(2709 S. K. m. 38) (353 S. K. m. 244) (1632 S. K. m. 31) (926 S. K. m. 65, 106)
Davacı vekili 16 Aralık 2002 tarihinde kayda geçen dava ve cevaba cevap dilekçelerinde özetle; müvekkili hakkında Askeri malzemeyi çalmak suçundan dolayı KKK.lığı Askeri Mahkemesinin 2002/861 Esas sayılı kararı ile mahkumiyet ve tard kararı verildiğini, bu karara istinaden KK Personel Okulu ve Eğitim Merkezi K.lığının 27 Kasım 2002 gün ve MLY.Büt: 5030-2-02/97 sayılı emri ile müvekkiline Kasım 2002 ayından itibaren maaş, yan ödeme, aile yardımı ve bunun gibi sosyal haklarının ödenmeyeceğinin bildirildiğini, müvekkili hakkında verilen cezanın henüz kesinleşmediğini, müvekkilinin asker sıfatının devam ettiğini, yargılandığı için açığa alınan müvekkiline maaşının 2/3 ünün ve diğer özlük haklarının ödenmesi gerektiğini belirterek işlemin iptalini dava ve talep etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacı hakkında KKK. lığı Askeri Mahkemesi tarafından yapılan ceza yargılaması sonucu Askeri Malzemeyi Çalmak ve Satmak suçundan dolayı ilk olarak 16.06.1998 tarih ve 1998/350-401 sayılı karar ile On üç ay on gün hapis cezası ile cezalandırılması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Askeri Yargıtay tarafından bozulduğu, 1998 yılından itibaren devam eden yargılama sonucu verilen kararın dört kez Askeri Yargıtay tarafından bozulduğu, son olarak ayni mahkeme tarafından 2002/861 Esas sayılı karar ile davacının mahkumiyetine ve TSKden çıkarılmasına karar verildiği, ancak bu kararın henüz kesinleşmediği, ayrıca davacının KKK. lığı Askeri Mahkemesi tarafından 16.06.1998 tarih ve 1998/350-401 Ek Sayılı Kararı ile TSKnden çıkarılmasına karar verilmesi nedeniyle özlük haklarının ödenmemesi üzerine daha önceden 24 Eylül 1999 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesiyle dava açtığı, bu dava sonucunda AYİM 1 nci Dairesinin 04 Nisan 2002 tarih ve E:1999/926, K:2000/385 sayılı kararı ile Özlük haklarının ödenmemesi işleminin iptaline karar verildiği, KKK. lığı Askeri Mahkemesinin son kararına istinaden TSKnden çıkarıldığının davacının birliğine yazı ile bildirilmesi üzerine davacının Kasım 2002 ayından itibaren özlük haklarının ödenmediği, davacının 15 Kasım 2002 tarihli dilekçesiyle özlük haklarının ödenmesi için başvurduğu, bu başvurusuna 27 Kasım 2002 tarih ve MLY.BÜT: 5030-2-02/97 sayılı yazısıyla red cevabi verildiği, davacıya hakkında verilen Askeri Mahkeme Kararının Askeri Yargıtay tarafından incelenmesi sonucu verilen karara göre ödeme yapılacağının bildirildiği, bunun üzerine davacının vekili aracılığıyla AYİM de özlük haklarının ödenmemesi işleminin iptali istemiyle bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
1982 Anayasasının 38nci maddesinin 4ncü fıkrasında suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı Anayasal ilke olarak düzenlenmiştir. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kurulusu ve Yargılama Usulü Kanununun 244 ncü maddesinde; Askeri Mahkemelerce verilen ceza hükümleri kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Askeri Mahkemelerden verilen hükümlerin aslına uygun olduğu ve yerine getirilmesi gerektiği Askeri Mahkeme Kıdemli Hakimi tarafından hükmün altına işaret edilmek suretiyle onaylanır. hükmü bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen Anayasal ve yasal düzenlemeler göz önüne alındığında, hakkında KKK. lığı Askeri Mahkemesi kararı ile mahkumiyet ve bu mahkumiyet hükmüne bağlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma feri cezası bulunan davacının verilen kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle hükümlü statüsünde olmadığı, dolayısıyla cezasının infazına geçilemeyeceği açıktır. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 31 nci maddesinde belirtildiği üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma feri cezasının infazı için kesinleşmiş bir kararın bulunması, başka bir anlatımla davacının ceza yargısı anlamında hükümlü statüsünde bulunması gerekmektedir. Ceza yargılaması halen devam eden ve temyiz aşamasında bulunan, bu surette Anayasanın masumluk karinesi ilkesinin koruması altında olan davacının, Askeri Ceza Kanununun 31 nci maddesi dayanak alınarak hükümlü statüsünde kabulü ile TSKnden ilişiğinin kesilmesi hukuken mümkün değildir. Diğer taraftan davacının bulunduğu statünün 926 sayılı TSK Personel Kanunu hükümlerine göre tesis edilen işlem çerçevesinde irdelenmesi gerekmektedir.
926 Sayılı Kanunun 106 ncı maddesinde; Astsubayların açığa alınmaları ve açıklarının kaldırılması, subaylar hakkındaki hükümlere tabidir. Astsubayların açığa çıkarılmaları, açıkların kaldırılması ve açığa çıkarılan, tutuklanan, cezası infaz edilmekte olan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan astsubaylar hakkında 65 nci madde hükümlerine göre işlem yapılır. hükmü bulunmaktadır.
Aynı kanunun 65 nci maddesinin (a) bendinde hangi suçlardan dolayı personelin nasıl açığa alınacağı belirtilmiştir. Aynı maddenin (c) bendinin 1 numaralı alt bendinde, açığa alınan personelden hakkında yargılama sonunda beraatlerine, kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veya kamu davasının reddine veya Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin açıkları, haklarındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde, (e) bendinde de, terfi ve kıdem ilerlemesi konusunda tesis edilecek işlemler için kararın kesinleşmesi durumu esas alınmıştır.
926 sayılı Kanunun 65/C-1 maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin, açıklarının hakkındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılacağı belirtilirken, açıkta olan personelin kararın kesinleşmesi, başka bir anlatımla fiilinin (suçunun) sabit olması beklenmeden lehe bir uygulama getirilmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde, hakkında TSKnden çıkarma feri cezası verilen davacının açığının kaldırılması davalı idareden beklenemeyeceği gibi, davalı idarenin kesinleşmemiş bir mahkumiyet kararına dayanarak 1632 sayılı AS. C.K.nun 31 ve 926 sayılı Türk Personel Kanununun 65 nci maddeleri uyarınca davacının TSKnden ilişiğini kesme yönünde de bir işlem tesis edemeyeceği açıktır.
Halen açıkta bulunan personel konumunu koruyan davacıya, 926 sayılı TSK Personel Kanununun 65 nci maddesinin (f) bendi 1 numaralı alt bendi uyarınca, bu alt bentle belirtilen hakların tamamından, 2 numaralı alt bendi uyarınca aylığının 2/3 oranında ödenmesi yönündeki özlük hakkından hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde yararlanacağından şüphe bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; halen ceza yargılaması devam eden ve temyiz aşamasında bulunan davacının açıkta bulunması sonucu, hakkındaki kesinleşmemiş Askeri Ceza Mahkemesi kararına dayanılarak 1632 sayılı Kanunun 31 ve 926 Sayılı Kanunun 65 nci maddesine aykırı bir şekilde özlük haklarının ödenmemesi işleminin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davacı Kasım 2002 tarihinden itibaren ödenmeyen mali haklarının ödenmesini talep etmiştir. Esasen bir tam yargı davasının konusunu teşkil eden bu talep karşısında, özlük haklarının değişmezliği ilkesinden hareketle, usul ekonomisi dikkate alınarak bütünü itibariyle uyuşmazlığın bir iptal davası şeklinde görülüp sonuçlandırılmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
1. Davacının özlük haklarının verilmemesi ve Kasım 2002 tarihinden bu yana ödenmeyen açıklılık statüsüne ait özlük haklarının ödenmemesine ilişkin İŞLEMİN İPTALİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy