(1602 S. K. m. 42, 43) (2709 S. K. m. 125)
Davacı 11.04.2006 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile özetle; 14.02.2006 tarihinde tamamen şahsi sorumluluğu ve mülkiyeti altında bulanan ve özlük hakkı olan Askeri Kimlik Kartına davalı idarece el konulduğunu, kısmen özgürlüğünü ve tamamen özlük haklarını kısıtlamaya yönelik anayasal suç niteliğinde yetki ve sorumluluklarını aşan keyfi bir eylem gerçekleştirildiğini, el konulan askeri kimlik kartının resmi başvurusuyla olay gününden 8 gün sonra tarafına tutanakla teslim edildiğini, özlük haklarını kısıtlayan (özellikle hastane, orduevi ve askeri garnizona giriş hakkını elinden alan) ve yasal dayanaktan yoksun bu uygulamadan dolayı ciddi ve telafi edilemeyecek mağduriyetler yaşadığını öne sürerek 1000,00 YTL. manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacının Diyarbakır 2 nci Hv. K. K.lığı Hrk. Bşk.lığı emrinde görev yapmakta iken 14.02.2006 tarihinde terör örgütünün Diyarbakırda özellikle askeri personele yönelik bir eylem içinde olabileceği istihbarat bilgileri doğrultusunda komutanlık şifahi emirleri ile nizamiyeden resmi elbiseli olarak personel çıkışının yasaklandığı, ancak davacının olay günü nizamiye gelerek burada görevli uzman erbaş personellerin bahse konu yasağı kendisine iletmelerine rağmen bu konudaki uyarıları dinlemeyip resmi elbiseli olarak nizamiyeden dışarı çıktığı, durumun görevli personellerce bahse konu çıkış yasağı emrinin gereği ve takibi ile görevli Hv. P. Bnb. .. .e bildirildiği, Hv.P.Bnb
.. tarafından da anılan personelin nizamiye girişinde kendisini görmesi emrinin verildiği, bilahare nizamiyeden giriş yapan davacının nizamiye binası önünde Hv.Plt.Bnb
. ile karşılaştığı ve burada konu ile ilgili karşılıklı olarak görüştükleri ve askeri kimlik kartının davacıdan alınarak nizamiye binası içerisine götürüldüğü, müteakiben davacının askeri kimlik kartı yanında olmaksızın olay mahallinden ayrıldığı, bilahare Güvenlik Tabur Komutanı tarafından söz konusu askeri kimlik kartının davacının sicil amiri Harekat Başkanı Hv. Plt. Kur. ..na elden teslim edildiği, askeri kimliğin alınması veya teslim edilmesi sırasında herhangi bir tutanağın Hrk.Bşk.lığına ulaşmadığı, Hrk.Bşk.lığı tarafından teslim alınan askeri kimlik kartının da resmi yazı ekinde davacıya gönderildiği, konu ile ilgili olarak Diyarbakır 2 nci Hava Kuvvet K.lığının 15.05.2006 gün ve HRK:4006-212-06/İd.Ks.(17872) sayılı yazısı ve Diyarbakır 8 nci Ana Jet Üs K.lığının 18.05.2006 gün ve DES.GRP.:7200-18-06/Güv.Tb.(230)/1860 sayılı yazısı ile belirtilen hususlar dışında konuya ilişkin ilave başka bir bilgi veya belgenin bulunmadığının bildirilmiş olduğu, davacının da bahse konu olay nedeniyle manevi tazminat ödenmesi istemiyle AYİMde bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusunun esasına geçmezden önce, idarenin, davanın idarenin bir eyleminden kaynaklandığı, bu nedenle öncelikle, tazminat davası açabilmenin ön koşulu olan idareye müracaat şartının gerçekleşmediği yolundaki iddiasını değerlendirmek gerekmektedir. Davacı tarafından açılmış bulunan işbu manevi tazminat davası, tamamen şahsi sorumluluğu ve mülkiyeti altında bulunan ve özlük hakkı olan askeri kimlik kartına davalı idarece haksız yere el konulduğu ve ancak olay gününden 8 gün sonra tutanakla kendisine teslim edildiği iddialarına dayalı olduğu cihetle; söz konusu tazminat davasının 1602 sayılı Kanunun 43 ncü maddesinde yer alan idari eylem kaynaklı tazminat davası olmayıp 42 nci maddesinde düzenlenen idari işlem dolayısıyla açılan tazminat davası olduğu değerlendirildiğinden ve idari işlem dolayısıyla açılan tam yargı davalarında ise ilgililerin davalı idareye müracaat etme ön şartı zorunluluğu olmaksızın doğrudan doğruya tam yargı davası açma yoluna gitmeleri mümkün olduğundan davalı idarenin aksi yöndeki beyanlarına iştirak edilmemiştir.
Bu görüşe Üyeler Hâkim Albay Muhittin Karatoprak ve Hâkim Albay Ayhan Akarsunun davacının kimliğinin alınmasının tamamen idarenin ajanı olan Güvenlik Tabur Komutanının eyleminden kaynaklandığı bu eylemin önünde ve arkasında herhangi bir idari işlemin bulunmadığı gibi kendisinin de bizatihi işlem olmadığı şeklindeki görüşleri ile katılmamışlar tazminat konusunun idari eylemden kaynaklandığı ve bu halde davanın görüm ve çözüm yerinin AYİM 2 nci Dairesinin olup tevdi kararı verilmesinin davada ön koşu olan idareye müracaat şartının bu Dairece değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmişlerdir.
Anayasanın 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu açıdan idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş olup bu sorunun çözümünü öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Genel kabule göre idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk esaslarına dayandırılmaktadır. Hangi esas üzerinde temellendirilirse temellendirilsin genel olarak idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir olması, zararlı sonuç ile eylem açısından doğrudan doğruya bir nedensellik bağının bulunması zorunludur.
İdari işlemden doğan sorumlulukta, sorumluluğu doğuran nedenler yönünden idari eylemlere nazaran bir farklılık yoktur. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri, genel çizgileriyle bu alanda da yürürlüktedir. Dava konusunda kusursuz sorumluluk kuramının tatbikini gerektirir hukuki nedenler gerçekleşmediğinden, konuya hizmet kusuru ilkesi yönünden yaklaşmak gerekli bulunmaktadır.
İdarenin organ ve ajanları aracılığı ile hizmetin iyi ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi sorumluluğu mevcuttur. Hizmetin istenilen seviyede devamlı ve hatasız bir şekilde yürütülmesi zorunluluğu idarenin geniş bir yelpaze içinde yer alan konularda denetim ve gözetim yükümlülüğünü de beraberinde getirmektedir. İdarenin ajanının hatalı hareketleri ile meydana gelen olayda idarenin hizmetlerinden ayrı düşünülemeyecek olan ajanın eğitim, yetiştirilme ve denetim ve gözetim konularında idarenin sorumluluklarını yeterli seviyede yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir.
Bir idari işlemden dolayı hizmet kusuru na dayalı olarak tazmin sorumluluğundan söz edilebilmesi için hukuka aykırılığın varlığı şarttır. Genelde, idari işlemleri sakatlayan ağır ve önemli nitelikler, hukuki yanlışlıklar, hizmet kusuru olarak nitelendirilebilir. İdari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle, hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bir bağlılık ve ayniyet olup olmadığı, yani bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması halinin, hizmet kusurunun varlığını kabule yeterli olup olmadığı konusunda öğretide bir birlik bulunmadığı görülmektedir. Ancak, bu konudaki baskın görüş, şekil ve yetki unsurlarındaki sakatlıklar (o da belli koşullarla-mazur görülebilecek hukuki ve maddi tavsif, takdir hatalarında, iptal edilen kararın sahih ve muteber şekilde tekrar yapılması mümkün veya zaruri olan ya da karar araya girmeseydi dahi zararın başka sebepten meydana geleceği hallerde- hariç; her iptal sebebinin idarenin hizmet kusuruna sebebiyet verdiği, dolayısıyla işlemden doğan bu zararı mutlak surette tazmini gerektiği yönündedir.
Ne var ki dava konusu maddi olaya (idari işleme) ilişkin olarak; davacı tarafından tamamen şahsi sorumluluğu ve mülkiyeti altında bulunan ve özlük hakkı olan askeri kimlik kartına kısmen özgürlüğünü ve tamamen özlük haklarını kısıtlamaya yönelik anayasal suç niteliğinde yetki ve sorumlulukları aşan keyfi bir eylem gerçekleştirilmek suretiyle davalı idarece el konulduğu ve el konulan askeri kimlik kartının resmi başvurusuyla olay gününden 8 gün sonra kendisine teslim edilmek suretiyle mağdur edildiği öne sürülmekle beraber davalı idare tarafından ise davacının kimlik bilgilerinin tespiti için askeri kimlik kartının nizamiye götürüldüğü sırada fevri davranışlar gösterdiği ve kimliğini almadan nizamiyeden ayrıldığı, güvenlik tabur komutanı tarafından davacıya ait kimliğin nizamiye geldiğinde kendisine teslim edilmesi talimatı verildiği ancak davacının kimliğini teslim almaya gelmemesi üzerine sicil amirine teslim edildiği öne sürülmüş bulunulmaktadır. Dava dosyasında söz konusu olayın meydana geliş şekline ilişkin açıklanan hususlar dışında ilave herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı da anlaşılmıştır.
Usul hukukundaki iddia eden, iddiasını kanıtlamak zorundadır kuralı gereğince olayına özgü olarak bu davada kanıt yükünün davacıda olması gerektiği değerlendirilmiştir. Zira, davalı idarece hukuka aykırı bir idari işlem dolayısıyla manevi zarara uğratıldığını iddia eden davacının manevi zarara yol açtığını öne sürdüğü idari işlemin de ne şekilde ve surette, nasıl gerçekleşmiş olduğunu ilgili bilgi, belge ve delillerle her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya koyması zorunluluğu bulunmaktadır.
Dava konusu hadise ile ilgili olarak dosyada bulunan tüm belge ve bilgilerden anlaşılan hususlar, davacının güvenlik kaygısı ile verilmiş emir ve talimatlara aldırmayarak görevli memurların uyarılarına rağmen nizamiye dışına çıkmış olması, dönüşünde kimliğinin nizamiye görevlilerince alınması, davacının beklemeden olay yerini terk etmesi, sekiz gün sonra kimliğin davacının komutanına tarafından teslim edilmesi, sekiz gün boyunca kimliğin geri alınması konusunda davacının hareket etmemesidir. Tespit edilen bu hususlara göre idarenin manevi zarar hükmolunmasını gerektirecek derecede ağır bir hizmet kusuru içinde olduğu saptanamamış olup bu nedenle davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yasal dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy