(205 S. K. m. 26)
Davacı vekilleri, 9.12.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 28.1.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin 10.4.1991 tarihinde GATA K. lığında aort koroner Bypass ameliyatı olduğunu, OYAK Genel Kurulunun 28.5.1994 tarihli kararı ile kısmi maluliyet yardımı uygulamasına hastalıkların da dahil edildiğini öğrendiğinde, 11.9.1996 tarihinde davalı kuruma başvurarak kendisine bu yardımın yapılması isteminde bulunduğunu, ancak isteminin muvazzaf daimi üye statüsünde olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, oysa müvekkilinin OYAK Genel Kurulu kararının alındığı 28.5.1994 tarihinde daimi üye olduğunu, emekliliğinin bu tarihten çok sonra 30.8.1995 tarihinde vaki bulunduğunu, maluliyet yapılmasın gerektiren koşullar daimi üyelik sırasında gerçekleştiği için, başvurunun emekli olduktan sonra yapılmasının müvekkilin söz konusu yardımdan yararlandırılmasını engellemediğini, kaldı ki anılan Genel Kurul kararından önce emekli olan kimi şahıslara bu yardımın yapıldığını öğrendiklerini, bu uygulamanın hukuka aykırı düştüğünü belirterek; davacıya kısmi maluliyet yardımı yapılmamasına ilişkin işlemin iptalini talep ve dava etmişlerdir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının tuğgeneral rütbesinde iken 10.4.1991 tarihinde GATA K. lığında aorto koroner bypass ameliyatı olduğu, 30.8.1995 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrıldığı, OYAK'ın hastalık nedeniyle kısmi maluliyet yardımı yaptığını öğrendiğinde 11.9.1996 tarihinde davalı kuruma başvurarak kısmi maluliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğu, OYAK Gn.Md.lüğünün 21.10.1996 tarihli işlemi ile 30.8.1995 tarihi itibariyle muvazzaf askerlik görevinin sona erdiği ve 205 sayılı Kanunun 20/a maddesi uyarınca, maluliyet yardımının yalnızca muvazzaf daimi üyelere yapılabildiği gerekçesiyle istemin reddedildiği, davacının söz konusu menfi işlemin iptali için 9.12.1996 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davanın konusunu teşkil eden kısmi maluliyet yardımı yapılmamasının temelini 205 sayılı OYAK Kanununun 26/b maddesinde belirtilen Kaza kelimesinin, 34 ncü Genel Kurul kararı ile kaza, hastalık veya sakatlık olarak yorumlanması oluşturduğundan; öncelikle 34 ncü Genel Kurulda alınan bu kararın irdelenmesinde yarar görülecektir. Çünkü, öncelikle bu karar (işlem) sıhhatli bir işlem olmalı ki, buna dayanılarak tesis edilen işlemlerin sıhhatinden bahsedilebilsin.
28 Mayıs 1994 tarihinde toplanan OYAK 34 ncü Genel Kurulunda alınan 2 No'lu kararda aynen;
KARAR - 2 (ÖNERGE No: 6)
205 Sayılı Yasa ile düzenlenmiş olan maluliyet yardımları ile ilgili uygulamanın
1- Tam ve daimi maluliyet yardımı için yasadaki haliyle uygulanmaya devam edilmesine,
2- Kısmi maluliyet yardımı için yorumun kaza yerine kaza, hastalık veya sakatlık olarak genişletilmesine,
3- Maluliyet oran nispetlerinin sadece Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından yapılmasına denilmektedir.
Kararın 2 no'lu bendi davamızı ilgilendirdiğinden, bu konuyu açmakta yarar vardır.
Kanun koyucu 205 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin (a) bendinde tam ve daimi malûllük yardımından istifade edecekleri belirlerken, açık bir şekilde ...üyelerden herhangi biri ister vazife dahili ister vazife harici olsun herhangi bir Kaza, Hastalık Ve Sakatlık neticesinde bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kaldığı... denilerek, malûllüğü doğuran nedenleri sıralamış ve burada hassaten Hastalığı saymıştır. Oysa aynı kanun koyucu aynı zamanda aynı maddenin (b) bendinde kısmi maluliyet yardımından yararlanma koşullarını belirlerken, Hastalıktan doğacak kısmi maluliyet halini kapsam dışında tutarak, sadece kaza sonucu kısmi malûl kalanları maluliyet yardımından yararlandırmayı amaçlamıştır. Bu nedenle de kanun metninde aynen b) Kısmi malûllük, üyelerden birisi herhangi bir Kaza dolayısıyla daimi ve fakat kısmi bir maluliyete uğradığı takdirde, işbu kanunun ilişik 2 No'lu tablodaki nispetler dahilinde kısmi maluliyet yardımına hak kazanır... denilmiştir.
Esasen 2 No'lu tablonun incelenmesinden de, belirtilen arızaların kaza sonucu meydana gelebilecek araz ve kayıplar olduğu, hastalık sonucu yitirilecek herhangi bir iç organdan bahsedilmediği görülmektedir.
Nitekim 34 ncü OYAK Genel Kurulunda hukuki dayanaktan yoksun olarak kabul edilen kısmi maluliyet yardımı için yorumun kaza yerine kaza, hastalık veya sakatlık olarak genişletilmesine şeklindeki karar, 1997 Mayıs ayında toplanan 37 nci OYAK Genel Kurul kararı ile yürürlükten kaldırılmış ve eski hali ile uygulama başlatılmıştır; bir başka deyişle, yalnız bir kaza sonucu (2) No'lu tabloda belirtilen arızalarla sınırlı olarak) meydana gelen arızalar nedeniyle kısmi maluliyet yardımı yapılabileceği kabul edilmiştir.
OYAK Genel Kurulu, 205 sayılı Kanunda açıkça izin verilen hususlar hakkında karar almak ve buna dayalı ödeme yapabilme yetkisine sahip bir organdır. Oysaki 205 sayılı OYAK Kanununun 26/b maddesinde öngörülen kısmi maluliyet yardımının koşulları yukarıda açıklandığı üzere (a) bendinde yazılı tam ve daimi maluliyet yardımından farklı olarak, yalnızca bir Kaza ya bağlı ve 2 No'lu tablodaki sakatlıklarla sınırlı olmak üzere vücut fonksiyon kayıpları sebebiyle yapılması mümkün olduğundan; bir Kaza ile ilgili bulunmayan ve bir hastalıktan kaynaklanan, kısmi nitelikte bulunduğu sağlık kurulu raporu ile belgelenen maluliyet yardımı yapılmaması işleminin, kanunun açık hükmüne ve hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Her ne kadar mahkememizde açılmış bulunan diğer davalara ilişkin dilekçelerden, Ordu Yardımlaşma Kurumunun davacı gibi bir hastalığa maruz kalmış bazı üyelerine kısmi maluliyet yardımı yaptığı anlaşılmaktaysa da; bu üyelere hukuka ve mevzuata aykırı olarak yapılmış ödemelerin davacı için emsal teşkil etmesine hukuken imkan bulunmamaktadır. Zira hukukun bilinen ilkelerinden birisi de Kötü Misal Emsal Olmaz kuralıdır.
Dosya kapsamına göre davacının hastalığı (aorto koroner bypass operasyonu) olup, bu hastalık 205 sayılı Kanuna ek (2) no'lu tabloda yer almamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacıya kısmi maluliyet yardımı yapılmaması işleminde hukuka aykırı herhangi bir yön görülmediğinden, davanın REDDİNE.
AYRIŞIK GEREKÇE
205 Sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunun 26 ncı maddesinin (b) bendinde düzenlenen kısmi maluliyet yardımının kaza yanında bir hastalık sonucu bu maddeye bağlı 2 sayılı cetvelde sayılan sakatlıklara duçar olan kurum üyeleri hakkında da uygulanması gerektiği görüş ve kanaatini taşıdığımızdan, sözü edilen maddenin yalnızca kazaya bağlı sakatlıklara özgü biçimde uygulanacağı yolundaki gerekçeye katılamadık.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Ordu Yardımlaşma Kurumu, adından da anlaşılacağı üzere üyelerine 205 Sayılı Kanunda öngörülen yardımları yapmakla ödevli bir sosyal güvenlik kuruluşudur. Dava konusu kısmi maluliyet yardımı da, aynı Kanunun 26/b maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
205 Sayılı Kanunun 26/b maddesinde ...üyelerden birisi herhangi bir kaza dolayısıyla daimi ve fakat kısmi bir maluliyete uğradığı takdirde... denilmektedir. Yasa hükmünün salt sözü ile yetinildiği takdirde, kısmi maluliyetin kaza dışında bir hal için söz konusu olamayacağı hükmüne hemen varmak mümkündür. Ne var ki, anılan kanunun kabulünün üzerinden 30 yıldan fazla bir süre geçmiş olması, günün sosyal ve ekonomik koşullar, bir sosyal güvenlik kanunu olan 205 sayılı Yasanın günümüzde bu şekilde yorumlanmasına elverişli bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere sözlük anlamıyla yorum; kanun, tüzük-yönetmelik gibi düzenleyici işlemler, idari kararlar ve her türlü sözleşmelerdeki ibarelerin anlamlarını açıklama ve tayin etme faaliyetidir. Diğer bir deyişle, bir kanunu, bir normu yorumlamak demek, onu makul bir anlama kavuşturmak, makul anlamını ortaya çıkarmak demektir.
Hukuk normlarının anlamını ortaya çıkarmada öze göre, dil bilgisi kurallarına göre yapılacak bir yorumla yetinilemez. Donmuş kalıp olarak kelimeler çok kez, ne değişen yaşam koşullarına ne de değişen yaşam değerlerine uyabilir. Bunun için, kavramların üzerinde ve arkasındaki kanuni düzenlemenin anlamını (ratio legis) araştırıp kavramak, tek tek hukuk kavramlarının kölesi durumuna düşmemek gerekir. Yetişmiş bir hukukçu her zaman söze göre yorumla başlayacaktır, fakat onunla yetinmeyecektir. Kanun eskidikçe ihtiyaçlar, sosyal koşullar, görüşler ve değer hükümleri değişebilir. Kanunun yürürlüğünün temeli ise, bu günün ihtiyaçlarını karşılamaktır. Kanun, geçmişin hal ve geleceğe egemenliğini sağlayacak bir araç değildir; aksine sosyal yaşamın gelişimine ayak uyduracak bir düzeni gerçekleştirmeye yönelmiştir. Kanun koyucunun kanuna vermek istediği anlama oranla, bizzat kanunun zamanla kazanmış olduğu anlam çok daha önemlidir. Kanun, kanun koyucunun onu yaratmasından sonra kendi yaşamını sürdürür ve geliştirir. Böylece de o, objektif aklın bir ürünü olarak, uygulandığı zamandaki objektif anlam ve amacına göre yorumlanabilmek olanağına kavuşur (Prof. Dr. Vecdi Aral, Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul 1985, s. 183-189).
Kanun uygulayıcılar, kanun koyucunun kanunu koyarken güttüğü amacı değil, onun uygulanacağı andaki şartlar ve ihtiyaçlar karşısında bulunmuş olsaydı güdeceği amaç araştırmalıdır. Hukuk yaşayan bir düzendir; hukuk kurallarının her devrin, her neslin ihtiyaçlarına ve düşüncelerine uymak zorunluluğu vardır. Bu nedenle kanunlar, uygulanacağı zamanın ve toplumun ortaya koyduğu çıkarlar çatışmasın çözümleyecek biçimde yoruma tabi tutulmalıdırlar (Prof. Dr. Mesut Önen, Hukuk Temel Kavramları, İstanbul 1991, s. 153).
Bu gün öğretide hakim olan yöntem, diğer yorum tekniklerini ihmal etmeden, kanunun amacından çıkartılan amaçsal yorum yöntemidir. Amaçsal yorum, hukuk normunun belli bir değer ifade ettiğini varsayar. Bu değer, normun varması gereken amaçtır.
Anayasa Mahkemesi de bir kararında ...hukukta yapılacak yorumlarda, sözden çok öze önem verilmesi ve yorumda sözün özü belirtmeye yarayan amaç olduğunun kesinlikle göz önünde tutulması, çağdaş hukuk biliminin benimsediği temel ilkelerdendir... şeklinde konuya ilişkin görüşünü serdetmiştir (Any. Man. 15.6.1978 tarih ve E. 1977/131, K. 1978/42; RG. 23.1.1.979, S. 16528).
Bu kuramsal açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; 205 sayıl Kanunun 5/C maddesi OYAK Genel Kuruluna ...sair hususlarla ilgili mevzularda karar vermek... yetkisini vermiş olup, 28 Mayıs 1994 tarihinde toplanan OYAK Genel Kurulu da 205 sayılı Kanunun 26/b maddesindeki kısmi maluliyet yardımı için öngörülen kaza ibaresinin, kaza, hastalık veya sakatlık olarak yorumlanması kararını vermiştir. Kuşkusuz, yorum, önce uygulayıcılara düşen bir faaliyet olup; ihtilaf halinde yargıç önüne getirilen dava ve yasa hükmü dolayısıyla yorum faaliyetine girişebilecektir.
205 Sayılı OYAK Kanununun kabul tarihi 3.1.1961 olup, Milli Birlik Komitesi tarafından çıkarılan bu kanunun görüşme tutanakları, gerekçe, hazırlık işlemleri vb. tarihi herhangi bir malzemenin bulunmadığı da maddi bir vakıadır. 205 Sayılı Kanunun 26/b maddesi ve kanuna ekli (2) No'lu Tablo incelendiğinde, bir küçük parmağın dahi kaza sonucu kaybını kısmi maluliyet yardımı yapılması için yeterli gören yasa koyucunun; kaza dışındaki hastalık ve sakatlık hallerini bilerek kısmi maluliyet yardımı dışında tuttuğunu kabul etmeye imkan yoktur. Kaldı ki, bir an için kanun koyucunun bunu iradi olarak düzenlediği varsayılsa bile (ki yasanın ratiolegisinden bu husus çıkartılamamaktadır), aradan geçen 33 yıl (1994 itibariyle) süresinde değişen ihtiyaçlar, sosyal koşullar ve değer hükümleri, sosyal güvenlik şemsiyesinin daha geniş bir kitleyi kapsamına alma düşünesi, günümüzde anılan yasa hükmüne yeni bir veçhe verilmesini ve sosyal yaşamın gelişimine ayak uyduracak bir yorum şeklinin kabulünü zorunlu hale getirmektedir ve hastalık nedeniyle maluliyete uğrayan, ancak bu maluliyetleri tam ve daimi düzeyde olmadığı için maluliyet yardımından yararlanamayacak üyelerin sayısal çokluğu karşısında, bir sosyal güvenlik kurumu olmanın gerektirdiği uygun davranış biçimini göstererek, hastalık ve sakatlık hallerinin kaza ile birlikte kısmi maluliyet kapsamında yorumlanmasına ilişkin 34. OYAK Genel Kurul kararının hukuka aykırı herhangi bir yönü bulunmamaktadır.
Bu nedenle, hastalık ve sakatlık hallerinin bir maluliyete ve vücut fonksiyon kaybına yol açması halinde, 205 sayılı Kanunun 26/b maddesinde öngörülen kısmi maluliyet yardımının yapılması gerekirken; aksi yönde tecelli eden çoğunluk kararına iştirak edilememiştir. Ayrıca, 34. OYAK Genel Kurulunun aldığı yorum kararının, salt 205 sayılı Kanuna ekli (2) no'lu tabloda yer alan arazları doğuran hastalıklar yönünden geçerli olduğuna ilişkin, Daireler Kurulunun iki üyesinin benimsediği görüşe de katılmak mümkün değildir. Çünkü, anılan (2) no'lu tabloda yer alan arazlar tahdidi değil tadadi dir. Nitekim, bu husus bazı AYİM kararlarına da yansımıştır. Bu bakımdan, bir yandan kaza tabirinin hastalıkları da teşmil eder şekilde yorumlanmasını hukuka uygun gören, diğer yandan hastalıkların ancak (2) no'lu tablodaki arazları doğurması halinde bu yorumun geçerli olduğunu benimseyen bir kabul tarzını kendi içinde çelişkili bulduğumuza işaret etmek istiyoruz.
Yorum sorunu bu şekilde aşıldıktan sonra, açılan bir seri davaya ilişkin esas yönünden düşüncemize gelince:
205 Sayılı Kanunun 27 nci maddesinde maluliyet yardımları için öngörülen 1 ve 5 yıllık talep sürelerinin başlangıcının, söz konusu karar sonrasında ne şekilde tespit edileceği, bu karar tarihinden sonra kurumun üyeliğinden ilişiği kesilenlerin durumlarının ne olacağı, keza tüm kurum üyelerine duyurulmadığı anlaşılan bu karardan haberdar olmayan üyeler yönünden talep hakkının başlangıcının hangi tarih esas alınarak (Genel Kurulu tarihi mi, üyenin bu tarihe ıttıla kasbettiği tarih mi?) tesbit edilmesi gerektiği sorunlarının çözümlenmesi gerekli bulunmaktadır.
AYİM. 1. D.nin 5.11.1991 tarih ve 91/1274-2440 Esas ve Karar sayılı kararında da kapsamlı bir şekilde incelenip belirtildiği üzere, kurumun üyelerine kısmi yada tam ve daimi maluliyet yardımı yapması uygulamasının bir kamu hizmeti niteliği taşıdığı açık olup, bu yönüyle sistemin uygulanmasına ilişkin esasların ve bu esaslarda Genel Kurul kararıyla yapılan değişikliklerin üyelere duyurulması gerekliliği açıktır. Tüm kurum üyelerini doğrudan ilgilendiren ve onların özlük haklarını yakından etkileyen bu uygulamanın, Anayasanın 124, 205 sayılı Kanunun 34 ncü maddeleri ve 3011 sayılı Kanun hükümlerine göre bir düzenleyici tasarrufla (yönetmelikle) yayınlanmak suretiyle duyurulması davalı kuruma düşen bir ödevdir. Hukuken doğru olan bu yolun dışında çeşitli şekillerde (askerlik şubeleri kanalı ile, orduevlerine ve kıta ve kurumlara OYAK dergisi göndermek suretiyle vs.) yapılacak bildirimler, yukarıda belirtilen ve 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen 1-5 yıllık hak düşürücü sürelerin başlangıcına esas alınamaz. Düzenleyici tasarruf yolu dışında geçerli kabul edilebilecek yegane yol, davalı kurumca tüm üyelere bireysel olarak yapılacak yazılı bildirim suretiyledir. Somut davada her iki yöntemin de uygulanmadığı açıktır.
34. OYAK Genel Kurulunun aldığı kararla, kısmi maluliyet yardımı için kaza dışındaki hastalık veya sakatlık halleri de bu kapsam içine alındığına göre, artık bu karar tarihinden itibaren evvelce salt kaza hali söz konusu olduğu için başvuruda bulunamayanlar yönünden de bir talep hakkının doğacağının kabulü gerekli bulunmaktadır. Anılan Genel Kurul kararı tarihinden önce üyelikten çeşitli suretlerle ayrılanlar yönünden bir hakkın doğumu söz konusu olamayacağından, bu durumdakiler açısından yapılacak bir talebin hukuken haklı ve makul olarak değerlendirilemeyeceği düşünülmektedir. Maluliyeti OYAK 34 ncü Olağan Genel Kurulun aldığı karar kapsamına giren, kesin rapor tarihi ne kadar geriye giderse gitsin (1961 yılı dahil) halen kuruma olan üyeliğini devam ettiren kişilerin, söz konusu Genel Kurul kararına ıttıla kesbettikleri (öğrendikleri) tarihten itibaren, 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde belirtilen 1-5 yıllık süreler içerisinde kısmi maluliyet yardımı talebiyle davalı kuruma başvurmaları hukuka uyarlı düşecektir. Anılan Genel Kurul kararı tarihinden sonra üyelikten ayrılmakla beraber, haklarındaki kati raporun onay tarihi bu karar tarihi ve sonrasına tekabül eden kişiler yönünden ise, aynı şekilde karara ıttıla kesbettikleri tarihten itibaren 1-5 yıllık süreler içinde kendilerine başvuru hakkının tanınmasının uygun düşeceği kanaatindeyiz.
Açıklanan nedenlerle; GATA K. lığınca rapor düzenlenmemesi nedeniyle vücut fonksiyon kayıp oranları belli olmayan davacılar yönünden alınacak ara kararı ile GATA K. lığından söz konusu eksikliğin ikmali ve vücut fonksiyon kaybına uğradıkları saptananlar ile evvelce bu konuda rapor istihsal eden davacılar yönünden, kısmi maluliyet yardımı yapılmaması işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken, aksi yönde tecelli eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamadığımızdan karşı oy kullandık.
KARŞIOY GEREKÇEM
1) Yorum Kuralları
205 Sayılı OYAK Kanununun 26/b maddesine göre bir OYAK üyesine kısmi maluliyet yardımı yapılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
a) Maluliyet bir kaza olayından kaynaklanmalıdır.
b) Yasanın 2 no'lu tablosunda sayılan daimi ve fakat kısmi bir maluliyet hali doğmuş olmalıdır.
Yasanın bu açık hükmünün artık yorum kuralları adı altında, özellikle gai yorum , çağdaş yorum gibi yorum yöntemleriyle değiştirilmesi olanaklı değildir.
Yasa koyucu hastalık ve sakatlık hallerini kısmi maluliyet için de arzu etseydi (b) bendine bu iki sözcüğü de katardı. Tam ve daimi malûllüğü düzenleyen (a) bendi kaza, hastalık ve sakatlık neticesinde maluliyetin doğmuş olmasını ararken kısmi maluliyeti düzenleyen (b) bendinde sadece kaza halini sayması kanun koyucunun bir unutması ya da zühulü olamaz. Kanun koyucu burada bilinçli davranmıştır. İsteseydi (a) bendinde olduğu gibi (b) bendinde de hastalık veya sakatlık sözcüklerini yazardı, ama yazmamıştır.
Hemen ifade etmeliyiz ki bu düzenleme şekli birçok hallerde eleştirilebilecek, adalet duygularımızı zedeleyebilecektir. Ne var ki yasa koyucunun bu tercih ini eleştirip yargı erki nce, bir nevi yasama erki nin yerine geçip, hatta onunla özdeşleşip yorum kurallarından hareketle kanunu değiştirme yetkisinin olduğu, böyle bir yetkiyle mücehhez kılındığı görüşüne katılamamaktayım. Aksi hal Kuvvetler Ayrılığı ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
2) Oyak Genel Kurul Kararlarının Hukuki Niteliği
OYAK Genel kurulunun, herhangi bir kurum yahut kuruluşun bir yasayı yorum adi altında değiştirme yetkisinin olduğu da düşünülemez. O nedenledir ki OYAK. nun bir organı (OYAK Kanunu m.4) olan Genel Kurul'un 34 ncü Genel Kurul kararı adı altında aldığı kararlardan ikincisi olarak kısmi maluliyet yardımı için yorumun Kaza yerine Kaza, Hastalık Veya Sakatlık olarak genişletilmesine diye bir karar alma yetkisi kesinlikle yoktur. Bir yasa maddesinin yorum yapıyorum diyerek kapsamının genişletilmesi , daraltılması yahut tamamen kaldırılması olanağı bulunmamaktadır. Böyle bir yetki davalı Kuruma tanınmadığı gibi davayı gören hakim'e de tanınmamıştır.
Yine OYAK Genel Kurulu'nun aynı yasa maddesini, geçen üç yıl zarfında yasalarda herhangi bir değişiklik yapılmadığı halde, önceki yorum unu değiştirmesi, karardaki ifadeyle yürürlükten kaldırılması kararı alması da şaşırtıcı ve dikkat çekicidir.
Yorum , mevcut bir yasa maddesinin, mevcut bir hukuk normunun ne anlama geldiğinin yorumudur. Olayımızda yasa koyucunun kaza sözcüğünün değişik dava dosyalarında değişik yorumlanması söz konusu değildir. Sorun, kaza sözcüğüne iki sözcüğün daha, hastalık veya sakatlık sözcüklerinin eklenip eklenmemesi sorunudur. O halde problem, bir yasanın hangi makam ve merci tarafından değiştirilebileceği sorunu olmuştur.
OYAK, 28 Mayıs 1994'de önce kanuna iki sözcük ekleyerek l uygulamaya geçmiş, daha sonra 31 Mayıs 1997 tarihli bir karar alarak önceki eklemesini yürürlükten kaldırmıştır. Demek oluyor ki yürürlüğe konulan da ortadan kaldırılan da bir yorum kararıdır; Yasa maddesi hep aynı kalmıştır, hiç değişmemiştir. Yasanın tanıdığı bir hak varsa 28 Mayıs 1994 den önce de vardı, 31 Mayıs 1997 den sonra da var olmaya devam edecek demektir. Şayet bir hak yoksa, yasa böyle bir hakkı doğurmuyorsa anılan Kurumun belirtilen her iki yorum kararı ndan önce de, sonra da böyle bir hak yok demektir.
Görülmektedir ki 205 sayılı OYAK Kanununun 26/b maddesine göre davacı ve aynı durumda olan diğer davacıların iç organlarından ameliyat olmaları, örneğin kalpten bypass ameliyatı geçirerek çalışma gücünü belirli bir oranda azaltmaları halinde, 26/b ve 2 no'lu cetvel kapsamına girmemeleri nedeniyle, yasanın açık hükmü karşısında bir hak sahibi olmaları düşünülemez. Buna karşın davalı idarenin bazı OYAK üyelerini m. 26/b kapsamında görüp belirli miktarlarda para ödemesinde bulunması, ancak bir kısım OYAK üyelerine ise gerek 31 Mayıs 1997 den önce, gerek bu tarihten sonra bu ödemeyi yapmaması olgusu ile tersi karşıyayız. İşte gelinen bu noktada idarenin birliği, bütünlüğü ve istikran ve eşitlik ilkeleri gündeme gelmektedir.
3) İdarenin Birliği, Bütünlüğü, İstikrarı Ve Eşitlik İlkeleri Karşısında Hukuki Durum
Davalı kurum, hastalık sonucu iç organlarından ameliyat olan büyük bir çoğunluğa yasanın 26/b maddesine göre yardım yaparken aynı durumda olan çok az üyelerine böyle bir yardımda bulunmamıştır. Gerekçe olarak da bazen GATA'nın ikinci bir emre kadar gerekli raporu vermemesini göstermektedir. Hak sahiplerinin bir kısmına mevcut durumlarını belirleyen rapor düzenlettirilmemesi, diğer bir kısmının ise maluliyet raporlarına karşın yardım yapılmaması, ancak aynı konumda olan çoğunluğa ise bu yardımın yapılması olgusunun tecviz edilip edilemeyeceği hususu önem kazanmaktadır. Örnek vermek gerekirse: Yasa tarafından tanınmayan bir hakkın aynı konumda olan bazı kişilere atıfet yada hizmet gereği olarak tanındığını düşünelim. Örneğin bekar olduğu için askeri lojman tahsis edilme hakkı olmayanlara lojmanların boş kalmaması için lojman tahsis edildiğini, ancak yine bekar olan bir subaya hiçbir haklı gerekçe göstermeksizin lojman tahsisi yapılmadığını var sayalım. Bu halde idarenin birliği, bütünlüğü ve eşitlik ilkeleri karşısında kendisine lojman verilmeyen bekar subaya kötü misal emsal olmaz denebilecek midir? Kanımızca bu olası değildir. Bu davanın özü de burada yatmaktadır.
4) Oyak, Aynı Zamanda Özel Hukuk Hükümlerine Tabidir
205 Sayılı OYAK Kanunu madde 1, fıkra 2'de ...hususi hukuk hükümlerine tabi olup mali ve idari bakımdan muhtar ve hükmi şahsiyeti haiz bir teşekküldür hükmü bulunmaktadır.
Kurum, kendi kuruluş yasasının açık hükmüne karşın üyelerinin büyük bir bölümüne yasaya aykırı olarak kısmi maluliyet yardımı yapmakta, ancak bir kısmına bu yardımı yapmamaktadır. Örneğin 1 den 38 e kadar ki üyelerine iç organ ameliyatı yada sakatlığına para verirken 39. sıradakine vermiyor. Ancak 40'dan 68'e kadar yine veriyor, 69. kişiye gelince vermiyor; 70'den 132'ye kadar veriyor, ancak 133, 134 ve 135. sırada talep eden üyelere vermiyor. Esasında kanuna göre hiç vermemesi gereken bu paraların büyük bir bölüm üyeye verip arada kalan bazı üyelere (olayımızda örneğin AYİM'de dava açan üyelere) vermemesi idarenin Birliği, Bütünlüğü ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi Eşitlik ilkesiyle de bağdaşma olanağı bulunmamaktadır. Böylece davalı idarenin Takdir Yetkisi ni yerinde kullanmadığı da açıkça görülmektedir.
5) Davalı Oyak Genel Müdürlüğü Bu Tür Tüm Davalarda Yaptığı Savunmalarda, İç Organ Ameliyatı Yada Hastalık Nedeniyle Sakatlıklardan Dolayı Oyak Kanunu Madde 26/B Kapsamında Ödenen Yardımların Oyak'ın Aktüeryal Mal Varlığını, Azaltmadığı Ve Ödemelerin Diğer Üyeler Aleyhine Etki Yapmayacağını İleri Sürmektedir.
Davalı kurumun bu savunması esas alındığında ve özellikle de Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Olduğu (OYAK K. m. 1, f. 2) göz önünde tutulduğunda davacının aleyhine tesis edilen idari işlemin sebep, konu ve amaç unsurları yönlerinden hukuka aykırı olduğu açıkça görülmektedir.
6) Ret Kararına Katılan Çoğunluğun Ayrışık Gerekçe sine De Katılma Olanağı Bulunmamaktadır.
Dört üyeden oluşan çoğunluğun iki üyesinin görüşü karar kısmında, iki üyenin görüşü ise Ayrışık Gerekçe kısmında yer almıştır. Ayrışık Gerekçe OYAK Kanununun 26/b maddesindeki kaza sözcüğünü genişletici bir yorum a tabi tutarak, kaza yanında bir hastalık sonucu bu maddeye bağlı 2 sayılı cetvelde sayılan sakatlıklara duçar olan kurum üyeleri hakkında da uygulanması gerektiği görüş ve kanaatini belirtmiştir ki bu görüşe de, yukarıda belirttiğim nedenlerle, katılma olanağı bulunmamaktadır. Zira yorum kurallarıyla yasanın açık bir hükmünün değiştirilmesi ve kapsamının genişletilmesinin mümkün olamayacağı kanısındayım.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle çoğunluğun iki ayrı gerekçeyle aldığı Ret kararına katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy