(1602 S. K. m. 35, 40) (1050 S. K. m. 93) (2629 S. K. m. 13)
Davacı vekili, 21.12.2005 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının Hv.İnd.Er Eğt.Tug.K.lığı emrinde paraşütçü olarak askerlik hizmetini yerine getirirken 07.08.1986 tarihinde görevi gereği paraşütle atlayış sırasında kaza sonucu sakatlandığını, kendisine 5434 sayılı Kanunun Harp Malullüğü hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlandığını, 2629 sayılı Kanunun 13/b maddesi gereği ödenmesi gereken sakatlık tazminatının ödenmediğini, maddedeki değişikliğin 21.07.1989 tarih ve 376 sayılı KHK ile yapıldığı ve davacının yaralanma olayının 07.08.1986 tarihinde meydana geldiği, tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek 2629 sayılı Kanunun 3. bölüm hükümlerine göre sakatlık tazminatının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyası, tahsis dosyası ve davacının askerlik şube şahsi dosyasındaki belgelerin incelenmesinden; Hv.İnd.Tug.1.Hv.İnd.Tb.K.lığı emrinde askerlik görevini yerine getirirken davacının 1986 yılı Ağustos ayındaki paraşütle atlayış esnasında meydana gelen kazada yaralanan davacının GATA K.lığının 28.01.1997 tarih ve 811 sayılı sağlık kurulu raporu ile D/63 F4 Askerliğe Elverişli Değildir kararı verildiği, raporun 15.07.1987 tarihinde onaylandığı, 28.01.1987 tarihi itibariyle terhis edildiği, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından (1) derece Harp Malulü aylığı bağlandığı, daha sonra da T.C.Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 01.05.2006 tarih ve 1325 sayılı kararı ile de başkasının yardım ve desteği olmadan yapmak için gerekli hareketleri yapamayacak derecede malul olduğuna karar verildiği, 22.08.2005 tarihli dilekçe ile davacının müracaatı üzerine talebinin 15.11.2005 tarihli yazı ile reddedildiği, hangi tarihte tebliğ edildiği tespit edilmemekle birlikte 21.12.2005 tarihinde kayda giren dilekçe ile işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarenin süre aşımı yönünde itirazda bulunduğu ve idare hukukunda idari dava açma sürelerinin kamu düzenine ilişkin olduğu hususları göz önüne alınarak davada süre aşımı bulunup bulunmadığı hususunun öncelikle irdelenmesi gerekmektedir.
Davalı idare, 1602 Sayılı AYİM Kanununun 40 ncı maddesinde belirtildiği üzere yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süreçte açılmadığını, ayrıca Borçlar Kanununun 125 nci maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı ve 1050 Sayılı Muhasebe-i Umumiyet Kanununun 93 ncü maddesindeki 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde talepte bulunulmaması nedeniyle davada süre aşımı bulunduğunu ileri sürmektedir.
Öncelikle özel hukuk hükümlerinin düzenlendiği Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin, davacının talebine esas teşkil eden olayla ilgisinin olmaması sebebiyle davacıya uygulanması mümkün değildir.
1602 Sayılı AYİM Kanununun 40/1 maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim yapılan hallerde, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar.
Kanuna göre ilanı gereken düzenleyici ve genel tasarruflara karşı, ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir. Ancak bu tasarrufların kendilerine uygulanması üzerine, ilgililer düzenleyici tasarruf veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açmakta muhtardırlar. İlgililer ayrıca düzenleyici tasarrufun kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir düzenleme yapılmasını uygulamadan itibaren altmış gün içinde idareden isteyebilirler. Bu isteklerinin reddi veya altmış gün içinde cevap verilmemesi halinde altmış günün bitiminden itibaren isteklerinin yerine getirilmemesi yolundaki işleme karşı altmış gün içinde dava açabilirler. Düzenleyici tasarrufun kaldırılmaması, değiştirilmemesi veya dava yoluyla iptal edilmemiş olması bu tasarrufa dayalı işlemin iptaline engel olmaz. hükmü bulunmaktadır.
1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 93 ncü maddesinde ise; Taallük ettiği sene-i maliyenin hitamı tarihinden itibaren beş sene zarfında ashabı tarafından meşru bir mazerete müstenit olmaksızın tahriren talep ve takip olunmamakta veya evrakı ibraz edilmemekten dolayı tediye olunamayan düyun müruruzamana uğrayarak Devlet menfaatine sâkıt olur. Emanet hesabına alınıp bu müddet zarfında talep olunmayan mebaliğ hazine namına müteferrik hasılata irat kaydedilir
hükmü bulunmaktadır.
1602 sayılı AYİM Kanununun 35/b maddesinde ise; İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap verirler. Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma süresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. hükmü bulunmaktadır.
Somut olay ele alındığında; davacının Hv. İnd. Tug. 1. Hv. İnd. Tb. K.lığı emrinde askerlik görevini yerine getirirken, Ağustos 1986 ayı içerisinde paraşütle atlama faaliyeti sırasında meydana gelen kaza sonrası yaralandığı ve bu yaralanmanın tesiriyle sakat kaldığı, Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 01.05.2006/1325 sayılı kararı ile başkasının yardım ve desteği olmadan yapmak için gerekli hareketleri yapamayacak derecede malul olduğuna karar verildiği, buna istinaden davacının 22.08.2005 tarihinde 2629 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca tazminat talebinde bulunduğu, davalı idare tarafından verilen red cevabından sonra davacının vekilleri aracılığıyla AYİMde dava açtığı anlaşılmaktadır.
Davalı idare 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 93 ncü maddesi uyarınca 5 yıllık dava açma süresinin geçtiğini belirtmekte ise de; ortada bu kanun kapsamında tahakkuk etmiş ve kesin bir alacak bulunmadığından süre aşımı konusunu 1602 sayılı Kanunun 35/b ve 2629 sayılı Kanunun 13 ncü maddesi kapsamında irdelemek gerekmektedir.
2629 sayılı Kanunun 13 ncü maddesinde
şehit olan veya sakat kalanlara bu kanun hükümlerine göre tazminat verilir. şeklinde emredici ve bağlayıcı bir şekilde idareye yükümlülük getirmektedir. Anılan Kanun maddesi idareye belli bir konuda işlem tesisi için yükümlülük getirmekte olup idarenin bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek hareketsiz kaldığı durumlarda ilgililerin ileriye dönük şekilde hukuki sonuçlardan yararlanmak üzere 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca hakkında Kanunun öngördüğü işlemin yapılması için idareye her zaman başvurma ve istemlerinin reddedilmesi durumunda 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca dava açma imkanları her zaman mevcuttur.
Bu açıklamalar ışığında davacının 22.08.2005 tarihli dilekçesiyle yaptığı başvuruya davalı idare tarafından 15.11.2005 tarihli yazı ile red cevabı verilmesi üzerine 21.12.2005 tarihinde açtığı davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olup, davalı idarenin bu konudaki itirazlarına itibar edilmemiştir.
2629 Sayılı Kanunun 13. maddesinin (b) bendinde;
.Paraşütçü ve paraşütçü adaylarının uçuş faaliyetleri ile paraşüt atlayışlarında
, 21.07.1989 tarihli KHKnin 376/1 maddesiyle eklenen (d) bendinde ise;
.. Hangi meslek ve sınıftan olursa olsun; vazifeli olarak askeri uçak veya askeri maksatla kullanılan uçak ve denizaltıda bulunan askeri personel ile bir askeri hizmetin ifası için bu vasıtalarda bulunanlar, uçak veya denizaltıda bulundukları esnada veya paraşütle atlayış faaliyetlerinden, şehit olan veya sakat kalanlara bu Kanun hükümlerine göre tazminat verilir. şeklinde düzenleme yapılmıştır. Aynı Kanunun 14 ncü maddesinde hangi oranda maddi ve manevi tazminat ödeneceği belirtilmiştir.
Somut olayda davalı idarenin de kabul ettiği gibi, olay tarihi olan Ağustos 1986 tarihi itibarıyla askerlik hizmetini icra eden davacının paraşütle eğitim atlayışı yaparken geçirdiği kaza sonucu yaralandığı bu yaralanmanın sebep ve tesiriyle sakat kaldığı, halihazırda başkasının desteği olmaksızın gerekli hareketleri yapamayacak derecede malul olduğunda şüphe bulunmamaktadır.
Davalı idare davacının durumunun 2629 Sayılı Kanunun 13. maddesine 21.07.1989 tarihli KHK ile eklenen (d) bendine uyduğu ve bu düzenlemenin olayların gerçekleştiği Ağustos 1986 ayından sonra yapılması sebebiyle davacıya uygulanamayacağını, davacının talep ettiği ödemenin yapılamayacağını belirtmekte ise de; esasen askerlik hizmetinin icrası ve paraşütle yapılan eğitim faaliyeti sırasında olayla karşılaşan davacının durumunun 2629 Sayılı Kanunun 13/b maddesine uyduğu, 13/d maddesinde paraşütçü statüsünde olunmamasına rağmen zaruri olarak paraşüt kullanımından dolayı sakat kalanları (veya şehit olanları) kapsadığı, davacının zarureten değil, paraşütle yaptığı eğitim atlayışı sırasında kaza geçirerek sakat kaldığı anlaşıldığından, davacıya olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2629 Sayılı Kanunun 13/b ve 14. maddeleri uyarınca tazminat ödenmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacıya sakatlık tazminatı ödenmemesi işleminin İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy