(1602 S. K. m. 21, 42)
Davacının, 11 Ekim 2004 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; 2002 yılından dava tarihine kadar ki süreçte müteaddit idari faaliyetin hukuka aykırılıkların tespiti ile tazminat ödenmesini talep ettiği, bu dilekçenin AYİM 3 ncü Dairesinin 27 Ekim 2004 gün ve 2004/1477-1587 sayılı kararı ile tek tek sayılan konular arasında hizmette gerçekleşmesi dışında somut bir bağ bulunmadığı, ayrı ve müstakil dava konularını oluşturduğu, idari işlem olarak nitelenen olguların tam olarak açıklanmadığı, eylem veya işlem olarak kabul edilen idari faaliyet ve uygulamaların hemen hemen tamamının bir sayfadan ibaret tutanak dışında belgesi olmayan soyut iddialar şeklinde ortaya konduğu, dolayısıyla davanın konusu yeterince açıklanmadığı gibi bir çoğunun da İdarenin iç işleyişine ilişkin bulunmakla idari davaya konu yapılmasının mümkün olmadığı, tek tek eylem ve işlem tarihlerinin, varsa idareye müracaatların ve bu konudaki işlemler konusunda ayrı ayrı yapılan tebligatların gösterilmediği, her bir konudaki manevi zararın ne şekilde ortaya çıktığı ve ayrı ayrı istenilen miktarın ne olduğunun belirtilmediği, davacı tarafından olumsuz olarak değerlendirilen idari faaliyetlerden dolayı bir tam yargı davasından ziyade AYİMnin bir şikayet merci olarak görüldüğü, idarenin birçok işlem ve eylemiyle ilgili olarak hak veya menfaat ihlalinin bulunduğuna dair gerekli açıklama yapılmadığı ve yeterli delil gösterilmediği gerekçesiyle reddedildiği, bu kararın tebliğinden sonra davacının süresinde dilekçesini yenilediği görülmektedir.
Davacı 22 Aralık 2004 tarihinde AYİM kaydına geçen yenileme dilekçesinde; 2002 2004 yılları arasında
.. garnizonunda asli görevi olarak
...Loj.Ds.K.Ulş.Ks.K.lığını, ek vazife olarak da TKTM Amirliğini yürüttüğünü, ve TKTMnin diğerinden ayrı ve müstakil kışlada konuşlandığını, bu birliğin ve kışlanın eksiklerini ve ihtiyaçlarını 2002 yılında yazı ile Tugay Komutanlığına bildirildiğini, özellikle Kadroda gösterilen araçların tahsis edilmesini istediğini, ancak iki yıl boyunca keyfi olarak hiç araç verilmediğini, bu sebeple yemek alımı, hasta nakli gibi hizmetlerin aksadığını, eldeki 7 tonluk tek araçla bu hizmetlerin yeterince yürütülmediğini, 2003 yılında tahsis edilen ¼ tonluk bir aracın kullanılamaz durumda olması sebebiyle iade edildiğini, bu uygulamaların sonucu olarak devletin yakıt israfı oluşan maddi zararla birlikte hizmetin yürütülmesindeki risk, zorluk ve meşakkat ile aç kalan personelden dolayı vicdanen çekilen ızdırabın yanısıra asli görev yerine özel araçla gitmekten dolayı manevi zarara uğradığını, bunu Tugay Komutanın keyfi uygulamalarından kaynaklandığını beyanla, temel kişilik hak ve değerlerine, meslek sevgi ve saygısına, sağlıklı ortamda çalışma hakkına emri altındakilere insanca yaşam ortamı sağlayacak haz alma hakkına Garnizon Komutanının hukuk dışı hizmet anlayışından kast ile zarar verilmesinin karşılığı olarak fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere 1 milyar TL. manevi tazminat ödenmesini dava ve talep etmiştir.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21 nci maddesi; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlerin ve karara bağlanır.
İdari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. yerindelik denetimi yapılmaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanılamaz ve idari işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
Cumhurbaşkanın, Yüksek Askeri Şûranın tasarrufları ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402 sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır. hükmüne amirdir.
Dava dosyası incelendiğinde; davacının TKTM Amiri sıfatıyla 12 Ağustos 2001 tarihiyle yazıyla birliğin ihtiyaçlarına ilişkin teklifleri ve alınması gereken tedbirleri listeler halinde
Zh. Tug. Komutanlığına bildirildiği, keza 21 Mart 2003 tarihli bir yazıyla da Tugay Karargah Bölük Komutanlığından Jeep aracının değiştirilmesinin istendiği, ayrıca 17 Mart 2004 tarihinde düzenlenen bir tutanakta da araç arızası sebebiyle yemek alınamadığının ifade olunduğu görülmektedir.
Görüldüğü üzere, davacı hizmetin aksamaması ve iyi işlememesi maksadıyla yetkili makamdan birliğine araç tahsis edilmediğini, teklif ve talep etmiş olup bu istekleri karşılanmadığından bahisle olumsuz işlemesini dolayı tazminat davası tesis etmiştir.
İdari yargıda, iptal davasının konusunu idari işlem oluşturulmaktadır. Bunun yanısıra 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 42 nci maddesi gereğince, ilgililer, hukuka aykırı bulundukları bir idari işlemden dolayı uğradıkları zarar sebebiyle iptal davasıyla birlikte veya bu davanın sonuçlanmasından sonra yahut işlemin iptalinin isteksizin doğrudan doğruya bir tam yargı davası tesis edebilirler. Bilindiği gibi, her üç halde de, zarara yol açtığı iddia olunan işlemin, iptal davasına konu edilebilir, kesin ve yürütülebilir nitelikte bir idari işlem olması gerekmektedir. Bu sebeple idarenin içyapısına ve işleyişine ilişkin işlem ve uygulamalarının idari davaya konu edilebilmeleri mümkün değildir.
Somut olayda, davacı tarafından Garnizon Komutanının hizmetin iyi işlemesi için birliğe araç tahsis etmemesinden dolayı zarara uğranıldığının ileri sürüldüğü dikkate alındığında, ortada idari davaya konu bir işlem bulunmadığından doğrudan veya iptal davası ile birlikte bir tam yargı davası açılamayacağı da açıktır. Bunun yanında, araç isteğine ilişkin resmi yazışmaların gereğinin yapılmaması davaya konu edilmiş ise de, 1602 sayılı Kanunun 21 nci maddesinin 2 nci fıkrasında belirtildiği üzere, yargı merciinde yerindelik denetimi yapılamayacağı izahtan varestedir.
Sonuç olarak; davacının haklarını ihlal eden ve idari davaya konu edilebilen bir idari işlem bulunmadığından bu sebeple uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazminine ilişkin davanın reddi gerektiği değerlendirilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy