(205 S. K. m. 26, 27)
Davacı vekili, 27.2.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 8.5.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin Kayseri 1. Komd. Tuğ. K. lığı emrinde astsubay olarak görev yapmaktayken, 1.3.1991 tarihinde aynı birlikte görevli Astsb. Sezai Karacabey'in tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ateşlediği tabancasından çıkan bir merminin isabetiyle ağır yaralandığını ve uzun süren tıbbi tedavisi sonunda GATA K. Ilgınca düzenlenen 6.9.1995 tarihli raporla TSK'da görev yapamaz kararı verildiğini ve bu müessif olay nedeniyle %100 oranında iş gücü kaybına uğradığını, ömür boyu bir başkasının bakımına muhtaç hale geldiğini, müvekkilinin tekerlekli sandalyeye bağlı olması ve ömür boyu bir başkasının yardımına muhtaç olması itibariyle, 6.11.1995 tarihinde davalı kurumdan maluliyet yardımı istemini havi dilekçesini Kayseri'de görev yapan arkadaşı Ord. Astsb. Bçvş. Aydın Kocakuşakoğlu'na vererek, emeklilik ve diğer özlük işlemlerini yapacak olan birlik personel şubeye iletilmek üzere, ikametgahı olan Balıkesir'de verdiğini, müvekkilinin bu dilekçesinin Kayseri'deki Tugay Personel Şubede görevli Per. Astsb. Osman ÇİL'e teslim edildiğini, davacının bu dilekçesinin direkt olarak kendisi tarafından değil, bağlı olduğu komutanlığı vasıtasıyla davalı kuruma iletildiğini, nitekim dilekçe tarihi olan 6.11.1995 ile dilekçenin OYAK'a giriş tarihi olan 5.3.1996 tarihi arasında geçen yaklaşık 4 aylık sürenin (gecikmenin) dilekçenin komutanlık vasıtasıyla gönderilmesinden kaynaklandığını, bu bakımdan davacının OYAK'a müracaat tarihi olarak, dilekçesinin OYAK'a kayıt tarihinin değil, gönderilmesi için birliğine verildiği tarihin esas alınması gerektiğini, ayrıca 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesindeki ...maluliyete duçar olan üye veya kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahıs tarafından... ifadelerinden de, kanun koyucunun en önemli amacının; yardıma ihtiyacı olan üyeye biran önce yardım yapılarak mağduriyetinin önlenmesi olduğunu, yardım talebinin yazılı yapılmasına dikkat çekerek, talebi (müracaatı) kimin veya kimlerin yaptığına önem vermemiş olmasından da anlaşıldığını, aksine bir görüşün objektif hüsnüniyet kaidelerine, hak, adalet ve hakkaniyet ilkelerine ve OYAK'ın kuruluş felsefesine uygun düşmeyeceğini, bu bakımdan yasadaki 1-5 yıllık süreler yönünden müracaat süresinin geçirilmediğini belirterek; müvekkiline maluliyet yardımı yapılmamasına ilişkin işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 8.5.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde duruşma talep etmesine rağmen, 1.7.1997 tarihli dilekçesiyle bu isteminden vazgeçtiğinden, yargılama duruşmasız olarak sonuçlandırılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davacının Astsb. Üçş. rütbesinde iken Kayseri 1. Komd. Tuğ. Deş. Kt. İkm. Bak. Bl. K. lığı emrinde görevli bulunduğu sırada, 1.3.1991 tarihinde bölükçe toplu silah bakımı yapılması faaliyeti esnasında Ord. Astsb. Üçvş. Sezai Karacabey'in, yanında bulunan Colt tabancayla oynarken silahın ateş alması sonucu davacının karnından ağır yaralandığı, omurgaya isabet eden merminin davacının vücut fonksiyonlarının %98 ini kayba uğratacak şekilde sakatlığa yol açtığı, davacının uzun süren tedavi ve istirahatleri sonunda GATA Sağlık Kurulunun 6.9.1995 tarih ve 5535 sayılı raporu ile Th 5 Parapleji + sirengomyeli teşhisiyle 1. D/10 R-1 Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz. 2. Hastanın bir yıl süreyle hastalığı ile ilgili ilaçları kullanması uygundur. 3. Ambulans ile refakati olarak Balıkesir'e gitmesi uygundur. kararı verildiği, bu raporun 11.9.1995 tarihinde MSB. Sağ. D. Bşk.lığınca onaylandığı, burada davacının sakatlığına yol açan olayla ilgili olarak yapılan yargılama sonunda 59. Er Eğt. Tüm. K. lığı As. Mahkemesinin 20.4.1994 tarih ve 1994/18-173 Esas ve Karar sayılı kararı ile sanık Ord. Astsb. Üçvş. Sezai Karacabey'in sabit görülen tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçundan neticelen 7 ay 15 gün hapis ve 100.000 TL. ağır para cezası ile tecziyesine karar verilip, bu cezanın ertelendiği, davacının 6.11.1995 tarihli dilekçesiyle davalı kuruma hitaben kendisine tam ve daimi maluliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğu, davalı kurumun bu dilekçenin kendi kayıtlarına 5.3.1996 tarihinde girdiğini belirttiği ve bu hususun dilekçenin arkasındaki el yazılı kayıttan anlaşıldığı, davacının 6.9.1996 tarih ve 78 sayılı onayla 1. derece vazife malûlü olarak emekliye ayrıldığı, OYAK Gn. Md. lüğünün 7.1.1997 tarihli işlemi ile davacının maluliyetini tevlit eden hadisenin üzerinden 5 yılı aşkın bir süre geçtiği için maluliyet yardımı talebinin reddedildiğinin belirtildiği, davacının vekili marifetiyle söz konusu menfi işlemin iptali için 27.2.1997 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davacının davalı kurumun kayıtlarına 5.3.1996 tarihinde geçen 6.11.1995 tarihli dilekçesi sonrasında, OYAK Gn. Md. lüğünün 7.1.1997 tarihli işlemi ile tam ve daimi maluliyet yardımı isteminin reddedilmesi ve AYİM'de bu davanın 27.2.1997 tarihinde açılması nedeniyle, ilk aşamada davada süre olabileceği düşünülebilirse de; davacının 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca yaptığı başvuru (6.11.1995 tarihli) üzerine 60 günlük bekleme, müteakiben de ikinci 60 gün içindeki dava açma sürelerini geçirmesi nedeniyle düşen dava açma süresi, davalı idarenin 60 günlük sürenin bitmesinden itibaren 7.1.1997 tarihinde cevap vermesi nedeniyle yeniden işlemeye başladığından ve davacı da kendisine vaki tebliğ tarihinden itibaren süresinde bu davayı açtığından, davada süre sorununun bulunmadığı açıkça görülmektedir.
205 Sayılı OYAK Kanununun maluliyet yardımını düzenleyen 26 ncı maddesinin (a) bendinde Tam ve daimi malûllük, üyelerde herhangi biri ister vazife dahili ister vazife harici olsun, herhangi bir kaza, hastalık ve sakatlık neticesinde bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kaldığı heyeti sıhhiye raporu ile tebeyyün ettiği takdirde tam ve daimi malûl addedilir... denilmektedir.
Davacının, vazife esnasında bir astsubay arkadaşının taksirli fiili sonucu, onun silahından çıkan merminin omurgasına isabetiyle uzun süre tıbbi tedavi ve istirahatlı olarak bulunduktan sonra GATA Sağlık Kurulunun 11.9.1995 tarihinde onaylanan 6.9.1995 tarihli raporu.ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görev Yapamaz kararı verilerek vazifesini yapamayacak hale geldiği ve mevcut rahatsızlığı itibariyle (felç) vücut fonksiyon kaybının %98'ini kaybettiğini maddi bir vakıa olduğundan; 205 sayılı Kanunun 26/a maddesinde öngörülen tam daimi maluliyet yardımı kapsamına girdiği kuşkusuzdur.
Davada sorun, davacının söz konusu maluliyeti nedeniyle 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olup olmadığı üzerinde düğümlenmektedir.
205 Sayılı Kanunun 27 nci maddesinde Maluliyet, tespiti itibaren bir yıl ve her halde maluliyeti tevlit eden hadisenin vukuu tarihinden itibaren beş yıl içinde maluliyete duçar olan üye veya kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahıs tarafından kuruma yazı ile bildirilmediği takdirde maluliyet yardımı talep hakkı sükut eder denilmektedir.
Davacının maluliyetini tevlit eden hadisenin vukuu tarihi 1.3.1991 olup; davacının bu tarihin üzerinden 5 yıl geçmeden, hakkındaki kati raporun onay tarihinden (11.9.1995) kısa bir süre sonra 6.11.1995 tarihinde davalı kuruma hitaben yazdığı dilekçeyi asıl birliği olan Kayseri 1. Komd. Tuğ. K.lığına verdiği hususu üzerinde bir ihtilaf ve itiraz söz konusu değildir. Davalı kurum, davacının bu başvurusunun kendi kayıtlarına 5.3.1996 tarihinde girdiğini, dolayısıyla davacının maluliyetini tevlit eden hadisenin vukuu tarihi de 1.3.1991 olduğundan, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğunu ileri sürmektedir. Yine davalı kurum savunmalarında, 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesi metninden, maluliyete uğrayan üye veya kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahsın, maddede belirtilen süreler içinde başka bir makama değil, sadece kuruma yazı ile başvurmasının gerekli olduğunun anlaşıldığını, üyenin yakınları, birliği v.b. vasıtasıyla yapılacak başvurularda da söz konusu sürelerin geçirilemeyeceğin, davacının dilekçesinin kuruma geç ulaşmasında kurumun herhangi bir dahli ya da kuruma atfı kabil herhangi bir kusurun olmadığının ortada olduğunu ifade etmektedir.
205 Sayılı Kanunun 27 nci maddesinin bu şekilde kati ve şekli bir yoruma tabi tutulması halinde, üyelerin bir takım hak kayıplarına uğraması ve bir sosyal güvenlik kurumu olup üyelerine kanunda öngörülen bazı yardım ve hizmetleri yapmakla ödevlendirilmiş olan OYAK'ın söz konusu sosyal yardım görevlerinin bu nedenle gereğince yerine getirilememesi söz konusu olabilecektir. Davacı geçirdiği ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak felç geçirmiş ve vücut fonksiyonlarının %98'ini yitirerek yatağa ve tekerlekli sandalyeye bağımlı hale gelmiş bir üye konumundadır. Aldığı askerlik formasyonu ve İç Hizmet Kanunu ile İç Hizmet Yönetmeliğinin disiplin kuralları, askerlik yaşamı boyunca her türlü müracaatın silsileler yoluyla Komutanlığına yapmasını öngörmüş ve bu davranış biçimi davacı ile birlikte tüm TSK mensupları için değişmez bir usul olarak uygulama gelmiştir. Bu bakımdan, yatağa ve tekerlekli sandalyeye bağımlı olan davacının, tam ve daimi maluliyet yardımı yapılması istemini havi 6.11.1995 tarihli başvurusunu silah arkadaşları vasıtasıyla davalı kurum yerine Kıtası Komutanlığına yapmasında askerliğin temel esaslarına bir aykırılık görülmemiştir. Ne var ki, dava konusunda da somut bir şekilde görüldüğü üzere, davacının birliğince davacının bu başvurusu her ne sebeple ancak 5.3.1996 tarihinde davalı kuruma iletilebilmiştir. Bunda davalı kurum savunmasında ifade edildiği üzere OYAK'a atfı kabil herhangi bir kusur bulunmamaktaysa da; hakkında kati rapor düzenlenen ve emeklilik işlemleri idarece sürdürülmekte olan davacının, söz konusu başvurusunun diğer evrakları ile birlikte işleme tabi tutulmasından ya da herhangi başka bir idari nedenden kaynaklanan gecikme dolayısıyla bir hak kaybına uğramasının doğal karşılanabilmesine de hukuken imkan olamayacağı açıktır. Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan Sosyal Hukuk Devleti ilkesi ve yine Anayasanın 61 nci maddesinde belirtilen Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar şeklindeki amir hüküm, bu şekildeki bir yoruma kesinkes engeldir. Dolayısıyla, davalı kurumun bu konuda bir dahli mevcut olmamakla beraber, davacının tam ve daimi maluliyet yardım yapılması istemini havi 6.11.1995 tarihli başvurusunun, 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süre dolmadan, usulüne uygun şekilde yapılmış bir müracaat olarak kabulü gerekli bulunmaktadır.
Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki; davalı kurumun Anayasanın 123. maddesi uyarınca Genel İdare kapsamında olmamasının, davacının kıtası Komutanlığına yaptığı başvurunun OYAK'a yapılmamış sayılmasını gerektirmeyeceği izahtan varestedir. Gerek mahkememizin bu konudaki yerleşmiş hararlarında, gerekse Uyuşmazlık Mahkemesinin muhtelif kararlarında (Uyş. Mah. 8.3.1978 tarih ve E. 1978/2, K. 1978/2 sayılı kararı) OYAK'ın Anayasasının 48 nci maddesinde belirtilen Devletin ödevi olarak, yasa ile kurulmuş bir sosyal yardım teşkilatı olduğu ve Anayasanın 112 nci maddesinde belirtilen bir kamu tüzel kişiliği olduğu, 205 sayılı Kanunun 1. maddesindeki kurumun özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğu yolundaki kaydın, ancak kurumun üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde söz konusu edilebileceği genel kabul görmüş olup; salt TSK mensuplarının sosyal yardım ihtiyaçlarından kaynaklanan bir nedenle kurulan OYAK'ı, bu niteliği itibariyle alelade bir özel hukuk tüzel kişisi olarak kabul etmeye de imkan yoktur. Hal böyle olunca da, doğrudan OYAK yerine TSK kadrolarında bir birim kanalıyla bu kuruma yapılan başvuruların geçersiz olacağına dair Başsavcılık görüşüne de itibar edilememiştir.
Öte yandan, 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde belirtilen ...kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahıs tarafından kuruma yazı ile bildirilmediği takdirde... cümlesindeki ...kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahıs... ibaresinin kapsamına, davacının kıt'ası komutanlığı ve dolayısıyla idare ajanları dahil kabul edilmeli ve madde metni bu şekilde davalı kurumun sosyal yardım amacına uygun şekilde yorumlanmalıdır.
Bu kabul şekline göre de, davacı hakkındaki işlemin sebep ve özellikle amaç unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlanmış olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; vazife esnasında uğradığı ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak tam ve daimi malûl hale gelen ve vücut fonksiyonlarının %98'ini kaybettiği anlaşılan davacıya tam ve daimi maluliyet yardımı yapılması gerekirken, 5 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra müracaatta bulunulduğu gerekçesiyle tesis edilen aksi yöndeki işlem sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırı görülmekle İPTALİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy