(2709 S. K. m. 10, 70) (357 S. K. m. 2) (ANY. MAH. 11.02.2004 T. 2001/73 E. 2004/12 K.) (ANY. MAH. 17.03.2004 T. 2001/390 E. 2004/35 K.) (AYİM 2. D. 11.10.2002 T. 2002/164 E. 2002/651 K.)
Davacı, 08 Ocak 2004 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1994 yılında Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığından (FYÖ) Öğretmen Teğmen olarak başarıyla mezun olduğunu, ayrıca J.Okl.K.lığı emrinde Fransızca Öğretmenliği görevine başladığını, daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 2003 yılında bitirdiğini ve K.K.K.lığının 14 Ekim 2003 tarihli Askeri Hakim Sınıfına Personel Temini konulu emrine istinaden Askeri Hakim adayı olmak için 17 Kasım 2003 tarihli dilekçe ile müracaat ettiğini, ancak bu müracaatının Yabancı Diller Bölüm Başkanı olan ilk amiri tarafından emirde belirtilen müracaat şartlarından Harp Okulu mezunu olmak şartını gerçekleştirmediği gerekçesi ile reddedildiğini, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanununun 2 nci maddesinde Askeri Hakim ihtiyacını karşılayacak kaynaklar içinde Harp Okulu mezunlarının sayılıp FYÖ Mezunlarının sayılmamasının Kanun koyucunun kastından değil, bu konu ile ilgili ileride karşılaşılabilecek alternatiflerin yeterince değerlendirilmemesinden kaynaklandığını, bu durumun Anayasanın eşitlik ilkesine ve 70 nci maddesinde yer alan Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez hükmüne aykırı olduğunu belirterek 357 sayılı kanunun 2 nci maddesi D fıkrasında geçen Harp Okulu mezunu ifadesinin Anayasaya aykırılığının ciddi bulunarak iptali için Anayasa Mahkemesine götürülmesine, Askeri Hakim Adaylarının Seçimi ve Yetiştirilmesi Hakkındaki Yönetmeliğinin 4/4 maddesindeki Harp Okulu mezunu ifadesinin iptaline, Askeri Hakim adaylığına yaptığı müracaatın kabul edilmemesi işleminin iptaline karar verilmesini, yargılamanın duruşmalı yapılmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; 1994 yılında Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığından (FYÖ) Öğretmen Teğmen olarak mezun olan ve J.Okl.K.lığı emrine atanarak Fransızca öğretmeni olarak göreve başlayan davacının 2003 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğu, davacının 14 Ekim 2003 tarihli Askeri Hakim Sınıfına Personel Temini konulu emrine istinaden Askeri Hakim adayı olmak için 17 Kasım 2003 tarihli dilekçe ile müracaat ettiği, davacının bu müracaatının Harp Okulu mezunu olmak şartını taşımadığı gerekçesi ile reddedildiği ve bu olumsuz cevabın 02 Aralık 2003 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, bunun üzerine davacının, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanununun 2 nci maddesinde düzenlenen ve askeri hakim sınıfı için kaynaklar arasında sayılan Harp Okulu mezunu olmak şartının Anayasanın 10 ve 70 nci maddelerine aykırı olduğunu belirterek Askeri Hakim Adaylığı sınavına alınmama işleminin iptali istemiyle AYİMde dava açtığı anlaşılmıştır.
Davacı dava dilekçesinde yargılamanın duruşmalı yapılmasını talep etmiş, duruşma günü olarak 23.09.2004 tarihi tesbit edilmiş, duruşma gününü belirten davetiyeler tebligata çıkarılmış, davacı adına çıkarılan davetiye davacıya tebliğ edilemediğinden belirlenen günde duruşma yapılmamış, davacının 27.09.2004 tarihinde AYİM kayıtlarına giren dilekçesinde duruşma talebinden vazgeçtiğini beyan etmiş, mahkemece de resen duruşma yapılmasına gerek görülmemesi nedeniyle duruşma kararından vazgeçilerek taraflara bildirilmiştir.
357 sayılı Askeri Hakimler Kanununun 2 nci maddesi; Askeri hâkim ve askeri savcı ihtiyacı aşağıda belirtilen kaynaklardan sağlanır: A) Muvazzaf subay olan isteklilerden, üniversitelerce aranıyorsa, hukuk fakültelerine giriş sınavlarını veya testlerini kazananlardan bu fakültelere gönderilip öğrenimlerini başarı ile bitirenler-B) Askeri liseleri bitirerek harp okullarına kabul olunan isteklilerden, üniversitelerce aranıyorsa, hukuk fakültelerinin giriş sınavlarını veya testlerini kazananlardan bu fakültelere gönderilip öğrenimlerini başarı ile bitirenler-C) Kıtada başarı göstermiş ve bir hukuk fakültesi bitirmiş bulunan yedek subaylardan askerlik görevleri sırasında istemde bulunanlar-D) Üsteğmen veya yüzbaşı rütbesinin ilk üç yılında bulunan Harp Okulu mezunu subaylardan kendi hesabına hukuk fakültesini bitirenler. Bu subayların taşımaları gereken diğer özel şartlar yönetmelikle belirlenir-E) Kendi hesabına hukuk fakültesini bitiren kadınlardan istemde bulunanlar-F) Liseleri bitirerek hukuk fakültelerine devam hakkını kazanmış olanlar ile hukuk fakültelerinde okudukları sınıfı başarı ile geçenlerden lüzum ve ihtiyaç duyulduğunda askerî öğrenciliğe kabul edilip, öğrenimlerini tamamlayanlar-Bu kaynaklardan faydalanmaya ilişkin şekil ve esaslar, Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine, Milli Savunma Bakanlığınca tespit olunur. şeklinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Askeri Hakim Adaylarının Seçimi ve Yetiştirilmesi Hakkında Yönetmelikin 4 ncü maddesinde aynı hüküm yer almıştır. Davacının, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanununun 2 nci maddesinin (D) bendinde belirtilen Harp Okulu mezunu ifadesinin Anayasanın 10 ve 70 nci maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmesi nedeniyle öncelikle bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
1982 Anayasasının 70 nci maddesinde; ...Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez anayasal prensibi düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusuna bağlı olarak davacının durumunun bu anayasal prensip çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. İdare tarafından belirli bir konuda istihdam edilmek üzere eğitilmiş davacının ilk defa kamu hizmete alınması söz konusu değil, doğrudan doğruya idarenin kendi iç hizmetinde hangi uzmanlık alanında istihdam etme takdir yetkisi ile ilgili bir durum söz konusudur. Davacının ilk olarak TSK.nde hizmete alınıp istihdam edilmesi değil, daha önceden TSK.nde hizmete alınmış, istihdam edileceği alana yönelik olarak Türk Silahlı Kuvvetleri imkanı ile yetiştirilmiş kişinin idarenin kendi istihdam planları ve uygulaması çerçevesinde, kişinin başka bir alanda istihdam edilip edilmemesi söz konusudur. Bu çerçevede davacının ileri sürdüğü gibi 357 sayılı Kanunun anılan bendinin Anayasanın bu hükmü ile doğrudan bağlantılı olmadığı, Anayasanın bu maddesinin hizmete ilk defa alınacaklarla ilgili olduğu sonucuna varılmıştır.
Anayasanın 10 ncu maddesinde; herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorunda oldukları belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında eşitlik ilkesinin eylemsel değil hukuksal eşitlik olduğu, eşitlik ilkesi ile aynı durumda olan kişilere aynı hukuki kuralların uygulanmasının amaçlandığı, farklı statüde bulunanlara farklı hükümlerin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Anayasanın 10 ncu maddesinde, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar denilmektedir. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasanın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlarda aynı, ayrı hukuksal durumlarda ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durum ve hukuki statüdeki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. (Anayasa Mahkemesinin 10.02.2004 tarih ve 2001/73 E, 2004/12 K., 17.03.2004 tarih 2001/390 E, 2004/35 K. sayılı kararları) Gerek 926 sayılı Kanunun 11-25 nci maddelerinde ayrıntılı ve geniş düzenlemelerle ve gerek Özel Kanunlardaki düzenlemelerle özel ve ayrıntılı bir planlamayı gerektiren kaynak ve sınıflandırma işlemlerinde idarenin kendi istihdam ihtiyaç planlamasına göre özel ve ayrı bir eğitime tabi tuttuğu personeli bu özel amaca yönelik alan dışında istihdam edilmenin önüne geçilmesinin yönelik düzenlemeler yapması, Yasa koyucu tarafından (357 sayılı Kanunun 2 nci maddesi) idareye bu yönde takdir yetkisi tanınması, güdülen kamu yararı amacına da uygundur. Nitekim 357 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde sayılan askeri hakim sınıfı kaynaklarının kullanılması ve kaynaklardan faydalanılması bile Genelkurmay Başkanlığı teklifi üzerine Milli Savunma Bakanlığına bırakılmıştır. Hizmetin etkin ve verimli kullanılması çerçevesinde kamu yararını amaçlayan böyle bir düzenlemenin hukuki anlamda eşitliği zedelemediği kanaatine varıldığından 357 sayılı Askeri Hakimler kanununun 2 nci maddesi D fıkrasında yer alan Harp Okulu Mezunu ibaresinin Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiası ciddi bulunmamıştır.
Askeri Hakim Adaylarının Seçimi ve Yetiştirilmesi hakkındaki yönetmeliğin 4/4 maddesinde yer alan Harp Okulu ifadesini 357 Sayılı Kanunun 2 nci maddesine uygun bulunması ve hukuka aykırılığının görülmemesi nedeniyle iptali talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacının Harp Okulu mezunu olmak şartını taşımaması nedeniyle Askeri Hakim Adaylığına müracaatının kabul edilmemesi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığından bu işlemin iptali talebi reddedilmiştir. AYİM Daireler Kurulunun 17.04.2003 tarih, E:2002/245 K:2003/44 sayılı Kararı ve AYİM 2 nci Dairesinin 11.10.2002 tarih E:2002/164 K:2002/651 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Askeri Hakim Adaylarının Seçimi ve Yetiştirilmesi Hakkındaki Yönetmeliğin 4/4 maddesinde yer alan Harp Okulu Mezunu ifadesinin iptali isteminin REDDİNE,
2. Davacının Askeri Hakim adaylığına müracaatının kabul edilmemesi işleminin iptali isteminin REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy