(1602 S. K. m. 20, 44) (2709 S. K. m. 157) (3194 S. K. m. 6, 8, 9, 22, 26)
Davacılar vekili 14 Haziran 2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yasal yakını Deniz Er ........'ın askerlik görevini İzmit Gölcük İlçesi Donanma Komutanlığı Subay Gazinosunda yaparken 17 Ağustos 1999 günü vukua gelen deprem nedeniyle kalmakta olduğu binanın yıkılması sonucu göçük altında kalarak öldüğünü, davalı idarenin deprem yöresindeki binalarını depreme dayanıklı inşa etseydi binanın yıkılmayacağını, o nedenle idarenin kusurlu olduğunu, idarenin bir an için kusursuz olsa dahi zararın müvekkilleri üzerinde bırakılmayarak kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idarenin sorumlu olduğunu belirterek müvekkillerine toplam 9.050.000.000 TL. (dokuz milyar elli milyon lira) maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminde bulunmuştur.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 44 ncü maddesinde, davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında, davanın esasına girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Zira görev kamu düzeni ile ilgili olup davanın her aşamasında dikkate alınması zorunlu bulunmaktadır. Bu nedenle işin esasına girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.
1982 Anayasasının 157 nci maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu hükme bağlanmış, aynı hükme 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinin ilk fıkrasında da yer verilmiş, maddenin ikinci fıkrasında ise Kanunun uygulanması bakımından asker kişilerin kimler olduğu sayılmış, bunların Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar olduğu belirtilmiştir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulu yanında ve aynı zamanda o işlemin askerlik hizmetine ilişkin bulunması koşulunun da gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Davacıların yakınlarının ölümü 17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesinde vukua gelen depremde asker-sivil ayırımı yapılmaksızın binaların yıkılması sonucunda olmuştur.
Dava dosyasının incelenmesinde, deprem olayı nedeniyle vukua gelen ölüm, yaralanma ve sakatlanmaların idarece tazmin edilip edilmeyeceği, tazmin edilecekse hangi hukuki nedenlerle tazmine hükmedileceği, yapılacak bilirkişi incelemeleri, hizmet kusuru aranacaksa bu hizmetin türü, bir binanın yapılmasında yer seçimi arazinin inşaat yapımına elverişli olup olmadığının saptanması, bina yapılabilecekse kaç kata kadar yapılabileceği, binanın yapımında projelere uyulup uyulmadığı gibi hususların belirlenmesinde İmar Kanunu ve sair mevzuat hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere, hangi yerlere yerleşim yapılacağı, bu yerlerdeki yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde uygulanacak planlar ile inşa edilecek yapılar, kamu yapıları ile ilgili imar planı ve değişiklikleri ile umumi hayata müessir afetler dolayısıyla veya toplu konut uygulaması veya Gecekondu Kanununun uygulanması amacıyla yapılması gereken planların ve plan değişikliklerinin, birden fazla belediyeyi ilgilendiren metropoliten imar planlarının veya içerisinden veya civarından demiryolu veya karayolu geçen hava meydanı bulunan veya havayolu veya denizyolu bağlantısı bulunan yerlerdeki imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını, ilgili belediyelere veya diğer idarelere bu yolda bilgi vererek ve gerektiğinde işbirliği sağlayarak yapmak, yaptırmak, değiştirmek ve re'sen onaylamak gibi görev ve yetkiler 3194 Sayılı İmar Kanunu hükümlerine tabidir.
Diğer taraftan, İmar Kanununun 6 ncı maddesinin planları kapsadıkları alan ve amaçları açısından "Bölge Planları" ve "İmar Planları", imar planlarını ise "Nazım İmar Planları" ve "Uygulama İmar Planları" olarak hazırlandığını belirtmektedir. Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında uyulacak esasları ise anılan Kanunun 8 nci maddesinde tespit edilmiştir. Buna göre imar planlarının, mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerce, belediye ve mücavir alan sınırları dışında kalan yerlerde ise valiliklerce yapılacağı, yaptırılacağı ve onaylanarak yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir.
İmar Kanununun 9 ncu maddesinde "Yerleşmeye Uygun Alan", "Yerleşmeye Uygun Olmayan Alan" ve "Önemli Alan" olarak sınırlanan alanların belirlendiği görülmektedir. 3194 Sayılı İmar Kanununun "Kamuya Ait Yapı ve Tesislere Ruhsat" başlıklı 26 ncı maddesinde "Kamu kurum ve kuruluşlarında yapılacak veya yaptırılacak yapılara imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimari, statik, tesisat ve her türlü fenni mesuliyeti bu kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsat verildiği, Devletin güvenlik ve emniyetiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arz eden yapılara, belediyeden alınan imar durumuna, kat nizamı, cephe hattı, inşaat derinliği ve toplam inşaat metrekaresine uyularak projelerinin kurumlarınca tasdik edildiği, statik ve tesisat sorumluluğunun ilgili belediyesine veya valilikleri yazı ile bildirildiği takdirde, 22 nci maddede sayılan belgeler aranmadan yapım ruhsatı verilir" hükmünün yer aldığı, dolayısıyla söz konusu askeri tesisin bulunduğu alanın, imar planının yapımı, jeolojik etüt hazırlanması, plana uygun imar uygulamasının sağlanması konuları ile bu tesise ruhsat verilmesi ve inşaat denetiminin yapılması gibi konuların gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere anılan mevzuat hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı konularının "askerlik hizmeti" ile bir ilgisinin olmadığı açıktır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle bu davada genel idari yargı yeri görevli olduğundan davanın GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava dosyasının incelenmesinden, davacıların yakınının 17 Ağustos 1999 tarihinde MARMARA Bölgesinde meydana gelen DEPREM nedeniyle, Gölcük Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkez Komutanlığında askerlik hizmetini yaptığı sırada vefat ettiği anlaşılmaktadır.
T.C. Anayasasının 125 nci maddesinin 7 nci fıkrası "idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmüne amirdir.
1602 Sayılı Kanunun 20 nci maddesi Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Görevleri başlığı altında "Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar. Ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda asker kişi olması şartı aranmaz" hükmünü amirdir.
Anayasanın 72 nci maddesi vatan hizmeti, her Türkün hak ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca düzenlenen kanunlarla Türk Vatandaşları askerlik yükümlülüklerini yerine getirmektedir.
3194 Sayılı İmar Kanununun 26 nci maddesinde ise; "Devletin güvenlik ve emniyetiyle TSK'nin harekat ve savunması bakımından gizlilik arzeden yapılara belediyeden alınan imar durumuna Kat Nizamı, Cephe Hattı, İnşaat Derinliği ve toplam inşaat metrekaresine uyularak projelerinin kurumlarınca tasdik edildiği, statik ve tesisat sorumluluğunun ilgili belediyesine veya valiliklere yazı ile bildirildiği takdirde, 22 nci maddede sayılan belgeler aranmadan Yapım Ruhsatı Verilir" hükmünü amirdir.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre davacıların yakınının askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek için Gölcük Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkez Komutanlığında bulunduğu, 1602 Sayılı Yasa kapsamında ASKER kişi OLDUĞU, 3194 Sayılı İmar Kanununun ilgili hükümlerinin Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Dairesi Başkanlığınca yerine getirildiği, bu Başkanlığın askeri hizmetin daha iyi koşullarda yerine getirilmesi için Yer Seçimi dahil mühendislik ve kontrol görevlerini yerine getirmek üzere teşkilatlandığı ve bu hizmetin de askeri hizmet kapsamında değerlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Kaldı ki Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 01.02.1992 tarihinde ŞIRNAK ili Gömeç köyündeki karakola çığ düşmesi sonucu enkaz altında kalarak şehit olan askerin yakınlarının açtığı davaya bakmış ve kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idareyi sorumlu tutmuştur.
Sonuç olarak, davacıların yakınının ASKER kişi olması, askerlik hizmetinin ifası sırasında şehit olması, idarenin binaların yapımı ile ilgili hizmetlerinin de askeri hizmet kapsamında değerlendirdiğimden aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılamadım.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy