(1602 S. K. m. 35, 40)
Davacı vekili 27.03.2002 tarihinde İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına verdiği ve 01 Nisan 2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakını J.Er ....................nin 02.09.1997 tarihinde silah bakımı esnasında aynı birlikte görevli er ...................... tarafından dikkatsizlik ve tedbirsizlikle vurularak öldürüldüğünü, müsebbibin mahkum edildiğini, bu sebeple şehit statüsünde işlem yapılması için Jandarma Genel Komutanlığına yapılan müracaata J.Gn. K.lığının 31.07.2001 gün ve PER:0680-213-01 sayılı yazısıyla olumsuz cevap verildiğini beyanla, şehit sayılmama işleminin iptalini dava ve talep etmiştir.
Dava dosyasının, AYİM Genel Sekreterliğinin 08 Nisan 2002 gün ve GENSEK:2002/718 sayılı yazısıyla süre yönünden davanın reddine karar verilmesi talebiyle gönderildiği 2 nci Daire tarafından 17 Nisan 2002 tarih ve E.2002/253, K.2002/276 sayı ile asker kişi şartı yokluğundan dolayı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olmadığına ve genel idari Yargının görevli olduğuna karar verildiği, davacıların bundan sonra ANKARA 6 ncı İdare Mahkemesinde açtığı davanın da 05.07.2002 gün ve E.2002/959 sayı ile AYİM görevli bulunarak görev yönünden reddedildiği ve görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar verildiği, kendisine dava dosyası gönderilen Uyuşmazlık Mahkemesinin ise 07.10.2002 gün ve 2002/62-52 sayılı kararı ile uyuşmazlığın çözümünün AYİMne ait olduğunu kararlaştırdığı görülmektedir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacıların yakını J.Komd.Er ....................nin Kırkağaç 6 ncı J.Komd.Er Eğt.Tug.K.lığı emrinde askerlik görevini yaparken 02.09.1997 tarihinde silah atölyesinde silah bakımcısı olarak bulunduğu sırada, Alay Komutanı şoförü sıfatıyla kendisine teslim edilen MP.5 Makinalı tabancayı bakım için getiren J.Er ......................ın silahı kurcalaması sonucu ateş alması üzerine çıkan merminin Er ......................nin başına isabet ederek ölümüne yol açtığı, yapılan yargılama sonucu adı geçenin mahkumiyetine karar verildiği, ölenin yakınlarının açtığı tam yargı davasının AYİM 2 nci Dairesinin 22.03.2000 gün ve E.1998/369, K.200/163 sayılı kararı ile kabul edilerek davalı idarenin davacılara tazminat ödemesine hükmolunduğu, davacılardan ......................nin bila tarihli dilekçesi üzerine J.Gn.K.lığının 27 Ekim 2000 gün ve PER:3059-14-00 sayılı yazısıyla oğul ....................nin şehit kabul edilmesinin mümkün olmadığının bildirildiği, aynı Komutanlığın 31 Temmuz 2001 gün ve PER:0680-215-01 sayılı yazısında davacı ......................nin bila tarihli ve vekilinin 19.07.2001 tarihli dilekçesi ilgi gösterilerek yeniden olumsuz cevap verildiği, davacı vekilinin önceki cevaplardan açıklık bulunmadığından ve 31.07.2001 tarihli yazı ile olumsuz cevap verildiğinden bahisle şehitlik ünvanı verilmesi için dava açma zaruretinin doğduğu belirtilerek işlemin iptalinin talep edildiği belirlenmiştir.
Davalı idare, süre itirazında bulunmuş olup dava açma süresinin kamu düzeni ile ilgili olmasından ve davanın her safhasında dikkate alınması gerektiğinden davanın esasına girilmeden önce davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.
1602 sayılı AYİM Kanununun 35 nci maddesi;
a) İhtiyari müracaat:
Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır.
İsteğin reddi veya reddedilmiş sayılması üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.
b) İdari makamların sükûtu: İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap verirler. Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma süresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.
Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösterir imzalı ve mühürlü, pulsuz bir alındı kağıdı verilir. hükmüne amirdir. Keza aynı kanunun 40 ncı maddesinde;
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim yapılan hallerde, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihinden itibaren on beş gün sonra başlar.
Kanuna göre ilanı gereken düzenleyici ve genel tasarruflara karşı, ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir. Ancak bu tasarrufların kendilerine uygulanması üzerine, ilgililer düzenleyici tasarruf veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açmakta muhtardırlar. İlgililer ayrıca; düzenleyici tasarrufun kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir düzenleme yapılmasını uygulamadan itibaren altmış gün içinde idareden isteyebilirler. Bu isteklerinin reddi veya altmış gün içinde cevap verilmemesi halinde altmış günün bitiminden itibaren isteklerinin yerine getirilmemesi yolundaki işleme karşı altmış gün içinde dava açabilirler. Düzenleyici tasarrufun kaldırılmaması, değiştirilmemesi veya dava yoluyla iptal edilmemiş olması bu tasarrufa dayalı işlemin iptaline engel olamaz. hükmü mevcuttur.
Davacıların vekilinin ilk kez 08.10.1997 tarihinde J.Gn.K.lığına verdiği bir dilekçe ile olaydan dolayı müvekkillerine maddi ve manevi tazminat ödenmesinin yanısıra ölenin şehit kabul edilmesini istediği, buna karşı J.Gn.K.lığının 25 Kasım 1997 gün ve AD.Müş.:1997-2327/300811-1997 sayılı yazısıyla verilen cevapta aynen 2. Talebinizle ilgili olarak yapılan inceleme sonucunda; a. Müteveffanın ölümüne sebebiyet veren olay, mahiyeti itibariyle 2330 sayılı Kanun kapsamında yer almadığından nakdi tazminat ödenmediği; // b. 5434 sayılı Kanun uyarınca maaş bağlanabilmesi için işlemlerin devam etmekte olduğu anlaşılmıştır. // 3. Ayrıca, adli ve idari yargı kararlarına dayanmayan tazminat talebinizin yerine getirilmesine imkan bulunmadığına bilgilerinizi rica ederim denildiği, bu cevabi yazının mevcut tebellüğ belgesine göre 28.11.1997 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği görülmüştür.
Bundan sonra davacılardan ......................nin bila tarihli şehitlik belgesi düzenlenmesine ilişkin başvurusu üzerine J.Gn.K.lığının 27 Ekim 2000 gün ve PER:3059-14-00 sayılı yazısıyla olumsuz cevap verildiği, bilahare davacı vekilinin idarenin 25.11.1997 tarihli yazısında şehitlik konusunda açıklık bulunmadığından bahisle ölenin şehit sayılmasını talep ettiği bir dilekçeyle 19.07.2001 tarihinde J.Gn.K.lığına bir kez daha müracaat ettiği, bu dilekçeye verilen cevapta talep hakkında davacı ......................ye 27.10.2000 tarihli yazısıyla karşılık verildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.
Davacı 08.10.1997 tarihli müracaatlarına verilen 25.11.1997 tarihli cevapta açıklık bulunmadığını ileri sürmekte ise de; davacının şehitlik konusunda doğrudan J.Gn.K.lığına yaptığı talep karşısında idarenin sükut ettiği, 5434 sayılı Kanuna bilgilendirme amacıyla değinildiği, esasen 5434 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması için müracaat ve işlem merciinin T.C.Emekli Sandığı olduğu dikkate alındığında zımni bir reddin bulunduğu kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle, verilen cevap oyalayıcı işlem olarak kabul edilmediğinden ve sonraki başvurular süreyi ihya edici mahiyette bulunmadığından, 1602 sayılı Kanunun 35 nci maddesinde öngörülen süreler geçirildikten çok sonra 27.03.2003te açılan davada süre aşımının olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan dava dilekçesindeki ifadelerden bila tarihli ilk ve 19.07.2001 tarihli ikinci müracaatının reddedildiğinin davacı tarafından bilindiği anlaşılmaktadır. Buradan hareketle, diğer dilekçelerdeki beyanları da dikkate alındığında, davacı vekilinin yazılı tebligat bulunmasa dahi J.Gn.K.lığının 27.10.2000 tarihli cevabi yazısına en geç 19.07.2001 tarihi itibariyle muttali olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, aynı makama 19.07.2001 tarihinde yapılan başvuru üzerine tesis edilen ve önceki red işlemlerine atıfta bulunan 31.07.2001 tarihli cevabi yazının, yeni bir işlem sayılması ve dava açma süresini canlandırması mümkün değildir. Zira, önceki işlemler idarenin kendiliğinden tesis ettiği bir işlem olmadığından, 1602 sayılı Kanunun 35/a maddesindeki ihtiyari müracaat müessesine istinaden aynı makamdan geri alınması, değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir işlem tesisi istenemez. Hâl böyle olunca, davacının müteaddit başvuruları üzerine önceki işlemlere gönderme yapan idarenin mükerrer işlemi süreyi durdurmayacağından, Kanunun 35 ve 40 ncı maddelerinde öngörülen şekilde vaktinde açılmayan davada yine süre aşımı söz konusudur.
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davanın süre aşımı yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy