AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 12259/13
Nurettin ATDEMİR / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 15 Kasım 2016 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 31 Aralık 2012 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nurettin Atdemir, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Van’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Emniyet tarafından düzenlenen bir tutanağa göre, 4 Eylül 2005 tarihinde, başvuran, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK[1]‘nın lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü münasebetiyle gerçekleşen otuz beş ila kırk kişilik bir gruptan oluşan, kendiliğinden gelişen bir gösteri esnasında yakalanmıştır. Tutanakta, göstericilerin kar maskeli olduğu ve üzerlerinde molotof kokteyl bulundurdukları, İstanbul’da Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan ATM’leri yıktıkları, jandarmaların olaya müdahale ettiğini ve koşarak gerçekleşen kovalamacanın ardından başvuranın yakalandığı belirtilmekteydi.
4. Tutanakta, başvuranın yakalanmaya direndiği, bir jandarmayı darp ettiği, bu jandarmanın burnunu ve boynunu yaraladığını, bu kişiden tüfeği almaya çalıştığı ve diğer jandarmalılar tarafından güçlükle durdurulduğu belirtilmekteydi. Öte yandan, tutanağa, olay yerinde, demir çubuklarının, ATM’lere yönelik yapılan barbarlık esnasında kullanılmış olabileceğinin teyit edilmesi amacıyla demir çubuklarına el konulduğu kaydedilmiştir. Başvuran, ifadesini Cumhuriyet savcısına vermek istediğini söyledikten sonra jandarmalar önünde susma kalma hakkını kullanmak istediğini belirtmiştir.
5. Başvuran, yakalandığı gün, bir adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Söz konusu adli tabip aşağıda belirtilen yaraların başvuranda mevcut olduğunu tespit etmiştir. Başvuranda mevcut olan söz konusu yaralar, sol gözde yaklaşık 5 cm çapında bir hematom, 1,5 cm çapında sağ kaşın üzerinde bir şişlik, yüz bölgesinde 0,5 cm’lik bir sıyrık, sol omuzda 3 cm çapında bir hematom, belkemiği bölgesinde 8 cm’lik bir ödem, dokuzuncu, onuncu, on birinci omurgada 1x4 cm’lik yatay biçimde ekimoz, göğsün sol tarafında 1 cm’lik bir kesik ve bacaklarda çeşitli sıyrıklardır. Başvurana yedi günlük iş göremezlik raporu verilmiştir.
6. Cumhuriyet savcısı, 5 Eylül 2005 tarihinde, başvuranın ifadesini almıştır. İlgili, güvenlik güçlerinin kar maskesi bulunan kişilerden oluşan gruba müdahale ettiği sırada, bir otobüs durağında beklediğini ve kendisini jandarma ve göstericiler arasında bulduğunu; jandarmaların kendisini yakalayıp yere uzanmasını istediklerini; yağmur nedeniyle yerlerin ıslak olmasından dolayı bu ihtara uymayı reddettiğini; bunun üzerine, jandarmalar tarafından darp edildiğini ve aralarında bulunan jandarmaların birinden tüfeği zorla almaya çalıştığını beyan etmiştir.
7. Başvuran, 8 Eylül 2005 tarihinde, kendisini yaralayan jandarmalar hakkında (İstanbul) Büyükçekmece Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur.
8. Cumhuriyet savcısı, 15 Kasım 2006 tarihli bir iddianame ile, beş jandarmayı görevlerinin sınırlarını aşmakla suçlamıştır. Başvuran, ceza davasına müdahil taraf olarak katılmıştır.
9. Büyükçekmece Sulh Mahkemesi, 25 Şubat 2010 tarihinde, suçlanan jandarmaların beraat etmelerine karar vermiştir. Söz konusu mahkemenin kararı, dosyada bulunan delillere, diğer unsurların yanı sıra, aleyhte tanık ifadeleri ile jandarmaların ifadelerine dayanmıştır. Dosyada yer alan deliller arasında, olay yerinde bulunan bir demir çubuğun üzerinde başvuranın parmak izleri de mevcuttu. Kararın gerekçelerinde, başvuranın güçlükle durdurulduğu ve sağlık raporuna kaydedilen yaraların, ilgilinin durdurulması için jandarmaların gösterdikleri çabalara ilişkin izlere karşılık geldiği belirtilmekteydi.
10. Yargıtay, 27 Haziran 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar, 26 Ekim 2012 tarihinde kesinleşmiştir.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, yakalandığı sırada jandarmaların kendisine uyguladıkları şiddet ve ceza yargılamasının etkin olmaması nedeniyle şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, bir otobüs durağında beklediği sırada, 4 Eylül 2005 tarihinde göstericilerin dağıldığı esnada jandarmalar tarafından darp edilmesinden şikâyet etmektedir. Ayrıca başvuran, ceza soruşturmasının etkin olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele
veya cezaya tabi tutulamaz.”
13. Mahkeme, kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için asgari ağırlık eşiğine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu eşiğin değerlendirilmesi, davaya ilişkin verilerin tamamına, özellikle muamelenin süresine ve fiziksel veya ruhsal etkilerine ve bazen de mağdurun cinsiyetine, yaşına, sağlık durumuna ve benzeri unsurlara bağlıdır. Muamelenin mağduru küçük düşürme ya da aşağılama amacı taşımamasının, yukarıda belirtilen Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin ihlal tespitini kesin olarak ortadan kaldırmaması sebebiyle, muamelenin uygulanma amacı ve muamelenin uygulanmasındaki niyet veya gerekçe dikkate alınması gereken diğer etkenler arasında yer almaktadır. Ayrıca, yüksek gerilimli ve yoğun duygusal bir ortam gibi muamelenin uygulandığı bağlam da dikkate alınmalıdır (Bouyid/ Belçika [BD], no. 23380/09, § 86, AİHM 2015).
14. Mahkeme, daha önce, denetime tabi tutulan kişilerin fiziksel bir direniş veya şiddet eğiliminde bulunma riski olduğunda, güvenlik güçlerinin zor kullanma şeklinin haklı gösterildiğini kabul etmiştir (bk. diğer kararlar arasında, Karlıdağ/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 25751/09, § 35, 22 Mart 2016). Mahkeme, bir ihtara “pasif direniş” (Milan/Fransa, no. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), kamu gücü karşısında kaçma teşebbüsünde bulunma (Caloc/Fransa, no. 33951/96, §§ 100-101, AİHM 2000‑IX) veya bir tutuklunun aramayı reddetmesi (Borodin/Rusya, no. 41867/04, §§ 119‑121, 6 Kasım 2012) durumlarında, aynı sonuçlara varmıştır.
15. Öte yandan Mahkeme, özellikle El-Masri/Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti ([BD], no. 39630/09, §§ 182-185, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], no. 10865/09, §§ 316-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid (yukarıda anılan karar, §§ 114-123) kararlarında açıklanmış olan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
16. Söz konusu kararlardan, özellikle kamu görevlilerine yönelik işkenceye, cezalara ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere ilişkin genel yasağın uygulamada etkili olması için, kamu görevlilerinin ellerinde bulunan bir kişiye kötü muamelede bulundukları iddialarıyla ilgili olarak soruşturma yürütülmesine imkân verecek bir prosedürün var olması gerektiği anlaşılmaktadır (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 115).
17. Soruşturma koşulları ne olursa olsun yetkililerin hızlı davranması gerekir. Ayrıca, soruşturmanın, etkin olabilmesi için, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına imkân vermesi gerekir. Ayrıca soruşturmanın, sorumlu olan yetkililere yalnızca doğrudan ve yasaya aykırı olarak güce başvuran Devlet görevlilerinin eylemlerini değil aynı zamanda eylemleri çevreleyen koşulların tümünü dikkate alma imkânı vermek için yeterince geniş olması gerekmektedir (idem, § 119).
18. Bu bağlamda, makul bir çabukluk ve özen gerekliliği zımnen doğmaktadır. Özel bir durumda soruşturmanın ilerlemesine mani olan engeller ya da güçlükler söz konusu olabilse de, kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda mercilerin ivedilikle cevap vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasa dışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarak gereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir (idem, § 121).
19. Son olarak, derin bir soruşturma yapılmalıdır; bu durum, mercilerin meydana gelen olayları tespit etmek için her zaman ciddi çaba sarf etmeleri ve soruşturmayı sonlandırmak amacıyla gelişigüzel veya temelsiz sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelmektedir (idem, § 123).
20. Somut olayda Mahkeme, öncelikle, 4 Eylül 2005 tarihinde gerçekleşen gösteri esnasında, şiddet uygulayan kişilerin geçtikleri yerlerde ATM’leri tahrip etmeye başladığını ve bu şiddet eylemleri karşısında jandarmaların ilgilileri takip ettiklerini ve bu vesileyle, başvuranın arbede esnasında yakalandığını kaydetmektedir. Bunun yanı sıra Mahkeme, başvuranın yakalandığı sırada bir jandarmayı yaraladığını gözlemlemektedir.
21. Ardından Mahkeme, başvuranın yaptığı şikâyet üzerine, adli makamların davayı incelediğini ve ilgilinin suçladığı jandarmalar hakkında Büyükçekmece Savcılığı tarafından bir ceza soruşturmasının açıldığını tespit etmiştir.
22. Mahkeme, İstanbul Sulh Mahkemesi’nin, duruşmalar gerçekleştirdikten sonra, jandarmaların kendilerine atfedilen suçlamalardan beraat etmelerine karar verdiğini kaydetmektedir. İstanbul Sulh Mahkemesi, kararında, somut delillere, aleyhte tanıkların ve jandarmaların ifadelerine ve adli tabip tarafından düzenlenen sağlık raporuna dayanmıştır. Böylelikle, İstanbul Sulh Mahkemesi, başvuranda gözlemlenen yaraların, ilgilinin durdurulması için jandarmaların gösterdikleri çabalara ilişkin izlere karşılık geldiğinin altını çizmiştir. Ayrıca tutanaklardan, başvurana ait parmak izlerinin olay yerinde bulunan bir demir çubuk üzerinde tespit edildiği anlaşılmaktadır (yukarıda 4 ve 9. paragraflar).
23. Ceza yargılamasının etkinliği ile ilgili olarak, Mahkeme, aleyhte tanıkların ifadelerinin alındığını tespit etmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuranın ceza soruşturmasına dâhil olduğunu ve işlem talebinde bulunarak menfaatlerini ileri sürme imkânına sahip olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın, yetkili ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmaların Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerine uygun olmadığını kanıtlamadığı kanısındadır (Ghedir ve diğerleri/Fransa, no. 20579/12, §§ 135-136, 16 Temmuz 2015). Özet olarak Mahkeme, adli makamların, kötü muamele iddialarına karşı hızlı ve yeterli bir cevap verdiği kanaatindedir.
24. Mahkeme, şüpheli, tanık ve başvuranların beyanlarının inandırıcılık derecesini ve davanın kendine özgü koşullarına göre sağlık raporlarının önemini değerlendirmek için ulusal adli makamların daha iyi bir konumda olduğunu hatırlatmaktadır (Aksin ve diğerleri/Türkiye, no. 4447/05, § 40, 1 Ekim 2013 ve Özen ve diğerleri/Türkiye, no. 29272/08, § 67, 23 Şubat 2016). Somut olayda, hiçbir unsur, ulusal makamların vardıkları tespitlere itiraz etmeye veya yeterince derin bir ceza soruşturmasının yapılmadığını iddia etmeye imkân vermemektedir.
25. Netice itibariyle, yetkililer, kötü muamele iddialarını aydınlatmak için kendilerinden makul olarak beklenebilecek tüm tedbirleri almışlardır.
26. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, somut olayda, başvuranın yakalandığı sırada kullanılan gücün, başvuranın davranışı sebebiyle mutlak gerekli olan fiziksel bir gücün kullanımına karşılık gelmediğinin kanıtlanmadığı kanısındadır (aksi yönde bir karar için (a contrario), yukarıda anılan Bouyid kararı, § 111).
27. Sonuç olarak, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 8 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]. Kürdistan İşçi Partisi.
Full & Egal Universal Law Academy