(1602 S. K. m. 21) (AYİM 1. D. 30.09.1997 T. 1996/919 E. 1997/639 K.)
Davacı 28.07.2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 382 nci maddesinde yapılan değişiklik ile II Kademeli Kıdemli Başçavuşların nöbet hizmetinden muaf tutulduğunu, Kademeli Kıdemli Başçavuş rütbesinde olmasına rağmen Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekat Merkezi Arama Kurtarma Şubesinde kendisine nöbet tutturulduğunu, yapılan görevin nöbet hizmeti olduğunu belirterek nöbet hizmetinden çıkarılmaması işleminin iptaline, yürütmenin durdurulmasına, yargılamanın duruşmalı yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacının yürütmenin durdurulması talebi AYİM 3 ncü Dairesinin 25.09.2003 tarih Gensek 2003/1698 Esas No:2003/266 Sayılı kararı ile red edilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davacının Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekat Merkezi Arama Kurtarma Şube astsubayı olarak görev yaptığı, davacının İç Hizmet Yönetmeliğinin 382 nci maddesinde yapılan değişiklik soncu II. Kad. Kd. Başçavuşların nöbet hizmetinden muaf tutulduğuna, Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekat Merkezi Arama Kurtarma Şubesi vardiya nöbetçi astsubaylığının İç Hizmet Kanunu kapsamında nöbet hizmeti olduğunu belirterek nöbet hizmetinden çıkarılma işleminin iptalini talep ettiği, davacının 16.04.2004 tarihinde istekle emekliye ayrıldığı anlaşılmaktadır. 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 21 nci maddesinde idari işlem ve eylemlerden dolayı yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaati ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabileceği belirtilmiştir.
Uygulama ve öğretide, menfaatin davanın açıldığı tarihte mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu menfaatin dava süresince devam etmesi gerektiği ve hatta davanın karara bağlandığı tarihte de bu menfaat ilişkisinin devam etmesi koşulunun aranması gerektiği genel kabul görmüştür. Diğer bir deyişle, menfaat ilişkisinin meşru ve kişisel olması yanında güncel olması da aranmaktadır. Bu görüsün temelinde iptal davası sonunda verilecek yargı kararının sonuç yaratamayacak olması halinde böyle bir yargı kararının hiç verilmemesinin daha doğru olacağı düşüncesi yatmaktadır. Gerçekten yargı kararları uygulanmak için verilir ve uygulanmak suretiyle de taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırırlar. Uygulanabilme olanağı bulunmayan yargı kararı vermenin hiçbir anlamı olmayacağı şüphesizdir. Çünkü iptal davalarının konusu artık uygulanamayan işlemler değil, uygulamakta olan ve hukuki sonuçlar doğurmaya devam eden idari işlemlerdir. Uygulaması bitmiş ya da uygulanabilme olanağı kalmamış bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutularak yargı yerinin kararına konu olmasının bir hukuksal yararı yoktur.
Davacının dava açtığı esnada menfaat ilişkisi bulunduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır. Davacının dava devam ederken 16.04.2004 tarihinde emekli olması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişkisinin kesilmesi ve astsubay statüsünden çıkması nedeniyle astsubay statüsüne sıkı sıkıya bağlı dava konusu nöbet hizmetinden çıkarılma işleminin iptali isteminde davacının güncel menfaat ilişkisi kalmamıştır. Davacının güncel menfaat ilişkisinin kalmaması nedeniyle davanın esasına girilmeden ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir. Benzer olaylarda; yardımcı doçentlik süresinin uzatılmasının ve GATAdan atanma işlemlerinin iptali davasında davacının Yüksek Askeri Şura kararı ile emekli edilmiş bulunması nedeniyle AYİM Drl. Krl.nun 09.07.1998 tarih E. 1998/92 K 1998/83 sayılı kararı ile davanın ehliyet yönünden reddine, davacının lojmandan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptalini dava etmesinden sonra isteği ile emekliye ayrılması karşısında dava konusu işlemle olan güncel menfaat ilişkisi kesilmiş olduğu belirtilerek AYİM 1 nci D.sinin 30.09.1997 tarih E.1996/919 K.1997/639 sayılı kararı ile davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy