(2709 S. K. m. 125, 157) (1602 S. K. m. 20, 22) (2247 S. K. m. 10, 12, 13, 15)
Davacı 07.07.2006 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde kayda giren dava dilekçesi ile özetle; 25 Mayıs 1995-19 Haziran 1997 tarihleri arasında tutuklu kaldığından yasa gereğince maaşlarının yarısını aldığını, yargılandığı iki ayrı müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan hakkında 14.02.2006 tarihinde davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiğini ve kararın 28.02.2006 tarihinde kesinleştiğini, tutuklu kaldığı süreye ilişkin eksik aldığı maaş farkının davala idarece kendisine ödendiğini ancak söz konusu maaş farkının faizinin ödenmesi isteminin reddedildiğini, işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek iptalini istemiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Davacı hakkında Hv. Egt. K. lığı Askeri Mahkemesinin 26.07.2000 gün ve 2000/22-205 sayılı kararı ile iki ayrı müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan mahkumiyetine karar verilip 4616 sayılı Kanun gereği kararın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ve bilahare aynı Mahkemenin 14.02.2006 gün ve 2006/283-44 sayılı kararı ile de kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın 23.02.2006 tarihinde kesinleştiği, Davacının bu yargılama sürecinde 25.05.1995-19.06.1997 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve bu nedenle maaşından 1/2 oranında kesinti yapıldığı, kararın kesinleşmesinden sonra maaş kesintilerinin 28.06.2006 tarihinde ödendiği ve ayrıca faiz ödenmeyeceğinin Davacıya bildirildiği, bunun üzerine faiz ödenmemesi işleminin iptaline yönelik olarak is bu davanın açıldığı uyuşmazlık konusunun tutuklulukta geçen sürelere ilişkin maaş kesintilerine faiz ödenip ödenmeyeceğinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı idare savunmasında; uyuşmazlığa konu olan idari işlemin askeri hizmete ilişkin olmadığını, bu davaya bakmanın İdare Mahkemelerinin görevine girdiğini ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur.
12.06.1979 tarih ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 10-13 ncü maddelerinde Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarma hali düzenlenmiş ve 10 ncu maddenin ikinci fıkrasında, davanın taraflarca görev itirazında bulunulması halinde bu sürecin işlemeye başlayacağı ve bu itiraz üzerine yetkili mahkemenin kendisinin davaya bakmaya görevli olduğuna ilişkin bir karar vermesinden sonra (Görevlilik kararı) bu karara karşı itiraz yolları tüketildikten itibaren (ki askeri idari yargıda 1602 sayılı Kanun uyarınca bu konudaki karara karşı herhangi bir itiraz müessesesi yer almamaktadır) birinci aşamanın tamamlanacağı belirtilmekte; aynı kanunun 12 nci maddesinde mahkemece verilen bu görevlilik kararının itiraz edene tebliğinden itibaren, görev itirazını yapan tarafın 15 gün içerisinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama (davamızda görev itirazı idari yargı yararına ileri sürüldüğünden, yetkili makam, Kanunun 10/4 maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısıdır) iletilmek üzere görev itirazı konusundaki dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine (AYİM'e) vereceği ve bu yargı merciinin, verdiği görevlilik kararını kaldırmaması halinde, bu itiraz dilekçesini karşı tarafa (davamızda Davacıya) tebliğ edeceği, bu tebliğe verilecek cevap layihasıyla birlikte gerekli tüm belgelerin bu yargı merciince (AYİM'ce) uyuşmazlık çıkarmak isteminde bulunmaya yetkili makama gönderileceği ifade edilmekte; Kanunun 13 ncü maddesinde de uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makamın (davamızda Danıştay Başsavcılığının) ya uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı kanaatine vararak istemin reddine karar vereceği ya da aksi kanıda ise gerekçeli düşünce yazısı ile birlikte kendisine ulaştırılan tüm dava ile ilgili dilekçe ve eklerini Uyuşmazlık Mahkemesine yollayacağı hüküm altına alınmıştır. Yukarda açıklanan yasal kurallar karşısında, davanın taraflarınca usulüne uygun şekilde yapılan (dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan) bir görev itirazında, davaya bakan mahkemece öncelikle görev konusunda bir karar verilmesi zorunlu görülmektedir.
Anayasanın 157 nci maddesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile askeri kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş, 1602 sayılı Kanunun 25.12.1981 günlü ve 2568 sayılı Kanunla değişik 20 nci maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Kanunun değişik 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erlerle sivil memurlar asker kisi sayılmaktadır. Görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden, idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının tespiti için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Genel görevli idari yargı kolu işlevini sürdürürken özel görevli Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kurulması, 1602 sayılı kuruluş Kanununun gerekçesinde de belirtildiği gibi askeri hizmetin genel idari ölçülere göre farklı yapısı ve askeri hizmete ilişkin işlemlerin bu alanda uzman bir kurulca denetlenmesi ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Dava konusunun müstakil faiz istemine ilişkin olması nedeniyle öncelikle bu dava türünün ne olduğunun ortaya koyması gerekir. Bilindiği üzere idari yargılamanın özelliği, dava türlerinin iptal ve tam yargı davaları olmak üzere iki kategoride tasnifi sonucunu doğurmuştur. Yine uygulamada faizin bir tam yargı davası ile birlikte talebi olağan bir yol olmakla birlikte sadece iptal istemiyle açılan davalarda da iptal istenen idari tasarrufun gerçekte maddi bir değer, özlük hakkı vb. olması halinde iptal talebiyle birlikte faiz istemleri de vaki olmakta ve bu taleplerinin de yetkili idari yargı yerince kabul edilerek, bu yönde hüküm tesis edildiği görülmektedir. Ne var ki incelemeye konu müstakil faiz istemli davaların belirtilen idari dava türleri arasında yer almadığı da maddi bir gerçektir. Ancak kökeninde bir iptal davası olan bu tür davanın işlemden doğan tam yargı davası benzeri olarak nitelendirilmesi de işin tabiatı ve uygulamanın yarattığı zorunluluk karşısında dogal kabul edilmelidir. Şu halde müstakil faiz istemiyle açılan bu davanın kökeninde idari işlem yatan bir idari dava türü olarak nitelendirilmesinde zaruret bulunmaktadır
Bu açıklamalardan sonra AYİM.nin görevli olup olmadığı konusu değerlendirildiğinde; müstakil faiz istemli olarak açılan bu davanın kökeninde, Davacının tutuklulukta geçen sürelere ilişkin 1/2 oranında eksik aylık ödemesi yatmaktadır. 1602 sayılı AYİM Kanunun 22 nci maddesinde asker kişilerin aylıklarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına AYİMde bakılacağı belirtilmiştir. Davacıya tutuklulukta geçen sürelere ilişkin 1/2 oranında eksik ödenen aylıklarının ödenmesine karşın, faiz ödenmemesinden kaynaklanan ve yukarıda belirtilen nedenlerle idari işlemden doğan bir tam yargı davası benzeri olarak nitelendirilen davanın ayrı bir yargı kolunda (genel idari yargıda) görülmesinin gerek usul ekonomisi bakımından gerekse de iptali istenmesi halinde AYİM. nin görevli olduğu aylıklarla ilgili idari işlem ile ilişkili bu tam yargı davası benzeri dava arasındaki sıkı ilişkinin mevcudiyeti açısından uygun olmadığı, dolayısıyla asıl idari işlem bakımından mevcut olan askeri hizmete ilişkinlik unsurunun bu dava bakımından da ayrıca aranmasının gerekmediği, bu nedenle davanın askeri idari yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Davalı idarenin görev itirazının reddine karar verilip davanın esastan incelenmesine geçilmiştir.
Davacı tutuklu kaldığı süre içinde (25.05.1995-19.06.1997) eksik aldığı özlük haklarının, Davalı idare tarafından 926 sayılı Kanunun 65 nci maddesi uyarınca geç ödenmesinden kaynaklanan zararlarının karşılığı olan maaş kesintilerinin faizlerini talep etmektedir.
Konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda, vadenin dolduğu veya borcun muaccel olduğu tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, kısa veya uzun bir süre geçmiş olabilir. Faiz, borçlunun böyle bir süreden faydalanması dolayısıyla alacaklının, kanun veya sözleşme gereğince ve bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gerekli olan para miktarı olarak tanımlanabilir. Faiz borcunun doğumu ve hatta kural olarak varlığı, asıl borcun doğumu ve varlığına bağlı olduğundan hukuki mahiyeti itibariyle feri bir borçtur. Dolayısıyla, faiz borcu asıl borcun bir bölümü olmayıp onun feri niteliğinde ayrı bir borçtur.
Davacı iki ayrı müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan yargılanmış, 25.05.1995-19.06.1997 tarihleri arasında tutuklu kalmış, tutuklu kaldığı süre içerisinde maaşından 1/2 oranında kesinti yapılmış, Davacı hakkında verilen davanın ortadan kaldırılmasına ilişkin karar 23.02.2006 tarihinde kesinleşmiş, yapılan kesintiler aradan uzun bir zaman geçmesinden sonra, 28.06.2006 tarihinde Davacıya ödenmiş, Davacı alacağına geç kavuşmuştur. Davacının özlük haklarında yapılan kesintilerin, kesilme tarihi ile ödendiği tarih arasında alım gücünde azalma meydana gelmiştir. Alım gücünde meydana gelen bu azalmanın hakkaniyet ilkesi gereği Davalı idare tarafından karşılanması gerekir. Davacının maaşından yapılan kesintilerin, hakediş tarihleri esas alınarak Davacıya faiz ödenmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Yukarda açıklanan nedenlerle;
Davacının tutuklulukta geçirdiği sürede maaşında yapılan kesintilere faiz ödenmemesi işleminin İPTALİNE, maaş kesintisinin yapıldığı aylardan (maaşın hakediş tarihlerinden) itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, maaşından yapılan kesintilere YASAL FAİZ ÖDENMESİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy