(1602 S. K. m. 21) (1632 S. K. m. 165, 171)
Davacı 25.05.2006 ve 20.10.2006 tarihlerinde Fatsa Asliye Hukuk Mahkemesi, 27.07.2006 ve 03.11.2006 tarihlerinde AYİM kayıtlarına geçen dava ve savunma dilekçelerinde özetle; Ordu Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen yazı ekindeki disketinin resmi evrak niteliğinin olmaması sebebiyle anılan kurumla telefonla görüşme yaptığını ve disket içeriğindeki bilgilerin belge haline getirilerek gönderilmesi istediğini, bu belgenin gelişine kadar önceki belge ve disketi masasında muhafaza etmeye başladığını, ancak Fatsa Askerlik Şubesi Başkanı tarafından işinin gereği gibi yapmadığından bahisle 1/20 maaş katı cezası verildiği, cezaya itiraz ettiğini, Trabzon Askerlik Dairesi Başkanlığı tarafından itirazının reddedildiğini, ancak itirazında haklı olduğunu ve cezanın haksız olduğunu belirterek, verilen 1/20 maaş katı cezasının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının Fatsa Askerlik Şubesi Başkanlığı emrinde sivil memur olarak görevli olduğu, Fatsa Askerlik Şubesi Başkanlığının 28.10.2005 tarihli yazısı ile yurtdışındaki yoklama kaçağı ve bakaya yükümlülerinin yurda giriş ve çıkış tarihlerinin bildirilmesinin Ordu İl Emniyet Müdürlüğünden istenildiği, söz konusu hususları içeren disketin Ordu İl Emniyet Müdürlüğünün 24.01.2006 tarihli yazısı ekinde Fatsa Askerlik Şubesi Başkanlığına gönderildiği, Ordu İl Emniyet Müdürlüğünün 24.01.2006 tarihli yazısı ve ekindeki disketin o tarihteki Askerlik Şubesi Başkan vekili Per.Bçvş
.. tarafından evrak arkasına işlenmek suretiyle işlem memuru olan davacıya havale edildiği, Askerlik Şubesi Başkanı tarafından 16.05.2006 tarihinde yapılan şube toplantısı sırasında Ordu İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan 28.10.2005 tarihli yazının cevabının neden gelmediğinin sorulması üzerine davacının konuya ilişkin Ordu İl Emniyet Müdürlüğünün 24.01.2006 tarihli cevabi yazısının geldiğini ve çekmecesinde muhafaza ettiğini, henüz gereğinin yapılmadığını beyan etmesi üzerine, yapılan inceleme sonucunda davacının söz konusu evrakı işleme koymadığı gibi kayda dahi almadığının tespit edildiği, toplantı sonrasında davacının anılan evrakı 16.05.2006 tarihinde kayda aldığı, bunun üzerine Askerlik Şubesi Başkanı tarafından 16.05.2006 tarihli yazı ile konu hakkında davacının savunmasının istenildiği, davacının 17.05.2006 tarihli alınan yazılı savunması yeterli görülmeyerek Askerlik Şubesi Başkanı tarafından 17.05.2006 gün ve AS.Ş.:7200-4-06/Per.77)-3 sayılı yazı ile davacıya 1/20 aylıktan kesme cezası verildiği ve aynı tarihte tebliğ edildiği, davacının 18.05.2006 tarihli dilekçesiyle söz konusu cezaya bir üst disiplin amiri olan Trabzon Askerlik Dairesi Başkanlığı nezdinde itiraz ettiği, bu itirazın cezanın uygun olduğundan bahisle Trabzon Askerlik Dairesi Başkanlığının 12.06.2006 gün ve As.D.:7200-54-06/Per.Ks.(1257) (2123) sayılı yazısı ile reddedildiği ve davacının Temmuz 2006 maaşından 1/20 oranında kesinti yapılmak suretiyle söz konusu cezanın uygulanması üzerine davacının anılan cezanın iptaline karar verilmesi istemiyle işbu davayı ikame ettiği anlaşılmıştır.
Davanın açılmasından sonra AYİM 2 nci Dairesinin 10.01.2007 /15-34 E.K. sayılı kararıyla dava konusu uyuşmazlığın Devlet Memurları Kanunundan kaynaklanan bir uyuşmazlık olmayıp, davaya konu disiplin cezasının Askeri Ceza Kanununa göre verilmesi sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde 3 ncü Dairenin görevli olduğu belirtilerek dava dosyasının Dairemize tevdii edildiği, Dairemizin 15.02.2007/98-358 E.K. sayılı kararıyla söz konusu disiplin cezasının 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve buna bağlı mevzuata göre verilmesi gerektiği belirtilerek, uyuşmazlığın bu mevzuat hükümlerine göre çözülmesi gereği karşısında davanın görüm ve çözümünün AYİM 2 nci Dairesinin görev alanına girdiği kanaatiyle, görevli dairenin belirlenmesi için dosyanın AYİM Daireler Kuruluna tevdii edildiği, ancak AYİM Daireler Kurulunun 09.03.2007/16-21 E.K. sayılı kararıyla görevli dairenin 3 ncü Daire olduğuna ve dava dosyasının Dairemize tevdiine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun İdari davalar ve yargı yetkisinin sınırı başlıklı 21 nci maddesinin 2 nci bendi; İdari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi yapılmaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanılamaz ve idari işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez hükmünü, aynı maddenin son fıkrası ise; Cumhurbaşkanın, Yüksek Askeri Şûranın tasarrufları ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402 sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır hükmünü amirdir.
Disiplin amirlerince verilen disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulmuş olmakla birlikte, Mahkememizin bu konuda istikrar bulan içtihatlarında da belirtildiği üzere; askeri disiplin cezaları ister bir başka idari işlemin hukuki sebebi olsun, ister tek başına bir idari işlem durumunda olsun her iki halde de, bu tür disiplin cezalarının yok hükmünde olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı olarak yargı denetimine tabi olduğu konusunda bir şüphe bulunmamaktadır.Bu bağlamda tesis olunan disiplin cezası işleminde; savunmanın alınmaması, yetkisiz amirin ceza vermesi gibi haller kanuna açık ve net aykırılık teşkil edeceğinden bu haller verilen disiplin cezasının yok hükmünde sayılmasını zorunlu kılmaktadır.
Askeri Ceza Kanununun 165/1-A-son maddesinin açık hükmü karşısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurları, disiplin suçları bakımından emre itaatsizlik ve saygısızlık fiilleriyle sınırlı olarak Askeri Ceza Kanununa tabidir. Bu bağlamda davacının kasıtlı olarak verilen görevi zamanında ve gerektiği gibi yapmamak şeklindeki emre aykırı tutum ve davranışına, davacının amiri Askerlik Şubesi Başkanı tarafından Askeri Ceza Kanununun 171 nci maddesine bağlı Ek-1 cetveline göre aylıktan kesme disiplin cezası verilmiştir. Bu cezanın iptaline ilişkin istemin görüm ve çözümünün Dairemizde çözümlenecek uyuşmazlıklar arasında olduğunun Daireler Kurulu kararında belirtilmesi ve Dairemizde disiplin suçlarından dolayı verilen cezaların yargısal denetiminin yokluk haliyle sınırlı olması karşısında, davacıya isnat edilen suç ve verilen disiplin cezasının ceza vermeye yetkili disiplin amirinin yetkileri dahilinde, savunma alınmak suretiyle zamanında verildiği, itiraz hakkının tanındığı, infazının zamanında yapıldığı anlaşıldığından, disiplin cezasının yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir olgunun bulunmadığı, bu sebeple inceleme kabiliyeti olmayan işlemin yargı denetimi dışında olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; İnceleme kabiliyeti bulunmayan DAVANIN REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Fatsa Askerlik Şubesi Başkanlığı tarafından yoklama kaçağı, bakaya olarak aranan yükümlülerin yurda giriş ve çıkış tarihlerinin sorulduğu, Ordu Emniyet Müdürlüğünün 24.01.2006 tarihli yazısı ekinde ilgili şahısların yurda giriş ve çıkış tarihlerinin disketle gönderildiği, davacının yoklama kaçağı ve bakayaların takibinden sorumlu memur olduğu, şube başkan vekili tarafından ilgili evrakın davacıya havale edildiği, davacının evraka işlem yapmadığının 16.05.2006 tarihinde tespit edildiği, davacıya Askeri Ceza Kanunu uyarınca maaş katı cezası verildiği anlaşılmaktadır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 nci maddesinde devlet memurlarına verilecek disiplin cezalarının çeşitleri, ceza uygulanacak fiil ve haller gösterilmiş, aynı maddede özel kanunların disiplin suçları ve cezalarına ilişkin hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Özel kanun mahiyetinde olan 211 Sayılı İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesinde Silahlı Kuvvetlerde çalışan sivil personelin hizmetin ifası bakımından emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 ncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecbur oldukları, hilafına hareket edenlerin askerlerin tabi olduğu cezai müeyyidelere tabi olacağı hüküm altına alınmıştır. İç Hizmet Kanununun 14 ncü maddesinde astın amir ve üstüne umumi adap ve usullere uygun tam bir hizmet göstermeye, üstlerine mutlak itaate mecbur olduğu belirtilmiştir.
1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 4551 sayılı kanunla değişik 165 nci maddesinde Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurlarına sadece amire saygısızlık ve emre itaatsizlik suçlarından dolayı disiplin cezası verilebileceği, disiplin bozucu diğer eylemleri hakkında ilgili kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 233 ncü maddesinde bu kanunun disipline ait 124, 126 ncı maddelerindeki hükümlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan sivil memurlar hakkında uygulanmasından Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğinin konu ile ilgili hükümlerinin saklı olduğu düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurları disiplin suçları bakımından genel olarak 657 Sayılı kanundaki düzenlemelere, istisna olarak emre itaatsizlik ve amire saygısızlık fiilleri ile sınırlı olarak Askeri Ceza Kanununa tabi olduğu görülmektedir.
1602 Sayılı kanunun 21 nci maddesinde disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezaların yargı denetimi dışında olduğu, 657 Sayılı Devlet Memurları kanununun 135 nci maddesinde aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir.
Disiplin amiri tarafından cezalandırılması öngörülen eylemin önce mahiyetinin belirlenmesi, emre itaatsizlik veya amire saygısızlık fiilinin varlığı halinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memuru için Askeri Ceza Kanununa göre ceza tertip edilmesi gerekmektedir. Kanunda sayılan istisna dışında 657 sayılı kanuna göre cezai işlemin uygulanması zorunludur.
1602 Sayılı kanunun 21 nci maddesinde yer verilen yargılama kısıntısı askeri disiplin suç ve cezalarından ötürü verilen cezaların yargı denetimini engellemek amacına yöneliktir. Devlet memurları kanununda cezai yaptırıma bağlanan bir eylemin Askeri Ceza Kanununa göre cezalandırılması halinde 657 Sayılı kanunun açık hükmüne rağmen idari yargı yolu kapatılmış olur. Bu durumda idari yargı yerince eylemin hangi kanuna göre cezalandırılması gerektiğinin değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir. Aksinin kabulü halinde kanunla yargı denetimi içinde kabul edilen bir işlem disiplin amirinin değerlendirmesi ile yargılama kısıntısı içerisine alınabilir. Kanun amacı bu değildir.
Somut olayda davacının eyleminin amire saygısızlık ve emre itaatsizlik kapsamında olmadığı görülmektedir. Davacının yoklama kaçağı ve bakaya yükümlülerin takibinden sorumlu olduğu bu hususta gelen evraka işlem yapmadığı dikkate alındığına 657 Sayılı Devlet Memurları kanununun 125 nci maddesi uyarınca cezalandırılması gerekir. Bu madde uyarınca uyarma veya kınama verilmesi halinde idari yargı yoluna başvurulamaz ancak aylıktan kesme nedeniyle ceza verilmesi durumunda ilgili işlem yargı denetimine tabi olacaktır.
Kanunların belirli bir işlem için öngördüğü hukuku rejim yerine yöntem saptırması teşkil etsin veya etmesin kanunen başka bir usule başvurulması hukuka aykırılık teşkil eder. Kanunun öngördüğünden aynı ve denetime kapalı hukuki zemine oturtularak işleme farklı mahiyet kazandırmaya hukuki imkân verilmemelidir. Aksinin kabulü kanunda sayılmayan hallerde yargılama kısıntısının genişletilmesi mahiyetini alır.
Nitekim, Danıştayda, 657 sayılı Kanunun 135 nci maddesindeki denetim yasağına rağmen, öğretmen, polis gibi özel kanunlara da tâbi devlet memurlarına verilen disiplin cezalarını denetlemektedir. Örnek vermek gerekirse; dersi terkeden öğretmene 1702 sayılı Kanununun 20/7 nci maddesi uyarınca tevbih cezası verilmesi gerekirken 657 sayılı Kanunun 125/A-bye göre uyarma cezası verilmesi (8.D, 3.12.1997,E.1995/5283,K.1997/3758); 657 sayılı Kanuna tabi olmayan ve SSKda çalışan doktora SSK Personel Yönetmeliğinin 124/B-a maddesi uyarınca verilen kınama cezasına karşı, bu Yönetmeliğin 146 ncı maddesinde aksine düzenleme mevcutsa da, Anayasa m. 129 ve Devlet Memurları Kanununun 135 nci maddesinde öngörülen denetim yasağının geçerli olmaması (8.D, 18.12.1997,1997/1535-4048); Belediye İktisadi Teftiş kurulunda çalışan ve görev yerinden izinsiz ayrılan memura, Belediye Disiplin Amirleri Yönetmeliğine göre yetkili olmayan amirce uyarma cezası tayini (8.D, 22.12.1997,E.1995/3916, K.1997/4112) hallerinde 657 sayılı Kanununun 135 nci maddesindeki uyarma ve kınama cezalarının yargısal denetiminin yapılamayacağı hakkındaki genel hükmün özel kanun söz konusu olduğunda uygulanamayacağı ve tesis edilen cezaî işlemin denetlenebileceği kararlaştırılmış, davalar esastan incelenmiştir. Keza, esasen 2954 sayılı TRT Kanunun 50 nci maddesine göre Kamu iktisadi kuruluşlarının personel rejimine tabi olan TRT personelinin verilen uyarma cezasının iptaline ilişkin davada her ne kadar 399 sayılı KHKnin 3/son maddesinde Bu KHKde belirtilen hükümler dışında Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır hükmü varsa da dava açma hürriyetine sınırlama getiren 657 sayılı Kanunun 136 ncı maddesindeki kuralın genişletici yorumla tatbikine imkan olmadığına ve işlemin denetiminin yapılabileceğine içtihat edilmiştir (2.D, 24.12.1998, E. 1997/1959, K.1998/4563).
Bu açıklamalar karşısında, 1602 sayılı Kanunun 21/son maddesindeki denetim kısıntısının askeri disiplin yaptırımlarına ilişkin süreci kapsadığı; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurları hakkında ikili bir disiplin hukuku rejimi öngördüğü; hangi hukuki prosedürün uygulanacağına, kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve kanunla tayin edildiğinden, idarenin ajanının değil hukukun ne olduğunu söyleme yetki ve görevi olan hâkimin karar vereceği; tabiatıyla doğal olarak yargı yerinin kuralı tatbik edene ve uygulamaya değil hukuka tabi olacağı; esasen askeri disiplin hukuku usulüne ve kısıntısına tabi olmayan bir işlemin salt bu surette hukuka aykırı tatbikinden dolayı incelenme kabiliyetini kaybetmeyeceği değerlendirildiğinde, somut olayda Devlet Memurları Kanuna göre değil, Askeri Ceza Kanunu uyarınca işlem yapılmasının hukuka aykırılık oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Dava konusu işlemin yok hükmünde olup olmadığını da aramaya gerek yoktur. Kanunun düzenlediği prosedüre uygun işlem tesis edilmemiş olması işlemin iptali için yeterlidir.
Yukarıda açıklanan nedenle işlemin iptaline karar verilmesi görüşü ile aksi yönde oluşan çoğunluğa katılmadık. 29.03.2007 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy