(AİHS m. 2, 3, 5, 13, 14, 18, 41) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (KURT - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Daire Kararı
(Başkan, E. Palm, Üyeler, W. Thomassen, L.F. Bravo, J. Casadevall, B. Zupancic, R. Maruste, F. Gölcüklü)
Başvuru No: 24490/94
Karar Tarihi: 22 Mayıs 2001
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Arif KÖKTAŞ, Yrd.Doç.Dr. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Başvuru sahibi, oğlu Ramazan ve kızı Cemile Şarlı'nın, Aralık 1993'te, güvenlik güçlerince evden alındıktan sonra kaybolduklarını iddia etmektedir. Hükümet ise, PKK'ya yardım ve yataklık yapan bu kişilerin, deşifre olmaları yüzünden PKK teröristleri tarafından götürüldüklerini ve daha sonra örgütten kaçmaya çalıştıkları sırada öldürüldüklerini ileri sürmektedir.
Başvuru sahibi Sözleşmenin 2, 3, 5, 13, 14, 18 ve eski 25. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurunun Komisyon tarafından kabul edilmesinden sonra Komisyon, oybirliği ile Sözleşmenin 2 ve 3. maddelerinin ihlalinin olmadığına, üçe karşı 22 oyla Sözleşmenin 5. maddesinin ihlalinin olmadığına, oybirliği ile Sözleşmenin 13. maddesinin ihlalinin olmadığına, oybirliği ile Sözleşmenin 14. maddesinin ihlalinin olmadığına, oybirliği ile devletin eski 25. maddedeki yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olduğuna karar vermiş ve dava Mahkemeye gönderilmiştir.
Mahkeme,
1. Oybirliği ile Sözleşmenin 5. maddesinin ihlalinin olmadığına,
2. Bire karşı altı oyla Sözleşmenin 13. maddesinin ihlaline,
3. Bire karşı altı oyla devletin eski 25. maddedeki yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olduğuna,
4. Bire karşı altı oyla davalı devletin başvuru sahibine üç ay içinde, ödeme sırasında TL'ye çevrilerek 5 bin İngiliz Sterlini ödemesine,
5. Bire karşı altı oyla davalı devletin başvuru sahibinin İngiltere'de belirttiği banka hesabına üç ay içinde, masraflar ve ücretler için 18 bin İngiliz Sterlini ve ödeme gününde İngiliz Sterlinine çevrilmek şartıyla 11,500 Fransız frangının KDV'de eklenerek ödemesine,
6. Bire karşı altı oyla ödemenin üç aydan sonra yapılması halinde yıllık yüzde 7.5 faiz uygulanmasına,
7. Oybirliği ile başvuru sahibinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, Reports of Judgments and Decisions 1996-IV, s.1214, 78.
Aksoy v. Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, Reports 1996-VI ss.2275-76, 51-52.
Yasa v. Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV s.2438, 100.
Aydın v. Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, Reports 1997-VI ss.1895-96, 103.
Kaya v. Türkiye kararı, 19 Şubat 1998, Reports 1998-1 ss.329-30, 106.
Kurt v. Türkiye kararı, 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III, s.140.
Ergi v. Türkiye kararı, 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV s.1784, 105.
Vidal v. Belçika, 22 Nisan 1992, Series A no 235-B, ss. 32-33, 33.
The Edwards v. İngiltere, 16 Aralık 1992, Series A no.235-B, 34.
Luca v. İtalya, 21 Şubat 2001, Series A no.261-C, 43.
The Saidi v. Fransa, 20 Eylül 1993, Series A no.261-C, 43.
The Stanford v. İngiltere, 23 Şubat 1994, Series A no.282-A, 24.
The Van Mechelen ve Diğerleri v. Hollanda, 23 Nisan 1997.
The Delta v. Fransa, 19 Aralık 1990, Series A no.191-A, s.15, 35.
The Isgro v. İtalya, 19 Şubat 1991, 31.
1- Madde 5- Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali iddiası
Başvuru sahibi, çocuklarının güvenlik güçlerince götürüldüklerini ve kaybolduklarına inandığını ancak, hükümetin bu iddiasına karşılık hızlı ve etkin bir soruşturma yürütmediğini bu nedenle Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Böyle bir olayda hızlı ve etkili bir soruşturmanın yürütülmesi yükümlülüğü, bu türden "kaybolma" uygulamalarının önüne geçilmesi için temel bir güvencedir. Bu yükümlülük, bu türden bir soruşturmanın sürdürülmesi ve kaybolan kişilere ne olduklarının ortaya çıkarılması ve başvurucunun sonuçlardan haberdar edilmesine kadar devam eder.
Hükümet, başvurucunun iddialarına karşı, kaybolmaların soruşturulması bağlamında, ilgililer tarafından gerekli olan tüm işlemlerin yürütüldüğünü ve hala da yürütülmekte olduğunu bu nedenle böyle bir iddianın temelsiz olduğunu ifade etmiştir.
Bu çerçevede Mahkeme, Komisyonun kabul ettiği. Ramazan ve Cemile Şarlı'ının güvenlik güçleri tarafından götürüldüklerinin ve yetkililerin sorumlu tutulabilecekleri bir gözaltının meydana geldiğini ispatlamanın çok güç olduğu gerçeğini kabul etmiştir.
Bu nedenle Mahkeme, bu davada, Sözleşmenin 5. maddesinin ihlalinin olmadığına hükmetmiştir.
2- Madde 13- Etkin başvuru yolunun yokluğu iddiası
Mahkemenin içtihat hukukuna göre, Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmede korunan hakların ihlali durumunda, bu ihlalin zararlarını ortadan kaldırmak için iç hukukta etkin başvuru yollarının olmasını zorunlu kılmaktadır. Sözleşmeye taraf devletler bu maddeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken uygun olan başvuru yollarını istedikleri biçimde belirleyebilirler. Bu maddedeki yükümlülüğün esası, Sözleşme dahilinde başvuru sahibinin şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişmekle birlikte, bu maddede belirtilen iç hukuk yolu uygulamada da "etkili" olmalı, özellikle, iç hukuk yollarının işlerliği, davalı devletin yetkililerinin icrai ve ihmali hareketleri ile gerekçesiz ve haksız bir şekilde engellenmemelidir.
Ayrıca, yine Mahkemeye göre, bir kişi tarafından, yetkililerin müdahalesi sonucu yakınlarının kaybolduğunun iddia edilmesi durumunda ya da yaşam hakkı gibi önemli bir temel hakkın risk altında olması durumunda, 13. madde, uygun durumlarda, tazminat ödenmesine ilaveten, yakınlarının soruşturma prosedürüne etkili bir şekilde katılmaları da dahil, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasına götüren etkili bir soruşturmanın varlığı gereklidir.
Davada, başvuru sahibi, çocuklarının gözaltına alındıktan sonra kayboldukları iddiasını olaydan kısa bir süre sonra Tatvan Cumhuriyet Savcısına iletmiştir. Olayın olduğu gece güvenlik güçleri köyün yakınında bir operasyon gerçekleştirilmektedir ve bölge jandarma yetkililerince PKK'ya yardım ve yataklık yapanlar olarak bilinen Ramazan ve Cemile Şarlı'yı götüren kişilerin kimlikleri tartışmaya açıktır. Bu nedenle, başvuru sahibi, yukarda açıklanan nedenlerden dolayı etkili başvuru yolunu kullanma hakkına sahiptir. Aynı şekilde, yetkililer, başvuru sahibinin çocuklarının kaybolması konusunda etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü altındadır.
Bununla beraber, Mahkemeye göre, Tatvan Cumhuriyet Savcısının olayı soruşturması, olayın olmasından on sekiz gün sonra 11 Ocak 1995'de yetkisizlik kararı vermesine kadar sürmüştür. Başvuru sahibi tarafından güvenilirliklerinin tartışmalı oldukları iddia edilen bazı ifadeler köylülerden jandarma tarafından alınmış olmasına rağmen, iki kişinin evlerden alınması olayının şahitleri olan Ahmet Şarlı ve Abdullah Miyas'ın ifadesi savcı tarafından alınmamıştır. Ayrıca, güvenlik güçlerinin olaydan sorumlu olduklarının iddia edilmesine karşılık, savcı tarafından hiç birisinin ifadesi alınmamıştır.
Soruşturmanın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine ve sonra Van Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmesinden sonra da bu anlamda herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir. Her ne kadar üç ayda bir, soruşturmaya ilişkin standart gelişme raporu gönderilmesi Tatvan Cumhuriyet Savcısı ve güvenlik güçlerinden işlenmişse de buna uyulmadığı görülmektedir. Hükümetin, güvenlik güçlerince yakalanan iki PKK eski üyesinden elde edilen bilgiye göre adı geçen kardeşlerin örgüt tarafından öldürüldüklerini ileri sürmesine rağmen bu bilgi, soruşturma ile görevli savcıya aktarılmamıştır.
Bu nedenle, Mahkeme tarafından, 2. madde uyarınca öngörülen soruşturma yükümlülüğünden daha geniş gerekleri olan 13. madde kapsamında etkili cezai soruşturmanın yapılmadığı değerlendirilmiştir. Başvuru sahibi, çocuklarının kaybolmaları konusunda etkili bir iç hukuk yoluna başvurma hakkından mahrum bırakılmış, bu yüzden tazminat talebinde bulunma da dahil mümkün olan diğer çarelerden yararlanamamıştır. Sonuç olarak, 13. maddenin ihlali söz konusudur.
3- Madde eski 25- Bireysel başvuru hakkının engellendiği iddiası
Başvuru sahibi, kendisinin davasını aldığı ve başvuruda yardımcı olduğundan dolayı avukatı Mahmut Sakar'a karşı yürütülen cezai soruşturmanın bireysel başvuru hakkına yapılan bir müdahale olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet bu iddiaya karşılık, adı geçen avukatın, davanın Komisyona iletilmesinde rol oynamasından dolayı değil Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesini ihlal etmesinden dolayı cezai soruşturmaya tabi olduğunu ifade etti. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine avukat aleyhine açılan davada, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna yapılan başvuru dilekçesinde, devletin bölünmez bütünlüğüne halel getirmeyi amaçlayan propaganda ifadelerinin olmadığı ve Mahkemenin bu konuda avukatı suçsuz bulduğu Hükümet tarafından ortaya konmuştur. Zaten, avukat, başvuru sahibinin Komisyon önünde yasal temsilcisi değil, sadece, onun dilekçesini alarak İngiltere'deki avukatlara iletmiştir.
Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, eski 25. madde tarafından (yeni 34. madde) öngörülen bireysel başvuru hakkı sisteminin etkili olarak işlemesi çok önemlidir. Başvuru sahipleri ya da potansiyel başvuru sahipleri, şikayetlerini geri alma ya da değiştirmeleri için yetkililerden hiçbir şekilde baskıya maruz kalmadan, Sözleşmenin öngördüğü organlar ile serbestçe haberleşebilmelidirler. Bu çerçevede, "baskı" sadece doğrudan olanları değil, başvuru sahiplerinin Sözleşmede öngörülen yolları kullanmaktan vazgeçirmeyi amaçlayan her türlü dolaylı tasarrufları da içerir. Başvuru sahibinin avukatının hazırladığı başvuru dilekçesinin içeriğine yönelik bir cezai kovuşturma tehdidi bireysel başvuru hakkına yapılan bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.
Bu davada, İnsan Hakları Derneğinin Diyarbakır şubesi için faaliyet gösteren avukat Mahmut Sakar, başvuru sahibi eşi Ahmet Şarlı için (onun ölümü üzerine eşi tarafından başvuru sürdürülmüştür) Sözleşme çerçevesinde şikayetlerini ortaya koyan bir dilekçe hazırlamıştır. Avukata karşı, diğerleri yanında, Devleti küçük düşürme ve PKK lehine propaganda yapma amacıyla başvuru hazırladığı gerekçeleriyle Kasım 1995'de soruşturma açılmıştır. Bu nedenle, avukata karşı yürütülen cezai soruşturmanın Komisyona yapılan başvuru ile ilgili olmadığı şeklindeki Hükümetin savunmasına Mahkeme katılmamıştır. Bu çerçevede, Sözleşmenin eski 25. maddesinin ihlali söz konusudur.
4- Madde 41'in uygulanması
a) Zarar
Davada, Mahkeme, 13. madde ile eski 25. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvuru sahibinin maruz kaldığı, kısmen, çocuklarının kaybolmaları konusunda etkili bir iç hukuk yolunun olmamasından kaynaklanan acı ve ızdırabın manevi tazminata hükmedilmesini gerekli kıldığı, sadece ihlallerin tespit edilmesinin bu zararı karşılayamayacağına karar verilmiştir. Bu çerçevede, ödeme zamanındaki kur karşılığı olarak TL'ye çevrilmek üzere başvuru sahibine 5 bin İngiliz Sterlini ödenmesine hükmedilmiştir.
b) Ücretler ve Masraflar
Mahkeme, Ayrıca, devletin başvuru sahibinin İngiltere'de belirttiği banka hesabına üç ay içinde, masraflar ve ücretler için 18 bin İngiliz Sterlini ve ödeme gününde İngiliz Sterlinine çevrilmek şartıyla 11,500 Fransız frangının KDV'de eklenerek ödemesine, ödemenin üç aydan sonra yapılması halinde yıllık yüzde 7.5 faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
Yargıç Gölcüklü, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali olduğunu ve Devletin eski 25. maddede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olduğunu kabul eden çoğunluk kararına muhalefet etmiştir.
Olay, başvuru sahibinin çocuklarının silahlı altı kişi tarafından kaçırılması ve sonra ortadan kaybolmaları ile ilgilidir. Devlet, o kişilerin PKK teröristleri tarafından kaçırılarak öldürüldüklerini ileri sürmüş, başvuru sahibi ise güvenlik güçlerini sorumlu tutmuştur. Bu durumda, söz konusu olay şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispatlanmış veya aydınlatılmış olmamakla beraber Mahkemeye göre Devletin iddiası daha güçlüdür.
Öte yandan, Devlet, suçluların bulunmaları ve adalet önüne çıkarılmaları konusunda etkili bir soruşturma yapmamakla suçlanmaktadır. Oysa, davalı devlet, dava dosyasının iyi niyetle incelenmesi durumunda görüleceği üzere, elinden gelen bütün yetkileri ve imkanları kullanmıştır, özellikle, terörist örgütlerin yer altı üyeleri ile muhatap olurken etkili bir soruşturma yürütmenin ne kadar güç olduğu kabul edilmelidir. Avrupa Konseyi üyesi devletlerin bir çoğu bu gerçeklerle karşı karşıya kalmış ve bazıları hala da kalmaktadır. Ayrıca, Mahkemenin yerleşmiş içtihat hukukuna göre, olaya ilişkin delillerin değerlendirilmesi görevi ulusal mahkemelere aittir. Mahkemenin görevi, yargılama prosedürünün bir bütün olarak adil olarak yapılıp yapılmadığını ortaya koymaktır.
Mahkemenin, davalı Devleti, iki önemli görgü tanığını dinlememesinden dolayı eleştirmesi de yersizdir. Çünkü, bu kişilerden biri kaybolanların babası olduğundan, vereceği bilgilerin güvenilirliği tartışmalıdır. Diğer görgü tanığının dinlenilmemesinin çok önemli bir eksiklik olacağı yönünde de Mahkemenin herhangi bir değerlendirmesi yoktur. Kaldı ki, o kişiyi Komisyon dinlemiş ve onun olaya ilişkin herhangi bir ayrıntı veremediğini tespit etmiştir.
Son olarak, olaya ilişkin soruşturma iç hukukta henüz sonuçlanmamıştır. Netice olarak, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
Başvuru sahibinin avukatı, Komisyona yapılan başvuru nedeniyle kovuşturmaya tabi tutulmamıştır. Dahası yargılama sonucunda serbest kalmıştır. Bu nedenle onun olayı mevcut olaydan oldukça ayrıdır.
Sonuç olarak, Sözleşmenin ihlali söz konusu olmadığına göre, Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması söz konusu değildir.
Yorum
Olayda, ulusal makamların yaptıkları incelemeler Mahkeme tarafından yeterli bulunmamıştır. Aslında, olayın aydınlığa kavuşturulmasındaki güçlükler ortadadır. Ancak, adli birimlerin olaya hassasiyetle yaklaşmadıkları şeklinde algılanabilecek bazı tutumları kararın Türkiye aleyhine sonuçlanmasına yol açmıştır. Adli makamlar, yapılan her türlü şikayet ve başvuruyu usulüne uygun olarak takip etmek ve makul süre içinde sonuçlandırmak zorundadır. Soruşturma ya da kovuşturmanın savsaklandığı izlenimine yol açan uygulamalar, Mahkeme önünde, Türkiye aleyhine bir değerlendirmeye yol açmaktadır. Sözleşmede korunan hakların ihlali iddiası ortaya çıktığında, özellikle, 13. madde uyarınca, zarar görenler, iç hukukta etkili başvuru yollarından yararlanma hakkına sahiptir. Türkiye, İnsan Hakları ihlallerine karşı duyarlı olduğunu göstermek için, öncelikli olarak ihlalde bulunan kamu görevlilerine karşı iç hukukta zaten var olan yaptırımları uygulamak zorundadır. Aksi takdirde. Mahkemenin bu türden aleyhte kararlar vermeye devam etmesi kaçınılmazdır.
Aynı şekilde, AİHS eski 25. yeni 34. madde çerçevesinde bireysel başvuru hakkını kullanarak olayı AİHM'ne götüren kişilere bu haklarını kullanmalarından dolayı cezai tedbirler uygulandığı anlamına gelen hal, hareket ve uygulamalardan kaçınılarak, ülkede, kişilerin kendilerine tanınan bir hakkı kullandıkları bilinci yerleştirilmelidir.
Ayrıca Tanlı v Türkiye kararının yorumuna bakınız.
Full & Egal Universal Law Academy