(818 S. K. m. 113)
Davalı kurum, 28 Temmuz 2004 tarihinde kayda geçen karar düzeltme talebini içeren dilekçesinde özetle; 5434 sayılı Kanunda ilgililere alacaklarından dolayı faiz ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını belirterek kararın faiz yönünden düzeltilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, 19 Ağustos 2004 tarihinde kayda geçen karar düzeltme talebini içeren dilekçesinde özetle; müvekkiline emeklilik ikramiyesinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi konusunun şehven hükümde belirtilmediğini, ayrıca müvekkilinin alacağı miktarın toplamı üzerinden 1602 Sayılı Kanunun 71/son maddesinin uygulanması gerektiğini belirterek kararın düzeltilmesini, davalı Kurumun karar düzeltme talebinin reddini talep etmiştir.
1602 Sayılı AYİM Kanununun 66 ncı maddesinde; a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların kararda karşılanmamış olması. b) Bir ilamda birbirine aykırı hükümler bulunması. c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması sebeplerinin varlığı halinde düzeltmenin talep edilebileceği belirtilmiştir.
Davalı kurumun ileri sürdüğü hususların düzeltilmesi istenen kararda karşılandığı anlaşılmakla davalı kurumun karar düzeltme talebinin reddine karar verilmesinin gerektiği düşünülmektedir. Davacı vekili, her ne kadar yargılama masraflarının ve avukatlık ücretinin müvekkiline ödenecek toplam miktar üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürmüş ise de; davacı vekili tarafından dava dilekçesi ile dava açılırken işlem davası olarak nitelendirilip ona göre harç ödenmesi ve söz konusu davanın işlemin iptali istemine ilişkin olması karsısında davacı vekilinin bu talebine itibar edilmemiştir.
Diğer yandan davacı vekilinin, dava dilekçesinde müvekkilinin ikramiyesinin de yasal faiziyle birlikte ödenmesini istemesi karşısında, karar düzeltmeye konu kararda gerekçe bölümünde bu hususa değinilmesine rağmen hüküm bölümünde buna yer verilmemesi hukuki bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.
Bu çerçevede, kararın düzeltilmesi taleplerinin davalı kurum açısından reddinin, buna karşılık davacı bakımından ikramiyeye yasal faiz yürütülmesi yönünden kısmen kabulünün gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacı vekili 06.08.2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen iptal davası dilekçesinde özetle; davacının sözleşmeli uzman erbaş olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta iken sınıfı görevini yapamayacağına dair hakkında sağlık raporu düzenlendiğini ve sağlık nedeniyle sözleşmesinin feshedildiğini, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından önce adi malûl olarak kabul edildiğini, ancak sonradan davalı kurum tarafından alınan yeni bir karar ile hakkındaki adi malûliyet kararının iptal edildiğini, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek işlemin iptaline, ikramiyesinin ödenmesine ve yürütmenin durdurulmasına, ödenmeyen alacaklarına yasal faiz uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. AYİM 3 ncü Dairesinin 18.11.2003 tarih ve Gensek No:2003/1758, Esas No:2003/724 sayılı kararı ile yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından hasım gösterilen Milli Savunma Bakanlığının savunmasının alınmasından sonra davanın konusu ve işlem mercii itibariyle AYİM 3 ncü Dairesinin 18.11.2003 gün ve E:2003/119 sayılı kararı ile Milli Savunma Bakanlığının hasım mevkiinden çıkarılarak husumetin T. C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne tevdiine karar verilmiştir.
Davalı kurumun AYİM kayıtlarına geçen yazılarında, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun 16.05.2003 tarih ve 328, 24.07.2003 tarih ve 548 sayılı kararlarının iptaline karar verildiği ve davacının aylıklarının bağlandığı gibi ikramiyesinin ödendiğini bildirilmiştir. Sandık yönetim kurulunun ilgili kararının iptal edilerek davacının maaşının bağlanması kısmı kabul olarak değerlendirilmiştir.
Kabul iki taraftan birinin diğerinin netice-i talebine muvafakat etmesi olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 92 nci maddesinde tanımlanmış olup uyuşmazlığı kesin surette sona erdiren, davanın esasına girilmesini önleyen ve kesin hükmün tüm sonuçlarını doğuran taraf beyanıdır.
Davacının adi malûliyet aylığının bağlanması ile davacının bu yöndeki isteminin davalı idarece kabul edilmesi nedeniyle adi malûliyet aylığının bağlanmamasına ve ikramiyesinin ödenmemesine dair işlemin iptali istemi ile ilgili olarak uyuşmazlığın esasi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan davalı kurumun, davacının faiz istemine ilişkin bir kabul beyanı bulunmadığından, uyuşmazlığın konusunu adi malûliyet aylığının bağlanmaması ve ikramiyenin geç verilmesi nedeniyle faiz ödenip ödenmeyeceği hususu oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda, borcun doğduğu veya muaccel olduğu tarihten ödemesinin yapıldığı tarihe kadar bir süre geçmiş olabilir. Verilmesi gereken hakkin doğum tarihi ile verildiği tarih arasında bir süre geçmiş ise alacaklının mal varlığında bir eksilme meydana gelmiş olacaktır ve bu eksilmenin telafisi gereklidir. İşte faiz, borçlunun borcunu ödemesi gereken tarih ile ödediği tarih arasındaki süreden faydalanması nedeniyle alacaklıya, kanun veya sözleşme gereğince ve bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gereken para miktarıdır. Faiz borcu hukuki mahiyeti itibariyle feri bir borçtur. Zira faiz borcunun doğum ve hatta kural olarak varlığı, asıl borcun doğum ve varlığına bağlıdır. Faiz alacağın bir bölümü olmayıp, onun feri niteliğinde ve fakat ayrı bir alacaktır. Faizin talep şekli Borçların ferilerin sükutu başlıkla Borçlar Kanununun 113 ncü maddesinde düzenlenmiştir.
Her ne kadar davalı kurum 5434 sayılı Kanunda Sandıktan olan alacakların faizi ile birlikte ödeneceğine dair bir hüküm yer almadığını belirtmekte ise de; yukarıda açıklandığı üzere davacıya ödenen asıl alacağının (aylıklarının) ve emekli ikramiyesinin haksız ve geç ödenmesinden kaynaklanan mal varlığındaki eksilmenin telafisine yönelik olarak yasal faiz uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Davacı, dava dilekçesinde adi malûliyet kararının kaldırılması işleminin iptal edilmemesi halinde görev iadesini ve açıkta kalan sürelere ait aylıkların ödenmesini talep etmiş ise de, bunun emeklilik hakkına ilişkin tâli ve terditli bir talep olmasının yanı sıra davacının asli talebi mahiyetinde bulunmaması ve yetkili idari merci ile ihtilaf konusu edilmemesi sebepleriyle, bu hususun ayrı bir dava konusu olmadığı değerlendirilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalı kurumun kararın düzeltilmesi talebinin REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy