(2709 S. K. m. 129) (1602 S. K. m. 20, 21, 46, 48) (2577 S. K. m. 16)
Davacı, 29 Temmuz 2004 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; 07 Nisan 2004 tarihinde Dst.Kt.Nöb.Sb. iken nöbet yerini izinsiz terk ettiği gerekçesiyle kendisine 3 gün göz hapsi cezası verildiğini, bu cezanın yok hükmünde olduğunu, zira nöbetçi iken dışarıya izinsiz çıkmadığını, Dst.Kt.K.J.Alb
.. tan izin alarak kışla dışına kısa bir süre için çıktığını, dolayısıyla bir suçunun bulunmadığını, suçsuz yere verilen cezanın yok hükmünde sayılması gerektiğini belirtmiştir.
Dava dosyası incelendiğinde; davacının 7 Nisan 2004 günü Ds. Kt. Nöb. Sb. İken nöbet mahallinden ayrıldığına ve yemek dağıtımına refakat etmediğine dair Ds. Kt. K. Alb.
..
, Atğm.
..
.. ve Atğm.
..
.. tarafından düzenlenen tutanağın , ilgilinin izinsiz kışlayı terk ettiğine ilişkin disiplinsizliği de ilave olunarak Ds. Kt. K.lığının 07 Nisan 2004 tarihli ve Alb.
..
imzalı yazı ile davacının disiplin Amirine bildirilmesi üzerine savunmasının istendiği, yazılı savunması yetersiz görülerek Ord. Ana Tam. Fab. K.i Alb.
..
.. tarafından 14 Mayıs 2004 tarihli yazıyla 3 gün göz hapsi cezasıyla tecziye edildiği, davacının itirazının muhakkik incelemesi sonunda yerinde görülmediği, cezasının infaz edildiği, davacının bunun üzerine belirtilen disiplin suçunu işlemediğinden bahisle cezanın yok hükmünde sayılması istemiyle işbu davayı açtığı görülmektedir. 1982 Anayasanın 129 ncu maddesinin ilk 3 fıkrası; Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadik kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır. hükmünü amirdir.
1602 sayılı AYİM Kanunun 21 nci maddesinde; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari islem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlerin ve karara bağlanır. İdari yargı yetkisi, idari islem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır, yerindelik denetimi yapılmaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen sekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanılamaz ve idari işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
Cumhurbaşkanın, Yüksek Askeri Surenin tasarrufları ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402 sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır. hükmü mevcuttur. Bu hükümlere göre, disiplin cezalarına karşı yargı yok kapalı ise de, davacı bazı gerekçelerle cezanın yok hükmünde sayılması isteminde bulunduğundan davanın bununla sınırlı olarak incelenebileceği değerlendirilmiştir.
Davacının 29.07.2004 tarihli dava dilekçesinde duruşma talebinde bulunmadığı, ancak idarenin savunmasına 08.12.2004 tarihinde verdiği cevapta davanın duruşmalı görülmesini talep ettiği belirlendiğinden, öncelikle usûle ilişkin bir konu olarak AYİM Kanununun 48 nci maddesi çerçevesinde tarafların bu safhada duruşma yapılmasını isteyip istemeyecekleri hususu tartışılmıştır.
1602 sayılı AYİM Kanununun, mülga 571 sayılı Danıştay Kanununun 78 nci maddesinden aynen iktibas edilen 48 nci maddesinin ilk halinde, duruşma talep zamanı ile ilgili bir kayıt bulunmadığı nazara alınarak, yargı içtihatlarında ve öğretide davanın sonuna kadar her zaman duruşma istenebileceği kabul ve tatbik edilmiştir. Ancak, bu imkanın uygulamada görülen sakıncalarını gidermek amacıyla 1982 tarihinde yürürlüğe giren idari Yargılama usûlü Kanununda olduğu gibi, AYİM Kanununun 48 nci maddesine 25.12.1981 gün ve 2568 sayılı Kanunla, Duruşma, dava dilekçesi ve cevap layihalarında istenebilir hükmünü öngören üçüncü fıkra eklenmiştir.
Milli Güvenlik Konseyi döneminde getirilen bu hükmün, salt görüşmeleri esnasında yapılan davacı avukatlarının veya davalı idareyi temsilen hazine avukatlarının tip davalarda birinden duruşma isteyip kazandığı takdirde sonradan diğerlerinde de duruşma talep ederek su istimallerini önlemek için dava arzuhalinde istesin, bilahare bu hakkı kullanmasın. (...) Duruşma isteniyorsa, cevap lahikasında veyahut da dava arzuhalinde istesin şeklindeki izahattan hareketle, duruşmanın davacı bakımından ilk dava dilekçesinde, davalı idare bakımından birinci savunmada istenebileceği ileri sürülmekte ise de, belirtilen sakıncayı bertaraf etmeyi amaçlayan kısıtlamanın sınırı hakkında bir açıklık bulunmamasının yanı sıra, gerekçe de değinilmediğinden maddenin yorumunda MGK görüşmelerine tek başına belirleyici bir rol atfetmek mümkün değildir. Kaldı ki, Kanunun açık metni ve amacı göz önüne alındığında, tarihi yorum yöntemine ve sübjektif yoruma başvurmaya yer ve gerek yoktur. Dolayısıyla, bu kısıtlamanın sınırı, hükmün sözel anlamından ve metinde geçen usulü kavramlardan yola çıkarak belirlemek gerekir.
Bilindiği üzere, idari yargıda ilk incelemeden sonra dosyasının tekemmülü için dava dilekçesinin ve cevaplarının taraflara tebliğiyle beyanlarının alınması (replik-düplik) aşamasına geçilmektedir. Genel idari yargıda (İYUK m. 16) ve Askeri İdari Yargıda (AYİM K. m. 46), Tebligat ve cevap verme başlığı altında düzenlenen bu süreçte, dava dilekçesine idarenin verdiği cevaba birinci savunma, buna karşı davacının ikinci layihasına cevaba cevap veya ikinci dilekçe ve son olarak da bu dilekçeye idarenin cevabına ikinci savunma denmekte; bu usûl işlemleri, gerek maddenin başlığında, gerek metindeki Taraflar yapılacak tebliğlere (...) cevap verebilirler ibaresinde görüldüğü üzere cevap olarak nitelendirilmektedir. Nitekim doktrinde de bu safhadaki işlemler, dava ve cevap dilekçeleri (GÖZÜBÜYÜK, Şeref: Yönetsel Yargı, 17.B, Ankara 2003, s. 483-484; KALABALIK, Halil: İdari Yargılama Usulü, İstanbul 2003, s. 337-338) veya Dilekçe ve Savunmalar (YENİCE, Kazım-ESİN, Yüksel: İdari Yargılama Usulü, Ankara 1983, s. 521) ve nihayet AYİM Kanunun kaynağı mülga Danıştay Kanuna ilişkin bir eserde savunma ve cevap layihaları (MÜDERRİSOĞLU, Hakki: Danıştay Kanunu ve Danıştay Yargılama Usulü, Ankara 1978, s. 761-765) şeklinde adlandırılmaktadır. Neticeten, dava dilekçesinden sonraki taraf işlemleri bir bütün olarak cevap layihaları kavramına dahil edilmektedir.
Bu açıklamalar karşısında, Kanunun 46 nci maddesinde dava dilekçesinden sonra gelen cevap layihaları tabirinden, çoğul sığası kullanıldığı da dikkate alındığında, 46 nci madde hükmüne paralel olarak, replik-düpliki de kapsayarak şekilde savunma, cevaba cevap (ikinci layiha) ve ikinci savunma işlemlerini anlamak; bu suretle duruşma talepleri hakkında öngörülen kısıtlamanın sınırı, sadece dava dilekçesi ve birinci savunma değil, sonraki cevap layihaları olarak tayin ve tespit etmek lazım gelir. Ayrıca bundan fazla bir kısıtlama getirmek isteyen Yasa Koyucunun, bunu, dava dilekçesi ve birinci savunma gibi daha net ve tartışmaya mahal bırakmayan ifadelerle ortaya koyacağı da düşünülmelidir.
Duruşmanın replik-Düplik işlemlerinde de istenebileceği yolundaki kabul tarzı, Anayasada kayıtlanan hak arama özgürlüğüne uygun düşeceği gibi, idarenin çoğu kez işlemlerinin gerekçesini bildirmediği, hatta zımnen reddettiği dikkate alınırsa, savunmada belirtilecek sebep, gerekçe ve sübut vasıtaları üzerine duyulacak duruşma ihtiyacını karşılamak bakımından da yerindedir. Hiç şüphesiz ayni husus diğer taraf yönünden de geçerlidir.
Bu sebeplerle, davanın esasına geçmeden önce, davacının 08.12.2004 tarihli savunmaya cevap layihasında vâki talebi görüşülmüş ve 10.03.2005 tarihli ara kararı ile talep kabul edilerek duruşma yapılmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. Üyeler P. Kur. Alb. Necati YÜKSEL ile J. Kur. Alb. I. Salim OLGUNER duruşma talebinin ilk dava dilekçesi ve birinci savunmada yapılması gerektiğinden hareketle çoğunluk görüşüne iştirak etmemişlerdir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy