(1602 S. K. m. 26) (926 S. K. m. 24, 72) (5434 S. K. m. 44, 45)
Davacı vekili 10.10.2003 tarihinde İstanbul 3 ncü İdare Mahkemesi kayıtlarına, 20.10.2003 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; davacının Deniz Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak görev yaptığını, Gülhane Askeri Tip Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastahanesi Sağlık Kurulunun 09.08.2002 tarih 83 sayılı raporu ile kronik ve devamlı nitelik kazanmış nevrotik bozukluk tanısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Muayene Yönergesinin B-16 F-1 hükümleri uyarınca TSKde görev yapamaz raporu verildiğini, B/16 F/1 teşhisi ile ilgili bölümlerinde Deniz Kuvvetlerinde sınıf değişikliği imkanı bulunmadığını, aynı teşhis nedeni ile TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin ek çizelgelerine göre Hava Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup personelin sınıf değişikliği imkanı bulunduğunu, bu durumun Kuvvetler arasında farklı düzenleme ve uygulamalara yol açtığını ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, davacının sınıf değişikliğine imkan kalmadığını belirterek davacının TSKden adi malulen emekli edilmesine ilişkin işlem ile dayanağı olan TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin Deniz Kuvvetleri sınıflandırması ile ilgili düzenlemelerinin iptaline, vazife malullüğü hükümleri yerine adi malul olarak emekliye sevk edilme işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava ve tahsis dosyalarının incelenmesinden; davacının GATA Haydarpaşa Eğt.Hst.K.lığınca 1997 yılından beri psikiyatrik takip ve tedavi altında olduğu, toplam 7 sağlık kurulu işlemi bulunduğu, bunların dördünde toplam 5,5 ay istirahat, üçünde ise toplam 3 yıl kara görevi verildiği, davacı hakkında GATA Haydarpaşa Eğt.Hst.K.lığının 09.08.2002 tarih ve 83 nolu raporu ile Kronik ve devamlı nitelik kazanmış nevrotik bozukluk (depresif tip) tanısıyla B-16 F-1 TSK'de görev yapamaz kararı verildiği, söz konusu raporun Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Daire Başkanlığınca 04.02.2003 tarihinde onaylandığı ve davacının Milli Savunma Bakanlığının 24.06.2003 tarihli onayı ile adi malulen emekliye sevkine karar verildiği, Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 23.01.2003 tarih ve 1676 sayı ile davacının Adi Malul olduğuna karar verildiği, 15.09.2003 tarihinden itibaren adi malul aylığı bağlandığı, TC Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 29.03.2004 tarih ve 1329 sayılı kararı ile hastalığın oluşumunda görevin nedeni ve etkisinin bulunmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümlerinin iptalinin talep edilmiş olması, 1602 sayılı Kanunun 26/a maddesinde Bakanlar Kurulu kararlarına karşı açılan davalara Daireler Kurulunda bakılacağının belirtilmesi nedeniyle davaya Daireler Kurulunda bakılmış, dava konusu edilen TSKden malulen emekliye sevk edilme işlemi ve dayanağı olan TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin ilgili bölümlerinin iptali istemi ile vazife malulü yerine adi malul olarak emekliye sevk edilme işlemleri arasında bağlantı bulunduğu, emekliye sevk edilme işleminin, vazife malulü yerine adi malul kabul edilme işleminin bekletici meselesi olduğu değerlendirilerek dava konusu edilen işlemler arasında irtibat bulunduğu kabul edilmiştir (Üye Dz.Hak.Alb.Levent ÖZÇELİK dava konusu edilen işlemler arasında irtibat bulunmadığı, ayrı dilekçelerle dava açılması gerekirken tek dilekçe ile dava açılmış olduğundan dilekçe reddine karar verilmesi yönündeki karşı oyu ile bu görüşe katılmamıştır).
Davacı malulen emekliliğe sevke ilişkin raporun dayanağını oluşturan TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği (MY 33-2) Deniz Kuvvetleri sınıflandırmasına ilişkin hükümlerinin Anayasaya aykırılık nedeniyle iptalini talep etmektedir.
926 sayılı Kanunun 72 nci maddesi, astsubayların yeniden sınıflandırılması hakkında 24 ncü madde esaslarının uygulanacağını, 24 ncü madde ise, sağlık durumları mensup oldukları sınıfın hizmetine elverişli olmadığına dair hakkında sağlık kurulu raporu verilenlerin sınıflandırma yönetmeliği esasları dahilinde sınıflandırılma işlemine tabi tutulmasını öngörmüştür. TSK'deki görevlere uyarlık bakımından görevli personelin sağlık yeteneklerini, barışta ve savaşta yapılacak sağlık işlemlerini düzenleyen TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; Kuvvet Komutanlıklarında görevlendirilecek olanlar ve bu Kuvvetlerde görev yapılacak sınıflar bakımından sağlık yeteneklerini ayrı ayrı düzenlemiş, genel olarak sağlık yeteneğini kaybedenlerin sınıf değişikliklerini öngörürken bazı hastalık ve arızalarda sınıf değişikliği öngörülmeyerek TSK'de görev yapılamayacağını esasa bağlamıştır. Yönetmelik bu yetkisini 926 sayılı Kanunun 24 ncü maddesinden almıştır.
Her Kuvvet için getirilen farklı düzenleme Kuvvetlerin görev özellikleri, görevin yerine getirilisindeki şartları itibarıyla Kuvvetler arası farklılıktan kaynaklanmaktadır. İdarede esas olan kamu hizmetlerinin gereği gibi ve en iyi şekilde görülmesi olduğundan, bu hususu sağlamak amacıyla kamu hizmetlerinin gereğine göre hizmeti yürütecek kamu personelinde gerekli sağlık şartlarını aramak hizmetin ifası açısından zorunlu ve tabiidir. Personeli yararlı olamayacakları halde istihdam etmenin ise kamu yararına ve kamu hizmetine uygun düşmeyeceği açıktır. Dolayısıyla yürütülen kamu hizmetinin şartlarına bağlı olarak personel istihdamında görevin özelliğine göre farklı sağlık şartları aranması da kamu hizmetinin gereğidir.
Anayasa Mahkemesinin kararlarında Anayasanın 10 ncu maddesinde yer verilen eşitliğin, eylemsel değil hukuksal eşitlik olduğu belirtilmiş, farklı statüde bulunanlar için farklı düzenleme yapılmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmadığı vurgulanmıştır. Anayasanın 10 ncu maddesinde, herkes, dil, irk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. denilmektedir. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe aykırılık oluşturur.
Anayasanın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlarda aynı, ayrı hukuksal durumlarda ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durum ve hukuki statüdeki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. (Anayasa Mahkemesinin 10.02.2004 tarih ve 2001/73 E, 2004/12 K., 17.03.2004 tarih 2001/390 E, 2004/35 K. sayılı kararları). TSK Deniz, Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı personelinin farklı görevler üstlendiği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Farklı şartlarda görev yapan personelde hizmetin özelliğine göre sağlık şartlarının aranması eşitlik ilkesine aykırı düşmediği gibi kamu hizmetinin en iyi şekilde yürütülebilmesi için gerekli de bulunmaktadır. TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği Deniz Kuvvetlerinin sınıflandırmaya ilişkin düzenlemelerin Anayasa ve mevzuata aykırı bir yönü görülmediğinden bu düzenlemelerin iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
5434 sayılı Kanunun 44 ncü maddesi 1 nci fıkrasına göre Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma gelen iştirakçilere (Malûl) denir ve haklarında bu Kanunun malullüğü hükümleri uygulanır.
Vazife malullüğü tanımının yapıldığı 45 nci madde ise; Malûllük: a. İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa, b. Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa, c. Kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olursa, d. Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel, iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o işyerinde husule gelen ve yine işyerinin malûliyetinden ve çalışma konusunda ileri gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malullüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir hükmünü taşımaktadır.
Belirtilen hükümlere göre vazife malullüğünün oluşumu için, meydana gelen maluliyetin vazifenin sebep ve etkisinden kaynaklanması gerekmektedir.
Davacının maluliyeti hususunda bir uyuşmazlık bulunmamakta ve esasen dosyada mevcut GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Sağlık Kurulunun 09.08.2002 tarih ve 83 nolu raporu ile bu durum kanıtlanmaktadır. Davada çözümlenmesi gereken husus davacının duçar olduğu akıl hastalığının 5434 sayılı Kanunun 45 nci maddesinin a fıkrasına uyup uymadığı, yani maluliyetinin, vazifesini yaptığı sırada, vazifesinden doğmuş olup olmamasıdır. Benzer bir davada (AYİM Birinci Dairesinin 1999/60 esas sayılı) GATA Komutanlığı; Jandarma Genel Komutanlığının kendisine yazdığı bir yazıya verdiği cevapta (12 Ekim 1998 tarih ve Ruh Hst.9011 Kyt 1153-98) vazifenin akıl ve ruh hastalıklarına sebep olup olmadığı hususunu ele almış ve davacının yapmış olduğu vazifenin, duçar olduğu akıl hastalığının ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde tek başına rol oynamayacağını belirtmiş bulunmaktadır.
GATA bahsi geçen değerlendirmesinde, davacının yakalanmış bulunduğu akıl hastalığının biyolojik, psikolojik, sosyal zemini olan kalıtsal, doğumsal, gelişimsel, çevresel ve ailevi tutumlarla ilişkili bir çok etkinin bir arada rol oynaması ile ortaya çıkan bir hastalık süreci olduğunu, bu hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde askerlik hizmetinin tek başına belirleyici rol oynadığını söylemenin mümkün olamayacağını belirtmektedir.
Ayrıca TC Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunun benzer bir olayla ilgili verdiği 12 Temmuz 1996 tarih ve 1871 karar nolu mütalaasında, askerlik hizmeti sırasında yakalanılan akıl hastalığına, askerlik hizmetinin etkisi tartışılmış ve davaya da ışık tutabilecek şu sonuca ulaşılmıştır: Adli evrakın tetkikinden hastalığın ilk kez askerlik çağlarında çıkmış olduğunun görüldüğü ancak musap olduğu şizofreni denilen bu akıl hastalığının genç yaşlarda başlayan akıl hastalıkları grubundan olduğu ve musap olduğu akıl hastalığının askerliğin sebep ve etkisinden kaynaklanmadığının klasik tıp bilgisinden olduğu oybirliği ile mütalaa olunur denilmiştir. Bu mütalaada da belirtildiği gibi; akıl ve ruh hastalıkları genelde tek bir olayla başlamayan, belirli bir sürecin sonunda oluşan hastalıklardır.
Dava ve tahsis dosyalarında bulunan davacıya ait raporların incelenmesinden; Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığının 26.11.1989 tarih ve 7398 Sağlık Kurulu raporunun hikayesi bölümünde; davacının impulsif davranışlarının çocukluk döneminden beri olduğu, yine çocukluk döneminden beri arkadaşlık ilişkileri kurmakta ve arkadaşlık sürdürmekte problemleri olduğunun anlaşıldığının belirtildiği görülmüştür. Davacının rahatsızlığının oluşmasında vazifenin başlı başına rol oynadığını ve bu rahatsızlığın sadece askerlik görevi neticesinde meydana geldiğini, dolayısı ile vazifeden kaynaklandığını söyleyebilmek mümkün değildir, dava dosyasında davacının rahatsızlığının sadece görev nedeniyle meydana geldiği yönünde delil de bulunmamaktadır. Davacının çocukluk döneminden beri birtakım sıkıntıları olduğu raporlarından anlaşılmış, davacı hakkında tesis edilen adi malul işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davacının emekliye sevk edilme işlemi ile dayanağı olan TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırmaya ilişkin hükümlerinin iptali isteminin REDDİNE,
2. Davacının vazife malulü yerine adi malul olarak emekliye sevk edilme işleminin iptali isteminin REDDİNE,
Full & Egal Universal Law Academy