AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 15591/21
Şivekar ATAŞ/TÜRKİYE
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Gediminas Sagatys,
Hugh Mercer,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 25 Kasım 2025 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1996 doğumlu, İstanbul’da ikamet eden ve Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F.Ö. Erol tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Şivekar ATAŞ (“başvuran”) tarafından 5 Mart 2021 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 15591/21) dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU1. Başvuru, başvuranın iki ceza infaz kurumu arasında yapılan nakli sırasında kötü muameleye maruz kaldığı iddialarına ilişkindir.
2. 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan başvuran, 29 Haziran 2017 tarihinde, Sincan Ceza İnfaz Kurumundan Tarsus T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Kabul işlemleri sırasında, nakledilen bazı tutuklular ile ceza infaz kurumu personeli arasında fiziksel bir arbede yaşanmıştır.
3. Başvuran, 25 Ağustos 2017 tarihinde, Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabulü sırasında infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürerek, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, infaz koruma memurlarının kendisine ve diğer tutuklulara hakaret etmeye başladığını iddia etmiştir. Ardından, iki tutuklunun aranması sırasında bir tartışma çıktığını, bunun üzerine infaz koruma memurlarının bu kişileri başka bir odaya götürdüğünü belirtmiştir. Başvuran ve diğer birkaç kişi bu muameleyi protesto etmiş, bu durum yeni tartışmalara yol açmıştır. Başvuran, olay sırasında kollarının büküldüğünü, saçının çekildiğini, ayakkabı ve çoraplarının zorla çıkarıldığını, pantolonunun düğmelerinin açıldığını ve sürüklenerek götürüldüğünü iddia etmiştir. Ayrıca, sonrasında başvuran bir avluda beklerken protesto amacıyla bağırmaya başladığını, bu noktada ağzına bir bez parçası tıkıldığını ileri sürmüştür. Başvuran yaklaşık dört ila beş saat boyunca bu vaziyette bırakılmıştır.
4. Cumhuriyet savcısı, 29 Eylül 2018 tarihinde, infaz koruma memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan rapor ve eklerine dayanarak savcı, 20 Haziran 2017 tarihinde açılan ceza infaz kurumunun operasyonel faaliyetlerinin, aramaya kasten direnen ve ceza infaz kurumu personelini kışkırtan terör örgütü bağlantılı tutuklular da dâhil olmak üzere, sık gerçekleşen grup nakilleri nedeniyle ciddi şekilde aksadığını belirtmiştir. Olayın meydana geldiği gün ceza infaz kurumuna toplam 40 tutuklu getirilmiş ve üst araması gibi rutin güvenlik tedbirlerine tabi tutulmuşlardır. Savcı, kamera kayıtlarına göre, infaz koruma memurları ile sözlü tartışmaya giren iki tutuklunun üst araması sırasında bir olay meydana geldiğini kaydetmiştir. Söz konusu iki tutuklu, etrafın kalabalık olması nedeniyle ve (başvuran dâhil) diğer tutuklular arasında arbede çıkmasını önlemek amacıyla, zor kullanılarak bir arama kabinine alınmış, burada yaklaşık sekiz dakika tutulmuş ve ardından önce ceza infaz kurumu avlusuna, daha sonra da koğuşlarına sevk edilmişlerdir. Savcı, olay günü orada bulunan infaz koruma memurları tarafından sunulan bilgilere dayanarak, söz konusu tutuklulardan birinin (F.B.) arama sırasında ayakkabılarını çıkarmayı reddettiğini ve protesto amacıyla slogan atmaya başladığını kaydetmiştir. İkinci tutuklu (F.G.) de bu protestoya katılmış, bu durum başvuranın da aralarında bulunduğu giriş salonundaki tutuklu grubunun kontrol edilmesini zorlaştırmıştır. Sonuç olarak, F.B. ve F.G.yi ceza infaz kurumunun avlusuna götürmek için güç kullanılmıştır. Bu olaylar nedeniyle ceza infaz kurumundaki kabul işlemleri askıya alınmış ve başvuranın da dâhil olduğu grup yaklaşık bir saat boyunca ceza infaz kurumu avlusunda bekletilmiştir. İşlemler saat 14.45 sularında yeniden başlamış ve 17.20’de sona ermiştir.
5. Savcı, başvuranın herhangi bir yaralanma veya fiziksel zarar gördüğünü belgeleyen bir tıbbi raporun bulunmadığını ve infaz koruma memurlarına yönelik genel suçlamaların ötesinde, iddialarını destekleyen kesin bir delil olmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle, soruşturmanın devam etmesi için yeterli gerekçe bulunmadığına karar vermiştir. Başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itiraz, Tarsus Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi farklı tarihlerde başvuranlar tarafından yapılan bireysel başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Karar, 9 Eylül 2020 tarihinde başvuranın temsilcisine tebliğ edilmiştir.
7. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, 29 Haziran 2017 tarihinde Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabulü sırasında infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmiş ve iddialarına ilişkin yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olduğunu savunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
8. Başvuran, öncelikle 29 Haziran 2017 tarihinde Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabulü sırasında infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmiş ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Devlet görevlileri tarafından güç kullanımına ilişkin genel ilkeler, Bouyid/Belçika kararında özetlenmiştir ([BD], no. 23380/09, §§ 81-90 ve 100‑01, AİHM 2015). Özellikle, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı veya daha genel bir ifadeyle kolluk görevlileriyle karşı karşıya geldiği durumlarda, ilgilinin kendi tutumu nedeniyle mutlak surette gerekli kılınmayan her türlü fiziksel güce başvurulması, insan onurunu zedeler ve ilkesel olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen hakkın ihlalini teşkil eder.
10. Mahkeme, 3. maddeye aykırı kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme, bu delilleri değerlendirmek için “makul şüphenin ötesinde” ispat standardını benimsemekte; ancak bu tür bir ispatın, yeterince güçlü, açık ve tutarlı karinelerin veya aksi ispatlanmamış benzer fiili varsayımların bir arada bulunmasından kaynaklanabileceğini de eklemektedir.
11. Mevcut dava ile ilgili olarak, Mahkeme ilk olarak, huzurundaki beyanlarında başvuranın Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabulü sırasında infaz koruma memurları tarafından saldırıya ve hakarete maruz kaldığını belirttiğini gözlemlemektedir. Başvuran, özellikle kollarının büküldüğünü, saçının çekildiğini, ayakkabı ve çoraplarının zorla çıkarıldığını, pantolonunun düğmelerinin açıldığını, sürüklenerek götürüldüğünü ve sonrasında protesto amacıyla bağırması üzerine ağzına bir bez parçası tıkıldığını ileri sürmüştür (bk. yukarıda 3. paragraf). Mahkeme, bu tür bir muamelenin vücutta iz bırakmış olacağı kanaatindedir (bu davaya uygun olduğu ölçüde (mutatis mutandis) bk. Milan/Fransa, no. 7549/03, § 61, 24 Ocak 2008 ve İz/Türkiye (k.k.), no. 9830/07, 5 Temmuz 2011).
12. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın kendi beyanları dışında, kötü muamele iddialarını destekleyen herhangi bir delil sunamadığını gözlemlemektedir. Başvuran, kendisine verilen herhangi bir hasarı gösteren hiçbir tıbbi rapor ibraz etmemiştir. Ayrıca, dava dosyasındaki hiçbir unsur, söz konusu olayın hemen ardından başvuranın tıbbi tedavi talep ettiğine veya böyle bir talebin yetkililerce reddedildiğine işaret etmemektedir. Başvuran, uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilen herhangi bir muayeneye tabi tutulduğunu da iddia etmemiştir. Buna ek olarak başvuran, yakınlarının veya avukatının kendisini yaralı vaziyette gördüklerine dair beyanları gibi, iddialarını doğrulayan başka herhangi bir delil de sunmamıştır.
13. Başvuran, iddialarını desteklemek amacıyla İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi tarafından hazırlanan bir rapor sunmuştur; söz konusu raporda, Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutuklulardan cezaevi idaresinin keyfi uygulamalarına ve kötü tutukluluk koşullarına işaret eden çeşitli başvurular alındığı belirtilmiştir. Başvuran ayrıca Mahkemeye, çeşitli haber kuruluşlarından alınan ve Tarsus T-Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluların sistematik kötü muamele iddialarını bildiren birkaç makale sunmuştur. Buna rağmen Mahkeme, başvuranın dayandığı raporda, tutukluların kabul sürecinde infaz koruma memurları tarafından sistematik olarak saldırıya veya darba maruz kaldığının iddia edilmediğini; aksine tutukluluk koşulları, tıbbi bakıma erişim ve kabul sırasında cezaevi idaresi tarafından gerçekleştirilen çıplak aramaların yapılma şekline ilişkin çeşitli eksikliklerden bahsedildiğini kaydetmektedir ki bu hususlar, başvuranın mevcut davadaki iddialarıyla doğrudan örtüşmemektedir.
14. Başvuranın iddialarını doğrulayan herhangi bir delil unsuru bulunmaması sebebiyle Mahkeme, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığına dair makul şüphenin ötesinde bir sonuca varamamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönüne ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
15. Mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliğinden şikâyet etmesi ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğini ileri sürmesi bakımından, bir bireyin, Devlet görevlilerinin 3. maddeyi ihlal eden bir muamelesine maruz kaldığına dair savunulabilir bir iddiada bulunduğu durumlarda, etkili bir soruşturma yürütme usul yükümlülüğünün gereklerinin Bouyid kararında (yukarıda anılan, §§ 114-23) özetlendiğini kaydetmektedir. Özellikle, soruşturmanın etkili olabilmesi için hızlı ve kapsamlı olması gerekir; bu da, yetkili makamların ne olduğunu ortaya çıkarmak için her zaman ciddi bir çaba sarf etmeleri ve soruşturmayı sonuçlandırmak amacıyla aceleci veya dayanaktan yoksun sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelir; ayrıca soruşturma, sorumluların tespit edilmesine ve uygun olduğu durumlarda cezalandırılmasına yol açabilmelidir (yukarıda anılan karar, §§ 119, 121 ve 123).
16. Mevcut davada, başvuran, savcının söz konusu olayların meydana geldiği sırada görevde olan infaz koruma memurlarının kimliklerini tespit etmemesi, başvuranın, diğer tanıkların veya cezaevi gardiyanlarının ifadesini almaması, başvuran için tıbbi muayene ayarlamaması ve güvenlik kamerası kayıtlarını incelememesi nedeniyle, kötü muamele iddialarına ilişkin ceza soruşturmasının yetersiz olduğunu ileri sürmüştür.
17. Mahkeme, savcının başvuranın şikâyetinin ardından derhal bir ceza soruşturması başlattığını ve ceza infaz kurumu idaresine kötü muamele iddialarına ilişkin bir rapor sunmasını emrettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın iddialarının aksine, savcının olayla ilgili güvenlik kamerası görüntülerine atıfta bulunduğunu ve bu görsel delil temelinde davanın temel unsurlarını tespit ettiğini belirtmektedir. Savcının kararından, görüntüleri bizzat inceleyip incelemediklerinin ya da ceza infaz kurumu idaresi tarafından yapılan video analizine dayanıp dayanmadığının açıkça anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte, başvuran, savcının söz konusu görüntülere dayanarak tespit ettiği olguların doğruluğuna itiraz etmemiş, yalnızca bu yöndeki talebine rağmen görüntülerin incelenmediğini ileri sürmüştür. Mevcut görsel delillerin belirleyici niteliği göz önüne alındığında, savcının başvuran veya diğer tanıklardan (infaz koruma memurları dâhil) ek ifade almama kararının, soruşturmanın etkinliğini zedelediği kanaatine varılamaz.
18. Başvuranın tıbbi muayene yapılmaması konusundaki iddiaları bağlamında, Mahkeme, adli tıp muayenelerinin yapılmamasının, iddia edilen mağdurun herhangi bir yaralanma geçirip geçirmediğinin tespit edilmesini engelleyebileceğini yinelemekte (bk. Shishkin/Rusya, no. 18280/04, § 117, 7 Temmuz 2011) ve uygun tıbbi muayenelerin kötü muameleye karşı temel bir koruma tedbiri olduğunu vurgulamaktadır (bk. Akkoç/Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, §§ 55 ve 118, AİHM 2002-V). Mahkeme, mevcut dava bakımından, başvuranın tıbbi muayene talebinde ancak 25 Ağustos 2017 tarihinde -yani suç duyurusunda bulunduğu tarihte ve söz konusu olaydan yaklaşık iki ay sonra- bulunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu aşamada yapılacak bir tıbbi muayenenin ispat değerinin ya az olacağını ya da hiç olmayacağını değerlendirmektedir; zira olası yaralanmaların fiziksel izleri o zamana kadar muhtemelen ortadan kalkmış olacaktır. Ayrıca başvuran, iddia edilen kötü muamelenin herhangi bir fiziksel iz veya yaralanmaya yol açıp açmadığını açıklayamamıştır. Başvuran, olaydan sonra kendisine tıbbi muayene imkânı tanınmadığına dair bir iddiada da bulunmamıştır.
19. Yukarıdaki mülahazalar ışığında Mahkeme, davanın koşulları dikkate alındığında, Cumhuriyet savcısı tarafından atılan soruşturma adımlarının yeterince titiz ve uygun olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönüne ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Aralık 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan