AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 63192/12
A.T.Ö./Türkiye
26 Mayıs 2020 tarihinde,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 9 Ağustos 2012 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran A.T.Ö., Türk vatandaşı olup, 1980 doğumludur ve İzmir’de ikâmet etmektedir. Bölüm Başkanı, başvuranın kimliğinin ifşa edilmemesi amacıyla (İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin 4. fıkrası), ilgilinin talebini kabul etmiştir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukatlar H.C. Akbulut ve S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran ve arkadaşı M.H., 13 Mart 2011 tarihinde, saat 05.30 sularında, İzmir’in Konak ilçesinde devriye gezen iki polis tarafından sorguya çekilmişlerdir.
5. Dosyaya eklenen resmi belgelere göre, polis memurları bu iki kişinin hareketlerini gürültü olarak değerlendirmişlerdir. Polis memurlarının yaklaştığı esnada, başvuran bir aracın altına nesne atmıştır. Polis memurları, ilgililerden kimlik cüzdanlarını göstermelerini istemişlerdir. Hafif sarhoş durumda olan başvuran, avukat olduğunu ve polis memurlarının kendilerini sorguya çekme haklarının olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, başvuran başka hiçbir ünvan belirtmemiştir.
6. Başvuran ile polis memurları arasında bir tartışma başlamış, polis memurları göz yaşartıcı gaz kullanmış, iki kişiyi kelepçelemiş ve başvuran tarafından atılan nesne yerden alındıktan sonra, polis karakoluna götürülmüşlerdir.
7. 06.04 sularında düzenlenen sağlık raporuna göre, başvuranda hiçbir lezyonun bulunmadığı ancak ilgilinin sol kolundaki bir ağrıdan şikâyet ettiği tespit edilmiştir.
8. Başvurana saat 07.30 sularında yapılan alkol ölçüm testine göre, ilgilinin kanında tespit edilen alkol oranının 1,69 g/l olduğu belirtilmiştir. M.Y.’ye yapılan testte, kanındaki alkol oranının 0.49 g/l olduğu belirtilmiştir.
9. Başvuran, uyuşturucu kullanmaktan ve güvenlik güçlerine direnmekten önce polis ardından savcı tarafından sorgulanmıştır.
10. Gözaltının sonunda düzenlenen sağlık raporunda, başvuranda hiçbir lezyonun bulunmadığı belirtilmektedir. Ancak bu raporda muayene tarihi yazılmamıştır. Başvuran böylelikle aynı gün serbest bırakılmıştır.
11. Başvuran ile ilgili olarak, 14 Mart 2011 tarihinde, “sol el bileği tendon kılıfında zedelenmenin” bulunduğunu belirten bir sağlık raporu düzenlenmiştir.
12. Polis memurları ve başvuran karşılıklı olarak suç duyurusunda bulunmuşlardır.Polisler Hakkındaki Davalar
a) Görevi Kötüye Kullanma Ve Resmi Evraklarda Sahtecilik
13. Savcı, 8 Eylül 2011 tarihinde, sahte belgelerin düzenlenmesine ilişkin iddialarla ilgili olarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
14. Başvuran tarafından bu karara yapılan itiraz, 19 Ekim 2011 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvuran, 7 Ağustos 2012 tarihinde, bu nihai kararın bir örneğini elde etmiştir.
b) Kötü Muamele
15. Savcı, 26 Temmuz 2011 tarihinde, başvuranın ve olaylar sırasında mevcut bulunan arkadaşının ifadesini almıştır. Fotoğraf üzerinden teşhis işlemi gerçekleştirilmiştir.
16. Savcı, 18 Ağustos 2011 tarihinde, şüpheli iki polis memurunu sorgulamıştır.
17. Savcı, 8 Eylül 2011 tarihinde, hakaret ve aşırı güç kullanımı nedeniyle, bu polis memurları hakkında bir iddianame düzenlemiştir.
18. İzmir 41. Sulh Ceza Mahkemesi, iki polis memurunu, başvuran tarafından gösterilen tanıkları, gözaltına ilişkin yukarıda belirtilen raporları düzenleyen doktoru sorgulamıştır. Birçok duruşma, başvuranın tanıklarından birinin adresini sunamadığı ve suçlanan polis memurlarının duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle ertelenmiştir. İlgililer sonuç olarak, yakalanmış, mahkeme huzuruna çıkarılmış ve sorgulandıktan sonra serbest bırakılmışlardır.
19. Tarafların görüşüne göre, dava 2015 yılında Sulh Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.Başvuran Hakkındaki Davalar
a) Hakaret, Tehdit ve Saldırı
20. İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Eylül 2011 tarihinde, başvuranın delil yetersizliği nedeniyle, devlet yetkilisine hakaret, tehdit ve saldırı suçlamalarından beraatına karar vermiştir.
b) Uyuşturucu Kullanımı
21. İzmir 15. Sulh Ceza Mahkemesi, olay yerinde el konulan ve başvuran tarafından atıldığı iddia edilen nesne hakkında iki bilirkişi tayin edilmesini talep etmiştir.
22. 11 Nisan 2011 tarihli ilk raporda, maddenin bulunduğu kâğıdın tanımı, bu nesne üzerinde gerçekleştirilen testlerin niteliği yapılmış ve ardından incelenebilir biyolojik bir izin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
23. 19 Nisan 2011 tarihli ikinci raporda, incelenen nesnenin bir gram ağırlığında olduğu, esrar bazlı bir madde olduğu ve maddede “bazı uyuşturucu izlerinin bulunduğu” sonucuna varılmıştır.
24. Başvuran, polis memurlarını fark ederek kurtulduğunu sandığı söz konusu uyuşturucuyu elinde bulundurmadığından şikâyet etmekteydi. Başvuran, polis memurlarının bulunduğu bölgeden kendisini göremeyeceklerini, ilgililerin bu olayı uydurduklarını ve bizzat ilgililerin bu delili ürettiklerini iddia etmekteydi. İzmir 15. Sulh Ceza Mahkemesi, olay yeri krokisini incelemiş ve tanıklar ile taraflara sorular yöneltmiştir.
25. İzmir 15. Sulh Ceza Mahkemesi, 12 Ocak 2012 tarihinde, “tedavi ve denetimli serbestlik” kararı vermiştir. Denetim süresi, uyuşturucu tedavisinin sonundan itibaren bir yıl olarak belirlenmiştir.
26. İlk derece mahkemesi kararında, polis memurları tarafından düzenlenen raporun, aksi ispatlanana kadar gerçeği yansıtan olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Öte yandan, “başvuranın daha önce 2008 ve 2009 yıllarında uyuşturucu kullanmak suçundan hakkında tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği ve sanığın uyuşturucu kullandığının sabit olduğu” tespit edilmiştir.
27. İlk derece mahkemesi ayrıca, başvuranın bu karardaki tedbirlere uygun hareket etmesi koşuluyla davanın ertelenmesine karar vermiştir. Kararda ayrıca, davanın, başvuranın zorunlu kılınan koşullara uyması halinde kayıttan düşürülebileceği, aksi durumda davanın yeniden açılabileceği belirtilmiştir.
28. Bu karar hakkında başvuran tarafından yapılan itiraz, İzmir 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 3 Şubat 2012 tarihinde reddedilmiştir. Bu karar, 14 Şubat 2012 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
29. Sulh Ceza Mahkemesi, 13 Ocak 2014 tarihinde, yukarıda belirtilen kararın infazını inceleyerek, başvuranın söz konusu karar ile zorunlu kılınan koşullara uyduğu gerekçesiyle, bu davayı kayıttan düşürmüştür.
ŞİKÂYETLER
30. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürerek, yakalanması sırasında kötü muamelelere maruz kalmasından ve hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, uyuşturucu kullanımı nedeniyle, hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası ihlal edilerek, masumiyet karinesi ilkesinden yararlanamamaktan şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİ HAKKINDA
31. Başvuran, yakalanması sırasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olduğunu ve dolayısıyla bu gücün bir kötü muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, ulusal makamların iddialar hakkında etkin bir soruşturma yürütmediklerini değerlendirmekte ve Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
32. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.
33. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin tamamının, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz. ”
34. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet, kötü muamele iddiaları hakkındaki davanın, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümlerin yürürlüğe girişi tarihi olan 23 Eylül 2012 tarihinden sonra derdest olduğunu belirtmektedir. Hükümet, Hasan Uzun/Türkiye (No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararına atıfta bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki olaylar ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı ve başvurana telafi olarak 40.000 Türk lirası ödenmesine karar verdiği Anayasa Mahkemesi kararlarının içinden bir örnek sunmaktadır.
35. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolunu tüketme durumunda olmadığını, zira iddialarının dayanağının, görevi kötüye kullanma ve resmi evrakta sahtecilik konusunda 19 Ekim 2011 tarihinde kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
36. Mahkeme daha önce Uzun /Türkiye ((kk.), No.10755/13, 30 Nisan 2013) kararında, Türk yasa koyucunun, Anayasa Mahkemesini, özellikle Sözleşme hükümlerinin ihlalini tespit etme konusunda yetkili kılma ve bu Mahkemeye, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen mahkeme kararlarıyla ilgili bu tür ihlallerin giderilmesine ilişkin yetkiler verme isteğini ifade ettiğini belirttiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Uzun kararı, §§ 52 ve 62-64).
37. Mahkeme özellikle, Kaya ve diğerleri/Türkiye (No. 9342/16, §§ 33-46, 20 Mart 2018) kararıyla, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru sistemi tarafından sağlanan telafinin uygun olduğunu ve başvuranların, usuli yükümlülüklerin Sözleşme’nin 3. maddesinde öngörülen yükümlülüklere benzer olan Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin şikâyetler hakkında bundan böyle mağdur sıfatlarının bulunmadığını değerlendirdiğini hatırlatmaktadır.
38. Mahkeme aynı bağlamda, iç hukuk yollarının tüketilmesinin, ilke olarak, başvurunun kendisine sunulduğu tarih olarak değerlendirildiğinin altını çizmektedir. Bununla birlikte, bu kural, belirli bir davanın koşullarıyla haklı gösterilebilecek istisnai durumlar içermektedir (Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (kk.) [BD], No. 46113/99 ve diğer 7 , § 87, AİHM 2010).
39. Mahkeme somut olayda, söz konusu başvurunun yürürlüğe giriş tarihine göre, soruşturma süresinin, başvuranın söz konusu başvuru yolunu tüketmesi beklenemeyecek hususlara yol açabilecek kadar zaten aşırı olduğu bir durumun söz konusu olmadığını kaydetmektedir (bk. Müftüoğlu ve diğerleri/Türkiye, No. 34520/10 ve diğer 2 başvuru, § 54, 28 Şubat 2017). Nitekim olaylar, 13 Mart 2011 tarihinde meydana gelmiştir. Söz konusu başvuru yolu, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiş ve dava bu tarihten sonra halen derdesttir.
40. Başvuranın iddialarının dayanağının, görevi kötüye kullanma ve evrakta sahtecilik iddialarına ilişkin 19 Ekim 2011 tarihli kararla geçersiz olduğu iddiası sonuçsuz kalmakta, zira bu olayların tespit edildiği varsayılsa bile, aşırı güce başvurulmasına ilişkin olaylardan farklıdır ve bu son durum, tarafların fiziksel hareketleri ve daha sonra düzenlenen sağlık raporları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
41. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, dosyada başvuranı Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu tüketmeyi muaf tutabilecek hiçbir unsurun bulunmadığını değerlendirmektedir.
42. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 2. FIKRASI HAKKINDA
43. Başvuran, uyuşturucu kullanımı nedeniyle daha önce verilen mahkûmiyet kararlarının, kendisinin aynı suçlamadan suçlanması için, bu kararların dikkate alınmasından ve bu nedenle olayların ve delillerin değerlendirmesinin, kendisinin uyuşturucu bağımlısı olduğu yönündeki ön yargıyı ortaya koymasından şikâyet etmektedir. Başvuran, masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmekte ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir:
“ Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. ”
44. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.
45. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen masumiyet karinesinin, öncesinde bir sanığın suçluluğunun hukuki olarak kanıtlanmamış olmasına rağmen, sanıkla ilgili olarak resmi bir beyanın, söz konusu sanığın suçlu olduğunu yansıttığında ihlal edilmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Resmi bir tespitin yokluğunda bile, hâkimin veya devlet memurunun ilgili kişiyi suçlu olarak değerlendirdiğini düşündürecek bir gerekçenin yeterli olması halinde, bizzat mahkeme tarafından bu tür bir görüşün vaktinden önce ifade edilmesi şüphesiz masumiyet karinesine zarar vermektedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası, “davaların sonucundan bağımsız olarak” bütün ceza davasını düzenlemektedir”. Bununla birlikte, bir sanık suçlu bulunduğunda, bu hükmün, ilk olarak cezanın verilmesi çerçevesinde, daha sonra ileri sürülen bütün iddialar için uygulanmasına son verilmektedir (Matijasevic/Sırbistan, No. 23037/04, §§ 45-46, 19 Eylül 2006, El Kaada/Almanya, No. 2130/10, §§ 52-55, 12 Kasım 2015 ve bu paragraflarda bulanan atıftar).
46. Mahkeme, somut olayda ihtilaf konusu kararda veya söz konusu karar ile ceza davasının ertelenmesi hususunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının uygulanabilirliği için dikkate alınması gereken unsurların bulunup bulunmadığının üzerinde durmayacaktır (bu konuda değerlendirmeler için bk. örneğin Larrañaga Arando ve diğerleri/. İspanya (k.k.), No. 73911/16 ve diğer 3 başvuru, §§ 40-44, 25 Haziran 2019) zira Mahkeme başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen gerekçelerden kabul edilemez olduğunu değerlendirmektedir.
47. Mahkeme dolayısıyla, başvuran hakkında verilen kararın, bir mahkûmiyet teşkil ettiği ilkesinden yola çıkacaktır. İhtilaf konusu ifadede, nesnel olarak başvuranın yeniden suçlanma olasılığına karşı ön yargının bulunduğunu belirtmeye neden olacak hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Talihsiz bir şekilde belirtilmesine rağmen, bu ifade başvuranın uyuşturucuyu elinde bulundurduğu iddiasına bir yanıt oluşturduğu ortaya çıkmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın çekişmeli yargılamadan yararlandığını ve başvuranın polis memurları tarafından üretilen bir delilin söz konusu olduğuna dair iddiaya yeterince önem gösteren mahkemenin, kroki üzerinden olay yerini incelediğini, gerek tanıkları gerekse polis memurlarını sorguladığını ve ayrıca uyuşturucunun bulunduğu kâğıttaki parmak izlerini ve diğer izleri tespit etmek için soruşturma yürüttüğünü kaydetmektedir (yukarıda 21 paragraf ve devamı).
48. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkını güvence altına alırken, öncelikle iç hukukun ve ulusal mahkemelerin yetki alanına giren bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğini veya değerlendirmesini düzenlemediğini hatırlatmaktadır (García Ruiz/İspanya[BD], No. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Ulusal mahkemelerin şu veya bu delil unsuruna atfettikleri önem veya baktıkları davalarda vardıkları şu veya bu sonuç veya değerlendirmeler ile ilgili konuların incelenmesi, kural olarak Mahkemenin yetkisi dışındadır (Paroisse Gréco-Catholique Lupeni ve diğerleri/Romanya [BD], No. 76943/11, § 90, AİHM 2016 (özetler)).
49. Mahkeme dolayısıyla, somut olayın koşullarında, öte yandan cezanın verilmesinin bir parçası olan ihtilaf konusu ifadenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen ilkeye karşılık gelmemektedir.
50. Sonuç olarak, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksundur ve kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 25 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy