AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 31572/04
Mestan ATİK / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Şubat 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 22 Temmuz 2004 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve buna cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mestan Atik 1937 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna kayıtlı Avukat N. Değirmenci tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Dava koşulları
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran 1969 yılında İzmir’de bir arsa satın alarak, aynı yıl içinde bu arsa üzerine bir ev inşa etmiş ve orada ikamet etmeye başlamıştır.
5. Başvuranın arsası, 20 Mart 1985 tarihinde tapu siciline kaydedilmiştir. Ayrıca, söz konusu ev tapuda belirtilmiştir.
6. Başvuran, 30 Ekim 1986 tarihinde, Balçova belediyesinden, 2981 sayılı Kanun uyarınca evi için inşaat ruhsatı vermesi talebinde bulunmuştur.
7. 1995 yılında, başvuranın arsasının da bulunduğu bölgede yeni bir imar planı yürürlüğe girmiştir. Yeni plana göre, başvuranın arsası kamu hizmet alanı olarak tanımlanmış ve bu kapsamda belediyenin kullanımına ayrılmıştır. Daha sonra, başvuranın da yer aldığı mal sahiplerine, arazilerinin yerine farklı bir yerde başka araziler tahsis edilmiştir.
8. Başvuranın evi, inşaat ruhsatı olmadığı gerekçesiyle 1 Kasım 1996 tarihinde mühürlenmiştir. Balçova Belediye Encümeni, 20 Şubat 1997 tarihinde, aynı gerekçeyle başvuranın evinin yıkılmasına karar vermiştir.
9. Başvurana ait ev, 18 Mart 1997 tarihinde yıkılmıştır.
10. Başvuran, 28 Mart 1997 tarihinde, evinin yıkılması nedeniyle idari makamlara başvuruda bulunmuştur. Başvurana herhangi bir cevap verilmemiştir.
11. Başvuran, 16 Haziran 1997 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesi önünde bir dava açarak, yıkım işlemi sonucunda maruz kaldığı zarar nedeniyle tazminat talep etmiştir.
12. İzmir İdare Mahkemesi, 13 Mayıs 1999 tarihinde, başvuranın talebini kabul etmiştir. Söz konusu mahkeme, başvuranın evinin varlığının, tapu kayıtlarıyla hukuken belirlendiğini ve bu nedenle, idarenin kusurlu olması sebebiyle tazminat ödemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Böylelikle, başvuran lehine tazminata hükmedilmiştir.
13. Danıştay, 8 Kasım 2000 tarihinde, başvurana ait arsanın türü ile inşaat ruhsatı için başvuru yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan imar planının da incelenmesi gerektiğini kaydederek, İzmir İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur.
14. İzmir İdare Mahkemesi, 12 Eylül 2001 tarihli kararında, 1986 yılında inşaat ruhsatı için başvuruda bulunulduğu dönemde yürürlükte bulunan imar planında, başvurana ait arsanın yerleşim alanı olarak değil “hafif sanayi alanı” olarak tanımlandığını belirterek, davanın reddine karar vermiştir. Söz konusu mahkeme, başvurana ait inşaat ruhsatı bulunmayan evin yıkılmasının hukuka uygun olduğunu ve bu nedenle tazminata hükmedilmesi için herhangi bir gerekçe bulunmadığını kaydetmiştir.
15. Danıştay, 29 Nisan 2003 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesi tarafından verilen kararı onamıştır.
16. Danıştay, 27 Ocak 2004 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. Söz konusu karar 16 Şubat 2004 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
17. Aşağıda bahsi geçen (bk. § 21) Tazminat Komisyonu’na ilişkin iç hukuk ve uygulamasına dair bilgilere Turgut ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013 ve Paksoy ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 19474/10, 7 Haziran 2016 kararlarından erişilebilir.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuran, iç hukukta yürütülen yargılamaların uzunluğu nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiği konusunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, evinin yıkılması nedeniyle, mal ve mülk dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
19. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13 ve 14. maddeleri kapsamında, taleplerinin reddi nedeniyle, etkili başvuru hakkının ve ayrımcılık yasağının davalı Hükümet tarafından ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler
20. Başvuran, davası kapsamında iç hukukta yürütülen yargılamaların, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere makul bir sürede tamamlanmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, evinin herhangi bir tazminat ödenmeksizin yıkılmasının, mülkiyet hakkına orantısız müdahale teşkil ettiği konusunda şikâyette bulunmuştur.
21. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, uzun yargılamalar, kararların icrasının ertelenmesi ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruları ele almak üzere yeni bir Tazminat Komisyonu kurulduğunu kaydetmiştir. Hükümet ayrıca, 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen kararlarla, Tazminat Komisyonunun görev alanının, diğer şikâyetlerin yanı sıra, başvuranlara ait arazilerin yerel imar planında kamunun kullanımına tahsis edilmesi nedeniyle mal dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetleri inceleyecek şekilde genişletildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuruda bulunmamış olması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
22. Mahkeme, Hükümet tarafından işaret edildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Akabinde Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) ve Paksoy ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 19474/10, 7 Haziran 2016), davalarında verdiği kararlarda, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur. Bu şekilde Mahkeme, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun öncelikli olarak erişebilir olduğu ve uzun yargılamalar ile başvuranlara ait arazilerin yerel imar planlarında kamunun kullanımına tahsis edilmesine dair şikâyetler bakımından makul bir tazminat imkânı sağlamaya elverişli olduğu kanısına varmıştır.
23. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasına ilişkin kararında, Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş bu tür başvuruları normal usul uyarınca incelemeye devam edebileceğini vurgulamıştır.
24. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanunla getirilen yeni iç hukuk yoluna başvurmadığına ilişkin itirazını dikkate alarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri ve Paksoy ve Diğerleri davalarında vardığı sonucu yinelemektedir.
25. Mahkeme, yukarıdaki hususları dikkate alarak, başvuranın iç hukukta yürütülen yargılamaların uzunluğuna ve yerel imar planı nedeniyle evinin tazminat ödenmeksizin yıkılmasına ilişkin şikâyetlerinin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Başvuranın diğer şikâyetleri hakkında
26. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuştur. Başvuran bu kapsamda, maruz kaldığı zararlara yönelik tazminat elde edebilmesi için ulusal makamlar önünde başvurabileceği etkin bir başvuru yolu bulunmadığını ve davasıyla ilgili olarak, ulusal makamların kanunlara ilişkin yorumu ve uygulamasının, farklı arazi sahipleri grupları arasında ayrım teşkil ettiğini iddia etmiştir.
27. Mahkeme, mevcut bilgiler ışığında ve şikâyet konusu hususun görev alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlal edildiğine dair herhangi bir husus doğurmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy