(1602 S. K. m. 41) (521 S. K. m. 68) (2577 S. K. m. 9, 45, 46) (1086 S. K. m. 432, 437)
Davacı vekili 06.12.2004 tarihinde Samsun İdare mahkemesi ve bu yolla 10.12.2004 tarihinde AYİMde kayda giren dava dilekçesinde özetle; davacının babasının 04.02.1320 tarihinde askere alındığını,19.06.1324 tarihinde terhis olduğunu, seferberlik nedeniyle 02.08.1330 tarihinde tekrar askere sevk edildiğini, bir daha kendisinden haber alınamadığını, Kurtuluş Savaşı bitmesine rağmen geri dönmediğini, bu nedenle savaşta öldüğünün kabul edilmesi gerektiğini, davalı idare tarafından tesis edilen yetim aylığı bağlanmaması işleminin gerçeklere, hakkaniyete, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek iptalini talep ve dava etmiştir.
İdare Hukukunda süre konusunun kamu düzenine ilişkin olması ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiğinden öncelikle bu husus incelenmiştir.
1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesi; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine müracaat tarihi olarak kabul edilir. Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunması, bu kanunda öngörülen süreler içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış olan davanın süreden reddine neden olmaz. hükmünü amirdir.
Yukarıda belirtilen 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrasında yer alan hüküm 521 sayılı Eski Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden aynen aktarılmıştır.
521 sayılı Eski Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden aynen alınarak 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci madde 1 nci fıkrasına konulan hükmün tarihsel gelişim içinde Kanun koyucunun iradesine bağlı olarak 20.01.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 05.04.1990 tarih ve 3622/2 sayılı Kanunla değişik 9 ncu maddesinde; görevli olmayan yargı yerlerine yapılan başvurunun görev yönünden reddi durumunda bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açabilir şeklinde değiştirilmiştir. 1602 sayılı Kanunun lafzi olarak ele alınması durumunda, Yasa koyucunun iradesinin gösterdiği açılım ile uzaktan yakından ilgisi olamayacağı, Yasa koyucunun ulaşmak istediği amacın ve yansıttığı iradenin çok gerisinde kaldığı tüm tartışmalardan uzaktır.
1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin birinci fıkrasında; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir... hükmü yer almaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise; Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunması... ifadesiyle kesinleşme tarihine ve müessesesine vurgu yapılmaktadır.
Yargılama kesintisiz bir süreci içermektedir. Herhangi bir yargı yeri tarafından verilen kararın uygulanması ve bu karara bağlı olarak farklı işlemlerin tesis edilmesi anılan kararın kesinleşmesi, başka bir anlatımla kesin karar karinesi mertebesine usuli olarak ulaşması ile mümkündür. Dolayısıyla, bir yargı yerinin henüz kesinleşmemiş veya kesin karar mertebesine erişmemiş bir kararının esas alınarak başka işlem veya usuli müesseselere dayanak ve temel oluşturması hem hak arayan ilgili hem de o yargı yeri açısından hukuki bağlamda istenilmeyen sonuçlara neden olacaktır. Bu yaklaşım somut olarak bir örnekle ele alındığında; kendisine görev yönünden red kararı tebliğ edilen ve bir yoruma göre 30 gün içinde görevli yargı yerine dava açma zorunluluğu ile karşı karşıya kalan tarafın, davanın diğer tarafının iradesine bağlı olarak açtığı davanın geçerliliği söz konusu olacaktır. Kesinleşmemiş Görev Yönünden Red kararının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde (örneğin 5 nci gününde) görevli yargı yerine dava açan tarafın bu davası diğer tarafın tebliğ tarihinden itibaren otuzuncu günü yaptığı temyiz girişimi ile geçerliliğini yitirecek ve yargılama sürecinin başka bir kanaldan devamını sağlayacaktır. Bu durum farklı usuli kanallardan ilerleyen uyuşmazlık konusunda bir biri ile çatışan iki karara ulaşılması bağlamında yargı bağımsızlığı ve güvenilirliliğini zedeleyici bir hal olarak da karşımıza çıkma potansiyelini içinde taşımaktadır.
Diğer yandan 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesi bir bütün olarak irdelendiğinde; ikinci fıkrasında yapılan kesinleşme vurgusuyla birlikte birinci fıkrada geçen ve ...bu husustaki kararların... ve ...bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine... şeklinde ifade edilen yan cümlelerin, sonuç yargı belirten ...verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde ...dava açabilirler. şeklindeki son amacı(yargıyı) açıklayan cümle çerçevesinde değerlendirilmesi sırf lafzi yorum tekniğinde bile kaçınılmazdır. Sonuç yargıyı belirleyen cümlenin öncesindeki yan cümlelerin yargılama sürecine değindiği, bu sürecin ve bağlacı ile ifadesini ortaya koyduğu da görülmektedir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında; 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesi kapsamında, görevli olmayan yargı yerine dava açıldıktan sonra bu yargı yeri tarafından verilen görev yönünden red kararının yargılama sürecini tamamlayarak kesinleşmesini izleyen günden itibaren 30 gün içinde görevli yargı yerine dava açılması gerektiği şeklinde kabul edilmesi ve kesinleşme tarihinin esas alınarak (ve hatta kesinleşmiş kararın tebliğinin esas alınarak) dava açma süresinin başlatılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
AYİM bu gibi durumlarda görevli olmayan yargı yerinin davanın görev yönünden reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması koşulunu özellikle aramaktadır. (AYİM 2.D. 30.3.1994 T., E.1994/532, K.1994/659 s.k.; AYİM Drg., S.9, s.129-131; AYİM 1.D. 23.3.1999 T., E.1998/1072, K. 1999/281 s.k.; AYİM Drg., S.14, s.227-228;AYİM 1.D. 7.3.1989 T.,E.1989/16, K.1989/70 s.k.; AYİM Drg., S.7, Kitap 1, s.148-149)
Otuz günlük ek sürenin başlangıç tarihi ise görevsizlik kararının kesinleşme tarihidir. Görevsizlik kararları ya süresi içinde kanun yollarına başvurulmayarak kesinleşir; ya da süresi içinde kanun yoluna başvurulması üzerine başvuruyu inceleyecek üst yargı yerinin kararı üzerine kesinleşir. AYİMin görev alanına giren uyuşmazlıklarla ilgili olarak görevsiz yargı yerlerinde açılan davalarda verilen görev yönünden ret kararları, bu kararlara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmaması üzerine kesinleştirilirler. İdare mahkemesince verilen görevsizlik kararlarının kesinleşmesi için kararın bildirim tarihinden itibaren otuz günlük (İYUK m.46) temyiz süresinin geçmesi gerekir. İdare ve vergi mahkemelerinin tek hakimli olarak verdiği kararlara karşı da otuz günlük süre içinde itiraz edilebilir(İYUK m.45/2). Bu süre içinde itiraz yapılmaz ise bu mahkemelerin kararları da kesinleşmiş olur. Görevsizlik kararı taraflara değişik tarihlerde tebliğ edilmiş ise, görevsizlik kararının kesinleşmesi en sonraki tebliğ tarihine göre hesaplanır. (Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. bası, 1979, Cilt I, s.227) Temyiz süresi, kararın (ilamın) taraflardan her birine tebliğ edildiği tarihten işlemeye başlar(m.432/I, m.437/ I). Yani her taraf için ayrı (ilamın o tarafa tebliğ edildiği) tarihte işlemeye başlar. Bu nedenle ilamın taraflara değişik tarihlerde tebliğ edilmiş ve temyiz edilmemiş olması halinde kararın kesinleşmesi en sonraki tebliğ tarihine göre hesaplanır. (Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. bası, 1984, Cilt IV, s.3321)
Bu açıklamalar çerçevesinde Ankara 3 ncü İdare Mahkemesinin 2004/2047 esas numarasına kayıtlı dava dosyası incelendiğinde; davacı vekilince açılan iptal davasında ilk inceleme aşamasında 13.07.2004 tarihinde davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu kararın davacı vekiline tebliğ edilmekle birlikte davalı Emekli Sandığına tebliğ edilmediği, bu nedenle kararın kesinleşmediği, dolayısıyla görevsiz yargı yerince verilen görev yönünden red kararının kesinleşmesi koşulunun gerçekleşmediği; buna göre, görev yönünden red kararı 03.09.2004 tarihinde kendisine tebliğ edilen davacı vekilinin dava dosyasının doğrudan AYİMe gönderilmesi için 04.10.2004 tarihli dilekçe ile başvurması üzerine Ankara 3ncü İdare Mahkemesinin 06.12.2004 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilen yazısıyla davanın AYİMde bizzat açılması gerektiğinin bildirilmesinden sonra 06.12.2004 tarihinde AYİM kayıtlarına giren dilekçe ile açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davada süre aşımının bulunmadığının kabulü nedeniyle uyuşmazlığın esası incelenmiştir.
Taraflar arasında baba-evlat ilişkisinin varlığına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın konusunu davacının babası olan
.un 1325 tarihli yasa kapsamında bulunup bulunmadığı hususu oluşturmaktadır.
Dava ve tahsis dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacının babası, Samsun ili Kavak ilçesi Koşaca Köyünden 1299 doğumlu
.. ve
. oğlu
..un 04.02.1320 tarihinde askere sevk edildiği, 19.06.1324 tarihinde terhis edildiği, daha sonra 02.08.1330 tarihinde yeniden askere alındığı ve Kavak ilçesi nüfus kaydında seferberlikten gelmemiştir. şerhinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır.
1325 Tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanununun 35, 36 ve 39 ncu maddeleri gereğince ilgilinin ailesine yetim aylığı bağlanabilmesi için müteveffanın (ilgilinin) askerlik yükümlülüğü altında iken çatışmada vurularak veya hava ve sefer koşullarından kaynaklanan bir nedenle hastalanarak veya bulaşıcı hastalıktan ölmesi veya silah altında iken muharebe esnasında gaip olması gerekmektedir.
Dava ve tahsis dosyalarında bulunan belgelerden davacının babası
un 04.02.1320 tarihinde askere sevk edildiği, 19.06.1324 tarihinde terhis edildiği, daha sonra 02.08.1330 tarihinde yeniden askere alındığı ve bir daha dönmemesi nedeniyle, seferberlikte hayat mematı meçhul kalarak gaip olduğu bu nedenle 1325 tarihli Kanun kapsamında davacıya babasından dolayı yetim aylığı bağlanması gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
1325 tarihli Kanun gaiplik durumunda da aylık bağlanmasını öngördüğünden, davacının babasının askerlik görevi sırasında öldüğünün kanıtlanması gerektiği yönündeki davalı idarenin savunmasına itibar edilmesi mümkün olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacılara yetim aylığı bağlanmaması işleminin İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy