, c. Davanın taraflarının aynı olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi lazımdır. Bu şartlardan biri gerçekleşmemişse kesin hükmün varlığından söz edilemez. hükmünü amirdir.
Dosyada çözümü gereken ilk sorunun öncelikle söz konusu davanın konusu ile AYİM 1 nci D. nin 28 Eylül 1999 tarih ve E. 1999/12, K. 1999/899 sayılı kararının konusunun, taraflarının ve sebebinin aynı olup olmadığı noktasındadır. Davacı vekilinin yukarıda belirtilen dava ve cevaba cevap dilekçelerinde belirtilen dava konusunun daha önce de açılan davada da zikredildiği görülmektedir. Davacı vekilinin davacının tam ve daimi maluliyet yardımını almasının önündeki hukuki engel olan 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması halinin, davacının ayırt etme gücünden yoksunluğunu ve kendisine vasi atanmış olmasını belirterek ayırt etme gücünden yoksun olma nedeniyle, tam ve daimi maluliyet yardımının hak düşürücü sürelerle engellenemeyeceğine yönelik benzer AYİM kararlarını dayanak göstermek suretiyle aynı konulu davasını yinelediği görülmektedir.
Kesin hüküm, tarafları, konusu, sebebi aynı olan bir davanın, kesinleşmiş bir yargısal kararla sonuçlandıktan sonra, bir daha yargı organları önüne getirilememesi, getirilmiş olsa bile esası görüşülmeden mahkemece reddedilmesi anlamını ifade etmektedir. Bir diğer anlatımla, bir davanın yargı makamınca dinlenebilir olması için, aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayalı olarak verilmiş bir kesin hüküm bulunmamalıdır. Aksi halde kesin hüküm, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237nci maddesi uyarınca kesin kanıt sayılacağı için, aynı taraflar arasında, aynı konuda ve ayni dava sebebine bağlı kalınarak açılacak davada davanın dinlenmezlik koşulunu oluşturacaktır. Açılacak ikinci dava bu sebeplerle reddedilecektir.
Öncelikle Bornova Sulh Hakimliğinin Em.Astsb. ......................nun vasisi olarak ......................nun atandığına dair 2.5.2000 tarih ve 2000/43 Esas, 2000/731 Karar sayılı kararı belirtilerek, davalı aleyhine dava açmaya izin ve yetki verilmesi mahiyetindeki aynı mahkemenin 19.3.2002 tarih 2000/43 Esas, 2000/731 Karar sayılı kararı, davacı vekili tarafından dava dilekçesine ek olarak konulmak suretiyle, davacının ayırt etme gücünden yoksun olduğu yani tam ehliyetsiz olduğu ileri sürülmüş ise de, söz konusu karara dayanılarak davacının ayırt etme gücünden yoksun olduğu sonucunun çıkartılmasının hukuken yeterli ve mümkün olmadığı, esasen AYİM 1 nci D.nin 28 Eylül 1999 tarih ve E.1999/12, K.1999/899 sayılı kararında da bahsolunduğu gibi; hak düşürücü süreler içerisinde davacının rahatsızlığının fiil ehliyetinden yoksunluğuna sebebiyet verdiğine, diğer ifadeyle dava açma ehliyetini ortadan kaldırdığına yönelik açıkça herhangi bir belge ve delilin bulunmaması ve ibraz edilmemiş olması da dikkate alındığında, davacı vekilinin, Em. Astsb. ......................nun tam ehliyetsiz olduğu ve bu sebeple kendisine vasi atandığı yolundaki iddiasının vasi atanma tarihi olan 2.5.2000 tarihi göz önüne alındığında geçmişe şamil olacak şekilde hak düşürücü süreleri yeniden ihya edebileceğini söylemenin, davacının rahatsızlığının tam teşekküllü ilgili sağlık kurumu tarafından bu duruma cevaz veren heyet raporuyla saptanmamış olması karşısında, hukuken mümkün bulunmadığı hususuna işaret edilerek, AYİM 1 nci D. nin 28 Eylül 1999 tarih ve E. 1999/12, K. 1999/899 sayılı kesin kararının, görülmekte olunan işbu dava ile karşılaştırılarak irdelenmesinde, davanın taraflarının aynı, konusunun, dayandığı sebeplerin aynı olduğu görüldüğünden görülmekte olunan işbu davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle DAVANIN KESİN HÜKÜM NEDENİYLE REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy