(205 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 237)
Davacı vekili, 11.8.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Nusaybin İlçe J.BI.K.olarak görev yapmaktayken 16.5.1992 tarihinde, görev dönüşü aracının bölücü teröristlerin yola döşediği mayının üzerinden geçmesi sonucu ağır yaralandığını ve dalağını kaybettiğini, %42 oranında vücut fonksiyon kaybına uğradığını, davalı kuruma kısmi maluliyet yardımı yapılması için yaptıkları başvurunun reddi üzerine AYİM'de açtıkları davanın AYİM. 1.Dairesince reddedildiğini, OYAK. Genel Kurulunun 28.5.1994 tarihli kararıyla 205 sayılı Kanunun 26/b maddesinde belirtilen kaza kelimesinin kaza, hastalık ve sakatlık şeklinde yorumlanması nedeniyle 30.6.1997 tarihinde davalı kuruma yeniden başvurarak, kendilerine kısmi maluliyet yardımı yapılması isteminde bulunduklarını, ancak bu istemin davalı kurumun 21.7.1997 tarihli işlemle reddedildiğini, OYAK Genel Kurulunca alınan kararın doğrudan müvekkilini de kapsamasına rağmen, 28.5.1994 tarihinden sonra alınan raporların dikkate alınamadığına ilişkin davalı kurumca öne sürülen gerekçenin hukuka uyarlı düşmediğini belirterek; davacıya kısmi maluliyet yardımı yapılmamasına ilişkin işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının maluliyeti sonucunu doğuran olayla ilgili olarak, davacıya davalı kurumca kısmi maluliyet yardımı yapılmamasına ilişkin doğan ihtilafın daha evvelce mahkememiz önüne getirildiği ve AYİM. 1. Dairesinin 5.7.1994 tarih ve E. 994/875 sayılı kararı ile iç organ kayıplarının 205 sayılı Kanunun 26/b maddesinin kapsamının genişletilmesi ve kaza dışındaki hastalık ve sakatlık hallerine de kısmi maluliyet yardımı yapılması uygulamasına dayanarak davalı kuruma yeniden başvuruda bulunduğu ve 21.7.1997 tarihli menfi işlem üzerine 11.8.1997 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, davanın tebligat aşamasında iken verdiği 21.10.1997 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiğini belirtmiş; dava dilekçesi ekindeki vekaletnameden davacının vekile davadan feragat yetkisi verdiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, feragat, bir davada kesin hükmün bütün sonuçlarını doğuran bir usul hukuku müessesesidir. Davasından feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan vazgeçmektedir. Eğer dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istenmiş olan hak gerçekten mevcut idiyse, bu hak davacının davasından feragat etmesiyle düşecektir.
Yok, dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istenmiş olan hak gerçekten mevcut değildiyse, davacı davasından feragat etmekle, bu hakkın mevcut olmadığını kabul etmiş sayılır. Her iki halde de davadan feragat ile düşen veya mevcut olmadığı bildirilen hak, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava konusu yapılamaz. (Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt III, Ankara 1982, s.2556).
Davada feragat söz konusu olmakla beraber; kesin hükmün de mevcut olup olmadığı mevcutsa Kurulumuzun feragati mi yoksa kesin hükmü mü göz önüne alarak bir karar tesis edeceği sorunu üzerinde durulması gerekli bulunmaktadır:
1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesinin ikinci fıkrası Kaziei muhkeme mevcuttur denilebilmesi için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır. hükmünü amirdir.
Bu hükme göre, kesin hükmün mevcudiyetinin kabulü için;
a) Davanın konusunun,
b) Davanın sebebinin,
c) Davanın taraflarının aynı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekli bulunmaktadır. Bu şartlardan biri gerçekleşmemişse, kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Öte yandan, gözden uzak tutulmaması gereken diğer bir husus, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmamasının olumsuz dava koşulları arasında olmasıdır.
Bu nedenle, dava konusu hakkında bir kesin hüküm bulunduğu mahkemece her zaman kendiliğinden gözetilir. Kesin hüküm dava şartı olduğundan, diğer dava şartları gibi, esasa girilmeden önce inceleme konusu yapılmalıdır. Öte yandan, kesin hüküm kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların iradesine tabi değildir. Bu nedenle, yeni açılan davada taraflar kesin hüküm itirazını ileri sürmekten feragat etseler bile, mahkeme kesin hükmü gereğince davaya bakamaz; davayı kesin hükümden dolayı reddeder. Çünkü uyuşmazlığın bir sonu gelmelidir; bu toplum düzeninin bir isteği ve kamu düzenin bir gereğidir. (Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: IV, Ankara 1984, 5.3566-3567).
Bu açıklama ışığında dava konusuna dönüldüğünde; AYİM 1 D.nin 5.4.1994 tarih ve 1994-792 - 875 Esas ve Karar sayılı kararına konu dava ile bu davanın taraflarının aynı olduğu, keza her iki davanın konularının (kısmi maluliyet yardımı yapılmaması) ayniyet gösterdiği, 28.5.1994 tarihli OYAK Genel Kurulu kararının 205 sayılı Kanunun hastalık ve sakatlık hallerine de kısmi maluliyet yardımı yapılmasını öngörme dışında bir mahiyet içermemesi dolayısıyla her iki davanın hukuki sebebinin de aynı hukuki olguya (mayın infialine bağlı araç kazası sonucu sakatlanma maddi vakıası) dayandığı, dolayısıyla dava sebeplerinin de aynı bulunduğu, sonuç itibariyle HUMK. nun 237 nci maddesinde öngörülen tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi nedeniyle, bu davada kesin hükmün varlığının söz konusu olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Feragat Kesin hüküm yarışmasında Kurulumuz çoğunluğunun benimsediği görüşe gelince:
Başsavcılık düşüncesinde de isabetle işaret edildiği üzere, bir davada kesin hükmün varlığı halinde, kesin hükmün kamu düzenine ilişkin olması itibariyle, feragat ya da kabul gibi hallerin varlığı söz konusu olsa dahi, öncelik kesin hükme ait olacak ve dolayısıyla mahkemece kesin hüküm dikkate alınarak hüküm tesisi yoluna gidilecektir. Bu nedenle, davacı vekilinin vaki yazılı feragatine rağmen, kurulumuzca saptanan kesin hükmün varlığı karşısında, feragat dikkate alınmaksızın hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davanın kesin hüküm nedeniyle REDDİNE.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Bir davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilebilmesi için Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesi uyarınca açıklanan dava ile önceden kesin hükme bağlanan davanın taraflarının, konularının ve hukuki nedenlerinin aynı olması gerekir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 5 Temmuz 1994 gün ve E. 1994/792, K. 1994/815 sayılı dava ile işbu davanın tarafları ve konularının aynı olduğunda bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak sözü edilen ve kesin hükme bağlanan davanın hukuki nedeninin 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kanununun 26 ncı maddesinin (b) bendi hükmü oluştururken, açılan bu davanın hukuki nedenini ise Ordu Yardımlaşma Genel Kurulunun 28 Mayıs 1994 günlü kısmi maluliyet yardımı yapılmasına ilişkin kararı teşkil etmektedir. Davacı dava dilekçesinde açıkça bu durumu dile getirerek davasını açtığını ifade etmektedir. Değinilen kanun hükmü uyarınca hukuki nedenleri farklı davaların tarafları ve konusu aynı bile olsa kesin hükme dayanarak reddi hukuken olanaksız bulunduğundan aksi görüş ve kabule dayalı çoğunluk kararına katılamadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy