(AİHS m. 8, 10, 14, 17, II NOLU PROTOKOL) (SUNDAY TIMES - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MALONE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (JERSILD - DANİMARKA DAVASI) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (PECK - BİLEŞİK KRALLIK DAVASI) (X VE Y - HOLLANDA DAVASI)
Başkan: C.L.Rozakis, Üyeler:P.Lorenzen,G.Bonello, N.Vajic,S.Botoucharova, V.Zagrebelsky ve E.Steiner
Başvuru No:25337/94
PROSEDÜR
1. Dava, İtalyan vatandaşı Bay Benedetto Craxi'nin, 16 Haziran 1994 tarihinde, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme ("Sözleşme")'nin eski 25. maddesi çerçevesinde, İtalya'ya karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı 25337/94 no'lu başvuru ile başlamıştır.
2. Başvuru sahibi, Mahkeme'de Milan Barosuna kayıtlı olarak çalışan vekilleri Bay G.Guiso ve Bay A.Lo Giudice tarafından temsil edilmiştir. İtalyan Hükümetini de Bay U.Leanza ve yardımcısı F.Crisafulli temsil etmişlerdir.
3. Başvuru sahibi, özellikle, özel ve kişisel nitelikli telefon görüşmelerinin kamu alanına yansıtılması fiilinin Sözleşme'nin 8., 14. ve 17. maddelerini ihlal edecek boyutta olduğunu iddia etmiştir.
4.Başvuru, Mahkemeye, Sözleşme'nin 11. Protokolünün yürürlüğe girdiği, 1 Kasım 1998 tarihinde iletilmiştir.
7. Başvuru sahibi 19 Ocak 2000 tarihinde vefat etmiştir. Eşi Anna Maria Moncini Craxi, kızı Stefania ve oğlu Vittorio, Mahkemeye davaya devam edilmesi yönündeki isteklerini iletmişlerdir. Mahkeme, 7 Aralık 2000 tarihli kararında, ilgililerin yargılamanın devamını talep etme konusunda hakları olduğunu belirlemiştir.
8. Mahkeme, taraflara danışarak, yargılamanın yazılı yapılmasını kararlaştırmıştır(Mahkeme Tüzüğü, 59.madde).
9. 1 Kasım 2001 tarihi itibariyle Mahkemenin yeniden yapılanması sonucu (Mahkeme Tüzüğü, 25.madde) başvuru, 1. Daireye havale edilmiştir ( 52.madde).
OLAYLAR
10. Başvuru sahibi, 1934 doğumlu bir İtalyan vatandaşıdır. 1976-1983 yılları arasında İtalyan Sosyalist Partisinin (PSİ) Genel Sekreterliğini yapmış ve 1983-1987 arasında İtalya'nın Başbakanlığını yürütmüştür. Kendi ifadesine göre Nisan 1994'ten beri, Hükümete göre Mayıs 1994'ten beri Tunus'un Hammamet şehrinde yaşamaktadır.
A.Olayın Gelişimi
11. Başvuruya konu olan yargılama, Milan Savcılığı tarafından yürütülen ve "Temiz Eller Operasyonu"(mani pulite) olarak adlandırılan soruşturmalar ve bunlara ilişkin yargılamaların bir kısmıyla ilgilidir.
12. 1993 yılı Ocak ve Ekim ayları arasında Milan Savcılığı, başvuru sahibi hakkında, özellikle rüşvet, kamu görevlisince gayri meşru para alınması, yasadışı kazancın gizlenmesi ile partilere mali destek hakkındaki yasalara muhalefet gibi suçlardan 26 ayrı soruşturma (avvisi di garanzia) yapmıştır.
13. 10 Mayıs ve 10 Eylül 1993 ve 7 Mayıs 1994 tarihlerinde Roma Savcısı da başvuru sahibi hakkında, kamu görevlisinin gayri meşru para alması, partilere mali destek hakkındaki yasalara muhalefet, rüşvet ve kamu makamının gayri meşru işlerde kullanılması suçlarından soruşturma başlatmıştır.
14. Başvuru sahibi, diğer politik şahsiyetler, iş dünyasından ve kamu kurumlarından ünlü kişiler hakkındaki bu soruşturmalar medyada geniş şekilde yer almıştır.
B.Telefon Dinlenmesi Olayı
1.Metropolitana Milanese Davası ve telefon dinleme emri
15. Metropolitana Milanese davası, 1983 ve 1992 yılları arasında bazı partilerin başkanlarına yüksek miktarlarda ödemelerin yapılması ve Metropolitana Milanese adlı şirket yöneticilerine, bazı ihalelerin Milan yer altı sistemiyle bağlantılı belirli kişilere verilmesi için baskı uygulamasına ilişkin, başvuru sahibine karşı açılmış davalardan biridir.
16. 3 Haziran 1994 tarihinde soruşturma hakimi, başvuru sahibi ve 29 yandaşı hakkında Milan Bölge Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuru sahibi, özellikle rüşvet ve sözleşme hürriyetine müdahale suçları ile itham edilmiştir.
17. Davanın ilk duruşması 20 Eylül 1994 tarihinde yapılmış, başvuru sahibi duruşmada bulunmadığından Bölge Mahkemesi onu 'namevcut'(contumace) olarak kayda geçirmiştir.
18. 7 Temmuz 1995 tarihinde Milan Bölge Mahkemesi, başvuru sahibi hakkında tutuklama emri vermiştir. Başvuru sahibinin avukatları müvekkillerinin kararı basından öğrendiğini belirterek, kararın bir örneğini istemişlerdir. 20 Temmuz 1995 tarihinde Milan Bölge Mahkemesi başvuru sahibinin haksız yere kanunun ve mahkemenin emrine uymayan bir kişi -kaçak-(latitante) ilan etmiştir.
19. Karara karşı başvuru sahibinin yaptığı itiraz reddedilmiştir. Bu arada başka bazı kararlar da verilmiş ama başvuru sahibi İtalya'da bulunmadığı için infaz yerine getirilememiştir. Diğer bazı yargılamaların sonucunda da başvuru sahibi hapse mahkum edilmiştir. Bunun sonucunda Bölge Mahkemesinin görüşü de 'mahkumun uzun süre yurtdışında kalması, kendisi hakkında verilen kararların infazından kaçma amaçlıdır' şeklinde oluşmuştur.
20. 17 ve 19 Temmuz 1995 tarihinde Savcı, başvuru sahibinin Hammamet ve İtalya arasındaki telefon görüşmelerinin dinlenmesi için izin istemiştir.
21. 21 Temmuz 1995 tarihli kararıyla Milan Bölge Mahkemesi, başvuru sahibinin yakalanmasının sağlanabilmesi için telefon dinlenmesine izin vermiştir. Mahkeme, dinleme işleminin yasalara uygun olduğunu, ayrıca kaçabilmeyi sağlayan ulusal ve uluslararası bağlantılarının çözülebilmesi açısından gerekli olduğunu kararında belirtmiştir. Dinleme İtalyan polisinin ilgili birimince hukuka uygun olarak yapılmıştır.
22. Savcı ayrıca, bazı iftira davaları için de telefon dinleme izni istemiş ve Mahkeme de suçun ve suç ortaklarının tespit edilebilmesi için dinlemeye izni vermiştir. Dinlemeler 3 Ekim 1995 tarihinde sona ermiştir.
2.Bay Paolo Ielo tarafından dava duruşması sırasında yapılan konuşma
23. Metropolitana Milanese davasının 29 Eylül 1995 tarihli duruşmasında, Savcı Bay Ielo savcılık kaleminde kayıt edilmiş olan telefon görüşmelerinin çözümlerinin mahkemede delil olarak kullanılmasını istediğini söyleyerek bunları mahkemeye sunmuştur. Savcı bu dinleme çözümlemeleri ile şunların ispatını amaçladığını belirtmiştir: a) Başvuru sahibi Hammamet'i terk edip İtalya'ya gelebilecek durumdadır. b) Başvuru sahibi Milan Bölge Mahkemesi Hakimine ve bir İtalyan partisine karşı çok ciddi bir basın kampanyasını başlatmaya uğraşmaktadır.
c) Başvuru sahibi, belli politikacılar ve hakimler hakkında, onlara iftira atabilmek amacıyla bilgiler toplamaktadır. d) Başvuru sahibi kendisi hakkında takibat yürüten hakim ve savcılara yönelik çok büyük bir öfke içindedir. Savcı, bu hareketlerin işini iyi yapan herkese düşmanlık besleyen 'tescilli bir suçlu'(criminale matricolato)'yu betimlediğini savunmuş ayrıca telefon çözümlemelerinin Mahkemenin ve savunmanın emrinde olduğunu belirmiştir.
24. 29 Eylül 1995 yılında Bay Ielo konuşmasında yukarıdaki savlarını desteklemek üzere bazı telefon konuşması metinlerini de mahkeme önünde okumuştur.
25. Başvuru sahibi avukatları, mahkemeden telefon dinleme izni dahil tüm dokümanların bir nüshasını alma izni istemişler ve yorumlarını o zaman yapacaklarını belirtmişlerdir.
26. Bölge Hakimi duruşmayı ve hangi konuşmaların delil sayılacağının değerlendirilmesini 19 Ekim 1995 tarihli duruşmaya bırakmıştır. Ayrıca başvuru sahibinin avukatlarına da evrakı alabilme izni vermiştir.
27. Buna göre avukatlar 2 ve 9 Ekim 1995 tarihinde kayıtları edinmişler ve içeriğin kanıt olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunmuşlardır. Onlara göre kayıtlar kanuna aykırıdır. Çünkü, hangi telefon görüşmelerinin mahkemede kullanılabileceğinin kapalı bir oturumda değerlendirilmesi gerekirken, İtalyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa (CCP) (md.268) aykırı olarak, metinler doğrudan halka açık duruşmada okunmuştur ve izin süresinden fazla sürede dinleme yapılmıştı.
3.Dinlenen telefon görüşmesi metinlerinin basına yayılması
28. Dinlenen telefon konuşmalarının metinleri ve konuşanların isimleri basına yansımıştır.
29. L'Unita Gazetesi 30 Eylül 1995 günü bu telefon konuşmalarını yayınlayarak ve bunlara dayanarak, 'Di Pietro'ya karşı Dosyalama ve Komplolar' başlıklı makalede başvuru sahibinin, bazı kişilerin yardımıyla Temiz Eller savcılarından Di Pietro'ya iftira kampanyası hazırladığını iddia etmiştir.
30. Aynı gazete 3 gün boyunca telefon çözümlemelerini yayınlamıştır. Yayınlarda, konuşanların isimleri de açıklanmıştır.
31. Il Giorno Gazetesi de 30 Eylül 1995 tarihinde bazı telefon görüşmelerini ve isimleri içeren haberler yapmıştır.
32. La Repubblica Gazetesi de aynı tarihlerde benzer telefon görüşmelerinin çözümlemelerini açıklıyor ve konuyla ilgili makaleler yayınlıyordu.
33. La Repubblica, ayrıca başvuru sahibinin eşi Anna Craxi ile Veronica Berlusconi arasında yapılan özel bir telefon görüşmesini yayınlamıştır. Bu ve buna benzer yayınlanmış bazı görüşmelerin içeriğinde tamamen özel hayata ilişkin konuşmalar geçmektedir.
36. Il Coriere della Sera, 1 Ekim 1995 tarihinde Salvatore Lo Guidice ile başvuru sahibinin telefon görüşmesini yayınlamıştır.
37. Basında tartışmalar sırasında, zaman zaman başvuru sahibinin cevapları da yayınlanmıştır. Bir mülakatta başvuru sahibi, Bay Paolo Ielo'nun mahkemede yaptığı konuşmayı eleştirirken, onun 'tescilli bir yalancı'(bugiardo matricolato) olduğunu ve 'Stalinist' bir dil kullandığını ifade etmiştir.
38. İzleyen günlerde La Repubblica, L'Unita, Il Corriere della Sera gazeteleri, başvuru sahibinin bazı politik rakiplerine ve kendisi hakkında dava yürüten hakim ve savcılara karşı bağlantılarını kullanarak iftira ve karalama kampanyası yürüttüğüne, Forza İtalia adlı siyasi çizgi üzerinde derin tesirleri olduğuna ilişkin pek çok makale, röportaj yayınlanmış, bunlarda da telefon çözümlemeleri sık sık kullanılmıştır.
39. Bay Paolo Ielo da, basına, bu konular hakkında çeşitli mülakatlar vermiştir. Defalarca, mahkemenin hükümlerinden haksız bir surette kaçan sanığın telefonlarının dinlenmesini sağlamanın yasal görevi olduğunu, bu telefon görüşmelerinde suç unsuru tespit edilmemiş olsaydı bile, dinlemelerin sanığın kişiliğinin tanınmasını sağlayarak, mahkemeye cezanın miktarının daha doğru bir şekilde tespitinde faydalı olacağını savunmuştur.
4.Telefon dinlemelerin hukukiliği konusundaki mütalaalar
40. 19 Ekim 1995 tarihli duruşmada Milan Bölge Mahkemesi, yetkili yargı makamı bunların kabul edilebilir olup olmadığı hakkında hükmünü vermeden önce, bu kayıtların, kimin tarafından basına verildiğini taraflardan sormuştur. Savcı Bay Ielo, 29 Eylül 1995 tarihli duruşmadan hemen sonra, telefon kayıtlarının başvuru sahibinin avukatı Bay Guiso'ya verildiğini ve bunların ancak pazartesi günü geri alındığını, bu süre içinde yayınların zaten yapılmış olduğunu belirtmiştir. Bay Guiso, kendisine verilen dosyaları kesinlikle gizli tuttuğunu, zira müvekkilinin menfaatinin ve saygınlığının bu içerik tarafından ihlal edileceğini düşündüğünü belirterek, basına sızdırma işinin kendilerince yapılmadığı konusunda mahkemeyi temin etmiştir.
C. Metropolitana Milanese Davasında Başvuru Sahibinin Mahkumiyeti
42. 16 Nisan 1996 tarihli duruşmada Milan Bölge Mahkemesi, başvuru sahibini 8 yıl 3 ay hapis ve 150 milyon İtalyan Lireti para cezasına çarptırmıştır. Karar 5 Haziran 1997 tarihinde bir üst mahkemece de onanmıştır. Ancak onama kararı Temyiz mahkemesince bozularak Milan Temyiz Mahkemesince yeniden ele alınmıştır. Mahkeme, 24 Temmuz 1998 tarihli kararıyla, cezayı 4 yıl 6 aya indirmiş ve karar 20 Nisan 1999 tarihinde kesinleşmiştir.
II.İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A.İlgili belge ve evrakın yargılama nedeniyle teslimi ve bunların Savcının dosyasına girdikten sonra ilgililere açılması
44. CCP md.430 Savcıya, dava için faydalı olacağını öngördüğü her türlü dosya ve belgeyi edinme hakkı vermektedir. Bu belgeler, hemen Savcının kalem kaydına işlenir ve sanığın avukatları ile sivil taraflar (müdahiller) bu dokümanların bir kopyasını edinebilirler.
Aynı Kanunun 268. maddesi Savcının dinlediği telefon görüşmelerini kalemine kaydedeceğini, savunma ve müdahillerin bunları edinebileceğini de belirtmektedir.
B.Doküman ve resmi yazışmaları yayınlama yasağı
45. CCP md.114 gizlilik kuralının uygulandığı tüm doküman ve resmi yazışmanın yayınlanmasını yasaklamaktadır. CCP md.329'a göre gizlilik kuralı soruşturmalar sırasında savcının ve polisin yaptığı her türlü yazışma ve dokümanı kapsamaktadır. İlk soruşturma bittiğinde uygulaması durur. Ancak eğer dava açılırsa, dava açıldıktan itibaren temyiz hükmünün verilmesine kadar Savcının kalem kaydına girmiş tüm belge ve yazışmaları kapsar (bkz.CCP md 114/3). Gizlilik kuralının uygulanmadığı yazışma ve belgeler her zaman yayınlanabilir (bkz.CCP md.114/7).
C.Telefon dinleme sırasında elde edilen materyalin seçilmesine ilişkin kurallar
46. CCP md.286'ya göre taraflar veya vekillerine uygun bir süre verilerek dinlenen telefonların içeriğini incelemeleri sağlanır. Bu sürenin dolmasından sonra hakim kullanılamayacak materyallerin dosyadan çıkarılmasına karar verebilir. Bu karar sırasında savcı ve tarafların avukatları da bulunabilir ve işlemden en az 24 saat önce savcı ve taraflar işlemden haberdar edilir.
CCP md.271 hükmüne göre 267 ve 268. madde hükümlerine aykırı olarak yapılan dinlemeler hukuka aykırı kabul edilir, bunlardan elde edilen kayıt ve metinler de yargılamada kullanılamaz.
CCP md. 295'e göre hakim ya da savcı, mahkeme yargılamasından bilerek kaçınan birisi hakkında araştırmalar yapmak için telefon dinleme emri verebilir. Bu durumlarda md.268 hükmü 'mümkün olan durumlarda' uygulanır.(ove possibile)
HUKUKİ BOYUT
1. DAVANIN ÇERÇEVESİ
47. Başvuru sahibi, Mahkemenin kabul edilebilirlik kararının ardından, telefon dinlemelerinin hukuka aykırılığı konusundaki değerlendirmeler hakkında iddialarda bulunmuştur.
48. Mahkeme, 7 Aralık 2000 tarihli kararında, başvuru sahibinin telefon dinlemelerinin içeriğinin kamuya sızması konusundaki başvurusunu kabul edilebilir bulduğunu, bununla birlikte, arasında bahse konu telefon dinlemelerinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiaların da bulunduğu diğer bir kısım iddialarını ise kabul edilemez bulduğunu yeniden vurgulamıştır. Buna göre davanın çerçevesi kabul edilebilir bulunan başvuru konusu ile sınırlıdır.(Lamana v.Avusturya ,no28923/95, Pr.23, 10 Temmuz 2001)
II. SÖZLEŞMENİN 8.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
49. Başvuru sahibi, dinlenen telefon konuşmalarının kamuya yayılmasından ve içeriklerinin basında yer almasından şikayetçi olmuştur. Özellikle de davayla bağıntılı olmayan pek çok materyalin, Savcı tarafından tespit edilerek kaleme kaydının yapılmasının Sözleşmenin 8. maddesine aykırı oluğunu belirtmiştir (burada savcı, şahit olduğu davayla ilgisi olmayan konuları kalem kaydına sokmayarak dava dışı tutmalıydı. ç.n.). 8. maddenin metni aşağıdaki gibidir:
"1.Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2.Bu hakkın kullanılmasına, bir kamu makamının müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın, ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla, demokratik toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir."
1. Tarafların İddiaları
(a) Başvuru Sahibi
50. Başvuru sahibi, öncelikle, metinlerin 29 Eylül 1995 tarihinde, hiçbir sınırlama konulmadan, açık bir yargılama sırasında ilk defa ortaya konulmasını eleştirmiştir. Konuşmaların pek çoğunun içeriğinin davayla ilgisi olmadığını, bu hareketin de kendisi ile konuşma yapmış olanların kamuoyundaki saygınlıklarını sarsmak amacıyla yapıldığını iddia etmiştir. Ayrıca Bay Ielo'nun bazı konuşmalarının kendisi ve bazı dostları hakkında onur kırıcı boyutta ulaştığını ifade etmiştir. Bunun yanında yargılama sürecinde kanunların uygulanmasına (özellikle CCP md.268) riayet edilmediğini belirterek, bu kapsamda savcının konuşma metinlerini kamuoyu önünde okumadan önce bunların içeriğinden hakimleri ve savunmayı haberdar etmesi gerektiğini, hatta dava ile ilgisiz olan kayıtların ayıklanabilmesi için gizli bir oturum yapılması gerektiğini savunmuştur.
51. Başvuru sahibi, basındaki bilginin kaynağının sadece halka açık yapılan duruşma olmadığını, büyük ihtimalle savcının kaleminde kaydedilmiş olan dokümanların doğrudan basına sızdırıldığını belirtmiştir. Başvuru sahibine göre, bu noktada savcının ayrı bir hatası, dava içeriği ile ilgili olmayan pek çok konuşmanın da kaleme-davaya ilişkin bir delil gibi- kaydedilmiş olmasıdır ki böyle bir harekete İtalyan hukukunda hiçbir hükmün izin vermeyeceği vurgulanmalıdır.
52. Başvuru sahibi ayrıca Temiz Eller (mani pulite) kampanyasının politik bir amaçla yapıldığını, basının yeterince ilgisini çekebilmek için gizlilik kurallarının bilerek ihlal edildiğini öne sürerek, bu noktada İtalyan kamu makamlarının da Sözleşmenin 8. maddesinin onlara yüklediği pozitif yükümlülüğü ifada yetersiz kaldığını belirtmiştir.
(b) Hükümet
53. Hükümet, öncelikle telefon görüşmelerinin duruşmada okunmasının duruşmaların ve tasnif dışı yargılama dokümanlarının halka açık olması konusundaki yasal düzenlemelere uygun olduğunu belirtmiştir. Savcılık, davayla ilgili gördüğü dokümanları duruşmada okumakla, avukatlarının o anda cevap verebilmeleri için uygun ortamı yaratmıştır.
54. Dava ile çok yakın ilgili görmediği dokümanları da savcı kaleme kaydetmiş ve tarafların avukatlarına da bunları vererek kayıtları lehlerine kullanma olanağı yaratmıştır. İşte bu noktadan sonradır ki gizlilik kalkacaktır ve devlet organlarının da bunların basına sızdırılması konusunda sorumluluğu olamaz. Zira taraflardan her hangi birisi de bunları sızdırmış olabilir. Nitekim taraflara açılmadan önce savcılık kaleminde bu dokümanların hiç birisi basına sızmamıştır. Ancak duruşmadan ve taraflara açıldıktan sonra metinler basına yansımıştır.
55. Savcının davayla ilişkisi olmayan dokümanları da kayda aldığı konusundaki iddiaya gelince, İtalyan hukukuna göre ilgili olmayan dokümanların ayrılması hakimin yetkisindedir ve savcının bu konuda yetkisi yoktur. Yine Hükümet, savcının tüm dokümanları kayda geçirerek başvuru sahibinin kendi hakkındaki tüm suçlama ve şüphe sebeplerine vakıf olmasını sağladığını belirtmektedir.
56. Son olarak, telefon görüşmelerinin yayınlanması ile basın organları Sözleşmenin 10. maddesinin teminat altına aldığı haklarını kullanmaktadırlar. Basın özgürlüğünün de başkalarının küçük düşürülmemesi gibi sınırları vardır ancak olayda, saygınlıklarının zedelenebileceği belirtilen adı geçen kişilerce, İtalyan yargılama makamları önüne getirilmiş hiçbir tazminat davası vb. bulunmamaktadır. Bu durum bir saygınlık zedelenmesinin yaşanmamış olduğuna kanıt olmalıdır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
57. Mahkeme, telefon konuşmalarının, Sözleşmenin 8. maddesi içeriğindeki 'özel hayat' ve 'haberleşme' kavramlarından olduğunu hatırlatır (bkz.Malone v. Birleşik Krallık, Kruslin v. Fransa ve Huvig v. Fransa vb.). Buna göre, 29 Eylül 1995 tarihli duruşmada telefon görüşmelerinin kamuya yansıtılması, Sözleşmenin 8. maddesinde koruma altına alınan bir hakka müdahale niteliğini taşımaktadır. Hükümetin de bu konuda bir itirazı yoktur.
58. Böyle bir müdahale, aynı maddenin 2. paragrafındaki hukuksal amaçların bir ya da bir kaçını taşımıyor ise, 'yasal bir hükme dayanmıyor ise' veya 'demokratik toplumun gerektirdiği' ile orantılı değil ise 8.madde hükmüne aykırı sayılacaktır (bkz. Petra v. Romanya, 23 Eylül 1998, Reports 1998-IIV,s.2853,p.36).
59. Mahkeme, müdahalenin Sözleşmeye aykırı olup olmadığını, telefon konuşmalarının bölümlerinin basın tarafından yayınlanması ve bazı bölümlerinin içeriğinin yargılama sırasında açıkça okunması yönlerinden ayrı ayrı inceleyecektir.
(a)Başvuru sahibinin yaptığı telefon görüşmelerinden bazı pasajların basın tarafından yayınlanması
60. Mahkeme, başvuru sahibinin 29 Eylül 1995 tarihli duruşmadan hemen sonra basının Hammamet'te yaptığı telefon görüşmelerinden dinlenmiş olan kısımları yayınladığını özellikle eleştirdiğini belirtir.
61. Mahkeme, Hükümet tarafından atıf yapılan CCP md.114 hükmünce, söz konusu yayının İtalyan hukuk sisteminde uygun olduğunu gözlemlemiştir. Burada müdahalenin 'hukuka uygun olup olmadığı'nın ya da 'hukuksal amaçlar' olup olmadığının tartışılması yerine gereklere uyulup uyulmadığı incelenecektir.
62. Mahkeme, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel taşlarından olduğunu ve bu açıdan basına sağlanan serbestilerin de önemli olduğunu vurgular (bkz. Jersid v. Danimarka, s.23, par.31).
63. Konu devam eden yargılama faaliyetleri olduğunda da genel kanı, mahkemelerin bir vakum ortamında çalışamayacağıdır. Mahkemeler, bir kişinin suçlu ya da masum olup olmadığının tespit edildiği yerler olsa da bu, cezai yargılamalara ilişkin tartışmaların basında yapılamayacağı anlamına gelmemelidir (bkz.mutatis mutandis, Sunday Times v. Birleşik Krallık, s.40, par.65).
64. Yayınlama ve yorum faaliyetleri, yargılamanın halka açık olması yönündeki Sözleşmenin 6. maddesi ile de tamamen uyum içindedir. Sadece medyanın değil halkın da bu tür bilgileri öğrenme hakkı vardır (bkz. Worm v. Avusturya, par.50). Özellikle bu davadaki gibi bir politikacı, eski başbakan söz konusu olduğunda, bu kural daha geniş uygulanır, zira bu kişiler kamu ve basının yakın ilgisine bilerek ve isteyerek kişisel hayat alanlarını açmışlardır (bkz.Lingens v. Avusturya, s.26, par.42).
65. Ancak kamuya mal olmuş şahsiyetler de diğer vatandaşların yararlandığı korumalardan aynen yararlanırlar. Bu açıdan, kamu ilgisi yalnızca iddia edilen konuları kapsamalıdır ve basın da bilerek ya da bilmeyerek iftira, önyargı içerici nitelikteki yayınlardan kaçınmalı ve suçlanan kişinin özel hayatına ve haberleşmesine haksız müdahalede bulunmamalıdır (bkz.mutatis mutandis, Worm v. Avusturya).
66. Mahkeme, olayda basında yer almış konuşmalardan bazılarının ciddi anlamda özel nitelikli-özel hayata ilişkin- olduğunu gözlemlemiştir.
67. Mahkemenin görüşüne göre, yayınlanan metinler basına olan sosyal ihtiyaçla bağdaşmamaktadır. Buna göre 8. maddeye aykırılık, hukuka uygun amaçlarla açıklanamaz, dolayısıyla demokratik toplum düzeninde gerekli olan bir şey de değildir.
68. Bu durumda, şikayetçi olunan konunun Devlete atfedilebilmesi ve İtalya'nın sözleşmenin organları karşısında sorumlu olması konusu incelenmelidir.
69. Belirtmek gerekir ki; bu konuda yayın yapan gazetelerin hiçbiri kamu makamlarının kontrolü altında değildir.
70. Yayınlanan görüşmelerin büyük bir kısmı, Mahkemede okunanların dışındaki kayıtlardır. Buradan, basının bilgi kaynağının savcılık kaleminde kayıtlı olan tutanaklar olduğu anlaşılmaktadır.
71. Mahkeme, başvuru sahibinin, kayıtları basına Savcının sızdırdığına ilişkin iddialarını kabul edilebilir bulmamaktadır. İtalyan mevzuatına göre savcılık kalemindeki kayıtların kamuya açık olmadığı, sadece taraflara ve temsilcilerine açık olduğu da açıktır.
72. Bu durumda, Mahkeme metinlerin basına yayılmasının savcının doğrudan bir fiili olmadığı, durumun ya savcılıkta görevli memurların bir yanlış tutumu ya da taraflar ya da vekillerinin ifşası sonucu oluştuğu kanısına varmıştır.
73. Bununla birlikte, Sözleşmenin 8. maddesinin ana gayesi, kamu makamlarının rasgele kişisel özgürlük alanına müdahalesini önlemek ise de devlet sadece müdahale etmekten kaçınarak yerine getirdiği bir negatif yükümle bu maddenin amacına uygun hareket etmiş sayılmaz. Madde devlet organlarına özel hayata saygının korunması adına pozitif yükümlülükler de getirir (bkz.Botta v. İtalya, s.422,par.58). Bu bağlamda Mahkeme, başvuru sahibinin özel hayatının dokunulmazlığına ilişkin etkin önlemlerin, devletçe alınıp alınmadığını irdeleyecektir (Guerra ve Diğerleri v. İtalya, s.227, par.58)
74. Mahkeme, bu bağlamda etkin korumaya uygun önlemlerin alınması gerektiğini düşünmektedir (Z. v. Finlandiya, s.347, par.95). Dahası böyle bir müdahale ortaya çıktığında devletin görevi, bu müdahalenin nedenini etkin bir şekilde araştırıp, durumu düzeltebilmek için mümkün her türlü tedbiri almaktır.
75. Somut olayda, Mahkeme, özel hayata giren konuların Sözleşmenin 8. maddesini ihlal edecek şekilde kamuya açıldığını belirlemiştir (bkz. yukarı par. 67). Bunun yanında, özel hayatın gizliliği kapsamında bilgiler içeren çözümlemelerin devletin kaydı altına girdikten sonra muhafazasında, devlet yeterli güvenliği sağlayamamıştır. Yine Mahkeme, metinlerin basına nasıl sızdığı konusunda etkin bir soruşturma yapılmadığını, kusur ya da kabahati bulunan görevliler hakkında hiçbir yaptırım uygulanmadığını gözlemlemiştir. Tüm bunlara dayanarak, İtalyan makamlarının özel hayata ilişkin bilgilerin basına sızması konusunda üzerlerine düşen alternatif yükümlülüklere uymadıkları söylenebilir.
76. Mahkeme, sorumlu devletin, başvuru sahibinin özel hayatına ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkını kullanmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermiştir. Bu da Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali anlamına gelmektedir.
(b)29 Eylül 1995 tarihli duruşmada telefon görüşmesi metinlerinin okunması
77. 29 Eylül 1995 tarihli halka açık duruşmada, Savcı tarafından bazılarının dava açısından delil olma özelliği olmayan telefon görüşmesi metinlerini okuduğu, bunlarla başvuru sahibinin kaçmakta olduğunun ve bazı hakim ve politikacıların saygınlıklarını zedelemeye çalıştığının ispatlanmak istendiği konularında şüphe yoktur.
78. Mahkeme, öncelikle şikayet edilen müdahalenin 'hukuka uygun' olup olmadığını tespit etmek istemektedir. İç hukuku yorumlama ve uygulama mahkemeler başta olmak üzere ulusal makamların yetkisinde ise de (bkz. Kruslin v. Fransa, Amann v. İsviçre, s.21-22, par.29) Mahkeme de iç hukukun Sözleşmeye uygunluğunun yorumlanması konusunda kesin bir yetkiye sahiptir.
79. Başvuru sahibi, CCP md.268'e göre, elde edilen kayıtların mahkemede okunmazdan evvel ve kayda geçirildikten hemen sonra, savunmanın konudan haberdar edilmesi ve yorumlarının alınması gerektiğini, hatta lüzumsuz kayıtların dava dışı tutulabilmesi (stralcio) için özel ve gizli bir oturum yapılması gerektiğini öne sürmüştür (yuk.par.46).
80. Mahkeme de bu tür bir faaliyetin özel hayatın korunması adına faydalı ve Sözleşmenin 8. maddesinde korunan hakkın teminatı olacağı görüşündedir.
81. İç hukuku yorumlamadaki tartışılmaz yetkisi ile Milan Bölge Mahkemesi md.268'in davada uygulanmayacağını zira maddenin ilk soruşturma açısından geçerli olduğunu tespit etmiştir. Ancak Mahkememiz, 295. madde hükmüne göre mahkemelerin yargısından haksız olarak kaçan kişinin yakalanmasını kolaylaştırmak için yapılan telefon dinlemelerinde md.268'in 'eğer uygulanması mümkünse' (yuk.par.46) uygulanacağını belirtmektedir. Ancak Milan Bölge Mahkemesinin kararında bu madde hükmünün neden uygulanmadığına ilişkin hiçbir açıklama bulunmamaktadır.
82. Yukarıdaki bilgilerin ışığında, Sözleşmenin 8. maddesindeki hakkın korunmasına olanak veren iç hukuk kuralları, yerli mahkemelerce bir izahat da yapılmadan uygulanmamıştır. Bu şartlarda, bahsi geçen müdahalenin 'hukuka uygun' olduğunu savunmak mümkün değildir. İtalyan makamları 29 Eylül 1995 tarihli duruşmada telefon görüşmesi metinlerinin okunmasında hukukun belirlediği usule aykırı davranmışlardır.
83. Dahası, Milan Bölge Mahkemesinin telefon dinleme konusunda iç hukuku yorumlayış şekli de Sözleşmenin yüklediği pozitif yükümlülüklere uygunluk açısından endişe verici şekilde dardır ki Mahkemenin bu yoruma katılması mümkün değildir.
84. Mahkeme olayda Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu durumda müdahalenin 'meşru bir amaç'la yapılıp yapılmadığının ve 'demokratik toplum düzeninin gerektirdiği ölçüde' olup olmadığının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 14 VE 18. MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI
85. Başvuru sahibinin iddiasına göre, dinlenen telefon kayıtlarının kamu alanına ifşası aynı zamanda Sözleşmenin 14. ve 18. maddelerini de ihlal etmektedir. Maddelerin metinleri şu şekildedir:
Madde 14
"Bu Sözleşmede ortaya konan haklardan her birisi cinsiyet, ırk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlığa mensubiyet, servet, doğum veya benzeri hiçbir ayırım gözetilmeksizin herkes için korunur."
Madde 18
"Bu Sözleşmede öngörülen sınırlamalardan hiçbirisi konulma amacından farklı bir amaç için kullanılamaz."
86.14. ve 18. maddede söz konusu edilen şikayetlere ilişkin konular, 8.madde incelenirken irdelendiğinden bu maddelerin ayrıca ele alınmasına gerek yoktur.
IV. SÖZLEŞMENİN 41.MADDESİNİN UYGULANMASI
87. Sözleşmenin 41 maddesi hükmü şöyledir:
" Mahkeme, Sözleşme ve bağlı protokollerinin ihlalini tespit ederse, sözleşmeyi kabul eden devletin iç hukuku ancak kısmi tazmini öngörse bile, zarar gören tarafı hakkaniyete uygun şekilde tatmin edecek bir tazminata karar verebilir."
A.Zarar
88. Başvuru sahibinin vekilleri, müvekkillerinin ölümüne kadar çektiği maddi ve manevi sıkıntının, yazılı delillerle ispat edilemeyecek kadar büyük olduğunu belirtmiş ve bu miktarın hesaplanmasını Mahkemenin takdirine bırakmışlardır.
89. Hükümet bu konuda yorum yapmamıştır.
90. Mahkeme, maddi zarar konusunda hiçbir kanıt bulamamış ve bu husustaki talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme manevi acılardan doğan bir manevi zararın varlığını kabul eder. Davanın şartları ve 41.madde hükmü dikkate alınarak bu miktar 6.000 Euro olarak tespit edilmiştir. Bu miktar, başvuru sahibinin mirasçıları arasında 2.000 Euro şeklinde paylaştırılacaktır.
B.Masraf ve Harcamalar
91. Başvuru sahibinin avukatları, hatırlatıldığı halde masraf ve harcama talebinde bulunmamışlardır.
92. Mahkeme de bu bağlamda bir ödemeye hükmetmeyecektir.
C.Temerrüt Faizi
93. Mahkeme, temerrüt durumunda Avrupa Merkez Bankasının ortalama faiz oranından üç puan yüksek yıllık temerrüt faizine hükmetmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Davalı devletin, telefon görüşmesi kayıtlarının muhafazasındaki yetersizliği ve özel nitelikli haberleşmenin kamu alanına nasıl ifşa olduğu konusunda etkin bir soruşturma yapılmamasındaki ihmali ile Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğine,
2. İtalyan Makamlarının, 29 Eylül 1995 tarihli duruşmada telefon kayıtlarının okunmasıyla, iç hukukun öngördüğü usule uymadıkları ve bu nedenle Sözleşmenin 8.Maddesini ihlal ettiklerine,
3. Başvuru sahibinin 14. ve 18. maddelerin ihlali ile ilgili iddialarının reddine,
4. a) Bu kararın kesinleşmesinden itibaren, en geç 3 ay içinde, başvuru sahibinin varislerinden her birine manevi tazminat olarak 2000 Euro ve yüklenecek her türlü verginin şikayet olunan devlet tarafından ödenmesine,
b) Bu üç aylık dönemde ödeme yapılmazsa, Avrupa Merkez Bankasının ortalama borç faiz oranının üç puan üstünde yıllık faiz ödenmesine,
5. Başvuru sahibinin hakkaniyete uygun tazmin için olan talebinin reddine, karar vermiştir.
HAKİM ZAGREBELSKY'NİN KISMİ MUHALEFET GÖRÜŞÜ
İtalyan Savcının halka açık duruşmada başvuru sahibinin dinlenmiş telefon görüşmelerini okumasının Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği konusunda Mahkemenin görüşüne katılıyorum. Ancak, duruşmadan sonra savcılık kalemine kaydolmuş telefon görüşmelerinin içeriklerinin gazetelerde yayınlanması ile ilgili kararın temellendirilmesine ilişkin çekincelerim bulunmaktadır.
Bu davada ayrık olarak incelenmesi gereken iki durum bulunmaktadır;
(A) Mahkemede kayıtların okunması konusunu incelerken, CCP md.295 hükmüne göre, Mahkemenin yargılamasından kaçan bir sanığın yakalanması amacıyla telefon dinlemesi yapılabileceği kabul edilmelidir. Aynı madde, telefon dinleme ile ilgili diğer durumlar için öngörülmüş hükümlerin 'uygun durumlarda' bu tür telefon dinlemeler için de uygulanabileceğini belirtmektedir. Nitekim 268. madde hangi durumlarda telefon dinlenebileceğini, dinleme süresini, alınan kayıtların kullanılmasındaki usulü düzenlemektedir.
288. madde a) telefonu dinlenen kişinin ve onunla görüşme yapmış olanlarının özel hayatını korumak b) tarafların telefon konuşmalarında lehlerine olan kısımları kullanabilmeleri c) taraflarca davada kullanılması gerekli görülmeyen, davayla ilgili olmayan ya da hukuka aykırı usullerle elde edilmiş kayıtların hakim tarafından ayıklanması amaçlarına yöneliktir.
Tarafların avukatları, kayıtların orijinal kopyalarını ya da çözümlerini alabilir, kayıtlardan sadece hakim tarafından uygun görülenler halka açık duruşmada okunabilir, kayıtlar hüküm kesinleşene kadar savcı tarafından muhafaza edilir ve ilgili kişiler duruşma ile ilgisi olmayan kayıtların imha edilmesini hakimden her zaman talep edebilir. (bkz.CCP md.266-271)
Kişisel görüşüme göre; İtalyan hukukunun ortaya koyduğu gerekler Mahkemenin geliştirdiği içtihatlara tamamıyla uygundur. Nitekim Mahkeme önceki bir içtihadında 'Sözleşmenin 8.maddesi sadece devletlere haksız müdahalede bulunmama şeklinde bir negatif yükümlülük değil, iç hukukun sözleşmenin gereklerine uydurulması gibi pozitif bir yükümlülük de öngörür' şeklinde yargıda bulunmuştur (bkz.X veY v. Hollanda,s.11, par.38). Bu düzenlemeler yapılırken kamu yararı ve kişisel yarar arasında makul bir denge de gözetilmelidir ki burada devletin oransal bir takdir yetkisi de bulunmaktadır (Botta v. İtalya, Reports 1998-I,par.33).
Kanaatimce, başvuru sahibinin özel hayatına yapılan müdahaledeki usul, iç hukuka aykırıdır. Zira yetkili makamlar, iç hukukun ne şekilde uygulanacağı konusunda da Sözleşme hükümlerini ve Mahkeme kararlarını dikkate almak zorundadırlar. Nitekim İtalyan Anayasa Mahkemesi de Sözleşmeyi, İtalyan hukukunun 'atipik' kaynakları arasında kabul etmiş ve CCP de dahil tüm mevzuatın Sözleşme hükümleriyle uyum içinde uygulanacağını karara bağlamıştır.
Bu nedenlerle Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıyorum.
(B) Mahkeme çoğunluğu par.72'de 'metinlerin basına yayılmasının savcının doğrudan bir fiili olmadığı, durumun ya savcılıkta görevli memurların bir yanlış tutumu ya da taraflar ya da vekillerinin ifşası sonucu oluştuğu kanısına varmıştır' şeklinde görüş bildirmiştir. Ben de bu cümleyi çıkış noktası olarak alıyorum.
İki tespit mahkemeyi sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna ulaştırmıştır: a) Özel hayat ve haberleşmenin korunması için Sözleşmenin 8. maddesine uygun önlemler alınması gerekirdi b) Kamuoyuna yansıma olayı meydana geldiğinde, devletin özel hayata saygı gereği etkin bir araştırma yaparak sonucu düzeltmesi şeklinde pozitif bir yükümlülüğü vardır ve bu gözetilmemiştir. Bu görüşlerle Mahkeme, İtalyan Makamlarını kayıtların kamuya nasıl sızdığı konusundaki alternatif yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirterek sorumlu tutmuştur.
Burada Mahkeme -zannımca ilk olarak- Akit devletlere daha önce öngörmediği bir pozitif yüküm getirmiş olmaktadır. Daha önceleri Mahkeme gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla devletlerin görevini ifa etmiş olacağı belirtilmekte iken bu kararla, 8. maddenin ihlali durumlarında etkin bir soruşturma yapılması da istenmektedir. Bugüne kadar sadece Sözleşmenin yaşam hakkı ile ilgili 2. ve işkence ve kötü muamele ilgili 3. maddelerinin ihlali söz konusu ise etkin bir soruşturma yapılması gereği aranmaktaydı. Bu derece önemli olan haklar konusunda etkin bir soruşturma gereği elbette açıktır ancak ben bu yükümlülüğün Sözleşmenin herhangi bir diğer maddesine genişletmenin Mahkemenin amacıyla çelişeceğini düşünüyorum. Bu benim mahkeme görüşüne muhalefet ettiğim ilk noktadır.
İkinci olarak Mahkemenin görüşüne göre etkin bir soruşturmanın ne olacağını merak etmekteyim. Olayımızda, hakim tarafından ertesi duruşmada kayıtları basına sızdıran tarafın hangisi olduğu konusunda sorular sorulmuş ancak bu kişi/ler belirlenememiştir. Bu faaliyet, sorumlular bulunamadığı için mi etkin kabul edilmemektedir? Ancak en azından kamu makamlarının araştırdığı ortadadır.
Mahkeme, çoğunluğu eğer Devlete pozitif bir yükümlülük getirmekte ise, bu yükümlülüğün kapsamı hakkında da görüş bildirmeliydi. Mesela en etkin bir metot, gazete yayıncılarını haber kaynaklarını açıklamaya zorlamak olacaktır. Ancak bu da Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali anlamına gelir. Nitekim İtalyan hukuku da yazarların haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacağını ortaya koymaktadır. Ayrıca dosya içeriğine göre başvuru sahibi de hiçbir İtalyan makamından etkin bir soruşturma yapılmasını istememiştir ve kimseden herhangi bir zarar talep etmemiştir.
Mahkeme, ispat yükünü ters çevirerek (par 74) ve sadece Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri için öngörülen yeni bir pozitif yükümlülük getirerek, Akit Devletlere imkansız olmasa da ifası çok zor bir ödev yüklemektedir. Benim görüşüme göre bu Sözleşme düzeni içinde kabul edilmesi mümkün olmayan bir tutumdur.
Yorum
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, pek çok kararında özel hayatın ve bu bağlamda haberleşmenin gizliliğinin önemini ve sıkı şekilde korunması gerektiğini defalarca ifade etmiştir. Bu konuda devletin olanca özeni göstererek özel hayat alanına müdahaleden kaçınması gerektiği Mahkeme kararlarında sıkça vurgulanmaktadır.
Bu bağlamda devletlere düşen, ulusal düzenlemelerini yaparken, özel hayatın ve haberleşmenin ihlal edilebileceği durumları, Sözleşme hükümlerine uygun şekilde ve gayet dar bir surette belirlemektir. Nitekim kamu makamları da bu düzenlemeler çerçevesinde ve onlara uygun olarak hareket edecek ve kişiler özel hayat alanındaki faaliyetlerini gayet özgür olarak yürüteceklerdir.
Özel hayat kavramına, cinsiyet, bireysel gelişme ve kimlik hakkı, profesyonel ya da ticari türdeki aktiviteleri de kapsayacak şekilde diğer insanlar ve dış dünya ile ilişki kurma ve bunları geliştirme hakkı da girer. Bu nedenle kişinin başkaları ile kamusal alanda geliştirdiği ilişkilerde bile 'özel yaşam alanına girebilecek bir etkileşim bölgesi vardır.
Mahkeme daha önceki kararlarında, kişisel verilerin korunması açısından iç hukukun, Sözleşmenin 8. maddesine sağlanan garantilere aykırı açıklamaları önleyecek şekilde düzenlenmesini gerektiğini ifade etmiş ve özel hayatın kamusal alanda bile korunması gereken yönleri olması dolayısıyla bu noktada ulusal hukukun çok hassas olması gerektiğini öngörmüştür (bkz.Peck v.Birleşik Krallık).
Bu yeni kararıyla Mahkeme, çoğunluğu kişisel hayata ait bilgilerin, bir ulusal mahkeme önünde dahi olsa kamuya ifşasının da bazı yönlerden Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali anlamına gelebileceğini ortaya koymaktadır. Kanımıza göre bu tutum Sözleşmenin amacına ve ruhuna uygundur. Bu şekilde bir yorum ile kanun koyucunun yanında, kamu makamlarının ve yargı organlarının da özel hayata ilişkin nitelikte sayılabilecek bilgilerin korunmasında, hangilerinin kamuya açılabileceğinin tespitinde ve kamuya açıklama usulünde dikkatli olmaya sevk olunacakları açıktır.
Ancak, bu kararı daha da orijinal hale getiren, Hakim Zagrebelsky'nin de belirttiği gibi, bugüne kadar sadece AİHS'in yaşama hakkı ile ilgili 2 ve işkencenin önlenmesi ile ilgili 3. maddenin ihlali söz konusu iken etkin bir soruşturma yapılması gereğinin 8. madde ihlalleri için de geçerli olduğunu belirtmesidir.
Full & Egal Universal Law Academy