(2709 S. K. m. 125) (818 S. K. m. 47, 49)
Davacı 24.11.2004 tarihinde Eskişehir İdare Mahkemesi, 26.11.2004 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; Temmuz 2000 tarihinden beri sıra tahsisli oturmakta olduğu lojmanın Deprem Araştırma Grubu tarafından oturulamaz raporu verilmesi nedeniyle tahliye edilmesi gerektiğinin 23.09.2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edildiğini, 14.09.2004 tarihinden boş ve boşalacak lojman listesi yayımlandığını ve ön puanlama yapılarak şartlı veya şartsız durumuna bakılmaksızın halen lojmanda oturmayanların da başvuruları kabul edilerek puan sıra listesi oluşturulduğunu, öncelikle lojmanda şartsız olarak oturanların mağduriyetinin giderilmesi gerekirken bunun yapılmadığı ve kendisinin puanının düşük olması nedeniyle lojman tahsis edilmediğini, bu nedenle ev kiralamak zorunda kaldığını belirterek 3.000.000.000 TL maddi, 4.000.000.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ve savunma ekinde gönderilen gizlilik dereceli belgelerin incelenmesinden; Davacıya Yıldıztepe Lojman grubundan 51/A-07 nolu dairenin 1 nci Hv.K.K.lığının 26.07.2000 tarihli emri ile sıra tahsisli olarak tahsis edildiği, davacının 20.08.2000 tarihinde konutu teslim aldığı, aynı Komutanlığın 28.03.2002 tarihli emir ile davacının oturduğu konutun subay kontenjanına alındığı, 26.08.2004 tarihli emir ile depreme dayanıksızlığı tespit edilen 16 blokun (320 daire) tahliyesinin emredildiği, 13.09.2004 tarihinde yeniden konut tahsisi için öneri yapıldığı ve 14.09.2004 tarihinde konut dağıtımının yapılarak 15.09.2004 tarihinde konut tahsis emrinin yayınlandığı konut dağıtımında depreme dayanıksız olduğu için konutu tahliye etmek zorunda kalan ve konutta sıra tahsisli olarak oturan ve henüz oturma süresini tamamlamayan personele öncelik verilmeyip, bunların konutta şartlı oturan ve dışarıda oturup konut sırasında bekleyen diğer personelle birlikte puan sıralamasına dahil edilerek konut tahsisi yapıldığı, davacının 70 puanla konuta girme hakkı elde edemediği, 20.09.2004 tarihinde davacının lojman tahsis işleminin Yönerge hükümlerine aykırı olduğu, kendisi ve aynı durumda olanlara öncelik verilmesi gerektiğini belirterek işlemin düzeltilmesi için müracaatta bulunduğu, bu arada 23.09.2004 tarihinde konutu tahliye emrinin yazılı olarak davacıya tebliğ edildiği, 24.11.2004 tarihinde davacının talebinin reddedildiği, ancak red işlemi henüz kendisine tebliğ edilmeyen (bilahare 29.11.2004 tarihinde tebliğ edilmiştir) davacının zımni red üzerine 24.11.2004 tarihinde yasal süre içerisinde işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlık depreme dayanıksızlığı tespit edilen 302 konutun tahliyesi nedeniyle yeniden yapılacak konut tahsisinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkindir. Kamu Konutları Kanunu ve Kamu Konutları Yönetmeliğinde bu konuyu düzenleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak TSK Konut Yönergesinin 3 ncü Bölüm 4 ncü maddesinin 30.04.2002 tarihinde değiştirilen 6 ncı paragrafında uyuşmazlık konusunun düzenlendiği görülmektedir. Söz konusu düzenlemede; Konut tahsis edildikten sonra konut değiştirme istekleri kabul edilmez. Ancak konut tahsisinden sonra ortaya çıkan sağlık sorunlarında (eş ve çocuklar dahil) personelin sağlık raporunu ibraz etmesi ve bu rapordaki sağlık sorununun, konut değişikliğini gerektirecek fiziki bir engel niteliğinde olduğu, Sağlık D.Bşk.lıkları veya Sağlık Ş.Md.lüklerince (bu birimlerin olmadığı Kıta, Kh. ve Kurumlarda garnizon tabiplerince) onaylanması kaydıyla, kalan kanuni oturma süresini tamamlamak üzere kendisine ikametindeki konuta büyüklük ve nitelik olarak eşidi olabilecek, sağlık durumuna uygun idarece tesbit edilecek bir konut tahsis edilebilir. Ayrıca, ikametindeki konut için oturulamaz raporu tanzim edilen personele kalan kanuni oturma süresini tamamlamak üzere aynı bina veya bölgeden, idarece belirlenecek eşidi bir konut tahsis edilir. Konutta oturulamaz raporu verilen konut sayısının birden fazla olması durumunda personelin konuta girişinde; İkinci Bölüm 2 nci Madde 2 nci Paragraf esaslarına göre hesaplanacak puanlama neticesinde bu maddenin 3 ncü Paragraf hükümleri uygulanır denilmektedir. Bu düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere konutu için oturulamaz raporu tanzim edilen personele kalan kanuni oturma süresini tamamlamak üzere aynı binadan veya bölgeden idarece belirlenecek eşidi bir konut tahsis edilecektir. Bir başka ifadeyle bu durumdaki personel konut tahsisinde öncelikli konumda olup, lojmanda oturmayan diğer personel ile birlikte değerlendirilmeyecektir. Anılan düzenleme aynı durumdaki personelin birden fazla olma durumunu da açıklığa kavuşturmuştur. Bu durumda ise, aynı durumda olan personelin puanları Yönergenin 2 nci Bölüm 2 nci madde 2 nci paragraf esaslarına göre hesaplanarak aynı durumdaki personel puan sırasına konulacak, konut tahsis önceliği ise, Yönergenin 3 ncü Bölüm 4 ncü madde 3 ncü paragraf esaslarına göre belirlenecektir.
Dava konusu işlemin değerlendirilmesine geçmeden önce bir hususa değinmekte de fayda görülmüştür. Davalı idare davacının 2000 yılında sıra tahsisli olarak konuta girdiğini ancak, konutların statüye göre yeniden düzenlenmesi kapsamında 28.03.2002 tarihinde yayınlanan emirle davacının oturduğu konutun subay kontenjanına alındığını ve davacının tahsis şeklinin şartlı tahsise çevrildiğini ileri sürmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu konuda davacıya tebliğ edilmiş bir emir bulunmamaktadır. Bu yeni düzenleme ile subay-astsubay kontenjanlarında sayısal olarak bir değişiklik yapılmamış, sadece bazı konut bloklarının subay-astsubay tahsislerinde değişiklik yapılmıştır. Ayrıca 28.03.2002 tarihli emrin 2 nci maddesinde yeni düzenlemeye ilişkin uygulamaya, emrin yayınlandığı 28.03.2002 tarihinden itibaren yapılacak konut tahsislerinde başlanacağı açıkça belirtilmiştir. Sonuç olarak söz konusu emrin davacının durumunu değiştirici bir mahiyeti bulunmamaktadır. Davacı sıra tahsisli olarak girdiği konutta yasal olarak 5 yıl oturma hakkına sahiptir. Konutunun subay kontenjanına dahil edilmesi, davacının konutunda şartlı oturuyor konumuna düşürmemektedir.
Somut olaya dönüldüğünde, davacıya 26.07.2000 tarihli tahsis emri ile Yıldıztepe Loj.grubunda bulunan 51/A-7 nolu konut sıra tahsisli olarak tahsis edilmiş, depreme dayanıksızlığının tespit edilmesi üzerine 16 blok (320 daire)un yıkılmasına karar verilmiş ve 77 subay 157 astsubay oturdukları konutları tahliye etmek zorunda kalmıştır. Savunma belgelerinden anlaşıldığı üzere konutu tahliye etmek zorunda kalan 157 astsubaydan 46 sı davacı ile aynı konumdadır. Yani konuta sıra tahsisli olarak girmiştir. Yeniden konut tahsisinde ise astsubaylara 78 lojman önerilmiştir. Lojman tahsisinin yukarıda açıklanan Yönerge hükümlerine göre öncelikle sıra tahsisli olarak konuta giren ve tahliye etmek zorunda kalan 46 astsubaya kalan oturma sürelerini tamamlamak üzere, öncelik verilmek suretiyle yapılması gerekmekte olup, hiç lojmanda oturmayan ve şartlı olarak otururken tahliye etmek zorunda kalan personelin de davacı durumundaki personelle aynı konumda değerlendirilerek puan esasına göre tahsis yapılması işlemi hukuka aykırı bulunmaktadır. Yönerge hükümlerinin uygulanması durumunda ise, aynı durumda olan 46 astsubay içerisinde 70 puanla 23 ncü sırada bulunan davacıya, 78 konutun öneriye çıkarıldığı dikkate alındığında konut tahsis edileceğinde tereddüt bulunmamaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş; bu esasların tespiti doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Doktrin ve yargı kararları idarenin sorumluluğunu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırmaktadır. Her iki ilke için de geçerli olmak üzere genel olarak bir eylemden dolayı idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için; bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
İdari işlemden doğan sorumlulukta, sorumluluğu doğuran nedenler yönünden idari eylemlere nazaran bir farklılık yoktur. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri, genel çizgileriyle bu alanda da yürürlüktedir. Dava konusunda kusursuz sorumluluk kuramının tatbikini gerektirir hukuki nedenler gerçekleşmediğinden, konuya hizmet kusuru ilkesi yönünden yaklaşmak gerekli bulunmaktadır.
Bir idari işlemden dolayı hizmet kusuruna dayalı olarak tazmin sorumluluğundan söz edilebilmesi için hukuka aykırılığın varlığı şarttır. Genelde, idari işlemleri sakatlayan ağır ve önemli nitelikler, hukuki yanlışlıklar, hizmet kusuru olarak nitelendirilebilir. İdari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle, hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bir bağlılık ve ayniyet olup olmadığı, yani bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuk kurallarına aykırı görülmesi halinin, tazminat verilmesini gerektirip gerektirmediğinin ve davacının meydana geldiğini ileri sürdüğü zararlarının hukuka aykırı işlem nedeniyle oluşup oluşmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Meydana gelen zarar ile işlem arasında illiyet bağının kurulması zorunludur.
Davacıya hukuka aykırı bir işlemle konut tahsis edilmediği bu nedenle ev kiralamak ve taşınmak zorunda kaldığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Davacı konut tahsis edilmemesi nedeniyle nakliye, hamal masrafları ve kira bedelinin yüksek olması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmektedir. Davacıya konut tahsis edilmesi durumunda dahi nakliye ve hamal masraflarını yapacağı kuşkusuzdur. Ayrıca İç Hizmet Kanununun 108/b maddesine göre şehir içi nakliyelerde askeri araçtan yararlanma imkanı varken bu yönde bir talebi olmamıştır. Dolayısıyla nakliye ve hamal masraflarının davacı için maddi bir zarar olarak kabulü mümkün değildir. Davacı hukuka aykırı bir şekilde konut tahsis edilmemesi nedeniyle, ev kiralamak zorunda kaldığı, lojman kira bedelinden fazla bir miktar kira ödediği sabittir. Davacı konut tahsis edilmesi durumunda 12 ay daha oturma süresinin bulunduğunu her ay 200.000.000 TL. fazla kira ödediğini bu nedenle 2.400.000.000 TL. zarara uğradığını iddia etmektedir. Davacının 28.10.2004 tarihinde konutu tahliye ettiği ve konutta oturma süresinin 20.08.2005 tarihinde dolduğu göz önüne alındığında kalan oturma süresinin davacının iddia ettiği gibi 12 ay değil, 9 ay 22 gün yani yaklaşık 10 ay olduğu anlaşılmaktadır. Kira bedellerinin, kiralanan konutun muhitine, konforuna, büyüklüğüne göre çeşitlilik gösterdiği bilinen bir gerçektir. Borçlar Kanunun 43/1 nci maddesi; hakim hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eder hükmünü amirdir. Davacıya tahsis edilmesi gereken konutun muhiti ve büyüklüğü kendisinden önde bulunanların tercihine göre değişebileceğinden, bu konutun emsali bir konutun kira bedelini de tam olarak tespit etmek mümkün bulunmadığından, davacının fazla kira bedeli ödemek nedeniyle zararının mevcudiyetinin kabulü ile bu zararın miktarının mahkememizce maktuen tayin ve tespit edilerek her ay için 150.000.00 TL. zarara uğradığı kabul edilip, 10 aylık süre zarfındaki toplam maddi zararı 1.500.000.000 TL. olarak belirlenmiştir. Davacı maddi tazminata, lojmanı tahliye tarihi olan 28.10.2004 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasını talep etmiş ise de, söz konusu zarar 28.10.2004 - 20.08.2005 tarihleri arasında her ay kira ödeme sırasında ortaya çıkan fazla kira ödemesinden kaynaklandığından, lojman kiralarının kira bedellerinin her ayın 15inde maaşlardan kesildiği dikkate alındığında ilk zararın 15.11.2004 tarihinde 150.000.000 TL. olarak ortaya çıktığı, bilahare diğer zararların 15.12.2004, 15.01.2005, 15.02.2005, 15.03.2005, 15.04.2005, 15.05.2005, 15.06.2005, 15.07.2005 ve 15.08.2005 tarihinde ortaya çıktığı, dolayısıyla faiz hesaplamasının her ay için ayrı ayrı yapılarak davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davacı haksız yere konut tahsis edilmemesi nedeniyle manevi zarara uğradığını belirterek manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunun 47 nci maddesinde hakimin hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namıyle muvafık tazminat verilmesine karar verilebileceği, aynı kanunun 49 ncu maddesinde şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze kişinin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebileceği belirtilmiştir.
Manevi tazminat maddi mal varlığında meydana gelen bir eksilmeye yönelik bir tazmin aracı olmayıp, kişinin manevi varlığına saldırı halinde meydana gelen zarar ve kayıpların karşılanması için başvurulan bir tatmin aracıdır. Doktrinde ve yerleşik yargı kararlarında kişilik haklarının özgürlük, namus, şeref gibi değerlerin yanı sıra özel hayata ve aile hayatına ilişkin sırlar, meslekle sırları gibi birçok manevi değeri ve tüm sosyal ve siyası hakları içerdiği kabul edilmektedir. Manevi tazminata hükmedilmesi için tesis edilen idari işlem veya eylem nedeniyle kişilik haklarına veya vücut bütünlüğüne bir saldırının gerçekleşmesi, bu saldırı sonunda da manevi bir zarar meydana gelmesi zarar ile idare tarafından tesis edilen işlem arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Somut olaya dönüldüğünde, davacıya hukuka aykırı şekilde konut tahsis edilmemesi işleminin, davacının kişilik haklarına, manevi varlığına, vücut bütünlüğüne saldırı şeklinde kabulü mümkün değildir. İşlemin hukuka aykırı olması tek başına manevi tazminat ödenmesi için yeterli değildir. Davacının vücut bütünlüğüne veya kişilik haklarına bir saldırı söz konusu olmadığından davacının manevi tazminat talebinin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacıya 1.500 YTL. (Binbeşyüz Yeni Türk Lirası) maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine,
2. Davacıya ödenecek maddi tazminatın, 150 YTL.lik kısmına 15.11.2004, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.12.2004, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.01.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.02.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.03.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.04.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.05.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.06.2005, diğer 150 YTL.lik kısmına 15.07.2005, diğer 150 YTL.lik 15.08.2005 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
3. Davacının manevi tazminat isteminin reddine, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy