(4536 S. K. m. 1, 12) (5434 S. K. m. 44, 45)
Davacı vekili 16.09.2003 tarihinde Balıkesir Vergi Mahkemesi, 18.09.2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi P.Uzm. Onb.
..ın Siirt-Bağgöze 2 nci J.Komd.Tb.1 nci Bl.K.lığı emrinde görev yaptığı sırada havan mevzisinde terör örgütüne karşı hazırlanmış barut hakkı mühimmatlarından fazla barut haklarının imhası sırasında yanarak şehit olduğunu, müvekkilinin eşine şehitlik unvanı ve Devlet Övünç Madalyası verildiğini, eşi ve üç çocuğunun çok zor durumda olduğunu, 24.02.2000 tarih ve 4536 sayılı sayılı Denizlerde ve Yurt Yüzeyinde Görülen Patlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen görevlerin yerine getirilmesi sırasında yaralanma, sakat kalma veya vefat halinde 2330 sayılı kanuna aylık bağlanacağının düzenlendiğini, bu düzenlemeye göre müvekkiline aylık bağlanması talebiyle davalı kuruma müracaat ettiklerini, davalı kurumun 02.04.2002 tarihli cevabi yazısı ile taleplerini reddettiğini, red gerekçesindeki merak saikinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı kurumun 02.04.2002 tarihli işleminin iptaline ve davanın adi yardımlı olarak görülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekilinin adli yardım talebi AYİM 3.D.nin 09.10.2003 tarih ve Gensek No:2003/2240, Eas No:2003/356 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Dava ve tahsis dosyasının incelenmesinden; davacının eşi müteveffa P.Uzm.Onb
ın Siirt-Bağgöze, Yelkesen Role Üs Merkezinde görev yapmakta iken 29.07.1993 tarihinde öğle yemeğinden sonra Er
. ile birlikte, yemek yedikleri tabakların muhafazası için boş sandık bulmak amacıyla havan mevziine gittikleri, müteveffa P.Uzm.Onb.
..ın bir sandığın kapağını açtığı, kısa bir süre sonra sandıkta bulunan barut haklarının alev alarak patlaması sonucunda çıkan yangında her ikisinin de yaralandıkları, P.Uzm.Onb.
.ın yapılan tedavilere rağmen 05.08.1993 tarihinde vefat ettiği, olay nedeniyle İstanbul 3 ncü Kor K.lığ Askeri Savcılığı tarafından yapılan Hazırlık soruşturması sonucunda müteveffa
ın boş sandık ararken açtığı sandığın içinde bulunan barut hakkını alarak merak saiki veya dikkatsizlikle kibrit veya sigara ateşi ile tutuşturması sonucu olayın meydana geldiğine ve başka kimseye atfı kabil bir suç bulunmadığına karar verilerek olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği; davacının 22.10.1999 tarihinde vazife maluliyeti aylığı bağlanması istemiyle Ankara 7 nci İdare Mahkemesinde dava açtığı, dava sonucunda verilen kararın Danıştay bozma ilamı sonrasında yeniden Ankara 7 nci İdare Mahkemesinde görüldüğü ve Mahkemenin 29.12.2004 tarih ve Esas No:2004/3253, Karar No:204/2730 sayılı kararı ile davanın (vazife malullüğü aylığı bağlanması isteminin) reddine karar verildiği, bu dava derdest iken davacının 20.03.2002 tarihinde 24.02.2000 tarih ve 4536 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması talebiyle davalı kuruma müracaat ettiği ve davalı kurumun 02.04.2002 tarihinde bu talebi de reddetmesi üzerine bu defa davacı vekilinin, davalı kurumun 02.04.2002 tarihli red işleminin iptali talebiyle 03.06.2002 tarihinde Ankara 6 ncı İdare Mahkemesinde dava açtığı, Ankara 6 ncı İdare Mahkemesinin Görev Yönünden Davanın Reddine Karar vermesi üzerine 16.09.2003 tarihinde aynı davayı AYİMde açtığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle davalı kurum davada kesin hüküm bulunduğunu, AYİM Başsavcılığı da derdest dava bulunduğunu ileri sürmüş iseler de; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; davacı tarafından Ankara 7 nci İdare Mahkemesinde 22.10.1999 tarihinde açılan ilk dava 5434 sayılı Kanunun 44 ve 45 nci maddelerine göre vazife maluliyeti aylığı bağlanmaması işleminin iptali istemidir. Oysa 03.06.2002 tarihinde İdare Mahkemesinde, davanın görev yönünden reddi üzerine 16.09.2003 tarihinde AYİMde açılan işbu davanın konusu 24.02.2000 tarih ve 4536 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması talebidir. Her iki davanın konusu, bağlı olduğu koşullar ve esaslar farklı olduğundan davada kesin hüküm veya derdestlik bulunduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle davanın esastan incelenmesine karar verilmiştir.
Konu ile ilgili 24.02.2000 tarih ve 4536 sayılı Denizlerde ve Yurt Yüzeyinde Görülen Patlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunun un Amaç başlıklı 1 nci maddesi Bu Kanunun amacı; iç sularımızda, kara sularımızda, uluslararası hukuk kuralları uyarınca egemenlik ve denetimimiz altında bulunan deniz alanlarında ve bunları etkileyebilecek bir yerde veya yurt üzerinde görülecek yahut ele geçirilecek, patlayıcı madde ve şüpheli cisimlerin incelenmesine ve zararsız hale getirilmesine ilişkin esas ve usulleri düzenlemektedir. hükmünü; Görev sebebiyle yaralanma, sakatlanma ve vefat etme başlıklı 12. maddesi ise Yetkili makamlarca görevlendirildikleri resmen belgelenmek şartıyla patlayıcı madde ve şüpheli cisimlerin tespiti, nakli, incelenmesi, muhafazası veya zararsız hale getirilmesi görevleri sırasında yaralanan veya sakat kalan kamu görevlileri ve kamu görevlisi olmayan kişiler ile vefat edenlerin kanuni mirasçılarına, 03.11.1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bu kişilerin diğer kanunlarda belirtilen hakları saklıdır. Bu görevlerin ifası sebebiyle yaralanan, sakatlanan veya sağlığı tehlikeye girenlerin yurt içinde gerekiyorsa yurt dışında tedavileri ilgili kurumlarınca yaptırılır. hükmünü amirdir.
Açıklanan bu mevzuat sonrasında davacının eşi P.Uzm.Onb.
ın ölümü olayının 4536 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen koşulları taşımadığı anlaşılmaktadır. Zira kanunun 12 nci maddesinde sayılan görevleri yerine getirirken sakatlanma veya vefat halinde 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanacağı belirtilmiş; müteveffa P.Uzm.Onb.
ın ise barut haklarının bulunduğu sandığı açma nedeninin bu madde kapsamında olmadığı, yemek tabaklarını koymak için bir sandık arama nedeniyle olayın meydana geldiği, bu durumda bir patlayıcı madde imhası şeklinde bir görevin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda meydana gelen patlama ve sonucunda gerçekleşen yaralanma ve vefat olayının 4536 sayılı Kanunun 12 nci maddesi kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla davalı kurum tarafından tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy