(2709 S. K. m. 146, 145, 157) (1602 S. K. m. 52) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 43, 664)
Davacı, 30.09.2002 tarihinde Osmaniye Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi ve 18.10.2002 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; 29.06.2002 tarihinde Osmaniye İl Jandarma Komutanlığı tesislerine alınmaması üzerine 29.06.2002 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına yaptığı müracaata cevap verilmediğini, öğrendiğine göre birtakım yasa dışı faaliyetlerde bulunduğunun ileri sürülerek sosyal tesislere alınmadığını, hakkındaki belgelerin Gizli olması nedeniyle kendisine tebliğ edilemediğini, bu nedenle bu konuda bir savunma yapamadığını, 19 yıllık meslek hayatı ve sonrasında hiçbir yasa dışı faaliyet içinde bulunmadığını ve TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 664 ncü maddesi 4 ncü fıkrasında belirtilen hiçbir faaliyetinin olmadığını belirterek askeri sosyal tesislere alınmama işleminin iptali istemiyle dava açmıştır.
Dava ve özlük dosyalarındaki dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; 1978/68 sicil numaralı olarak TSKde göreve başlayan davacının 15.04.1998 tarihinde emekli olduğu, davacının Genelkurmay Başkanlığının 22.06.2001 tarih ve PER.:7200-148-01/Per. D. DİSMOR. Ş. (1) (4584) sayılı yazısı ile sosyal tesislere girişinin yasaklandığı, 29.06.2002 tarihinde Osmaniye İl Jandarma K.lığı sosyal tesislerine girmek isteyen davacının açılan tesislere alınmadığı, bunun üzerine 29.06.2002 tarihli dilekçe ile idareye başvuran davacıya cevap verilmediği ve davacının sosyal tesislere alınmama işleminin iptali istemiyle AYİMde dava açtığı anlaşılmaktadır. TSK İç Hizmet Kanununun 43 ncü maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyası tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir.... hükmü bulunmaktadır.
TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 664/4 maddesinde; Subaylar, askeri memurlar ve astsubaylar ile bunların emeklileri orduevlerinin ve askeri garnizonların tabi üyeleridirler. Tabi üyeler ile orduevleri, askeri gazino ve öteki askeri sosyal tesislerden yararlanma hakkına sahip diğer kişilerin bu mahallerde; a) Siyasi konuşma yapmaları, siyasi telkin ve öneride bulunmaları, yasal veya yasa dışı kurulmuş bulunan siyasi amaçlı parti, kuruluş, dernek ve örgütlerden herhangi biri hakkında propaganda yapmaları yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında gereğinde yasal işlem yaptırılmakla birlikte, emekli üyeler ile sosyal tesislerden yararlanma hakkına sahip diğer kişilerden birinin bu tür faaliyette bulunduğu herhangi bir şekilde tespit edilenler anılan sosyal tesislerden yararlanma haklarını kaybederler...c) Emekli üyeler ile bunların aile fertlerinin birisinin, irticai, bölücü, yıkıcı faaliyetler içerisinde yer aldığının ya da Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhinde beyanda ve faaliyette bulunduğunun tespit edilmesi halinde, bu kimselerin, orduevleri, askeri garnizonlar ve diğer askeri sosyal tesislere girişleri, Genelkurmay Başkanlığınca geçici veya sürekli olarak yasaklanabilir... hükmü bulunmaktadır.
Dava dilekçesinde hasım olarak İçişleri Bakanlığı gösterilmiş ise de, nihai işlemi tesis eden yetkili makamın Genelkurmay Başkanlığı olması sebebiyle 12 Mart 2003 tarihinde, husumetin Milli Savunma Bakanlığına yöneltilmesine karar verilmiştir. Davanın esasına girilmeden önce, davacının Anayasaya aykırılık iddiasında bulunduğu, Başsavcılıkça da ciddi görülen 1602 sayılı Kanunun 52 nci maddesinin 4 ncü fıkrası ile ilgili kısa bir değerlendirme yapılmasında yarar görülmüştür.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52 nci maddesinin son fıkrasında, Şu kadar ki, görevli daire veya kurul veya savcılar tarafından getirtilen veya idarece gönderilen gizli her türlü belge ve dosyalarla reddi hakim istemi üzerine reddedilen hakim tarafından bu hususta verilen cevap, taraf ve vekillerine incelettirilmez. denilmektedir. Benzer bir düzenlemenin yer aldığı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20 nci maddesindeki hüküm ise 10.6.1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla kaldırıldığından, halen idari yargı yönünden benzer bir kısıtlamanın mevcut olmadığı bilinmektedir. Bu bakımdan, ilk nazarda 1602 sayılı Kanunun 52 nci maddesinin son fıkrasında yer alan bu hükmün, genel idari yargı ve askeri idari yargı bakımından bir eşitsizliğe yol açtığı, bunun ise Anayasaya aykırı düştüğü, özellikle hak arama özgürlüğü önünde bir engel teşkil ettiği ve mevcut düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kimi kararlarında belirtilen Silahların eşitliği ilkesiyle uyum içinde olmadığı söylenebilecektir. Ancak, böylesine bir yorum ve varılan hüküm, Anayasanın 145 ncı maddesi dikkate alındığında bambaşka bir veçhede değerlendirilebilecektir.
Gerçekten, Anayasanın Askeri Yargı başlıklı 145 nci maddesinin son fıkrasında Askerî Yargı Organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri hâkimlerin özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir... hükmü yer almaktadır. 1602 sayılı AYİM Kanunu da, gerek Anayasanın 157 nci maddesi, gerek belirtilen 146 ncı maddesinin amir düzenlemesi ışığında yürürlüğe konulmuştur. Diğer bir deyişle, anayasal bir kriter-norm olan Askerlik hizmetinin gerekleri askeri yargı organlarının (ki AYİMde bir yüksek askerî yargı organıdır) kuruluş ve işleyişinde dikkate alınması gerekli ve lüzumlu bir ölçü teşkil etmektedir. Milli Savunma kamu hizmetinin yürütülmesinden, bu meyanda Silahlı Kuvvetlerin bilfiil icra ettiği görevlerin bünyesinden kaynaklanan gizlilik, askerlik hizmetinin doğal bir gereğidir. Belirtilen milli savunma kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında tesis edilen idari işlemlerin büyük çoğunluğu gizlilik esasına göre vücut bulur ve ancak bilmesi gereken prensibine göre, yetki verilen makam ve kişilerce içeriklerine muttali olunabilir. Ne var ki mahkememizde dava konusu yapılan işlemlerde idarenin her bilgi ve belgeye gizlilik derecesi vermesi ve savunmanın kapalı biçimde yapılması halinde de, davacıların iddialarını ispat yolunda ciddi güçlükle karşılaşabilecekleri de bir gerçektir. Ancak, Mahkememizin istikrarlı uygulamasında, askeri hizmetin gerekli ve lüzumlu kıldığı anlamda gizlilik kriteri geliştirilmiş ve bu kriter kapsamına girmeyen bilgi ve belgelerin, üzerlerine hangi gizlilik derecesi basılırsa basılsın, içeriklerinin karar gerekçesinde işlenmesi yoluna gidilmektedir. Bu durumda da, ortada eşitsizliğe yol açıcı bir durumun varlığından söz edilemeyecektir. Eğer savunma ekinde gönderilen bilgi ve belgeler askeri hizmetin gerekli ve lüzumlu kıldığı anlamda gizlilik taşıyorsa, artık Anayasanın 146 ncı maddesinin öngördüğü kısıtlama çerçevesi içinde kaldığı değerlendirilerek, bunlarla ilgili bir incelemeye izin verilmemekte, içerikleri konusunda da ancak varsa ifşasında mahzur olmayan kadarı gerekçede yer almakta, ya da hiç temas edilmeyerek genel hukukî değerlendirme yapılması yoluna gidilmektedir.
Bu bakımdan, 1602 sayılı Kanunun 52 nci maddesinin son fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu yolundaki iddiaları ciddî görülmemiş ve işin esasına geçilmiştir.
Buna göre davalı idare tarafından gönderilen gizli gizlilik dereceli belgelerin incelenmesinden; davacının, Türk Silahlı Kuvvetleri Sosyal Tesislerine girişini engelleyecek bazı faaliyetler içinde bulunduğundan bahisle sıralı komutanlıklar tarafından davacının TSK Sosyal Tesislerine giriş ve çıkışının kontrol altına alınması için teklif yapıldığı, Genelkurmay Başkanlığınca bu tekliflerin değerlendirmeye alınarak davacının TSK Sosyal Tesislerine girişinin yasaklandığı anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre, davacı hakkında gönderilen belgeler de dikkate alınarak, davacının durumu nedeniyle Genelkurmay Başkanlığınca tesis edilen işlemin mevzuata ve hukuka uyarlı olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Yasal dayanaktan yoksun olan DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy