(211 S. K. m. 34) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 80)
Davacı vekili, 27.02.2006 tarihinde İstanbul Nöb. İdare Mahkemesinde, 09.03.2006 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının TSKnde Albay rütbesi ile görev yaparken Kayseri Yurtiçi D.B.K. As. Mah. nin kararı ile görev kötüye kullanmak suçundan hapis cezasına mahkum olduğunu, cezasının As. Yargıtayca onanması üzerine infaz edildiğini, askerlik görevinden ihraç edildiğini, bu disiplin cezasına Orduevleri ve Askeri Dinlenme Tesislerine aile fertleri ile birlikte gitmeden yasaklanma gibi hak yoksunluklarının da eklendiğini, bu arada geçen sürelerde af yasaları çıktığını, Kadıköy C.Savcılığının 05.10.2005 tarihli sabıka kaydına göre davacının adli sicilde sabıkasının olmadığının belirtildiğini, yani silindiğini, TCKnın 5. ve 52/2 nci maddeleri gereği hak yoksunluklarının mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kullanılamayacağını, genel hüküm niteliğindeki hükmün özel ceza kanunları ve mevzuatı alanında uygulanacağını, Askeri Ceza Yasasının ve mevzuatının ilgili maddelerinin T.C.K.nun 5, 7 ve 53 ncü maddeleri karşısında halen varlığını sürdürdüğünün kabulünün mümkün olmadığını, bu durumun Anayasanın 38. maddesi ve Anayasanın 90/5 nci maddesi devletiyle AİHSne ve 4. ek protokole aykırı olduğunu, bu aykırılıklar nedeniyle Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmasını ve bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek kendisi ve ailesine kimlik kartı verilmemesi işleminin iptaline, yürütmenin durdurulmasına, dava konusu idari işlemin yasal dayanakları kabul edilen ve uygulanmaları mümkün olmayan yasa hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesine Yönergenin iptali için Danıştaya iptal davası açılarak bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Hv.K.K.lığına bağlı 2.Hv.İkm.Bakım Mrk.K.lığında (Kayseri) Hv.İkm.Albay olarak görev yapan davacının hakkında açılan davanın yargılaması devam ederken emekliye ayrıldığı, Yurt içi Doğu Bölge K.lığı As.Mah.nin 28.04.1986 tarih ve E:1986/56, K:1986/99 sayılı kararı ile davacının memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu sabit görülerek T.C.K.nun 240. maddesi gereği üç yıl süre ile hapis ve .... Türk lirası ağır para cezası ile mahkumiyetine, memuriyetten temelli olarak yoksun bırakılmasına, As.C.Kanunun 32/A maddesi gereği ordudan ihracına .... karar verildiği, kararın Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 07.07.1988 tarih ve E:1988/10, K: 1988/89 sayılı kararı ile onanması sebebiyle kesinleştiği, M.S.B.nın 19.10.1989 gün ve 15/89-346 sayılı kararı ile yedeklikte 1111 sayılı kanun hükümlerine tabi tutulmasına karar verildiği, Ankara C.Başsavcılığının 13.04.2005 ve Kadıköy C.Başsavcılığının 05.10.2005 tarihli kayıtlarına göre davacının adli sicil kaydının ve adli sicil arşiv kaydının bulunmadığının anlaşıldığı, 01.12.2005 tarihli dilekçe ile vekili vasıtasıyla idari müracaatta bulunan davacının talebinin Hv.K.K.nın 22.12.2005 tarihli yazısı ile reddedildiği, 29.12.2005 tarihinde davacı vekiline tebliği üzerine 27.02.2006 tarihinde kayda giren dilekçe ile işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Kimlik kartına ilişkin hususlar TSK. İç Hizmet Kanununun 34/e ve TSK. İç Hizmet Yönetmeliğinin 80/b maddelerinde hükme bağlanmış olup bu hükümlerde, Silahlı Kuvvetler mensuplarına verilecek kimlik kartının veriliş biçim ve koşullarının yönerge ile saptanacağı öngörülmüştür. Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde, TSK. dan emekli personele kimlik kartı verilmesine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılan 30.4.1984 tarih ve (30-8) sayılı MSY 52-7 (A) TSK TSK. Kimlik Kartı Yönergesinde ise, Silahlı Kuvvetler mensupları ve ailelerine ilaveten, kapsam genişletilerek subay ve astsubay emeklileri ile bunların ailelerine de kimlik katı verilmesi öngörülmüştür.
Söz konusu Yönergenin 6 ncı maddesinin (h) bendinde; Emeklilik esnasında cezai nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleri emeklilik statüsünü kaybeden emekli subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların kendilerine ve aile fertlerine ait kimlik kartları geri alınır ve kimlik kartı verilmez şeklinde hüküm yer almaktadır.
Yukarıda yapılan tespitler doğrultusunda dava konusu işlem değerlendirildiğinde; cezai mahkumiyeti nedeniyle 19.10.1989 tarihli onayla TSKleri emeklilik statüsünü kaybederek yedekte 1111 sayılı Askerlik Kanunu Hükümlerine tabi tutulan davacının, kendisine ve aile fertlerine askeri kimlik kartı verilmemesi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca TSK emeklilerine emekli olduklarında kimlik kartı verileceğine dair Kanun bazında herhangi bir düzenleme getirilmemiş olmakla bu husus Yönerge ile düzenlenmiş ve bu kimselerin de kimlik kartı almaları cihetine gidilmiştir. Hal böyle olunca bu kimselerin Kanun ile korunan ve kurulan kişisel bir hakları bulunmamaktadır. Bu nedenle feri bir cezanın ortadan kalkması ile yeniden bir hak kazanımı söz konusu değildir. Bu alandaki hizmeti düzenleyen irade (Yönerge yapıcı) orduevi ve askeri tesislere girme sonucunu doğuran kimlik kartı verilebilmesi ve geri alınmasını, bu hizmetin özelliklerine göre feri cezaların hukuken silinip silinmemesine bakmaksızın düzenleyebilir. Dava konusu uyuşmazlığı ilgilendiren Yönergenin 6 ncı maddesi de böyle bir düzenleme getirmiş olmakla bunda herhangi bir hukuka aykırılık yoktur.
Davacı vekilinin dilekçede ve duruşmadaki beyanlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Anayasaya aykırı hükümlerin, Anayasa Mahkemesine götürülerek iptalinin sağlanması ayrıca Yönergenin ilgili hükmünün de iptali için Danıştaya başvurulmasını istediği görülmekle kısaca bu beyanları irdelemek gerekmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Askeri Yüksek İdare Mahkemesi birel işlemlerin iptaline karar verebildiği gibi Yönerge ve Yönetmelik gibi genel düzenleyici işlemlerin iptali konusunda da yetki sahibidir. İlgili Yönergenin iptali için Danıştaya gitmesine gerek bulunmamaktadır. Yönergenin konuyu düzenleyen 6 ncı maddesi, askerlik kamu hizmetinin görülmesi, bu hizmetin bir uzantısı olan emekli ve ailelerine askeri sosyal tesislerden faydalanma hususunda getirilen ölçütler bakımından isabetli düzenlemeler içermesi nedeniyle hukuka aykırı görülmemiştir. Öte yandan davacı vekili birtakım kanunların Anayasaya aykırılığını belirtmiş ise de özellikle somut olarak bir kanundan ve gerekçeli somut bir aykırılıktan bahsetmediği için bu iddiaları da kayda değer ve ciddi bulunmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy