(211 S. K. m. 34)
Davacı 05.05.2005 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde ve 25.07.2005 tarihinde kayıtlara geçen savunmaya cevap dilekçesinde özetle; yeni kimlik kartı müracaatı esnasında anne, baba ve kız kardeşine de kimlik kartı verilmesi için talepte bulunduğunu, ancak TSKda Görevli ve Emekli Sivil Personele Verilecek Kimlik Kartı Yönergesine göre kimlik kartı verilmediğini, oysa Yönergede bu konuda olumsuz bir düzenleme bulunmadığını, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve Yönergede böyle bir düzenleme mevcut ise iptali gerektiğini belirterek ailesi için kimlik kartı verilmemesi işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde; MSB Kalite Yönetim Bölge Başkanlığı emrinde Sivil Memur (Yük.Müh.) olarak görev yapmakta olan davacının Kimlik Kartı verilmesi için 01.04.2005 tarihinde yaptığı müracaata MSB.Ankara Kalite Yönetim Bölge Başkanlığının 06.04.2005 tarih ve KLT.YNT:BLG:BŞK.:4044-405-05/İd.Ks.1598 sayılı yazısıyla olumsuz cevap verildiği, bunun üzerine işlemin iptali talebiyle yasal süre içinde bu davayı açtığı anlaşılmıştır.
Konu ile ilgili öncelikle yasal düzenlemeler incelendiğinde, 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununda 34/e maddesi: Silahlı Kuvvetler mensupları şekil ve kullanma tarzı talimatnamede gösterilen hüviyet kartlarını resmi ve sivil olarak her zaman üzerinde bulundurmaya mecburdurlar. hükmünü; İç Hizmet Yönetmeliği 80/b maddesi ise, Kimlik kartlarının şekilleri, dağıtma usulleri ve hangi makamlarca verileceği Milli Savunma Bakanlığınca hazırlanacak bir talimatla tespit edilir. hükmünü amir bulunmaktadır.
Açıklanan Kanun ve Yönetmelik hükümleri karşısında kimlik kartlarının dağıtma usulleri konusunda davalı idarece çıkarılacak talimata göre düzenleneceği ve bu konuda davalı idareye takdir yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Nitekim davalı idare tarafından konu ile ilgili iki ayrı Yönerge düzenlenmiştir. TSKda görevli sivil memurlarla ilgili olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli ve emekli istisnai memur, memur, sözleşmeli personel ve işçi ile bunlardan işçi hariç olmak üzere diğerlerinin aile fertlerine verilecek kimlik kartlarının şekilleri, dağıtım ve kullanma usulleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli ve Emekli Sivil Personele Verilecek Kimlik Kartı Yönergesinde (MSY/52-3(A)) düzenlenmiştir. Söz konusu Yönergenin 2 nci bölüm 4 ncü maddesi c fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan;
(3) Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli ve emekli memurların aşağıdaki şartları haiz ve 12 yaşından gün almış olan aile fertleri kimlik kartı alabilir.
a) Eşi (Karıları, kadın memurlar için kocaları)
b) 19 yaşını doldurmamış, evli olmayan öz veya üvey erkek çocukları ile erkek evlatlıklar,
c) Orta öğretim yapmakta olan 20, yüksek öğretim yapmakta olan 25 yaşını doldurmamış evli olmayan öz veya üvey erkek çocuklar ile erkek evlatlıklar,
d) Yaşı ne olursa olsun evlenmemiş veya dul kalmış veyahut boşanmış oldukları belge ile tevsik edilen öz veya üvey kız çocukları ile kız evlatlıklar
e) 19 yaşın üzerinde olup malûllüğü belge ile tevsik edilen, çalışamaz durumda bulunan ve yardım edilmediği taktirde muhtaç duruma düşecek evli olmayan öz veya üvey erkek çocukları ile erkek evlatlıklar hükmü ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli ve emekli memurların Yönergede belirtilen şartları taşıyan eş ve çocuklarına kimlik kartı alabilme imkanı getirilmiş; bunun dışında anne, baba ve kız kardeşler için bu imkan sağlanmamıştır. Bu nedenle davacının anne, baba ve kız kardeşine kimlik kartı verilmesi mümkün değildir.
Konu ile ilgili diğer Yönerge ise TGSK Kimlik Kartı Yönergesi (MSY-7(A1)) ise TSKda görevli subay, yedeksubay, ast subay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş ve erlerin kimlik kartları ile ilgili düzenlemelere yer vermiştir. Bu ikinci yönerge kapsamına davacı dahil olmadığından MSY-7(A1) Yönergesine göre de davacının anne, baba ve kızkardeşine kimlik kartı verilmesi mümkün değildir.
Davacı MSY/52-3(A) Yönergesindeki düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia etmiş ise de; bu hususun eşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez; zira Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere Anayasanın 10 ncu maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülmez. Bu mutlak yasak birbirinin aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. Özellikle aykırılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasanın amaçladığı eşitlik hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelik ve durumları özdeş olanlar arasında yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre eşitliği bozduğu iddia edilen kural haklı bir nedene dayanmakta veya kamu yararı amacıyla yürürlüğe konulmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez.
Yukarıda açıklanan mevzuat karşısında davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı idare cevap lahiyasında lehine avukatlık ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiş ise de; haksız çıkan tarafa yüklenen avukatlık ücretinin, esas itibariyle diğer tarafın vekalet/avukatlık sözleşmesi ile temsil olunmasından doğan masrafının karşılığı olduğu ve yasal temsilciler bakımından ancak kanunun açıkça öngördüğü takdirde hükmedileceği dikkate alındığında, 178 sayılı KHK ve 4353 sayılı Kanun hükümleri ile temsil/tevkil tekeli öngören gerekçesi karşısında genel bütçeli idareleri avukat sıfatıyla temsil yetkisinin münhasıran hazine avukatlığı teşkilatına ait olduğu, bakanlıklarda çalışan memur avukatların idari temsilden öte avukatlık ücretini hak eden bir tevkil görev ve yetkisinin bulunmadığı sonucuna varıldığından davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE,
2. 1602 sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin (Posta giderleri dahil) davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
3. Davalı idarenin vekalet ücretine hükmedilmesi isteminin REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy