AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 30798/10
Tahir ATA ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 20 Eylül 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 29 Mart 2010 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1.Tahir Ata, Salih Ata ve Suat Ata (“başvuranlar”) sırasıyla, birinci, ikinci ve üçüncü başvuran Türk vatandaşlarıdır ve sırasıyla 1966, 1962 ve 1998 doğumlu olup Patnos (Ağrı) ve Malazgirt’te (Ağrı) ikamet etmektedirler. Üçüncü başvuran Suat Ata, ikinci başvuran olan Salih Ata’nın oğludur.
2.Adli yardım hizmetinden yararlanan başvuranlar Van Barosu’na bağlı Avukat İ. Akın tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. On iki yaşındaki Behçet Ata, 23 Mart 2008 tarihinde saat 15.00 sularında, köyüne dört kilometre uzaklıkta koyun otlattığı sırada havan mermisinin patlaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Behçet Ata’ya eşlik eden üçüncü başvuran Suat Ata ise bu patlamada yaralanmıştır.
1. Somut olayda yürütülen ceza yargılaması
4. Patlamanın ardından Malazgirt Cumhuriyet savcısı (“sivil savcı”) ceza soruşturması başlatmıştır.
5. Olay günü, sivil hâkimin talebi üzerine askeri yetkililer olay yerine gitmişler ve ilk tespitlerde bulunmuşlardır. Askeri yetkililer patlamanın olduğu yerin detaylı bir krokisini çizmişlerdir. Malazgirt İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından patlamadan ortaya çıkan parçalar toplanmıştır. Bu parçalar ve müteveffanın kıyafetleri, Van Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvarına teslim edilmiştir.
6.Sivil savcı, doktor bir bilirkişiyle birlikte müteveffanın cesedi üzerinde incelemede bulunmuştur. Doktor bilirkişi, patlama esnasında Behçet Ata’nın maruz kaldığı yaraların ölümüne neden olduğunu ve kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla klasik otopsi yapılması gerektiğini belirtmiştir.
7.24 Mart 2008 tarihinde düzenlenen otopsi raporuna göre Behçet Ata patlamanın yol açtığı genel travmaya bağlı olarak hayatını kaybetmiştir.
8.Sivil savcı 27 Mart 2008 tarihinde, patlama yerinin 8. Kolordu Komutanlığının kış tatbikatlarını gerçekleştirdiği askeri alan içerisinde yer aldığını ve bu alanda başka askeri mühimmatların da bulunduğunu tespit ettikten sonra görevsizlik kararı vermiştir. Sivil savcı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı askeri savcısına dosyayı teslim etmiştir.9. Van Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvarının 15 Nisan 2008 tarihli balistik inceleme raporunda, patlayıcı madde parçalarının, LAW ve eski Varşova Paktı ülkelerinde imal edilen RPG tanksavar roketlerinin parçaları olduğu tespit edilmiştir.
10.Van’daki sivil bir hastanenin 16 Ocak 2009 tarihli nöroloji raporunda Suat Ata’nın şakağında (temporal lob) metal parçasının olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu metal parçanın çocuğun epilepsi krizleri geçirmesine neden olduğu tahmin edilmiştir.
11.Askeri savcı 7 Temmuz 2009 tarihinde aşağıdaki gerekçelerle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir; patlayıcı maddenin orduya ait olmadığı; patlayıcı maddenin MKEK (ordunun resmi silah ve patlayıcı madde tedarikçisi, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu) tarafından imal edilmediği, eski Varşova Paktı ülkelerinden birisinden geldiği ama hangisinden geldiğinin tespit edilemediği; söz konusu askeri bölgenin askeri tatbikatlar yapılması için ayrıldığı ama ordu tarafından bu tür hiçbir patlayıcının kullanılmadığı; patlayıcı maddenin muhtemelen teröristler tarafından olay yerinde bırakılmış olduğu kaydedilmiştir.
12.Başvuranların bu karara yaptığı itiraz 9. Kolordu Askeri Mahkemesi tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde reddedilmiştir.
2. İdare mahkemeleri önünde açılan tazminat davası
13.Başvuran Tahir Ata, 26 Haziran 2008 tarihinde çocuğunun ölmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebiyle Savunma Bakanlığına müracaat etmiştir.
14.2008 yılında kesin olarak belirtilmeyen bir tarihte, kendileri ve üç çocukları adına hareket eden başvuran Tahir Ata ve karısı, müteveffanın diğer üç erkek kardeşi ve büyükanne ve büyükbabası ile birlikte Behçet’in hayatını kaybetmesi nedeniyle Van İdare Mahkemesine başvurmuşlardır. İlgililer maddi tazminat için 95.000 Türk lirası (TL) (yaklaşık 45.000 avro (EUR)) ve manevi tazminat için 145.000 TL (yaklaşık 69.000 EUR) talep etmişlerdir. İlgililer bu tutarlara gecikme faizlerinin de uygulanmasını istemişlerdir. İlgililer taleplerinde, yetkili makamların söz konusu kazayı önlemek için gerekli tedbirleri almadığını ve bu nedenle hizmet kusurunun olduğunu iddia etmişlerdir. Suat Ata’nın maruz kaldığı yaralara ilişkin herhangi bir dava açılmadığı anlaşılmaktadır.
15.İdare Mahkemesi 4 Ekim 2011 tarihinde, askeri tatbikatların yapılması için belirlenen patlamanın olduğu bölgede, uyarı levhası bulunmamasının idarenin hizmet kusurunu teşkil edeceğine ve bu durumun davalı idarenin güvenlik görevini doğru bir şekilde yerine getirmediğini söylemek için yeterli olacağına kanaat getirmiştir. Bununla birlikte müteveffanın ebeveynlerini gözetim ve denetim sorumluluklarını yerine getirmedikleri gerekçesiyle Behçet Ata’nın yakınlarına verilen maddi tazminatta % 25 oranında takdiri indirim yapmıştır. İdare Mahkemesi, idareye başvurulan tarihten, yani 26 Haziran 2008 tarihinden itibaren işleyen gecikme faizi ile birlikte ilgililere, maddi tazminat olarak 37.168,50 TL (yaklaşık 14.985 EUR) ve manevi tazminat olarak 34.000 TL (yaklaşık 13.700 EUR) ödenmesine karar vermiştir.
16.Hem davalı idare hem de davacılar tarafından Danıştay’a başvuru yapılmıştır.
17.Danıştay 11 Haziran 2015 tarihinde, İdare Mahkemesi tarafından verilen karar hakkında kısmen onama kısmen bozma kararı vermiştir. Karar gerekçesinde Danıştay, öncelikle idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ve davalı tarafından davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin karşılanması gerektiğini kaydetmiştir. Bununla birlikte tazminat miktarının değerlendirilmesine ilişkin kararı bozmuştur. Danıştay öncelikle, çocuklarına yönelik koruma görevlerini ihmal ederek, idare gibi müteveffanın ebeveynlerinin de ihmalinin bulunduğunu ve verilen maddi tazminattan % 50 oranında indirim yapılması gerektiğini tespit etmiştir. Öte yandan Danıştay, idarenin kusurunun ağırlığını dikkate alarak maruz kalınan manevi tazminat kapsamında tahsis edilen miktarların caydırıcı niteliğe sahip olması gerektiğine kanaat getirmiştir. Oysa Danıştay, somut olayda söz konusu miktarın böyle bir niteliğe sahip olmadığını tespit ederek bu tazminat miktarının artırılmasına karar vermiştir.
18.Dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava, ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir. Dosyada, İdare Mahkemesinin tahsis ettiği miktarların ödemesi konusunda herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
19. Anayasa’nın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkralarının somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
7. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
20. Mevcut davanın konularına benzer konuları içeren davalardaki Danıştay’ın içtihadı, Mahkeme tarafından Akdemir ve Evin/Türkiye (No. 58255/08 ve 29725/09, §§ 41-42, 17 Mart 2015) davasında ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.
ŞİKÂYETLER
21.Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 5 ve 13. maddelerine dayanarak Behçet Ata’nın ölmesi ve Suat Ata’nın yaralanmasının vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almamış olan Devletin ihmalinden kaynaklandığını iddia etmektedirler
22. Başvuranlar görüşlerinin bulunduğu 3 Ekim 2011 tarihli mektupta ise somut olayda yürütülen ceza soruşturmasının, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasını sağlamamasından ötürü ceza soruşturmasının etkin olmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
23. Başvuranlar Sözleşme’nin 2, 5 ve 13. maddelerini ileri sürerek, Devletin Behçet Ata’nın ve üçüncü başvuran olan Suat Ata’nın yaşam hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesinden şikâyetçi olmaktadırlar.
Davayla ilgili olayların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (İstanbullu ve Aydın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20793/07 ve 29240/07, § 24, 29 Eylül 2015), başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 2. maddesinin hem usul hem de esas yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
“Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
24.Hükümet başvuranın iddialarını reddetmektedir. Hükümet, idare mahkemeleri önünde açılan tazminat davasının halen devam ettiğini ve bu bağlamda başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmektedir..
25.Başvuranlar, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazına karşı çıkmaktadırlar.
26.Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralını, Sözleşmeci Devletlerin kurmayı kabul ettiği insan haklarını koruma mekanizmasını dikkate alarak uygulaması gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının ise belli bir esneklik çerçevesinde ve aşırı şekilciliğe kaçmadan uygulanması gerekmektedir. Mahkeme ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının mutlak ve otomatik olarak uygulamaya elverişli olmadığını kabul etmiştir; bu kurala uyulup uyulmadığını denetlerken her bir olayın özel şartlarına dikkat edilmesi gerekir.
Bu durum Mahkeme’nin, sadece ilgili Sözleşmeci Devlet’in hukuk sisteminde teoride öngörülen başvuru yollarını değil, aynı zamanda bu başvuru yollarının hangi bağlamda uygulandığını ve de başvuranın kişisel durumunu gerçekçi bir biçimde/yaklaşımla göz önünde bulundurması gerektiğini göstermektedir, Dolayısıyla dava koşullarının tamamı dikkate alındığında, Mahkeme’nin bir başvuranın iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak beklenen her şeyi yapıp yapmadığını incelemesi gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], No. 22277/93, § 59, AİHM 2000‑VII ve M. Özel ve diğerleri/Türkiye, No. 14350/05, 15245/05 ve 16051/05, § 161, 17 Kasım 2015).
27.Bu bağlamda mevcut davadakine benzer bir davada, askeri mühimmatların imhasına ilişkin yönetmeliğin uygulanması hususunda Devlet görevlilerinin ihmali söz konusu olduğunda, Mahkeme’ye başvuruda bulunmak için tüketilmesi gerekli olan tazminat yolunun, “etkili yargı sistemi” kriterini karşılayarak, uygun ve yeterli olarak kabul edilebileceğini hatırlatmak gerekir (Hayri Aslan ve diğerleri/Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18751/05, 30 Kasım 2010). Bu konuda, Mahkeme, idare mahkemeleri önündeki tazmin yolunun, benzer koşullarda hayatını kaybeden mağdurların yakınları için etkin bir hukuk yolu olduğu sonucuna vardığını da hatırlatmaktadır (Amaç ve Okkan/Türkiye, No. 54179/00 ve 54176/00, § 49, 20 Kasım 2007 ve Yılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7755/10, § 51, 24 Mayıs 2016).
28.Somut olayda Mahkeme, ilk başvuran Tahir Ata’nın öncelikle idare mahkemesine başvurarak oğlunun hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranılan zararı tazmin etmeye çalıştığını ve bu hukuk yolunun, tüketilmesi amacıyla kullanılması gereken bir iç hukuk yolu olduğuna hiç kimsenin itiraz etmediğini tespit etmiştir. Oysa diğer iki başvuran idare mahkemeleri önünde şikâyette bulunmamışlar ve neden bulunmadıklarını da açıklamamışlardır. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların sadece endişelerinin bulunmasının bir başvuranı olağan başvuru yolunu kullanmayı denemekten muaf tutmadığını hatırlatmaktadır (Janusz Białas/Polonya, No. 29761/03, § 43, 28 Temmuz 2009). Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu iki başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketmedikleri ve bu başvurunun, bu iki başvuranla ilgili olarak reddedilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır.
29.Mahkeme ilk başvuranla ilgili olarak ise, ilgilinin açtığı tazminat davasının ardından idare mahkemesi ve Danıştay’ın, idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna ve dolayısıyla idarenin güvenlik görevini doğru bir şekilde yerine getirmediğine karar verdiğini tespit etmektedir. Bu arada, söz konusu dava, ulusal mahkemeler önünde hâlen devam etmektedir (yukarıdaki 15-18. paragraflara bakınız). Başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin esası bakımından dile getirdiği iddialara ilişkin somut olaydaki meselenin ulusal mahkemeler tarafından mevcut durumda verilecek karardan ayrılamayacağı dikkate alındığında Mahkeme, başvuranın şikâyetinin iç hukukta halen derdest olması nedeniyle zamanından önce yapılmış olduğu kanaatindedir (Süleyman Ege/Türkiye, No. 45721/09, § 49, 25 Haziran 2013).
30.Dolayısıyla Hükümetin bu konudaki itirazını kabul etmek ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermek gerekmektedir.
31.Başvuranın, mevcut olayda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığına ilişkin şikâyetiyle ilgili olarak Mahkeme, başvuranlar tarafından gönderilen 29 Mart 2010 tarihli başvuru formlarının yer aldığı ilk mektupta böyle bir şikâyetin yer almadığını ve mektubun bu şikâyetin yapılması için altı aylık süre kuralını sona erdirmediğini kaydetmektedir.
32. Nitekim başvuranlar, askeri savcı tarafından yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığına ilişkin olarak, 9. Kolordu Askeri Mahkemesi tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde verilen kesin karardan altı sonra yani 3 Ekim 2011 tarihinde gönderdikleri görüşlerinde şikâyette bulunmuşlardır.
33. Dolayısıyla bu şikâyet geç yapılmıştır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Mahkeme, bu gerekçelerle, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 13 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy