(AİHS m. 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18, 35, 41, I NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 125) (2935 S. K. Ek m. 1) (765 S. K. m. 179, 181, 188, 191, 193, 194, 369, 370, 371, 372, 382, 383, 526) (1412 S. K. m. 151, 153) (1111 S. K. m. 86, 87) (353 S. K. m. 93, 95) (430 S. KHK m. 8) (MENTEŞ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SELÇUK VE ASKER - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (BOYLE VE RICE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (OĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (KURT - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1. Daire Kararı
Başkan, Bayan E. Palm;
Üyeler, Bayan W. Thomassen, Bay L. Ferrari Bravo, Bay B. Zupancic, Bay T. Pantiru, Bay R. Maruste, Bay F. Gölcüklü,
Başvuru No: 25801/94
Karar Tarihi: 09 Ocak 2001
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Kazım SEYHAN, Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, ODTÜ Doktora Öğrencisi
T.C. vatandaşı olan başvuru sahibinin köyünde, 8 Kasım 1993 tarihinde jandarma tarafından bir harekat düzenlenmiştir. Jandarmalar, köyde ikamet eden erkek ve kadınları ayrı yerlerde toplamışlar, köyde saklanan ve PKK teröristi olduğundan şüphelendikleri bir şahsı bulmak için evlerde arama yapmışlar ve evleri ateşe vermişlerdir. Başvuru sahibi, askerleri görünce evine girmiş fakat askerler tarafından zorla çıkarıldıktan sonra askerler meskenini ateşe vermişlerdir. Evle birlikte içindeki erzak, hububat, mobilya ve sair ev eşyası yakılarak imha edilmiştir. Başvuru sahibi ve diğer köylüler, harabe haline gelen köyü terketmek zorunda kalmışlardır.
Başvuru sahibi, Sözleşmenin 3, 8, 13, 18, eski 25 ve 1 sayılı Ek Protokolün 1. Maddesine dayanmak suretiyle dava açarak jandarma tarafından gayrıinsani ve haysiyet kırıcı muameleye tabi tutulduğunu; ev, mal ve eşyasının imha edilmesinin özel ve ailevi hayatına, meskenine ve mallarını müdahaleden emin bir şekilde kullanma ve faydalanmasına saygı duyulmasını isteme haklarını ihlal ettiğini; ve şikayetleriyle ilgili olarak ulaşılabilir ve etkin bir hukuk yolunun kendisine sunulmadığını iddia etmiştir.
Mahkeme,
1. Hükümetin ön itirazının oybirliği ile reddine;
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiği hususunun oybirliği ile kabulüne;
3. Sözleşmenin 8. Maddesi ile 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiği hususunun oybirliği ile kabulüne;
4. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiği hususunun bire mukabil altı oy ile kabulüne;
5. Davalı Devletin Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrasından kaynaklanan yükümlülüklerini ifada yetersiz kaldığı hususunun oybirliği ile kabulüne;
6. Davalı Devletin başvuru sahibine maddi tazminat olarak 12,600 İngiliz Sterlini, manevi tazminat olarak 10,000 İngiliz Sterlini, ücretler ve masraflar için 14,900 İngiliz Sterlini ödemesi; senelik %7.5 oranında basit faiz uygulanması hususlarının oybirliği ile kabulüne;
7. Başvuru sahibinin, hakkaniyete uygun tatminle ilgili taleplerinin bakiyesinin oybirliği ile reddine karar verilmiştir.
1- Hükümetin Ön İtirazı
Hükümet başvuru sahibinin, iddialarıyla ilgili olarak iç hukuk yollarından hiçbirini kullanmadığını, hatta cezai bir şikayette bile bulunmadığını iddia ederek müracaatın reddini talep etmiştir. Fakat Mahkeme, Sözleşmenin 35. Maddesinin 1. Fıkrasında bahsedilen iç hukuk yollarının tüketilmesi hükmünün, müracaatın uygun ve etkin olmayan hukuk yolları ile de yapılması gerektiği anlamına gelmeyeceğini belirterek bu itirazı reddetmiştir.
Gerçekten Mahkeme, Türkiye'nin güneydoğusunda köy imha etme probleminin büyüklüğüne rağmen önceki davalarda güvenlik kuvvetleri tarafından eşyanın kasten imhası iddialarıyla ilgili olarak mağdurların zararının tazmin edilmesi veya güvenlik kuvvetleri mensuplarının yargılanması örneğinin olmadığına dikkat çekmektedir. Hatta, güvenlik kuvvetleri mensuptan tarafından bu nevi uygulamaların gerçekleştirildiğini ikrar hususunda resmi makamlarda sürekli olarak genel bir isteksizlik bulunmaktadır. Bu durumda Mahkeme, başvuru sahibinin ileri sürdüğü türden iddialar için etkin ve ulaşılabilir iç hukuki çözüm yolu bulunmadığı kanaatine varmıştır. Ev ve eşyasının diğer köylülere ait olanlarla birlikte imha edildiği hal ve şartlar gözönüne alındığında Mahkeme, davacının milli hukuki yollarla tazminat elde etmeyi faydasız telakki etmesinin kabul edilebilir olduğu sonucuna varmıştır.
2- Madde 3- İşkence, gayrıinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muamele yasağı:
(a) 3. Madde, demokratik toplumun temel değerlerinden birini korumaktadır. Terörizm veya örgütlü suçla mücadele gibi en zor hal ve şartlarda dahi, Sözleşme işkence ve gayrıinsani yahut haysiyet kırıcı muamele veya cezayı kesin bir ifadeyle yasaklamaktadır. Sözleşmenin ve Ek Protokollerin diğer temel hükümlerinde olduğunun aksine, burada herhangi bir istisnai durum tanınmamıştır ve bu hükmün uygulanmasını 15. Maddeye dayanarak askıya almak da mümkün değildir. [52]
(b) 3. Maddenin uygulanabilmesi için, kötü muamelenin asgari şiddet seviyesine ulaşması gerekmektedir. Burada "asgari"nin değerlendirilmesi izafidir: muamelenin süresi, fiziki ve/veya zihni etkileri ve bazı hallerde mağdurun cinsiyet, yaş, sağlık durumu gibi dava konusu olayın bütün hal ve şartları gözönüne alınmalıdır. Dava konusu olayların vuku bulduğu zamanda 70 yaşının üzerinde olan başvuru sahibi, mesken ve eşyası gözlerinin önünde imha edilerek barınak ve destekten mahrum hale düşürülmüş ve hayatının tamamını yaşadığı köyünü ve hemköylülerini terketmek zorunda bırakılmış, üstelik bu kötü durumda ona yardım etmek için resmi makamlar tarafından hiç bir adım atılmamıştır. Söz konusu imha tarzı ile içinde bulunduğu şahsi hal ve şartları dikkate alan Mahkeme, güvenlik kuvvetlerinin fillerinden dolayı başvuru sahibinin 3. Madde anlamında gayrıinsani muamele olarak vasıflandırılabilmek için yeterli şiddette sıkıntıya maruz kaldığı kanaatine ulaşmış ve Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. [53-56]
3- Madde 8 ve 1 Numaralı Ek Protokol Madde 1- Özel ve ailevi hayata, meskene, ve mallarını müdahaleden emin bir şekilde kullanmaya saygı:
Mesken ve mallarının güvenlik kuvvetleri tarafından kasten imha edilmesi sonucunda köyünü terketmek zorunda kalmak fiilleri, 3. Maddenin ihlaline ilaveten başvuru sahibinin özel hayatına, ailevi hayatına ve meskenine saygı gösterilmesini isteme ve mallarından huzurlu bir şekilde faydalanma haklarına özellikle ağır ve haksız bir müdahale teşkil ettiğinde şüphe yoktur. Bu sebeple, Sözleşmenin 8. Maddesi ile 1 Numaralı Ek Protokol Protokolün 1. Maddesi ihlal edilmiştir. [60-61]
4- Madde 13- Etkili başvuru hakkı
(a) 13. Madde, Sözleşmenin tanıdığı hak ve hürriyetlerin muhtevasının uygulanması için milli seviyede bir hukuki çözüm yolunun mevcudiyetini teminat altına almaktadır. Bu teminat, iç hukuk düzeninde herhangi uygun bir şekilde sağlanabilir. 13. Maddenin gerektirdiği çözüm yolu hem hukukta ve hem de uygulamada etkin olmalıdır. Özellikle, uygulanması davalı Devlet makamlarının fiil ve ihmalleriyle haksız bir surette engellenmemelidir. [65]
(b) Bir kimsenin, mesken ve mallarının Devlet memurları tarafından kasıtlı olarak imha edildiği yolunda tartışmalı bir iddiası olduğunda, 13. Madde, uygun ise tazminat ödenmesine ilaveten sorumluların bulunup cezalandırılmalarına imkan sağlayacak kapsamlı ve etkin bir soruşturma açılmasını ve şikayetçinin soruşturma safhalarına etkin bir dehaletini gerektirmektedir. Bu davanın hal ve şartlarında sunulan hukuk yollarının, zararın tazmini hususunda herhangi etkin bir çözüm umudu ihtiva ettiği yeterli kesinlikte ispat edilmemiştir. Sözleşmeyi ihlal eden filleri işleyen kimselerin yargılanıp yargılanmamalarına, Devlet memurlarından oluşan, hiyerarşik bakımdan soruşturma altındaki faillerle bağlantılı bir mülki ve idari amir makamındaki Valiye bağlı, bağımsız olmayan bir kurula havale edilmesi, kapsamlı ve etkin bir soruşturma yapılmasına engel teşkil eder. Dolayısıyla, Sözleşmenin 13. Maddesi ihlal edilmiştir. [66-69]
5- Madde Eski 25- Ferdi müracaat hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına engel olmama yükümlülüğü
(a) Davacılar veya potansiyel davacıların, şikayetlerini değiştirme veya geri alma hususlarında resmi makamlar tarafından hiçbir baskıya maruz kalmadan Sözleşme organları ile serbestçe temas kurabilmeleri, eski 25. Madde (şimdiki 34. Madde) tarafından hükme bağlanan ferdi müracaat sisteminin etkin bir şekilde işlemesi için fevkalade önemlidir. Bu çerçevede, "baskı" sadece doğrudan zorlamayı ve yüzsüzce [aleni ve suçluluk hissi duymadan] yapılan korkutma fillerini değil, aynı zamanda davacıları Sözleşmenin tanıdığı bir hukuk yolunu takipten caydırma veya cesaretlerini kırmaya yönelik sair dolaylı uygunsuz fiil ve temasları da kapsamaktadır. Ayrıca, resmi makamlar ile bir başvuru sahibi arasındaki temasın eski 25. Madde açısından kabul edilemez uygulama niteliğinde olup olmaması her davanın kendine mahsus hal ve şartları ışığında tespit edilmelidir. Bu açıdan, müştekinin zayıf konumu ve onun resmi makamlar tarafından gelebilecek etkilere duyarlığı dikkate alınmalıdır. Pek çok davada Mahkeme, başvuru sahibi köylülerin zayıf durumda olmalarını ve Türkiye'nin güneydoğusunda resmi makamlar aleyhine yapılan şikayetlerin intikam korkusuna haklı olarak rahatlıkla yol açabileceği gerçeğini dikkate almış ve davacıların Komisyona yaptıkları müracaatlarla ilgili olarak sorgulanmalarının Sözleşmenin eski 25. Maddesine aykırı olarak ferdi müracaat hakkının kullanılmasını engelleyen hukuka aykırı ve kabul edilemez türden bir baskı oluşturduğu kanaatine varmıştır. [79]
(b) Başvuru sahibi Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurduktan sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından çağrılmış ve Komisyona müracaat etmek isteyip istemediği ve İnsan Hakları Derneği avukatı aleyhine bir şikayette bulunmak isteyip istemediği kendisinden sorulmuştur. Cumhuriyet Savcısının, başvuru sahibinin şikayetleriyle ilgili vakıaların ayrıntılarına ilave yapmak niyetiyle herhangi bir soru sormadığı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibinin müracaatının gerçek olup olmadığını ve davasına devam etmek isteyip istemediğini doğrulamaya çalışmak suretiyle yetkisini aşmıştır. Başvuru sahibinin bu mülakat sebebiyle korku hissine kapılmış bulunduğu ve kendisini, Devlete karşı gelmek şeklinde telakki edilen şikayetlerini geri çekme hususunda baskı altında hissetmesi anlaşılmaz değildir. Bu, başvuru sahibinin Sözleşme organlarına müracaatına yapılmış uygunsuz bir müdahale oluşturmaktadır. Bu sebeple davalı Devlet, Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrasından kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmede yetersiz kalmıştır. [80-82]
6-Madde 41- Hakkaniyete uygun tazminat
(a) Başvuru sahibi maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
(b) Davalı Devletin başvuru sahibine maddi tazminat olarak 12,600 İngiliz Sterlini, manevi tazminat olarak da 10,000 İngiliz Sterlini ödemesine, senelik %7.5 oranında basit faiz uygulanmasına hükmedilmiştir.
(c) Ücretler ve masraflar için de başvuru sahibi lehine 14,900 İngiliz Sterlini ödenmesine, senelik %7.5 oranında basit faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Çakıcı/Türkiye [GC], no.23657/94, ECHR 1999-IV.
2. Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, Reports of Judgments and Decisions, 1996-IV.
3. Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, Reports 1996-VI.
4. Selçuk ve Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998, Reports 1998-I.
5. Menteş ve Diğerleri/Türkiye, 28 Kasım 1997, Reports 1997-VIII.
6. Tekin/Türkiye, 9 Haziran 1998, Reports 1998-IV.
7. Aydın/Türkiye, 25 Eylül 1997
8. Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998, Reports 1998-I.
9. Boyle ve Rice/İngiltere, 27 Nisan 1988, Series A no.131.
10. Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998, Reports 1998-VI.
11. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998, Reports 1998-IV.
12. Ogur/Türkiye [GC] no.21594/93, ECHR 1999-III.
13. Kurt/Türkiye, 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III.
14. Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV.
Hakim Gölcüklü'nün karşı görüşünde atıf yapılan dava:
Menteş ve Diğerleri/Türkiye, 28 Kasım 1997, Reports 1997-VIII.
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Davanın kaynağı, TC tabiiyetindeki Bayan Zübeyde Dulaş ("başvuru sahibi") tarafından İnsan Hakları ve Temel Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin ("Sözleşme") eski 25. Maddesine dayanılarak Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") 2 Mayıs 1994 tarihinde sunulan, 25801/94 numaralı dava dilekçesidir.
2. Hukuki yardımdan da faydalanan başvuru sahibine, Birleşik Krallık'da avukatlık yapmakta bulunan Bay Kevin Boyle ve Bayan Françoise Hampson tarafından vekalet edilmiştir. Türk Hükümetine (Hükümet), kendi memurları olan Bay D. Tezcan ve Bay A. Kurudal tarafından vekalet edilmiştir. Komisyonda Z.D. kısaltmasıyla anılan başvuru sahibi daha sonra isminin açıklanmasına rıza göstermiştir.
3. Başvuru sahibi esas itibariyle, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan köyünde icra edilen bir harekat esnasında ev ve eşyasının jandarma tarafından imha edildiğini iddia etmektedir. Başvuru sahibi, Komisyon huzurunda, Sözleşmenin 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18 ve eski 25. Maddelerinin ve 1 numaralı ek Protokolün 1. Maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
4. Dava dilekçesi, Komisyon tarafından 23 Mayıs 1996 tarihinde kabul edilmiştir. Komisyon 6 Eylül 1996 tarihli raporunda (Sözleşmenin eski 31. Maddesi), Sözleşmenin 8 ve 13. Maddeleri ile 1 numaralı Ek Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğinin, Sözleşmenin 2, 3, 5, 14 ve 18. Maddelerinin ihlal edilmediğinin, Türk Hükümetinin Sözleşmenin 25. Maddesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme hususunda başarısız kaldığının oybirliği ile kabul edildiğini açıklamıştır. Komisyon davayı, 23 Ekim 1999 tarihinde Mahkemeye havale etmiştir. Başvuru sahibi Mahkemede, Sözleşmenin 2, 5 ve 14. Maddelerine dayanan şikayetlerini geri almıştır.
5. Dava Mahkemenin 1. Bölümüne verilmiştir (Mahkeme İçtüzüğünün 52. Maddesi). İlgili Bölüm içinde davaya bakması gereken Daire (Sözleşme, m. 27/1), Mahkeme İçtüzüğünün 26. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtildiği şekilde oluşturulmuştur. Türkiye ile ilgili olarak seçilen hakim Bay Türmen davadan çekilmiştir (içtüzük, m. 28). Bunun üzerine Hükümet, Bay F. Gölcüklü'yü geçici (ad hoc) hakim olarak tayin etmiştir (Sözleşme, m. 27/2 ve içtüzük, m. 29/1).
6. Başvuru sahibi ve Hükümetin her biri sırayla 20 Nisan ve 11 Mayıs 2000 tarihlerinde davanın esasına ilişkin iddia ve cevaplarını Mahkemeye sunmuşlardır (içtüzük, m. 59/1). Daire, tarafların görüşünü aldıktan sonra, esasa ilişkin olarak herhangi bir duruşmaya gerek olmadığına karar vermiştir (içtüzük, m. 59/2).
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
7. Davayla ilgili olaylar, özellikle jandarmanın Çitlibahçe'de harekat düzenlediği 8 Kasım 1993 tarihinde veya yakın tarihlerde meydana gelen hadiseler, taraflar arasında ihtilaf konusu olmuştur. Komisyon, tarafların da yardımıyla Sözleşmenin eski 28. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak soruşturma yürütmüştür.
Komisyon Ankara'da 7 Şubat 1997'de şahitleri dinlemiştir. Bunlar başvuru sahibi, oğlu Avni Dulaş ve aynı köyden Emin Bilendir. Komisyon ayrıca, aynı harekatla ilgili olarak açılan Çakıcı davasındaki (bkz Çakıcı/Türkiye [GC], no.23657/94, ECHR 1999-IV) şahitler tarafından 3 ve 4 Temmuz 1996 tarihlerinde verilen sözlü delilleri de gözönünde tutmuştur. Bunlar, erkek kardeşi jandarmalar tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybolan İzzet Çakıcı'nın, aynı köyden ve kaybolan şahsın eşi olan Remziye Çakıcı'nın, önceden köyün muhtarlığını yapmış olan Fevzi Okatan'ın, harekat esnasında jandarmaya komuta eden Ertan Altınolukçun, ve aynı köyden Mehmet Bitgin'in ifadeleridir.
8. Komisyonun olaylarla ilgili tespitleri 6 Eylül 1999 tarihli raporda açıklanmış ve aşağıda özetlenmiştir (Bölüm A). Başvuru sahibi, Komisyonun olayla ilgili bulgularını kabul etmektedir. Hükümetin olaylarla ilgili iddiaları aşağıda özetlenmiştir (Bölüm B).
A. Komisyonun olaylarla ilgili tespitleri
9. Çitlibahçe, 1993 yılında terör faaliyetlerinin yoğun olduğu bir ilçede idi. PKK köye gelir, toplantılar yapar ve zorla erzak alırdı. Güvenlik kuvvetleri de düzenli olarak ziyaret eder ve sıklıkla harekat düzenlerlerdi. Köylüleri, PKK'ya erzak vermemeleri hususunda ikaz ederlerdi.
10. Başvuru sahibi, Avni Dulaş ve Remziye Çakıcı Temmuz 1993'te gerçekleşen ve köylülerin güvenlik kuvvetleri tarafından tütün bitkilerini yolmaya zorlandıkları olayı hatırlamışlardır. Şahitlerin ifadeleri arasında, bunun nasıl gerçekleştiğine dair bazı farklar olsa da, ifadeler tütün bitkilerinin güvenlik kuvvetlerinin emirleri ile imha edildiğini belirtme hususunda benzerlik göstermektedir. Delegelerin huzurunda ifade veren jandarma komutanı bu olayı yalanlamış, ancak kenevir bitkilerini imha ettirdiğini hatırlamıştır. Komisyon, belirli bir şikayet konusu olmadığından, olayın bu yönüyle ilgili olarak herhangi bir tespitte bulunmamıştır.
11. 8 Kasım 1993 tarihinden kısa bir süre önce, PKK teröristleri Hazro ilçesinin Dadaş Köyüne gitmiş ve beş öğretmen, imam ve imamın erkek kardeşini kaçırmışlardır. Öğretmenlerden biri hariç, kaçırılanların hepsine ateş edilmiştir, imamın erkek kardeşi yaralı olarak kurtulmuştur.
12. Öğretmenlerin cesetleri bulunduktan sonra, Hazro'daki jandarmalar, muhbirlerinden ve temasta bulunduktan diğer kişilerden, olayın nasıl cereyan ettiği ve kimlerin işin içinde olduğu hususlarında bilgi toplamışlardır. PKK'nın, öğretmen grubunu ele geçirmesine yardım eden köylülerin eşkallerini elde etmişlerdir. 8 Kasım 1993 tarihinde Teğmen Altınoluk komutasındaki Hazro jandarması tarafından Çitlibahçe'de bir harekat yürütülmüştür. Aynı anda Lice jandarması da yakındaki Bağlan'a gitmiştir.
13. Harekat esnasında Çitlibahçe'de meydana gelen olaylarla ilgili olarak, Komisyonun Delegeleri, daha önce, Teğmen Altınolukçun, sorulara faydasız cevaplar veren kaçamaklı bir şahit olduğunu keşfetmişlerdir. Delegeler onda, basit sorulan, sıklıkla birbiriyle uyuşmayan ve çelişen, uzun ve karmaşık izahlara boğan bir samimiyetsizlik tespit etmişlerdir. Diğer taraftan Delegeler, aynı köyden görgü şahidi olarak dinlenen Remziye Çakıcı, Fevzi Okatan and Mehmet Bitgin'in ifadelerinin genel olarak birbiriyle uyuştuğu ve inanılır olduğu ve tavırları ile sorulara cevap verme tarzlarının ikna edici olduğu kanaatine varmışlardır. Onların sunduğu deliller, bu davada dinlenen şahitlerin ifadelerini destekler mahiyetteydi. Bu sebeple Komisyonun Delegeleri, başvuru sahibinin ikna edici bir şahit, yaşlı, basit ve mütevazı bir hanımefendi ve dolayısıyla genel olarak inanılır olduğunu keşfetmişlerdir. Onun sözlü ifadesi, olaydan kısa bir süre sonra İnsan Hakları Derneğine verdiği ifade ile büyük oranda uyuşmaktaydı. İfadesinde bazı uyumsuzluklar olsa da, Komisyon bunların başvuru sahibinin ilerlemiş yaşına ve dava konusu olayların üzerinden epey zaman geçmiş olmasına verilebileceği kanaatine varmıştır. Onun sunduğu deliller, oğlu Avni Dulaş ve aynı köyden Emin Bilen'in sundukları ile temel noktalarda uyuşmaktaydı.
14. Komisyon, Hazro jandarmasının, PKK faaliyetlerine katılmaktan şüpheli Ahmet Çakıcı'yı aramak ve gözaltına almak maksadıyla Çitlibahçe'yi harekata dahil ettiğini tespit etmiştir. Adı geçenin, köye gelip adam kaçırdıktan sonra giden PKK grubu hakkında bilgi sahibi olması da muhtemel idi.
15. Jandarmalar sabahın erken saatinde köye ulaştıklarında araçlarını dışarıda bırakıp köye girdiler. Erkekleri ve kadınları ayrı yerlerde topladılar. Ahmet Çakıcı gizlenmişti. Jandarmalar arama yaptılar ve evleri ateşe vermeye başladılar. Ahmet Çakıcı bulundu ve gözaltına alındı. Adıgeçen, şahitler tarafından en son olarak köy korucuları ve askerler tarafından araçlara doğru götürülürken görüldü.
16. Başvuru sahibi bütün askerleri görünce evine girmiş fakat askerler tarafından terketmeye zorlanmıştır. Askerler keresteden yapılmış yedi odalı evini ateşe vermişlerdir. Ailenin, evin içinde depo ettiği erzak, hububat ve buğday ile birlikte mobilya ve sair ev eşyası imha edildi. Köyde takriben elli (50) ev tamamen yandı. Başvuru sahibi, jandarmaların, Ahmet Çakıcı'yı yakaladıktan sonra köyü terkettiğini ifade etti. Jandarmalar gittikten sonra, köylüler harabe haline gelen köyü terketmek zorunda kaldılar.
17. Delilleri bir bütün olarak değerlendiren Komisyon, başvuru sahibinin sunduğu delilleri esas itibariyle kabul etmiştir. Komisyon, Hükümet tarafından dikkat çekilen hususları da, başvuru sahibi ve şahitlerinin kötüniyetli olduklarını belirtici veya inanılır ve güvenilirliklerini temelden sarsıcı nitelikte bulmamıştır. Komisyonun Delegeleri de sözü geçen kişileri genel olarak olumlu değerlendirmişlerdir. Komisyon başvuru sahibinin yaşına dikkat çekmiş, ancak Delegeler onda delil sunma kabiliyeti hususunda şüpheye yol açacak herhangi bir akıl zayıflığı emaresi görmemişlerdir.
18. Komisyon, başvuru sahibinin malları, mobilyası ve eşyalarının güvenlik kuvvetleri tarafından 8 Kasım 1993'te Çitlibahçe köyünde yürütülen bir harekat esnasında kasten yakılıp imha edildiği sonucuna varmıştır. Dava konusu harekat köyün boşaltılması sonucunu doğurmuştur. Yakılan eşyalar arasında bir buzdolabı, televizyon, mutfak eşyası, ev eşyası, ve muhtelif ürünler (tütün, buğday, arpa, mercimek ve kış erzakı) mevcuttur.
19. Harekattan sonra başvuru sahibi ve diğer köylüler Diyarbakır'a göç etmişlerdir. Başvuru sahibi, oğlu ve aynı köyden üç veya dört kişinin refakatinde İnsan Hakları Derneğine gitmiş, ifade vermiş ve parmak basmak suretiyle imzalamıştır.
20. Bir müddet sonra, başvuru sahibi bir polis karakoluna çağrılmıştır. Delegelere sunduğu delile göre, oğlu Avni Dulaş, başvuru sahibinin yaklaşık 1995 yazında Cumhuriyet Savcılığına çağrıldığını hatırlamıştır. Oğlu orada da başvuru sahibine refakat etmiştir. Başvuru sahibinden ifade vermesi talep edilmiştir. Savcı, başvuru sahibinin Türkiye'yi Avrupa'ya şikayet ettiğini belirten bir dosyayı sesli okumuştur. Avni Dulaş Delegelere, Savcının anasına baskı yapmaya çalıştığını düşündüğünü söylemiştir.
B. Hükümetin olaylarla ilgili mütalaaları
21. Hükümet bu bölgede 1990'lı yılların başlarından itibaren yaygın olan ve Türk milletinin hayatını tehdit eden genel bir tehlike doğuran terör faaliyetlerine dikkat çekmiştir. PKK binlerce masum mağdurları öldürmüş ve bölge halkı üzerinde hoşgörülemez bir baskı kurmuştur. Dava konusu harekat, öğretmenlerin ve bir imamın kaçırılıp öldürülmesinin araştırılmasıyla ilgilidir.
22. Başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısına ev ve eşyasının jandarma tarafından 8 Şubat 1993 tarihinde yürütülen bir harekat esnasında yakıldığı iddiası hakkında şikayette bulunmamıştır. Sadece Komisyon davayı Hükümete tebliğ ettikten sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından çağrıldığında ona ifade vermiştir. Savcı görevsizlik kararı vererek dosyayı Hazro Kaymakamlığına göndermiştir. Hazro İlçe İdare Kurulu soruşturma başlatmış ve başvuru sahibinin iddialarının doğru olmadığını tespit etmiştir.
23. Hükümet başvuru sahibinin muhtelif sözlü ve yazılı ifadelerinin çelişkili ve gayrimakul olduğunu, özellikle ayrıntıların İnsan Hakları derneği tarafından onun Komisyona müracaat dilekçesine, gerçeklere aykırı olarak yazıldığını iddia etmiştir.
C. Yeni vakıalar
24. Hükümet, başvuru sahibinin bir tercüman vasıtasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Savcısına 10 Ekim 1995'te verdiği ifadenin bir nüshasını 11 Mayıs 2000 tarihinde Mahkemeye sunmuştur. Bu Komisyona sunulmamıştı.
25. Başvuru sahibi tarafından parmak mührüyle imzalanan ifadeye göre, Adalet Bakanlığından gelen mektup, ekli belgeler ve Komisyona verilen dilekçe bir tercüman vasıtasıyla başvuru sahibine sesli olarak okundu ve kendisinden sorulmuştur. Başvuru sahibi, belgenin üzerindeki parmak mührünün kendisine ait olduğunu kabul etmiş ancak ifadeyi kimin aldığını hatırlayamamıştır. Olaylarla ilgili olarak, tarihi tam olarak hatırlayamamış fakat yaklaşık iki sene önce 20 veya daha fazla askeri araç ile askerler ve köy korucuları Çitlibahçe'ye gelmişler, köylüleri toplamışlar ve evleri ateşe vermişlerdir. Köy tamamen yandıktan sonra başvuru sahibi Diyarbakır'a göç etmiştir.
26. Başvuru sahibine dava dilekçesinin ve vekaletnamenin gösterildiği ve kendisinden sorulduğu söz konusu ifade tutanağında mevcuttur. Dilekçe ve vekaletnamedeki parmak mühürlerinin kendisine ait olduğunu kabul etmiştir. Dava dilekçesinin, haklarını talep etmek için Ankara'ya gönderildiğini zannettiğini söylemiştir. Başvuru sahibi okuma yazması olmayan, cahil ve Avrupa İnsan Hakları konusunda hiç bir şey bilmeyen bir kişidir. Onlara ifadesini, maruz kaldığı zarar hakkında bir şeyler yapılacağı umuduyla vermiştir. Devletten haklarının iadesini istemektedir. Cumhuriyet Savcısının izah ettiği şekilde Avrupa'da bir dava başlatmak istememiş ve yabancı avukatların böyle bir davayı başlatmalarına rıza göstermemiştir. Onun haklarını koruyup gözetmek Devlete düşmektedir. İHD'ne ifade verdiğinde, beraberinde pek çok kişi bulunuyordu ve onlar da olayları tarif ettiler. Sesli okunan dava dilekçesi doğruydu ve onu yazan kişiden şikayetçi değildi. Fakir ve cahil olduğu ve ne yapacağını da bilmediği için Hazro veya Diyarbakır'da dava açmamıştı.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. İdarenin sorumluluğu
27. Türk Anayasasının 125. Maddesi şu hükmü getirmektedir:
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. ... idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
28. Yukarıdaki hüküm, olağanüstü hal veya savaş halinde bile herhangi bir sınırlamaya tabi değildir, idarenin doğan zararı tazminle yükümlü olması için kusurunun ispat edilmesi şart olmayıp burada müşterek sorumluluk fikrine dayanan ve "sosyal risk" teorisi olarak adlandırılan mutlak ve objektif mahiyette bir sorumluluk türü söz konusudur. Bu sebeple idare, meçhul veya terörist faillerin fiillerinden zarar gören kişilerin zararını, Devletin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama veya kişilerin hayat ve mallarını muhafaza görevini ifada yetersiz kaldığı söylenebildiği takdirde tazmin etmek zorundadır.
29. İdarenin sorumluluğu esası, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun Ek 1. Maddesinde de şu şekilde yer almaktadır:
"... bu Kanunla verilen yetkilerin kullanılmasından doğan ve tazmini gerektiren eylemler için idareye karşı idare mahkemelerinde dava açılır"
B. Cezai sorumluluk
30. Türk Ceza Kanunu aşağıdaki fiilleri suç saymaktadır:
- bir kimseyi gayrimeşru surette kişi hürriyetinden mahrum etmek (m. 179 genel, m. 181 memurlarla ilgili),
- bir kimseye karşı bir fiili işlemesi veya işlememesi için zor kullanmak veya tehdit etmek (m. 188),
- tehdit etmek (m. 191),
- bir kimsenin meskeninde hukuka aykırı araştırma yapmak (m. 193 ve 194),
- yangın çıkarmak (m. 369, 370, 371 ve 372), veya insan hayatını tehlikeye koymuş ise mevsuf yangın çıkarmak (m. 382),
- tedbirsizlik, dikkatsizlik veya tecrübesizlik neticesi olarak yangın çıkarmak (Madde 383), yahut
- diğer bir kimsenin malına kasten zarar vermek (Madde 526 vd.).
31. Bu suçların hepsi için Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 151 ve 153. Maddelerine uygun olarak Cumhuriyet Savcısına veya mahalli idari mercilere şikayette bulunmak mümkündür. Cumhuriyet Savcısı ve polis kendilerine bildirilen suçları araştırmakla yükümlüdürler. Bunlardan ilki (Savcı), Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 148. Maddesine göre cezai takibata gerek olup olmadığına karar verir. Müşteki, Cumhuriyet Savcısının ceza takibine gerek olmadığına dair kararına itiraz edebilmektedir.
32. Şayet işlendiği iddia edilen fiillerin şüpheli failleri asker kişiler olup da Askerlik Kanununun 86 ve 87. Maddelerine göre verilmiş emirlere uygun hareket etmemişlerse, umumi zarara sebep olmak, insan hayatım tehlikeye koymak veya eşya tahrip etmek suçlarından dolayı onlar da takip olunabilirler. Böyle durumlarda takip işlemleri, ilgili kişiler (asker olmayan) tarafından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre yetkili merci veya şüpheli kişilerin hiyerarşik üstleri nezdinde başlatılabilir (353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu, m. 93 ve 95).
33. Suç işlediği iddia edilen kimse Devlet memuru ise, mahalli idare kurullarından (İl İdare Meclisi) lüzum-u muhakeme kararı almak lazımdır. Mahalli kurul kararları temyizen Danıştay'a götürülebilir; men-i muhakeme kararları temyizen incelenmek üzere re'sen Danıştay'a gönderilir.
C. Tazminat hükümleri
34. Memurlar tarafından işlenen, maddi veya manevi zarara yol açan ve suç veya haksız fiil teşkil eden herhangi bir hukuka aykırı fiil, hukuk mahkemeleri nezdinde bir talep ve dava hakkı doğurmaktadır.
35. İdareye karşı açılan davalara idare mahkemelerinde duruşmasız olarak bakılır.
36. Teröristler tarafından verilen zararlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu sayesinde tazmin edilebilmektedir.
D. Olağanüstü Hal hükümleri
37. Olağanüstü Hal Bölge Valisine 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununa dayanılarak çıkarılan kararnamelerle geniş yetkiler verilmiştir, özellikle 424 ve 425 sayılı Kararnamelerle değiştirilen 285 sayılı Kararname ve 430 sayılı Kararname bunların en önemlileridir.
38. 285 sayılı Kararname, 1981 [1991] yılında çıkarılan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun uygulanmasını olağanüstü hal ilan edilen yerlerde değiştirmiştir. Buna göre, güvenlik kuvvetleri mensuptan hakkında cezai takibata karar verme yetkisi Cumhuriyet Savcılarından alınarak mahalli idare kurullarına verilmiştir. Bu kurullar memurlardan teşekkül etmekte olup, aynı zamanda güvenlik kuvvetlerinin de amiri olan il valilerinin emri altındadır.
39. 16 Aralık 1990 tarih ve 430 sayılı Kararnamenin 8. Maddesi şu hükmü sevketmektedir:
"Olağanüstü hal bölgesi içinde, bu Kararname ile verilen yetkilerini kullanmasından kaynaklanan eylem ve kararlarından dolayı Olağanüstü Hal Bölge Valisi cezai, mali ve hukuki bakımdan sorumlu tutulamaz ve bu amaçla herhangi bir adli mercie müracaat edilemez. Bu hüküm, kişilerin hukuka aykırı olarak gördükleri zarar dolayısıyla Devletten talep edecekleri tazminat haklarını engellemez."
Başvuru sahibine göre, bu hüküm ilgili valilere ceza muafiyeti getirerek Bölge Valisinin, köylerin daimi ve geçici olarak tahliyesini emretme, ikamet sınırlamaları getirme ve kişileri başka bölgelere göç ettirme hususlarındaki yetkilerini teyid etmektedir. Terörle mücadele çerçevesi içinde verilen zararlar hukuka uygun kabul edilmektedir ve böylece dava konusu yapılamaz.
HUKUKİ DURUM
I. Mahkemenin vakıaları değerlendirmesi
40. Mahkeme, yerleşik içtihatlarını tekrarlamaktadır. Şöyle ki, 1 Kasım 1998'den önce Sözleşmenin sisteminde, vakıaların tespit ve teyidi esas itibariyle Komisyonun görevi idi (eski 28/1 ve 31. Maddeler). Gerçi Komisyonun vakıalarla ilgili tespitleri bağlayıcı olmadığından Mahkeme dosyadaki deliller ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta serbest idi, ancak Mahkeme bu husustaki yetkisini çok istisnai durumlarda kullanırdı (om. bkz. Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, Reports of Judgments and Decisions, 1996-IV, p.1214, § 78).
41. Hükümet, başvuru sahibinin ve aynı köyden diğer şahitlerin sunduğu ve kendi [Hükümet] nazarında güvenilmez ve tutarsız olan delillere Komisyonun aşırı derecede önem verdiğini iddia etmiştir. Mahkeme, bu şahitlerle ilgili Hükümet iddialarının Komisyon raporunda dikkate alındığını, deliller değerlendirilirken, başvuru sahibinin iddia ve taleplerini destekleyen veya inanılırlığı hususunda şüphe uyandıran unsurlar ayrıntılı olarak gözönünde tutulmak suretiyle gerekli dikkat ve itinanın gösterildiğini gözlemiştir. Hükümet tarafından yapılan eleştirilerin, vakıaların teyidi için kendi yetkilerini kullanmasını gerektirecek kadar temel bir mesele oluşturmadığı kanaatine varmıştır. Bu şartlar altında Mahkeme, vakıaların Komisyon tarafından tespit edildiği gibi olduğunu kabul etmektedir (bkz. yük. 9-20. paragraflar).
II. Hükümetin Ön İtirazı
42. Hükümet başvuru sahibinin, iddialarıyla ilgili olarak iç hukuk yollarından hiçbirini kullanmadığını, hatta cezai bir şikayette bile bulunmadığını iddia etmiştir. Bu husustaki tek mazereti, intikam korkusu iddiasıdır. Başvuru sahibi, zararını tazmin ettirmek için hukuk davası açma imkanına sahip olduğu gibi, Devletin, vatandaşı zarar görmekten koruma hususundaki katı sorumluluğundan dolayı idare mahkemesine müracaat etme imkanına da sahip idi.
43. Mahkeme, Sözleşmenin 35. Maddesinin 1. Fıkrasında bahsedilen iç hukuk yollarının tüketilmesi hükmüne göre, davacıların önce, ihtilaf konusu ihlaller dolayısıyla uğranılan zararı tazmin ettirmek için iç hukuk sisteminde mevcut ve yeterli hukuk yollarını kullanmakla yükümlü olduklarını tekrarlar, iç hukuk yollarının mevcudiyeti, teoride [pozitif hukukta] ve uygulamada yeterince kesin olmalıdır, aksi takdirde ulaşılabilirlik ve etkinlik zorunlu şartlarına sahip olmazlar. Ayrıca m. 35/1, neticede Mahkemeye getirilmesi düşünülen şikayetin uygun iç hukuk organına, en azından özü itibariyle ve iç hukukta gösterilen şekli şartlara uygun olarak iletilmesi gerektiğini amirdir, fakat bu hüküm, müracaatın uygun ve etkin olmayan hukuk yollan ile de yapılması gerektiği anlamına gelmez (bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye kararı, Reports 1996-VI, pp.2275-76, §§ 51-52, ve 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri/Türkiye kararı, Reports 1996-IV, p.1210, §§ 65-67).
44. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin uygulamasının, söz konusu ilkenin, Akit Devletlerin oluşturma hususunda anlaştıkları insan haklarını himaye mekanizması çerçevesinde uygulanması sebebiyle ihtiyaç duyulan esnekliği sağlaması gerektiğini önemle belirtmektedir. Bu sebeple Mahkeme, m. 35/1'in belli bir esneklik derecesinde ve aşırı şekilcilikten uzak olarak uygulanması zorunluluğunu kabul etmiştir. Hatta, iç hukuk yollanın tüketilmesi ilkesinin ne mutlak (absolute) ve ne de otomatik olarak uygulanmasının mümkün olduğunu kabul etmiştir. Bu ilkeye uyulup uyulmadığını incelerken her davanın şartlarını gözönünde bulundurmak zorunludur. Bu, başka hususlar yanında, Mahkemenin, hem iç hukuk yollarının işlediği genel hukuki ve siyasi çerçeveyi ve hem de başvuru sahibinin içinde bulunduğu hal ve şartları gerçekçi bir şekilde dikkate almak zorunda olduğu anlamına gelmektedir (bkz. yukarıda geçen Akdivar ve Diğerleri/Türkiye kararı, s.1211, §69, ve 24 Nisan 1998 tarihli Selçuk ve Asker/Türkiye kararı, Reports 1998-I, p.907, §§ 65-66).
45. Bu sebeple bu davada, Türkiye'nin güneydoğusunda başvuru sahibinin şikayetine konu olayların geçtiği zaman diliminde mevcut olan ve güvenlik kuvvetleri ile PKK üyeleri arasında şiddetli çatışmaların karakterize ettiği durum dikkate alınmak zorundadır (bkz. 28 Kasım 1997 tarihli Menteş ve Diğerleri/Türkiye kararı, Reports 1997-VIII, p.2707, § 58). Böyle bir durumda Mahkeme, önceki davalarda kabul ettiği gibi, adalet sisteminin iyi işlemesinin engelleri olabileceği görüşündedir (bkz. yukarıda geçen Akdivar ve Diğerleri/Türkiye kararı, s.1211, § 70).
46. Mahkeme, köy yıkma probleminin büyüklüğüne rağmen bu eski davalarda güvenlik kuvveden tarafından eşyanın kasten imhası iddialarıyla ilgili olarak mağdurların zararının tazmin edilmesi veya güvenlik kuvvetleri mensuplarının yargılanması örneğinin olmadığına dikkat çekmektedir. Hatta, güvenlik kuvvetleri mensuptan tarafından bu nevi uygulamaların gerçekleştirildiğini ikrar hususunda resmi makamlarda sürekli olarak genel bir isteksizlik bulunmaktaydı. Hükümet, Mahkemenin herhangi farklı bir neticeye varmasını sağlayacak hiçbir bilgi sunmamıştır (bkz. yukarıda geçen Selçuk ve Asker/Türkiye kararı, s.908, § 68).
47. Bu durumda Mahkeme, başvuru sahibinin ileri sürdüğü türden iddialar için etkin ve ulaşılabilir iç hukuki çözüm yolu bulunduğu hususunun Hükümet tarafından yeterli kesinlikte ispat edilmediği kanaatine varmıştır. Ev ve eşyasının diğer köylülere ait olanlarla birlikte imha edildiği hal ve şartlar gözönüne alındığında Mahkeme, başvuru sahibinin milli hukuki yollarla tazminat elde etmeyi faydasız telakki etmesinin anlaşılabilir olduğu kanaatindedir. Başvuru sahibinin, evi yıkıldıktan sonra emniyetsiz ve savunmasız bir halde oluşunun da burada belli ölçüde ilgisi vardır (bkz. yukarıda geçen Selçuk ve Asker kararı, s.908, §§ 70-71).
48. Mahkeme, başvuru sahibini iç hukuk yollarım tüketme yükümlülüğünden kurtaran özel hal ve şartların bulunduğu sonucuna varmıştır. Bu da, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği şeklindeki usuli itirazının reddini gerektirmektedir.
III. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali iddiası
49. Başvuru sahibinin olaya uygulanmasını talep ettiği, Sözleşmenin 3. Maddesi şu hükmü sevk etmektedir:
"Hiç kimse işkenceye, gayrıinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz."
50. Başvuru sahibi, gözlerinin önünde yakılan evinden zorla tahliye edildiği, böylece yoksul ve güvenlikten mahrum vaziyette terk edildiği hal ve şartların en azından gayrıinsani ve haysiyet kırıcı muamele sayılması gerektiğini ileri sürmüştür.
51. Hükümet bu iddiayı, herhangi bir temelden yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
52. 3. Madde, Mahkeme sıklıkla önemine işaret ettiği üzere, demokratik toplumun temel değerlerinden birini korumakta ve ihlal edilmesini engellemektedir. Terörizm veya örgütlü suçla mücadele gibi en zor hal ve şartlarda dahi, Sözleşme işkence ve gayrıinsani yahut haysiyet kırıcı muamele veya cezayı kesin bir ifadeyle yasaklamaktadır. Sözleşmenin ve Ek Protokollerin diğer temel hükümlerinde olduğunun aksine, burada herhangi bir istisnai durum tanınmamıştır ve bu hükmün uygulanmasını 15. Maddeye uygun olarak askıya almak da mümkün değildir (başka kararlara ilaveten bkz. Aksoy/Türkiye kararı, s.2278, § 62).
53. Mahkeme, 3. Maddenin uygulanabilmesi için, kötü muamelenin asgari şiddet seviyesine ulaşması gerektiğine dikkat çekmektedir. Burada "asgari"nin değerlendirilmesi izafidir muamelenin süresi, fiziki ve/veya zihni etkileri ve bazı hallerde mağdurun cinsiyet, yaş, sağlık durumu gibi dava konusu olayın bütün hal ve şartlarına bağlıdır (başka içtihatlara ilaveten bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Tekin/Türkiye kararı, Reports 1998-IV, § 52).
54. Bu davadaki başvuru sahibi, olayların vuku bulduğu zamanda 70 yaşının üzerindeydi. Mesken ve eşyası gözlerinin önünde imha edilerek barınak ve destekten mahrum hale düşürüldü ve hayatının tamamını yaşadığı köyünü ve hemköylülerini terketmek zorunda bırakıldı. Bu kötü durumda ona yardım etmek için resmi makamlar tarafından hiç bir adım atılmadı.
55. Meskeninin imha ediliş tarzı ile içinde bulunduğu şahsi hal ve şartları gözönüne alan Mahkeme, güvenlik kuvvetlerinin fillerinden dolayı başvuru sahibinin 3. Madde anlamında gayrıinsani muamele olarak vasıflandırılabilmek için yeterli şiddette sıkıntıya maruz kaldığı kanaatine ulaşmıştır (ayrıca bkz. yukarıda geçen Selçuk ve Asker/Türkiye kararı, s.910, §§ 77-78).
56. Mahkeme, Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
IV. Sözleşmenin 8. ve 1 Numaralı Ek Protokolün 1. Maddesinin ihlali İddiası
57. Başvuru sahibi ev ve eşyasının imha edildiğini şikayet ederek Sözleşmenin 8. ve 1 Numaralı Ek Protokolün 1. Maddesinin bu davaya uygulanmasını talep etmiştir. Anılan hükümlere göre:
8. Madde:
"1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına maliktir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette milli güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçlara önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabilir."
1 Numaralı Ek Protokolün 1. Maddesi:
"Her hakiki ve hükmi şahıs mallarından masuniyetine riayet edilmesi hakkına maliktir. Herhangi bir kimse ancak amme menfaati icabı olarak ve kanunun derpiş eylediği şartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde mülkünden mahrum edilebilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, emvalin umumi menfaate uygun olarak istimalini tanzim veya vergilerin veyahut sair mükellefiyetlerin veyahutta para cezalarının tahsili için zaruri gördükleri kanunları yürürlüğe koymak hususunda malik bulunduktan hukuka halel getirmez."
58. Başvuru sahibi, ev, mal ve eşyasının imha edilmesinin özel ve ailevi hayatına, meskenine ve mallarını müdahaleden emin bir şekilde kullanma ve faydalanmasına saygı duyulmasını isteme haklarını ciddi bir biçimde ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca, evinden cebren tahliyesi ve köyüne geri dönememe vakıası onun hayat tarzına ağır bir müdahale teşkil etmekte ve mallarından müdahaleden emin biçimde faydalanma hakkının daimi bir surette ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Başvuru sahibi, köyünden cebren tahliyesinin, yukarıda zikredilen her iki Maddeden de ayrı ve ilave bir ihlal oluşturduğunu iddia etmiştir.
59. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarının gerçekleri yansıtmadığını ve güvenlik kuvvetlerinin onun ev ve eşyasını yakarak imha etmesi iddialarını doğrulayacak deliller bulunmadığını ileri sürmüştür.
60. Mahkeme, başvuru sahibinin, ev ve eşyasının güvenlik kuvvetleri tarafından kasten imha edilmesi sonucunda köyünü terketmek zorunda kaldığı vakıasının ispat edildiği kanaatine varmıştır. Bu fiillerin, 3. Maddenin ihlaline ilaveten başvuru sahibinin özel hayatına, ailevi hayatına ve meskenine saygı gösterilmesini isteme ve mallarından huzurlu bir şekilde faydalanma haklarına özellikle ağır ve haksız bir müdahale teşkil ettiğinde şüphe yoktur (ayrıca bkz. yukarıda geçen Menteş ve Diğerleri/Türkiye kararı, s.2711, § 73; yukarıda geçen Selçuk ve Asker/Türkiye kararı, s.911, § 86).
61. Bu sebeple Mahkeme, Sözleşmenin 8. Maddesi ile 1 Numaralı Ek Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır.
V. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlali iddiası
62. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 13. Maddesi hükmü anlamında etkin bir hukuki çözüm yolu bulamamaktan şikayet etmiştir. Söz konusu madde şu hükmü sevketmektedir:
"İşbu Sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, milli bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
63. Önceki imha davalarına atıf yapan başvuru sahibi, şikayetleriyle ilgili olarak etkin bir hukuki çözüm yolunun kendisine sunulmadığını iddia etmiştir. Olağanüstü Hal Valisi ve astlarına geniş olağanüstü hal yetkilerinin verildiği Türkiye'nin güneydoğusunda şüphesiz başvuru sahibi gibi köylülerin zararlarının tazminini isteme haklarını engelleyen zorluklar ve yasaklar uygulamada mevcut bulunmaktaydı. Cumhuriyet Savcıları köylerin imha edilmesi ile ilgili olarak asla cezai takip başlatmadılar ve dava konusu olayda Savcı soruşturma açmamış ve meseleyi bağımsız bir yargı kurumu olmayan bir ilçe İdare Kuruluna havale etmiştir.
64. Hükümet başvuru sahibinin tazminat elde edebilmek için idari ve hukuki yollara müracaat edebileceğini veya Savcıya cezai şikayette bulunabileceğini, bunların Sözleşmenin 13. Maddesi anlamında etkin hukuki çözüm yolları teşkil ettiğini iddia etmiştir.
65. Mahkeme Sözleşmenin 13. Maddesinin, Sözleşmenin tanıdığı hak ve hürriyetlerin muhtevasının uygulanması için milli seviyede bir hukuki çözüm yolunun mevcudiyetini teminat altına aldığını tekrarlamaktadır. Bu teminat, iç hukuk düzeninde herhangi uygun bir şekilde sağlanabilir. Böylece, Akit Devletler Sözleşmenin bu maddesinden kaynaklanan yükümlülüklerini ifa hususunda bir miktar takdir yetkisine sahip iseler de, 13. Maddenin etkisi, Sözleşmeyi ilgilendiren bir "tartışmalı şikayetin" muhtevasının çözümü ve uygun çarenin sunulması için iç hukuka ait çözüm yolunun tesisini gerektirmesinde ortaya çıkmaktadır. 13. Maddedeki yükümlülüğün sahası, başvuru sahibinin sözleşmeye dayalı şikayetinin mahiyetine göre değişmektedir. Bununla beraber, 13. Maddenin gerektirdiği çözüm yolu hem hukukta ve hem de uygulamada etkin olmalıdır, özellikle, uygulanması davalı Devlet makamlarının fiil ve ihmalleriyle haksız bir surette engellenmemelidir (bkz. yukarıda geçen Aksoy/Türkiye kararı, s.2286, § 95; 25 Eylül 1997 tarihli Aydın/Türkiye kararı, ss. 1895-96, § 103; ve 19 Şubat 1998 tarihli Kaya/Türkiye kararı, Reports 1998-I, pp. 329-30, § 106).
66. Bir kimsenin, mesken ve mallarının Devlet memurları tarafından kasıtlı olarak imha edildiği yolunda tartışmalı bir iddiası olduğunda, 13. Madde, uygun ise tazminat ödenmesine ilaveten sorumluların bulunup cezalandırılmalarına imkan sağlayacak kapsamlı ve etkin bir soruşturma açılmasını ve şikayetçinin soruşturma safhalarına etkin bir dehaletini gerektirmektedir (bkz. yukarıda geçen Menteş ve Diğerleri/Türkiye kararı, s.2715, § 89).
67. Bu davada toplanan delillerin ışığında Mahkeme, başvuru sahibinin ev ve eşyasının imha edildiği kanaatine varmış olup Sözleşmenin 3 ve 8. Maddelerinin ve 1 Sayılı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvuru sahibinin bu husustaki şikayetleri 13. Madde açısından "tartışmalıdır (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice/İngiltere kararı, Series A no.131, p.23, § 52; yukarıda geçen Kaya kararı, § 107, ve 2 Eylül 1998 tarihli Yaşa/Türkiye kararı, Reports 1998-VI, p.2442, § 113).
68. Mahkeme yukarıda tespit ettiği, Hükümet tarafından ileri sürülen ve bu davanın hal ve şartlarında sunulan hukuk yollarının, zararın tazmini hususunda herhangi etkin bir çözüm umudu ihtiva ettiğinin yeterli kesinlikte ispat edilmediği şeklindeki sonuçlara atıf yapmaktadır (bkz. yük. 47. paragraf). Ayrıca başvuru sahibi, Komisyona müracaat etmeden önce herhangi bir mahalli mercie şikayette bulunmadığı halde, bu davanın Hükümete 27 Şubat 1995 tarihinde tebliğinden sonra Cumhuriyet Savcısının başvuru sahibini celbettiği anlaşılmaktadır (bkz. 20. ve 22. paragraflar). Savcı tarafından 10 Ekim 1995 tarihinde alınan, başvuru sahibinin parmak mührünü taşıyan ifade mevcut olup başvuru sahibi bu ifadesinde, evinin askerler tarafından yakıldığı iddiasını tekrarlamıştır. Fakat Cumhuriyet Savcısının, görevsizlik kararı vererek dosyayı İlçe İdare Kuruluna göndermeden önce başka herhangi bir soruşturma adımı atıp atmadığı belli değildir. Mahkeme muhtelif davalarda zaten bu organın Devlet memurlarından oluştuğunu, hiyerarşik bakımdan soruşturma altındaki güvenlik kuvvetleriyle bağlantılı bir mülki ve idari amir makamındaki Valiye bağlı olduğunu, bağımsız görülemeyeceğini ortaya çıkarmıştır (bkz. 27 Temmuz 1998 tarihli Güleç/Türkiye kararı, Reports 1998-IV, pp.1731-33, §§ 77-82, ve Ogur/Türkiye [GC] no.21594/93, §§ 85-93, ECHR 1999-III). Dolayısıyla, başvuru sahibinin iddiaları hakkında kapsamlı ve etkin bir soruşturma yapılmamıştır.
69. Bu sebeple Mahkeme, Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
VI. Sözleşmenin 18. Maddesinin ihlali iddiası
70. Başvuru sahibinin uygulanmasını istediği, Sözleşmenin 8. Maddesi şu hükmü getirmektedir:
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince mezkur hak ve hürriyetlere yapılan takyitler ancak derpiş edildikleri gaye için tatbik edilebilir."
71. Başvuru sahibi, Türkiye'nin güneydoğusunda 2-3 milyon kişinin, güvenlik gerekçeleri iddiasıyla köylerden zorla tahliyesinin, iç hukukun koruma çerçevesinin dışında ve hukukun üstünlüğü ve Sözleşmenin teminat altına aldığı haklar kasten ihlal edilmek suretiyle gücün keyfi uygulanması olduğunu ortaya çıkardığını iddia etmiştir.
72. Hükümet bu iddiayı yalanlamıştır.
73. Mahkeme, yukarıda ulaştığı sonuçları gözönüne alarak bu şikayeti ayrı olarak incelemeye ihtiyaç olmadığı kanaatindedir.
VII. Resmi Makamların Sözleşmeye Aykırı Uygulamaları İle İlgili İddialar
74. Başvuru sahibi Türkiye'de resmen müsamaha gösterilen bir köyleri imha ve buna karşılık olarak etkin bir hukuki çözüm yolu tanımama uygulamasının mevcut olduğunu, bunun da onun mağduriyetini ağırlaştırdığını iddia etmiştir. Türkiye'nin güneydoğusundaki olaylarla ilgili olarak daha önce açılan ve Komisyon ve Mahkeme tarafından ihlaller olduğu sonucuna varılmış diğer benzer davalara atıf yapan başvuru sahibi, bu durumun, resmi makamlar tarafından ciddi bir insan hakları ihlallerini yalanlanma ve aynı zamanda hukuki yolları da kullandırmama yönünde düzenli bir uygulamanın mevcudiyetini ortaya koyduğu iddiasında bulunmuştur.
75. Sözleşmenin 3, 8 ve 13. Maddeleriyle ve 1 Sayılı Protokolün 1. Maddesiyle ilgili olarak yukarıda ulaştığı sonuçları dikkate alan Mahkeme, bu davadaki kusurların resmi makamların sistemli bir uygulamasının bir parçası olup olmadığını tespit etmeye gerek duymamaktadır.
VII. Sözleşmenin eski 25. Maddesinin ihlali iddiası
76. Son olarak, başvuru sahibi ferdi müracaat hakkını kullanırken, Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrası (şimdi 34. Madde onun yerini almış bulunmaktadır) ihlal edilmek suretiyle ciddi bir engelleyici müdahaleye maruz kaldığı hususunda şikayette bulunmuştur. Sözü geçen m. 25/1 şu hükmü amirdir:
"Komisyon, Yüksek Akit Taraflardan biri tarafından Sözleşmenin tanıdığı haklardan birine müteveccih bir ihlalden mağduriyet iddiasında bulunan herhangi bir şahıs, hükümet-dışı kuruluş veya fertler grubu tarafından Avrupa Konseyi Umumi Katibine yapılan müracaatları kabul edebilir. Ancak bunun için, kendisi aleyhine şikayette bulunulan Yüksek Akit Tarafın, Komisyonun mezkur şekildeki müracaattan kabul yetkisini tanıdığını ilan etmesi lazımdır. Mezkur ilanatı yapan Yüksek Akit Taraflar, bu hakkın müessir bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette mani olmayacaklarını kabul ederler."
77. Başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısı tarafından celpname ile çağrıldığını, Savcının, Komisyona yaptığı başvuruyla ilgili olarak kendisinden sorduğunu ve baskı yaptığını iddia etmiştir.
78. Hükümet başvuru sahibinin celben getirilmesinin, yine onun iddialarıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısının başlattığı soruşturmanın devamı için gerekli olduğunu, dolayısıyla haklı sebebe dayandığını iddia etmiştir. Savcı, başvuru sahibini dava konusu hakkında sorgulamak zorundaydı, zira bu dava Savcının dosya açabilmesinin temelini oluşturuyordu.
79. Mahkeme, davacıların veya potansiyel davacıların şikayetlerini değiştirme veya geri alma hususlarında resmi makamlar tarafından hiçbir baskıya maruz kalmadan Sözleşme organları ile serbestçe temas kurabilmesinin, eski 25. Madde (şimdiki 34. Madde) tarafından hükme bağlanan ferdi müracaat sisteminin etkin bir şekilde işlemesi için fevkalade önemli olduğunu tekrarlamaktadır (bkz. yük. geçen Akdivar ve Diğerleri/Türkiye kararı, s.1219, § 105; yuk. geçen Aksoy/Türkiye kararı, s.2288, § 105; 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt/Türkiye kararı, Reports 1998-III, p.1192, § 159; ve 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi/Türkiye kararı, Reports 1998-IV, p.1784, § 105). Bu çerçevede, "baskı" sadece doğrudan zorlamayı ve yüzsüzce [aleni ve suçluluk hissi duymadan] yapılan korkutma fillerini değil, aynı zamanda davacıları Sözleşmenin tanıdığı bir hukuk yolunu takipten caydırma veya cesaretlerini kırmaya yönelik sair dolaylı uygunsuz fiil ve temasları da kapsamaktadır (bkz. yük. anılan Kurt/Türkiye kararı, loc. cit.).
Ayrıca, resmi makamlar ile bir başvuru sahibi arasındaki temasın eski 25. Madde açısından kabul edilemez uygulama niteliğinde olup olmaması her davanın kendine mahsus hal ve şartları ışığında tespit edilmelidir. Bu açıdan, müştekinin zayıf konumu ve onun resmi makamlar tarafından gelebilecek etkilere duyarlığı dikkate alınmalıdır (bkz. yük. geçen Akdivar ve Diğerleri ve Kurt/Türkiye kararları, sırasıyla s.1219, § 105 and ss.1192-93, § 160). önceki davalarda Mahkeme, başvuru sahibi köylülerin zayıf durumda olmalarını ve Türkiye'nin güneydoğusunda resmi makamlar aleyhine yapılan şikayetlerin intikam korkusuna haklı olarak rahatlıkla yol açabileceği gerçeğini dikkate almış ve davacıların Komisyona yaptıkları müracaatlarla ilgili olarak sorgulanmalarının Sözleşmenin eski 25. Maddesine aykırı olarak ferdi müracaat hakkının kullanılmasını engelleyen hukuka aykırı ve kabul edilemez türden bir baskı oluşturduğu kanaatine varmıştır (ibid.).
80. Mahkeme, Hükümetin resmi makamların başvuru sahibi ile kurdukları temaslarla ilgili olarak Komisyona bu davada hiçbir bilgi sunmadığına ve Komisyonun, uygunsuz müdahalenin gerçekleştiği yolundaki kanaatine başvuru sahibi ve oğlunun sözlü şahitlikleri sayesinde ulaştığına dikkat çekmektedir. Şimdi Mahkemeye sunulan bilgiler (bkz. 24-26. paragraflar), başvuru sahibine insan Hakları Derneğine (İHD) verdiği ifade ve Komisyon huzurunda vekaleten temsiliyle ilgili vekaletnamenin gösterildiğini bildirmektedir. Ayrıca, parmak mührünün kendisine ait olup olmadığının ve Savcı huzurunda verdiği ifadenin muhtevasının doğru ve kendisine ait olup olmadığının kendisinden sorulduğu anlaşılmaktadır. İfade metni ayrıca, başvuru sahibine Avrupa'daki Komisyona müracaat etmek isteyip istemediğinin ve İHD avukatı aleyhine bir şikayette bulunmak isteyip istemediğinin sorulduğunu ihtiva etmektedir. Başvuru sahibi İHD'ye verdiği ifadenin doğru olduğunu söylemeye devam etmiş ve güvenlik kuvvetleri aleyhindeki iddialarının özünü tekrarlamış ise de, Cumhuriyet Savcısının başvuru sahibinin şikayetleriyle ilgili vakıaların ayrıntılarına ilave yapmak niyetiyle herhangi bir soru sorduğu görülmemektedir.
81. Mevcut hal ve şartlar altında Mahkeme, Cumhuriyet Savcısının, başvuru sahibinin şikayetleri hakkında ve sadece kendisine ait bilgi toplama göreviyle ilgili ve yine kendisinin başlatacağı soruşturmada kullanmak amacıyla mülakat yaptığı hususunda tatmin olmamıştır. Aynı zamanda, başvuru sahibinin müracaatının gerçek olup olmadığını ve davasına devam etmek isteyip istemediğini doğrulamaya çalışmak suretiyle yetkisini aşmıştır. Başvuru sahibinin bu mülakat sebebiyle korku hissine kapılmış bulunduğu ve kendisini, Devlete karşı gelmek şeklinde telakki edilen şikayetlerini geri çekme hususunda baskı altında hissetmesi anlaşılmaz değildir. Bu, başvuru sahibinin Sözleşme organlarına müracaatına yapılmış uygunsuz bir müdahale oluşturmaktadır.
82. Bu sebeple davalı Devlet, Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrasından kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmede yetersiz kalmıştır.
IX. Sözleşmenin 41. Maddesinin uygulanması
83. Sözleşmenin 41. Maddesi şu hükmü havidir:
"Mahkeme işbu sözleşme veya protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili yüksek taraf devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, mahkeme gerektiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddi tazminat
84. Başvuru sahibi ev, ev eşyaları, erzak kaybı, gelir kaybı ve alternatif mesken için yapılan masraflar karşılığında 76,164.84 İngiliz Sterlini (GBP) maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
85. Hükümet başvuru sahibinin taleplerinin, listedeki parçaların değerine göre fevkalade orantısız olduğu ve her halükarda ispat edilmediği ve büyük oranda hayali olduğu iddiasında bulunmuştur. Ayrıca, başvuru sahibinin mesken ve eşyasının güvenlik kuvvetleri tarafından imha edildiği iddiaları kesinlik kazanmadığından, bu hususta herhangi bir tazminata hükmetmeye mahal yoktur. Herhangi bir hakkaniyet tatmini makul hadleri aşmamalıdır, aksi halde haksız zenginleşmeye yol açar.
86. Mahkeme, başvuru sahibinin ev ve eşyasının güvenlik kuvvetleri tarafından imha edildiği yolunda vardığı sonuca dikkatleri çekmektedir (bkz. yük. 60. paragraf). Bu sonuç ışığında, maddi zarar karşılığı tazminata hükmetmek şüphesiz gereklidir. Ancak başvuru sahibi, kaybettiği mallarının miktar ve değerine dayanan taleplerini belge veya sair delillerle ispat etmediği için, Mahkemenin hükmolunacak miktarları değerlendirmesi, zorunlu olarak tahmini ve hakkaniyete dayalı olacaktır.
1. Ev ve ek binalar
87. Başvuru sahibi 250 metrekare alan kaplayan ve 3,224.37 İngiliz Sterlini (GBP) değer biçtiği bir ev ve 250 metrekare sahası olan, 2,149.58 İngiliz Sterlini (GBP) kıymet takdir ettiği bir ardiye karşılığında tazminat talebinde bulunmuştur.
88. Hükümet, Hazro'nun kırsal kesiminde ikamet eden bir köylü olan başvuru sahibinin iddia edilen büyüklükte bir eve sahip olabileceği hususuna itiraz etmiştir.
89. Komisyon, başvuru sahibinin mesken ve ekli binalarının mahiyet ve ölçüleri hakkında herhangi bir sonuca ulaşmamıştır.
90. Mahkeme, Bilgin davasında olduğu gibi, Hükümetin tartışma konusu olay mahalli ile ilgili başvuru sahibinin meblağlarını yalanlayacak bir inceleme raporu sunmadığını gözlemektedir (bkz. 16 Kasım 2000 tarihli Bilgin/Türkiye kararı, § 142). Bu sebeple, hakkaniyet temeline dayalı bir değerlendirme yapan Mahkeme, imha edilen binalar için, ödeme zamanında cari olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 5,000 İngiliz Sterlini (GBP) meblağa hükmetmektedir.
2. Diğer mallar
91. Başvuru sahibi 300 dönüm sulu tarıma elverişli arazi, 50 dönüm kuru tarıma elverişli arazi, 20 dönüm meyve bahçesi, 30 dönüm üzüm bağı, 50 dönüm tütün tarlası ve 100 armut ağacı için toplam 33,960.16 İngiliz Sterlini (GBP); canlı hayvanlar için toplam 3,731.62 İngiliz Sterlini, ev eşyası için toplam 2,129.55 İngiliz Sterlini ve erzak ve tütün stoku için toplam tahmini değeri olan 4,824.38 İngiliz Sterlini talepte bulunmuştur.
92. Hükümet başvuru sahibinin taleplerinin çok mübalağalı olduğunu ve iktisadi ve sair her türlü gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu iddia etmiştir.
93. Mahkeme, başvuru sahibinin ev eşyasının imha edildiği ve evi yakıldıktan sonra Çitlibahçeden göçmek zorunda kaldığı (bkz. 60. paragraf), bunun da zorunlu olarak bazı ilave kayıplara [zarara] yol açmış olabileceği vakıalarının ispat edildiği sonucuna varmış olmasına dikkat çekmektedir. Mahkeme ayrıca Komisyonun, başvuru sahibinin evinde hasara uğrayan ev eşyaları arasında bir buzdolabı, televizyon, mutfak eşyası, ev eşyası, ve tütün, buğday, arpa, mercimekten oluşan mahsulat, ve kış erzakı bulunduğu sonucuna varmış olduğu hususuna dikkat çekmektedir (bkz. 16. ve 18. paragraflar).
94. Başvuru sahibinin [ev ve ek binalar dışındaki] diğer malları hakkındaki talepleri ile ilgili bağımsız ve kesin delil yokluğunda ve hakkaniyet ilkesine dayalı olarak Mahkeme, ödeme zamanında cari olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 4,000 İngiliz Sterlini meblağa hükmetmektedir. Mahkeme tarım arazisi ve meyve bahçeleri ile ilgili tazminat olarak herhangi bir meblağa hükmetmemiştir, zira bunların istimlak edildiği ve keza canlı hayvanlarla ilgili olarak bunların başvuru sahibinin ev ve ek binalarının imhası sonucunda öldükleri hususları kesinlik kazanmamıştır.
3. Gelir kaybı
95. Başvuru sahibi çiftçilikten elde etmekten mahrum kaldığı gelire karşılık tazminat olarak 22,904.33 İngiliz Sterlini meblağı talep etmiştir.
96. Hükümet, böylesine tahmini nitelikte gördüğü tazminata itiraz etmiştir.
97. Mahkeme başvuru sahibinin ev ve köyünden cebren uzaklaştırılması sonucu gelir kaybına maruz kalmış olabileceği hususunda tatmin olmuştur. Başvuru sahibinin arazisinin büyüklüğü ve ondan elde edilen gelir hakkında bağımsız delillerin yokluğunda ve hakkaniyet düşünceleri ışığında Mahkeme, bu başlık altında, ödeme zamanında cari olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 3,000 İngiliz Sterlini tutarında tazminata hükmetmektedir.
4. Alternatif mesken
98. Başvuru sahibi, Diyarbakır'da 1993 Ağustosu ila 1997 Haziranında ödediği 1.401.960.860 Türk Lirası ve İstanbul'da 1997 Haziranından beri ödemiş bulunduğu 1.561.000.000 Türk Lirası tutarındaki, toplam 60 aylık bir süre için 3,204.61 İngiliz Sterlinine tekabül eden kira masraflarının ödenmesini talep etmiştir.
99. Hükümet bu talepleri aşırı bulduğunu ifade etmiştir.
100. Başvuru sahibinin talebinin bu kısmı belgelendirilmemiş olduğundan ve kiralık evlerin ücretleri ile ilgili kendi imkanları dahilinde elde ettiği bilgileri gözönüne alan Mahkeme, başvuru sahibi lehine alternatif iskan bedeli olarak hakkaniyet temeline dayalı ve ödeme zamanında cari olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 600 İngiliz Sterlini tutarında tazminata hükmetmektedir.
B. Manevi Tazminat
101. Mesken ve malvarlığının imhasına, köyünden çıkarılmasına ve oraya tekrar dönme imkanı bulunmamasına dikkat çeken başvuru sahibi, 50,000 İngiliz Sterlini tutarında manevi tazminat talep etmiştir.
102. Herhangi bir ihlalin vukuunu inkar eden Hükümet, manevi tazminata hükmetmeye yer olmadığını, fakat eğer bu şekilde bir tazminata hükmedilecekse Mahkemenin Türkiye'de mevcut iktisadi hal ve şartları hesaba katması gerektiğini iddia etmiştir.
103. Mahkeme, Sözleşmenin 3, 8 ve 13. Maddeleri ve 1 Sayılı Protokolün 1. Maddesi ile ilgili olan ve vukubuldukları sonucuna ulaştığı ihlallerin ciddiyetini (bkz. 56,61 ve 69. paragraflar) dikkate alarak manevi zarar karşılığı bir tazminata hükmetmek gerektiği kanaatindedir, ilaveten, başvuru sahibinin Sözleşme tarafından tanınan müracaat hakkını etkin bir şekilde kullanması da engellenmiştir (bkz. 82. paragraf).
104. Mahkeme başvuru sahibi lehine, manevi zarara karşılık olarak ve ödeme zamanında cari olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 10,000 İngiliz Sterlini tutarında manevi tazminata hükmetmektedir.
C. Ücretler ve masraflar
105. Başvuru sahibi müracaatıyla ilgili olarak ödediği ücretler ve yaptığı masraflar için toplam 17,881.40 İngiliz Sterlini, bu miktardan Avrupa Konseyinden aldığı 7,500 Fransız Frangı düşülmek üzere, talep etmiştir. Türkiye'deki vekil avukatların ücretleri ve yaptıkları masraflara karşılık olmak üzere toplam 5,075.16 İngiliz Sterlini ve Kürt İnsan Hakları Projesi (KİHP) için de 3,000 İngiliz Sterlini talep edilmiştir.
106. Hükümet masraflar ve ücretler hakkında talep edilen miktarın aşırı olup ispat da edilmediğini iddia etmiştir. KİHP'nin rolüyle ilgili olarak hükmedilecek tazminata da, ne miktar olursa olsun itiraz etmiştir.
107. Mahkeme KİHP ile ilgili talep olunan ücretlerin sarfının lüzumu hususunda ikna edilmemiştir. Hakkaniyete göre hükmeden ve başvuru sahibi tarafından arzolunan taleplerin ayrıntılarını dikkate alan Mahkeme, başvuru sahibi lehine, Avrupa Konseyinden hukuki yardım olarak aldığı 7,500 Fransız Frangı düşülmek ve tahakkuk ettirilmesi muhtemel her türlü-katma değer vergisi dahil olmak üzere 14,900 İngiliz Sterlini tutarında tazminata hükmetmektedir. Bu miktar Birleşik Kırallık'taki, başvuru sahibinin hakkaniyete uygun tazminat talebinde belirtilen sterlin banka hesabına yatırılacaktır.
D. Gecikme faizi
108. Mahkeme Birleşik Kırallıkta, bu kararın verildiği zamanda uygulanmakta ve senelik %7.5 olan kanuni faiz oranının tatbikinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME
1. Hükümetin ön itirazının oybirliği ile reddine;
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiği hususunun oybirliği ile kabulüne;
3. Sözleşmenin 8. Maddesi ve 1 Sayılı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiği hususunun oybirliği ile kabulüne;
4. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiği hususunun bire mukabil altı oy ile kabulüne;
5. Başvuru sahibinin, Sözleşmenin 18. Maddesine istinaden yaptığı şikayetin incelenmesine yer olmadığı hususunun oybirliği ile kabulüne;
6. Davalı Devletin Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrasından kaynaklanan yükümlülüklerini ifada yetersiz kaldığı hususunun oybirliği ile kabulüne;
7. (a) davalı Devletin üç ay içinde aşağıda belirtilen miktarları ödeme zamanında cari olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere başvuru sahibine ödemek zorunda bulunduğu:
(i) maddi tazminat olarak 12,600 (oniki bin altı yüz) İngiliz Sterlini;
(ii) manevi tazminat olarak 10,000 (on bin) İngiliz Sterlini;
(b) yukarıda bahsedilen üç ayın bitiminden itibaren tediye gününe kadar senelik %7.5 oranında basit faiz ödeneceği;
hususlarının oybirliği ile kabulüne;
8. (a) davalı Devletin üç ay içinde Birleşik Kırallıkta başvuru sahibinin tayin ettiği sterlin banka hesabına ücretler ve masraflar dolayısıyla, tahakkuk ettirilmesi muhtemel her türlü katma değer vergisi dahil olmak ve Avrupa Konseyinden hukuki yardım olarak aldığı ve bu kararın verildiği tarihte cari olan döviz kuru üzerinden İngiliz Sterlinine çevrilecek olan 7,500 (yedi bin beş yüz) Fransız Frangı düşülmek üzere 14,900 (ondört bin dokuz yüz) İngiliz Sterlini ödemek zorunda olduğu;
(b) yukarıda bahsedilen üç ayın bitiminden itibaren tediye gününe kadar senelik %7.5 oranında basit faiz ödeneceği;
hususlarının oybirliği ile kabulüne;
9. Başvuru sahibinin, hakkaniyete uygun tatminle ilgili taleplerinin bakiyesinin oybirliği ile reddine karar verilmiştir.
30 Ocak 2001 tarihinde Mahkeme İçtüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. Fıkralarına uyulmak suretiyle İngilizce ve yazılı olarak tebliğ olunmuştur.
Hakim Gölcüklü'nün karşı görüşü, Sözleşmenin 45. Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fıkrası hükümlerine uygun olarak bu karara eklenmiştir.
HAKİM GÖLCÜKLÜ'NÜN KARŞI GÖRÜŞÜ
Mahkemenin, Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiği şeklinde vardığı neticeye katılamadığımı üzülerek bildiririm (bkz. kararın uygulamaya yönelik hükümleri, 4)
Söz konusu neticeye karşı çıkma gerekçelerim şunlardır:
1. İlk olarak, kararın, usulü belirleyen ve dava konusu olayların hal ve şartlarını özetleyen kısımları, belirli usuli adımlar atıldığında, tarihlerle ilgili önemli uçurumlar içermektedir. Bu tarihlerin yokluğu, davanın, şikayeti 13. Maddeye göre incelemek amacıyla tam olarak anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Kayıp bilgiler şunları içermektedir. Cumhuriyet savcısının görevsizlik kararı verdiği tarih, ilgili İlçe İdare Kurulunun, iddiaları doğrulayacak yeterli delil olmadığı gerekçesiyle men'i muhakeme kararı verdiği tarih, ve son olarak, İlçe İdare Kurulunun kararının Danıştay tarafından onayladığı tarih.
Bu tarihlerin her biri, başvuru sahibinin 13. Maddeye aykırı olarak iç hukuk yolundan mahrum bırakılıp bırakılmadığını kesin olarak tespit edebilmek için gereklidir.
2. Konuyla ilgili olarak bu davada sunulan tek bilgi, ilk olarak, başvuru sahibinin, mağduriyetini milli makamlar önünde dile getirmek hususunda hiç bir adım atmadan 2 Mayıs 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bu tür davalarda gelenek haline gelen yolu kullanarak-yani İnsan Hakları Demeği Diyarbakır Şubesi, Londra'daki bir İngiliz Avukatlık şirketi, ve Strasburg-müracaat ettiğidir. Sonra, 23 Mayıs 1996'da Komisyon kabul kararı vermiş. Hükümet ancak kendisine müracaat hakkında bilgi verilince davadan haberdar olmuştur. Gerçek şu ki, başvuru sahibi, dava ile ilgilenen resmi makamlarla hiç bir aşamada temasa geçmemiş ve yardımcı olmamıştır.
3. Mahkemenin, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yolundaki ön itirazını reddeden kararına isteksiz bir şekilde katılıyorum, fakat başvuru sahibinin mağduriyetinin tazmin edilmesi için milli mahkemeler önünde küçük bile olsa hiç bir adım atmadığı bir olayda 13. Maddenin ihlal edildiği şeklindeki kararı kabulde zorlanmaktayım. Bununla bağlantılı olarak, bu davaya benzer bir dava olan Menteş ve Diğerleri/Türkiye davasında (28 Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VIII) Hakim Matscher ile birlikte verdiğim karşı görüşe ve Hakim Russo ve Hakim De Meyer'in fikirlerine de atıf yapmaktayım.
Yorum
Bu dava, Türkiye'nin güneydoğusunda güvenlik kuvvetlerinin köyleri, köylülerin mesken ve mallarını yakarak imha etmesi ve köylülerin köylerini terk etmek zorunda kalmaları iddiaları ile ilgilidir. Karar metnini okurken en fazla dikkat çeken hususlar, Komisyon ve Mahkemenin bu tür (güneydoğu ile ilgili) davalarda Hükümet aleyhine önyargılı bir tutum takınması, diğer bir ifadeyle, başvuru sahibinin sunduğu delillere, Hükümetin sunduklarına nazaran çok daha fazla itibar etmesi, ve Hükümet adına yapılan savunmanın da çok eksik ve oldukça "kötü" olmasıdır. Yargılama sonucunda Mahkeme Türkiye'yi, Sözleşmenin 3, 8, 13, eski 25. (şimdi 34.) Maddeleri ile 1 numaralı Ek Protokolün 1. Maddesini ihlalden dolayı tazminat ödemeye mahkum etmiştir.
16 Eylül 1996 tarihli Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye kararından itibaren, Mahkeme, Sözleşmenin 35. Maddesinin 1. Fıkrasında bahsedilen iç hukuk yollarının tüketilmesi hükmünü Güneydoğudan gelen davalarda uygulamamaktadır. Bu davada da, Hükümet ön itirazda bulunmak suretiyle başvuru sahibinin, iddialarıyla ilgili olarak iç hukuk yollarından hiçbirini kullanmadığını, hatta cezai bir şikayette bile bulunmadığını iddia ederek müracaatın reddini talep etmiştir. Fakat Mahkeme, 35/1 hükmünün, müracaatın uygun ve etkin olmayan hukuk yolları ile de yapılması gerektiği anlamına gelmeyeceğini belirterek bu itirazı reddetmiştir. Gerçekten Mahkeme, Türkiye'nin güneydoğusunda köy imha etme probleminin büyüklüğüne rağmen önceki davalarda güvenlik kuvvetleri tarafından eşyanın kasten imhası iddialarıyla ilgili olarak mağdurların zararının tazmin edilmesi veya güvenlik kuvvetleri mensuplarının yargılanması örneğinin bulunmamasına büyük önem vermektedir. Hatta, güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından bu nevi uygulamaların gerçekleştirildiğini ikrar hususunda resmi makamlarda sürekli olarak genel bir isteksizlik bulunması da Mahkemenin dikkatinden kaçmamaktadır. Bu şartlar altında Mahkemenin, başvuru sahibinin ileri sürdüğü türden iddialar için etkin ve ulaşılabilir iç hukuki çözüm yolu bulunmadığı kanaatine varmasında fazla yadırganacak bir durum yoktur.
Mahkemeye göre, işkence, gayrıinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleyi yasaklayan 3. Maddedeki yasak kesin olup hiç bir hal ve şart altında ihmal edilmesi veya askıya alınması mümkün değildir. Ancak 3. Maddenin uygulanabilmesi için, kötü muamelenin asgari şiddet seviyesine ulaşması gerekmektedir. Burada "asgari"nin değerlendirilmesi izafi olup muamelenin süresi, fiziki ve/veya zihni etkileri ve bazı hallerde mağdurun cinsiyet, yaş, sağlık durumu gibi dava konusu olayın bütün hal ve şartları gözönüne alınmalıdır. Bu davada başvuru sahibinin, olayların vuku bulduğu zamanda 70 yaşının üzerinde olması, mesken ve eşyasının gözleri önünde imha edilmesi, köyünü terk etmek zorunda kalması, resmi makamlar tarafından hiç bir yardım eli uzatılmaması gibi hususlar 3. Madde anlamında gayri insani muamele olarak vasıflandırılabilmek için yeterli görülmüştür.
Başvuru sahibinin mesken ve mallarının güvenlik kuvvetleri tarafından kasten imha edilmesi sonucunda köyünü terk etmek zorunda kalması, 3. Maddenin ihlaline ilaveten davacının özel hayatına, ailevi hayatına ve meskenine saygı gösterilmesini isteme ve mallarından başkasının müdahalesinden emin bir şekilde faydalanma haklarına özellikle ağır ve haksız bir müdahale ve dolayısıyla Sözleşmenin 8. Maddesi ile 1 Numaralı Ek Protokolün 1. Maddesinin ihlali anlamına geldiği kabul edilmiştir.
Mahkemeye göre, ulaşılabilir ve etkin bir hukuk yoluna sahip olma hakkını düzenleyen 13. Madde, Sözleşmenin tanıdığı hak ve hürriyetlerin muhtevasının uygulanması için milli seviyede bir hukuki çözüm yolunun mevcudiyetini teminat altına almaktadır. Bu davada ortaya konanlar cinsinden "tartışmalı bir iddia" söz konusu olduğunda, 13. Madde, uygun ise tazminat ödenmesine ilaveten sorumluların bulunup cezalandırılmalarına imkan sağlayacak kapsamlı ve etkin bir soruşturma açılmasını ve şikayetçinin soruşturma safhalarına etkin bir dehaletini gerektirmektedir. Bu davada Mahkeme, tartışmalı iddiaların ciddiyetine rağmen Sözleşmeyi ihlal eden fiilleri işleyen kimselerin yargılanıp yargılanmamalarına, Devlet memurlarından oluşan, hiyerarşik bakımdan soruşturma altındaki faillerle bağlantılı bir mülki ve idari amir makamındaki Valiye bağlı, bağımsız olmayan bir kurulun (İlçe İdare Kurulunun) karar vermesinin, kapsamlı ve etkin bir soruşturma yapılmasına engel teşkil ettiği ve dolayısıyla Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır.
Son olarak, Akit Devletlerin, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ferdi müracaat hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına engel olmama yükümlülüğünü düzenleyen sözleşmenin eski 25. Maddesi, Mahkemenin yerleşmiş içtihadına göre, gerçek veya potansiyel başvuru sahiplerinin, şikayetlerini değiştirme veya geri alma hususlarında resmi makamlar tarafından hiçbir baskıya maruz kalmadan Sözleşme organları ile serbestçe temas kurabilmelerini gerektirmektedir. Güneydoğu ile ilgili pek çok davada Mahkeme, davacı köylülerin zayıf durumda olmalarını ve Türkiye'nin güneydoğusunda resmi makamlar aleyhine yapılan şikayetlerin intikam korkusuna haklı olarak rahatlıkla yol açabileceği gerekçesiyle davacıların Komisyona yaptıkları müracaatlarla ilgili olarak sorgulanmalarının Sözleşmenin eski 25. Maddesine aykırı olarak ferdi müracaat hakkının kullanılmasını engelleyen hukuka aykırı ve kabul edilemez türden bir baskı oluşturduğu kanaatine varmıştır. Bu davada, müştekinin Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurduktan sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından celbedilerek Komisyona müracaat etmek isteyip istemediği ve İnsan Hakları Derneği avukatı aleyhine bir şikayetle bulunmak isteyip istemediğinin kendisinden sorulması Mahkeme tarafından eski 25. Maddeyi ihlal eder nitelikte bulunmuştur. Çünkü Mahkemeye göre, bu tür bir ifade alma ancak davacının şikayetleriyle ilgili vakıaların ayrıntılarına ilave yapmak gayesiyle gerçekleştirilebilir. Cumhuriyet Savcısının, davacının müracaatının gerçek olup olmadığını ve davasına devam etmek isteyip istemediğini doğrulamaya çalışması "yetkisini aşmak" olarak değerlendirilmiştir. Mahkeme başvuru sahibinin, bu mülakat sebebiyle korku hissine kapılmış bulunduğu ve kendisini, Devlete karşı gelmek olarak şeklinde telakki edilen şikayetlerini geri alma hususunda baskı altında hissettiği sonucuna varmıştır kanaatini izhar etmiştir. Bu, davacının Sözleşme organlarına müracaatına yapılmış uygunsuz bir müdahale oluşturmaktadır. Bu sebeple davalı Devlet, Sözleşmenin eski 25. Maddesinin 1. Fıkrasından kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmede yetersiz bulunmuştur.
Mahkemenin, Türkiye'yi bu davada eski 25. (simdi 34.) Maddenin ihlalinden dolayı mahkum etmesini anlamak oldukça zordur, çünkü başvuru sahibi bu konudaki şikayetini delillendirememiş, sadece savcının kendisine baskı yapmak istediğini iddia etmiş (bkz yuk.77. para.), olayın tek şahidi olan oğlu ise Komisyonun Delegelerine, Savcının anasına baskı yapmaya çalıştığını düşündüğünü söylemiştir (bkz. yük. 20. para.). Bu derece sübjektif beyanlara dayanarak ve başvuru sahibinin sübjektif durumuna aşırı önem atfederek böylesine ciddi bir ihlalden dolayı mahkumiyet kararı vermek doğru görülemez.
Diğer taraftan, Hükümet bu davada iyi bir savunma yapmamıştır. Şöyle ki, Mahkeme kararından anlaşıldığı üzere, Hükümet sadece başvuru sahibinin iddialarını yalanlamakla yetinmiş, karşı deliller sunarak onları çürütmeye çalışmamıştır. Mesela, başvuru sahibinin, mesken, müştemilat ve mallarının yakılması iddialarını yalanlamış ancak söz konusu köy ve meskenin yakılmamış olduğunu ortaya koyacak fotoğraf, şahit ifadesi, keşif raporu vb. türden hiçbir delil sunmamıştır. Bu sebeple, bu ve benzeri davalardan alınacak çok dersler vardır. Bunların başında, (1) başvuru sahiplerinin ifadesi alınırken en azından ses, hatta daha da faydalı olanı, görüntü kaydı yapılması; (2) Devlet memurlarının, insan haklarını ihlal eden fiillerinden dolayı lüzum veya men'i muhakeme kararlarının ilk aşamada bile bağımsız yargı organlarınca alınması; ve (3) "samimi" olunduğunu belirtir nitelikte ve yeterince teferruatlı bilgi ve delil ihtiva eden bir savunma hazırlanmalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy