(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 40)
Davacı; 03.12.2004 tarihinde AYİM kaydına geçen dilekçesinde özetle; göreve başladığı 1987 yılından bu yana çalışmaları nedeniyle amirleri tarafından toplam 24 defa ödüllendirildiğini, kıdem sıra listesinde birinci sırada olmasına rağmen 2004 yılı Üstün Başarı Kıdeminden Faydalanan Personel Listesinde isminin bulunmadığını ve bu durumun kıdem sıra listesindeki sırası ile çeliştiğini belirterek, Üstün başarı kıdemi verilmemesi işleminin iptali isteminde bulunmaktadır.
İdari yargıda süre kamu düzenine ilişkin olup taraflarca ileri sürülmese de yargılamanın her aşamasında Mahkemece resen incelenebilmektedir. Başsavcılık düşüncesinde davada süre aşımı bulunduğunu ileri sürdüğünden öncelikle davada süre aşımı bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi Anayasanın 125 ve 1602 sayılı Kanunun 40 ncı maddelerinde, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde (Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça) yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 05.12.1983 gün ve E:1983/1, K:1983/17 sayılı İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında da dava açma süresinin yazılı bildirim tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür. Bu durumda ve normal koşullarda dava açma süresinin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı kuşkusuzdur. Ancak bu kuralın, dava konusu olayda olduğu gibi tüm işlemlere uygulanması da düşünülemez. Yazılı Bildirimi ararken, bunun ne anlama geldiğini ve yazılı bildirim yerine geçebilecek olguları göz önünde bulundurmak, bu olgulardan itibaren de dava açma süresinin başlayabileceğini kabul etmek gerekmektedir.
Davacının 30.08.2004 tarihinde bir üst rütbeye yani kıdemli Başçavuşluğa yükseltilmediği, bu işlemin sonuçlarını bizzat yaşadığı bir gerçektir. Davacının 1987 yılında astsubaylığa, 1990 yalında kıdemli çavuşluğa, 1993 yılında üstçavuşluğa, 1996 yılında kıdemli üstçavuşluğa, 1999 yılında başçavuşluğa yükseltildiği, üstün başarı kademi alması durumunda da 926 sayılı Personel Kanununun 81 nci ve 33 ncü maddeleri uyarınca 30.08.2004 tarihinde kıdemli başçavuşluğa yükseltileceği bir tebligat aranmaksızın davacı tarafından bilinen hususlardır. Davacı 30.08.2004 tarihinde üstün başarı kıdemi verilmediğini, bu rütbenin işaretini takmamak suretiyle kesin olarak bilir hale gelmiştir.
İşlem ve sonuçlarını kesinlikle bilebilir durumda olan davacı yönünden süre hesabına esas olmak üzere ayrıca işlemin tebliğinin yazılı olarak tebliğini aramaya gerek yoktur. İşin doğal sonucu olarak işlemin sonuçlarını öğrenen, buna muttali birisi için yapılacak tebligat olsa olsa bilineni tekrarlamaktan başka bir anlam taşımayacaktır. Kıdemli başçavuşluğa terfi ettirilmeyen davacı, 30.08.2004 tarihinden itibaren ya 1602 sayılı AYİM Kanununun 40 ncı maddesinde ifadesini bulunan 60 günlük dava açma süresi içinde işlemin iptali için doğrudan dava açması ya da aynı kanunun 35 nci maddesi uyarınca ihtiyari başvuruda bulunarak sonuçlarına göre hareket etmesi gerekirken, dava açma süresini geçirdikten sonra kıdem sıra kitabının tebliğini esas alarak 03.12.2004 tarihinde dava açmıştır. Oysa 30.08.2004 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılmamakla veya ihtiyari müracaat yoluna gidilerek alınacak sonuca göre hareket edilmemekle davacı hakkındaki işlem kesinlik kazanmıştır. İdare tarafından kıdem sıra kitabının davacıya tebliği yeni bir işlem olmayıp bilineni tekrardan ibaret bir işlemdir ve geçen dava açma süresini ihya etmesi olanaksızdır. Sonuç itibariyle davacının 30.08.2004 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açması ya da ihtiyari başvuru yoluna giderek sonuçlarına göre hareket etmesi gerekirken bu süreyi aşarak 03.12.2004 tarihinde dava açmış olması nedeniyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın süre aşımı yönünden REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy