(AİHS. m. 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18, 34, 37, 38, 39, 43) (KURT - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (ŞARLI - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AKMAN - TÜRKİYE DAVASI) (AKDENİZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (HARAN - TÜRKİYE DAVASI) (TOĞCU - TÜRKİYE DAVASI) (TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 26307/95
Davada, başvuru sahibi kardeşinin 20 Ağustos 1994'te kimliği belirsiz iki kişi tarafından kaçırılıp kaybolduğunu ve bu kişilerin sivil kıyafetli polisler olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi , kardeşinin haksız ve gereğinden fazla göz altında tutulmasından ve hapisteyken kötü muamele ve işkenceye maruz bırakılmasından ve ayrıca gerekli tıbbi bakımın sağlanmamasından şikayetçi olmuştur. Bununla birlikte kardeşinin ailesi ile iletişim kuramadığını ve hukuki yardımdan mahrum bırakıldığını belirtmiştir. Başvuru sahibi bunların Sözleşmenin 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18, 34 ve 38. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
Bunun üzerine Hükümet davanın kayıttan çıkarılması için dostane çözüm teklif etmiştir. Ancak başvuru sahibi dostane çözümü kabul etmemiş ama 2. Daire davanın kayıttan çıkarılmasına karar vermiştir. Bunun üzerine başvuru sahibi 2. Dairenin kararını Büyük Dairenin önüne getirmiştir.
Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler sonucunda;
1. Bire karşı on altı oyla Hükümetin, başvurunun kayıttan düşürülmesi talebinin reddine,
2. Bire karşı on altı oyla davanın esastan incelenmesine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER KARARLAR
1. Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998
2. Çakıcı v. Türkiye, no. 23657/94
3. Ertak v. Türkiye, no. 20764/92
4. Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94
5. Taş v. Türkiye, no. 24396/94
6. Çiçek v. Türkiye, no. 25704/94
7. Şarlı v. Türkiye, no. 23657/94
8. Akdeniz ve Diğerleri v. Türkiye, no. 23954/94
9. Refah Partisi ve Diğerleri v. Türkiye, no. 41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98
10. Akman v. Türkiye, no. 37453/97
11. Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94
PROSEDÜR
1-2. Davanın temelinde İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin "Sözleşme" 25. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı Tahsin Acar'ın Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na 29 Ekim 1994 tarihinde başvurusu bulunmaktadır (başvuru no: 26307/95).
3-13. Öncelikle başvuru sahibi kardeşi M. Salim Acar'ın 20 Ağustos 1994'te kimliği belirsiz iki kişi tarafından kaçırılıp kaybolduğunu ve bu kişilerin sivil kıyafetli polisler olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi, kardeşinin haksız ve gereğinden fazla göz altında tutulmasından ve hapisteyken kötü muamele ve işkenceye maruz bırakılmasından ve ayrıca gerekli tıbbi bakımın sağlanmamasından şikayetçi olmuştur. Bununla birlikte kardeşinin ailesi ile iletişim kuramadığını ve hukuki yardımdan mahrum bırakıldığını belirtmiştir. Başvuru sahibi bunların Sözleşmenin 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18, 34 ve 38. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
OLAYLAR
I. Davanın Şartları
14. Başvuru sahibi, 1970'de Sollentura'da (İsveç) doğmuş ve orada yaşamaktadır.
A. Başvuru sahibinin iddiaları
15-16. Başvuru sahibinin kardeşi M. Salim Acar, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde Bismil'in bir köyü olan Ambar'da yaşayan bir çiftçidir. 20 Ağustos 1994 tarihinde Ambar'ın yakınlarındaki pamuk tarlasında çalışan M. Salim Acar sivil kıyafetli polisler oldukları iddia edilen silahlı iki kişi tarafından zorla arabaya bindirilerek kaçırılmıştır. Olaya M. Salim'in oğlu ile İlhan Ezer adında başka bir çiftçi şahit olmuştur. Bu sırada nehir kenarında çamaşır yıkayan M. Salim'in kızı ve komşuları, M. Salim'in eli, ayakları, gözleri ve ağzı bağlı olarak gri renkli bir arabada, onları içinde beş adamla nehir kenarında bekleyen başka bir arabayı da alarak Bismil'e doğru uzaklaştıklarını gördüklerini iddia etmişlerdir. O zamandan beri M. Salim'den haber alınamadığı belirtilmiştir.
17. M. Salim'in ailesi, onun nerede ve niçin tutulduğunu bulmak için Diyarbakır Vali Yardımcısı ve Bismil Jandarma Komutanlığının da bulunduğu birçok makama dilekçe ile başvurmuş ve kaybolması ile ilgili şikayette bulunmuşlarıdır.
18. M. Salim'in ablası Meliha Dal, kardeşinin kaybolması ile ilgili dilekçeyi elden Diyarbakır Vali Yardımcısına ulaştırmıştır. Dilekçeyi okuyan Vali Yardımcısı, jandarmadan Ahmet Korkmaz ile görüştükten sonra kardeşinin Devletin elinde olduğunu ve şimdilik yapacakları bir şey olmadığını söylemiştir.
19. Meliha Dal'ın Vali Yardımcısının odasından çıkarken karşılaştığı Mehmet Şen adındaki polis memuru M. Salim Acar'ı Bismil Jandarma Komutanlığı'nın işkence odasında olduğu bilgisini aldığını söylemiştir. Üç gün sonra tekrar arayan Mehmet Şen, M. Salim Acar'ı Bismil Jandarma Komutanlığı'nda gördüğünü, ona kıyafet ve sigara götürebileceğini belirtmiştir. Ancak 31 Ağustos 1994'te Meliha Dal'ı tekrar arayarak M. Salim Acar'ın Bismil Jandarması'ndan alındığını fakat nereye götürüldüğünü bilmediği haberini vermiştir.
20-21. 29 Ağustos 1994'te M. Salim'in annesi Hünsa Acar Bismil Savcısına oğlunun kayboluşunun soruşturulmasını talep eden bir dilekçe vermiştir. 2 Eylül 1994'te bir yazı ile savcı Bismil Jandarma Komutanlığı'ndan dava ile ilgili bilgi istemiştir. Aynı gün, savcı, Hünsa, Halise ve İhsan Acar'la çiftçi İlhan Ezer'in ifadelerini almıştır.
22-23. 19 Ekim 1994'te Hüsna Acar Bismil Cumhuriyet Savcılığı'ndan soruşturma ile ilgili bilgi istemiş ancak cevap alamamıştır. Başvuru sahibi, 29 Kasım 1994 ve 19 Ocak 1995'deki mektuplarıyla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına kardeşinin nerede olduğunun soruşturulmasını talep ettiyse de bu mektuplar cevapsız kalmıştır.
24-25. 15 Mart ve 17 Mayıs 1995'te Bismil savcısı, Bismil Jandarma Komutanlığına dava ile ilgili bilgi edinmek için yazı yazmıştır. 20 Temmuz 1995'te başvuru sahibi Bismil Başsavcısından M. Salim Acar davası ile ilgili bilgi talep etmiş ve Jandarma İzzettin ve Ahmet ile Muhtar Harun Aca'yı kardeşinin kaçırılmasından sorumlu olmakla suçlamıştır.
26. 26 ve 27 Temmuz 1995'te başvuru sahibi, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı ile Adalet Bakanına gönderdiği mektuplarda kardeşinin nerede ve durumunun nasıl olduğu hakkında bilgi istemiştir. 24 Ağustos 1995'te İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı başvuru sahibine dilekçesinin Diyarbakır Valiliğine gönderildiğini bildirmiştir. 30 Ağustos 1995'teki cevabında, başvuru sahibi, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanından kardeşinin güvenliğinin sağlanmasını ve bu konuda hemen bir şeyler yapılması rica etmiştir.
27. 21 Ağustos 1995'te Bismil Savcısı Adalet Bakanına M. Salim Acar'ın henüz kimlikleri belirlenemeyen iki silahlı kişi tarafından kaçırıldığı bilgisini vermiştir.
28. 8 Eylül 1995'te jandarma, Hüsna, Halise ve İhsan Acar'ın tekrar ifadelerini almıştır.
29. 27 Eylül 1995'te, başvuru sahibini, kardeşinin serbest bırakılmasına karşın 1.1 milyar lira isteyen kimliği belirsiz biri aramıştır. Başvuru sahibine, kardeşinin Bismil Jandarma Komutanlığı'nda sorgulanacağını ve bir hafta içinde onu görebileceğini söylemiştir. 5 Ekim 1995'te M. Salim'in ailesi Murat adında, M. Salim'in Bolu'da askeri bir merkezde tutulduğunu söyleyen bir kişi ile irtibat kurmuştur. Yaşadığını ve iktidarın ajanı olarak çalıştığını ve onu serbest bıraktırmak için ailesinin onu kaçıranların adının ve nerede tutulduğunun, onu tutanların kim olduğunun gizli tutulması kurallarına uymak zorunda olduğu bildirilmiştir. Aile ise bu talebi reddetmiştir.
30. 25 Ekim 1995'te Meliha Dal, Bismil Jandarma Komutanlığına ifade vermiştir. İzzet Cural, Ahmet Korkmaz ve Harun Aca'yı kardeşinin kaçırılmasından sorumlu tutmuştur.
31. 30 Ekim 1995'te Meliha Dal'ın evi kendisini ölümle ve 12 yaşındaki oğlunu kaçırmakla tehdit eden Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi tarafından basılmıştır.
32. Başvuru sahibi, Kasım 1995'te, kardeşinin jandarma tarafından yakalanmadığı, polis oldukları iddia edilen sivil kıyafetli iki kişi tarafından kaçırıldığı bilgisini almıştır.
33. Başvuru sahibi, TBMM'nin İnsan Hakları Komisyonuna kardeşinin kayboluşu ile ilgili bir dilekçe vermiştir. Komisyon, Diyarbakır Valiliği'nden bu konu hakkında bilgi istemiştir.
34-35. 17 Haziran 1996'ta Bismil Savcısı dava hakkında görevsizlik kararı almış ve İzzet Cural, Ahmet Babayiğit ve Harun Aca hakkında açılan soruşturmayı daha sonraki işlemler için Memurun Muhakematı Kanunu gereği Diyarbakır İl İdare Kurulu'na sevk etmiştir.
36. 25 Kasım 1996'ta Meliha Dal Diyarbakır Valiliğine M. Salim Acar'ın kaybolması ile ilgili bir soruşturma açılması talebinde bulunmuştur. Başvuru sahibi, 10 Aralık 1996'ta Cumhurbaşkanı'na bir mektup yazmış ve Diyarbakır İl İdare Kurulu hakkında bir dilekçe vermiştir. 11 Aralık 1996'ta Hüsna Acar Cumhurbaşkanına ve İçişleri Bakanı'na başvurmuştur. Söz konusu dilekçeler Batman Valiliğine iletilmiştir.
37. 17 Ocak 1997'de, Diyarbakır Valiliği, Meliha Dal'ın 25 Kasım 1996'daki dilekçesine cevaben, Bismil başsavcısının soruşturmayı sürdürdüğü ve kardeşinin kaybolmasından sorumlu olanların kimliklerinin hala belirsiz olduğu bilgisini vermiştir.
38. 23 Ocak 1997'de Diyarbakır İl İdare Kurulu, delillerin yetersizliğinden iki jandarma görevlisi ve muhtar hakkında soruşturma açmama kararı almıştır.
39-41. 2 Şubat 2000'de, Meliha Dal, Hüsna ve Halise Acar, NTV televizyon kanalında akşam 11 haberlerini izlerken M. Salim Acar ve üç kişinin Diyarbakır'da tutuklandığı haberi ve görüntüleri ile karşılaşmışlardır. 4 Şubat 2000'de gördüklerini Bismil savcısına aktarmışlardır. İki gün sonra, Bismil savcısı Meliha Dal'a M. Salim Acar'ın gerçekten tutuklandığını ve Muş cezaevinde alıkonulduğunu, sorgulandıktan sonra serbest bırakılacağını bildirmiştir.
42. 16 Şubat 2000'de Meliha Dal, Diyarbakır savcısına da kardeşini televizyonda gördüğünü ve akıbetinin ne olacağını sormuştur. Savcı Meliha Dal'ı Şehitlik Polis Karakolu'na göndermiş ancak bu da sonuç vermemiştir.
43. 18 Şubat 2000'de Meliha Dal benzer bir taleple Diyarbakır Valiliği'nde bir büroya başvurmuştur ve tekrar Şehitlik Polis Karakolu'na gönderilmiştir. Orada kardeşinin ailesi ile görüşmek istemediği yanıtını almış ve ısrar edince dışarı çıkartılmıştır. Üç gün sonra kardeşinin aslında Terörle Mücadele Şubesinde olduğu açıklanmıştır. Bunun üzerine hemen Muş Cezaevine İhsan Acar ile birlikte gitmiş ancak kardeşi olarak gösterilen kişinin M. Salim Acar olmadığını belirtmiştir.
44. 23 Mart 2000'de Terörle Mücadele Şubesinden üç görevli Halise Acar'ın evine gelerek nüfus sicilinde aile kayıtlarının bir örneğini istemişlerdir. Ona M. Salim Acar'ı Türkiye'nin her yerinde aradıklarını ve ölü olarak bulamadıklarını belirtmişlerdir.
45. Muş Başsavcısı tarafından 2 Mayıs 2000 tarihindeki görevsizlik kararına göre, Muş'taki duruşmadan önce tutuklanan şahsın doğum yılı ve anne babası başvuru sahibinin kardeşinin verileri ile uymayan M. Salim Acar olduğu belirtilmiştir.
46-47. 11 Mayıs 2000'de Meliha Dal Diyarbakır Savcılığından kardeşi M. Salim Acar'ın televizyon haberlerindeki görüntüsünün araştırılmasını talep etmiştir. Bu talebe karşı Diyarbakır başsavcısı 30 Mayıs 2000'de takipsizlik kararı almıştır.
48. 2000 yılı sonlarında Meliha Dal, Muş cezaevinde çalışan bir gardiyanla görüşmüştür. Gardiyan M. Salim Acar ve diğer şahısların orada tutulduklarını kabul etmiştir. Meliha Dal'a göre, gardiyanın verdiği tarif M. Salim Acar ile uyuşmuştur.
B. Hükümetin olaylar hakkında sunduğu bilgiler
49-50. 29 Ağustos 1994'te başvuru sahibinin annesi, Bismil Savcılığına kaçırılan oğlunun nerede olduğunun araştırılmasını talep eden bir dilekçe yazmıştır. Savcı, Hünsa-Halise Acar ve görgü tanıkları İhsan Acar ve İlhan Ezer'in ifadelerini alarak bir soruşturma başlatmıştır.
51. İhsan Acar'ın 2 Eylül 1994 tarihinde savcılığa verdiği imzalı ifade aşağıdaki gibidir;
"Olay günü babam ve ben tarlada çalışıyorduk. Öğlen yemeği için ara verdiğimizde İlhan Ezer'de bize katıldı. Babamla aramızda 20 metre vardı. O sırada gri renkli, plakasız bir araba babama yaklaştı ve içindekiler babamla konuşmaya başladı. Babamın ve İlhan adındaki kişinin kimliklerini aldıklarını, sonra İlhan'ın kimliğini geri verdiklerini gördüm. Babam arabaya bindi ve araba Ambar köyüne doğru gitti. Hemen eve gidip olanları anneme anlattım. Uzak oldukları için adamları seçemedim ama Türkçe konuştuklarını duydum. Adamlar şapkalıydı ve gözlük takmışlardı. Bütün gördüklerim bundan ibarettir."
52. İlhan Ezer'in aynı tarihteki savcılığa verdiği imzalı ifade ise şu şekildedir;
"Olay günü M. Salim Acar'la (Ambar köyünün aşağısındaki) tarlada öğle yemeği yerken, Renault TX marka gri, plakasız bir araba bize yaklaştı ve içindekiler kimliklerimizi istedi. İtiraz ettiğimizde, polis olduklarını ve göstermek zorunda olduğumuzu söylediler. Kimliğimizi isteyen Batı aksanıyla konuşuyordu. Adamların ikisi 25, 26 yaşlarında gözüküyordu. Biri gözlüklüydü. Salim'in kimliğini geri vermediler. Mehmet Salim'e kendilerini birisinin tarlasına götürmesini daha sonra serbest bırakacaklarını söylediler. Bütün bildiğim bundan ibarettir.
53-54. 19 Ekim 1994'te Hünsa Acar başka bir dilekçe ile Bismil Savcılığına başvurmuştur. 15 Mart 1995'te, Savcı Bismil Jandarma Komutanlığından M. Salim Acar'ın kaçırılıp kaçırılmadığının araştırılmasını istemiştir.
55. 8 Ekim 1995'te bir Jandarma görevlisi, Hüsna, Halise ve İhsan Acar'la, İlhan Ezer'in ifadelerini almıştır. Başvuru sahibinin, M. Salim Acar'ın Bismil Jandarmasında görevli iki kişi ve muhtar tarafından götürüldüğü iddiası üzerine, İlhan Ezer'e gördüğü kişilerin Bismil Jandarmasında çalışıp çalışmadığı sorulmuştur. İlhan Ezer o şahısları daha önce Bismil Jandarma Komutanlığında çalışırken görmediğini, hiç tanımadığını hatta M. Salim Acar'ın da onları tanıyormuş gibi davranmadığını ifade etmiştir.
56-57. 17 Haziran 1996'ta Bismil Savcısı görevsizlik kararı almış ve davayı Diyarbakır İl İdare Kuruluna sevk etmiştir. İdare Kurulu, Komiser Yardımcısı İrfan Odabaşı'yı başvuru sahibinin iddiasını araştırılmasında müfettiş olarak görevlendirmiştir. 23 Ocak 1997'de İl İdare Kurulu delil yetersizliğinden takipsizlik kararı almıştır.
58. M. Salim Acar jandarma güçleri tarafından Türkiye'nin tüm bölgelerinde arananlar listesine dahil edilmiştir ve araştırma hala sürmektedir.
59. Şubat 2000'de televizyon haberlerinde tutuklandığı belirtilen kişinin başvuru sahibinin kardeşi olmadığı görülmüştür. Tutuklu bulunan kişiler arasında başvuru sahibinin kardeşi ile aynı isimde birkaç kişi olmasının yanı sıra bu kişilerin doğum tarihlerinin ve doğum yerlerinin başvuru sahibinin kardeşinin bilgilerinden farklı olduğu tespit edilmiştir.
II. Hükümetin Tek Taraflı Açıklaması
60. Avrupa Konseyi Türkiye Daimi Temsilcisi Vekili 27 Ağustos 2001 tarihli bir mektubuyla Mahkemeye aşağıda belirtilenleri bildirmiştir;
"- Hükümetin, Mahkemeden başvuru takibatının devam ettirmemesi ve Sözleşmenin 37. maddesi gereği listeden çıkartılması talebini sunmuştur.
Eklenen açıklama ilgili olduğu ölçüde şu şekildedir;
- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, başvuru sahibi Tahsin Acar'ın 26307/95 nolu başvurusuna bağlı olarak kendisine karşılık beklemeksizin 70.000 Paund ödemeyi önermiştir. Tüm muhtemel vergilerden arındırılmış bu rakam, davadan kaynaklanan tüm harcamaları kapsayacak şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 39. Maddesi kapsamında, Mahkemenin kararından itibaren 3 ay içerisinde, başvuru sahibinin ya da kanuni temsilcisinin bildireceği bir banka hesabına ödeneceği belirtilmiştir. Bu ödeme davanın nihayete ermesini de gerektirecektir.
- Hükümet, bu başvuruya neden olan olaylarda, özellikle başvuru sahibinin kardeşinin kaybolmasından ve ailesinin çektiği acıdan üzüntülü olduğunu bildirmiştir.
Özgürlüğün kabul edilmemiş bir şekilde sınırlanmasının ve kaybolma iddiaları konusundaki yetersiz soruşturmanın Sözleşmenin 2, 5 ve 13. maddelerinin ihlalini teşkil ettiği kabul edilmiştir. Hükümet, bu konu ile ilgili uygun yapılanmaların oluşturulacağını ve özgürlüğün elden alınmaması konusunda gerekli önlemlerin alınacağını ve Sözleşmenin gerekleri ölçüsünde kaybolma ile ilgili soruşturmaların daha etkili hala getirileceğini belirtmiştir.
Hükümet, ilerlemenin temini için uygun işleyiş biçimi olan, bu ve buna benzer davalarda Türkiye'yi ilgilendiren Mahkeme kararlarının uygulanmasının Bakanlar Komisyonunun gözetiminde olacağını belirtmiştir. Sonuç olarak, bu tür ilerleme için gerekli işbirliğinin sağlanmasına devam edilecektir.
."
HUKUKİ BOYUT
I. DAİREYE SÖZLEŞMENİN 37. MADDESİ İLE İLGİLİ BAŞVURU
61. 9 Nisan 2002 tarihli kararda Daire, başvuruyu, Hükümetin tek taraflı açıklamasına dayanan Sözleşmenin 37. maddesi gereğince liste dışı bırakmıştır. Karar ile ilgili bölüm şu şekildedir;
"61. Mahkeme, Sözleşmenin 37. maddesine göre yargılamanın herhangi bir aşamasında, maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen sonuçlara varılması halinde başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir.
62. 37/1-c maddesine göre Mahkeme, başka herhangi bir nedenden ötürü, başvurunun incelenmesine devam edilmesi hususunda artık haklı bir gerekçe görmezse davanın kayıttan düşmesine karar verebilir
63. 37/1 maddesinin son bölümü şu şekildedir; "Ancak işbu Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına riayet gerektiriyorsa, Mahkeme başvurunun incelenmesine devam eder.
64. Mahkeme, Hükümetin açıklamasının koşullarını titizlikle incelemiştir. Açıklamanın içinde ifade edilen çeşitli taahhütlerin ölçüsü ve konusu kadar, açıklamanın içerdiği kabulün niteliği ve teklif edilen tazminat miktarını da göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvurunun incelemesinin sürdürülmesini gerekli bulmamıştır (Madde 37/1-c).
65. Bundan başka, Mahkeme, Sözleşmede geçen insan hakları ve protokollerinin başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini gerekli kılmadığı yönünde ikna edilmiştir (Madde 37 son bölüm). Mahkeme bu durumda iddia edilen ortadan kaybolma davasındaki sorumlu Hükümet için Sözleşme gereği ortaya çıkan yükümlülüklerinin niteliği ve miktarını açıkça belirttiğini kaydetmiştir (bkz. Kurt v. Türkiye kararı, 25 Mayıs 1998, Reports of Judgments and Decisions 1998-III, Çakıcı v. Türkiye (GC), no. 23657/94, ECHR 1999-IV, Ertak v. Türkiye, no. 20764/92, ECHR 2000-V, Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94, ECHR 2000-VI, Tas v. Türkiye, no. 24396/94, 14.11.2000, Çiçek v. Türkiye, no. 25704/94, 27.2.2001, Şarlı v. Türkiye, no. 23657/94, 22.5.2001, ve Akdeniz ve Diğerleri v. Türkiye, no. 23954/94, 31.5.2001).
66. Bu nedenlerden ötürü başvurunun kayıttan düşmesi gerekmektedir."
II. HAZIRLIK SORUŞTURMASI: DAVANIN KONUSU
62. Sözleşmenin 43. maddesi gereğince davanın Büyük Daireye sevk edilmesi talebinde başvuru sahibi, başvurunun, Hükümetin tek taraflı açıklamasına dayanarak kayıttan düşürülemeyeceğini ve Mahkemenin davanın esastan incelenmesine devam etmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvuru sahibine göre, Mahkemenin davanın esastan incelemesini gerektiren "insan haklarına riayet" hususunu kapsayan sağlam zeminler bulunmaktadır.
63. Mahkeme, kendisine sevk edilen dosyanın sınırları içerisinde tam bir yetkiye sahip olduğunu hatırlatır ki; bu sınırlar da Komisyonun 30 Haziran 1997 tarihli kabul edilebilirlik kararı il belirlenmiştir. Bu çalışma alanının içinde, Mahkeme, kendinden önce başlatılan soruşturma sırasında ortaya çıkan tüm olayları ve hukuk sorunlarını da dikkate alacaktır (bkz, Refah Partisi ve Diğerleri v. Türkiye (GC), no. 41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, § 56, 13 Şubat 2003).
64. Mevcut davanın özel şartları içinde, Mahkeme, incelemesinin boyutlarını sınırlandırmayı uygun bulmaktadır. Sonuç olarak, taraflardan, Büyük Daireye sunulacak mütalaaların Sözleşmenin 37. maddesi ile sınırlandırılması talep edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 37. MADDESİ İLE İLGİLİ BAŞVURU
A. Mahkemeye Yapılan Sunumlar
1. Başvuru sahibi
65. Başvuru sahibi, Büyük Daire'den Hükümet'in tek taraflı açıklamasına dayanarak, başvurunun kayıttan düşmesi talebini reddetmesini talep etmiştir. Başvuru sahibi, Hükümetin açıklamasının, mevcut başvurudaki Sözleşmenin ihlali iddiası kabul etmediğinden dolayı tatmin edici olmadığını; kardeşi M. Salim Acar'ın Sözleşmenin 2. maddesi ihlal edilerek Hükümet ajanları tarafından kaçırılıp alıkonulduğu ve muhtemelen öldüğünün itiraf edilmediğini; kaybolduktan sonra talep edilen soruşturmanın güven verici olmadığını; tazminat ödemesinin karşılıksız bağış olarak adlandırıldığını; kardeşinin yasadışı kaçırılması, ortadan yok oluşu ve Sözleşmenin 3. maddesiyle çelişen insanlık dışı muamele ve işkenceye maruz bırakıldığını Hükümetin kabul etmediğini ifade etmiştir.
66. Başvuru sahibi mevcut başvurudaki şikayetlerin -başvuru sahibinin oğlunun ani bir şiddet ile öldürüldüğü Akman v. Türkiye (no. 37453/97, ECHR 2001-VI) davasından farklı olarak- Sözleşmenin 2, 3 ve 5. maddelerinin ihlalinin sürekliliği ile ilgili olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda, başvuru sahibi ortadan kaybolan ve hiçbir şekilde bulunamayan kardeşinin cezaevinde tutulduğunun farklı görevlerdeki birçok kamu görevlisi tarafından kabul edilmesine ve en son Şubat 2000'de cezaevinde canlı olarak görülmüş olmasına
rağmen, Türk yetkililerinin bunu hiçbir zaman kabul etmediklerine dikkat çekmiştir.
67. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 37/1-c maddesi gereğince Hükümetin hiçbir sorumluluk kabul etmeden dostane çözüm çerçevesinde tek taraflı açıklama temelinde başvurunun kayıttan düşmesini sağlayabilecek durumların olabileceğini kabul etmiştir. Ancak bu, eğer devlet iç hukukta etkili bir yasal yol bulacağını kabul ederse kabul edilebilecektir; mevcut davada bu yasal yol etkili bir iç soruşturma yürütmek anlamına gelmektedir. Buna göre başvuru sahibi Hükümetin bu davanın soruşturulmasındaki ve Sözleşme haklarının güvenliğinin korunmasındaki başarısızlığı açısından, Hükümetin talebini kabul edilemez olarak nitelemiştir. Başvuru sahibine göre, Sözleşmenin "insan haklarına riayeti" amaçlayan 37. maddesine göre Mahkemeden başvurunun esastan incelemesinin devam ettirilmesini talep etmiştir.
2. Hükümet
68. Hükümet, taraflar arasında dostane çözüme varılamadığını ve delillerin durumunun Mahkemenin herhangi bir karar vermesine imkan vermediğini belirtmiş ve Hükümetin başvuru sahibinin zararlarını ve şikayetlerini kabul ederek tazmin etmesi durumunu, Mahkemenin insan hakları yönüyle tatmin edici bulabileceğini ve Sözleşmenin 37/1-c maddesine bağlı kalarak başvuruyu kayıttan çıkarılmasının mümkün kılınacağını ifade etmiştir.
69. 29 Ocak 2003 tarihindeki sözlü duruşmada, Hükümet tek taraflı açıklamasına bazı ifadeler ekleyerek düzeltmeyi kabul etmiştir. Örneğin; 4. paragrafta "mevcut davadaki gibi", böylece ilgili cümlede şu şekilde değişmiştir;
"Bu davada, özgürlüğün kabul edilmemiş bir şekilde sınırlanmasının ve kaybolma iddiaları konusundaki yetersiz soruşturmanın Sözleşmenin 2, 5 ve 13. maddelerinin ihlalini teşkil ettiği kabul edilmiştir."
70. Hükümet, devam eden başvuruyla ilgili olan tek taraflı açıklamasının içeriğinin temelinde, Sözleşmenin 37/1-c maddesine dayanan talebin tamamıyla aynı olduğu fikrini savunmuştur.
71. Hükümet, başvuru sahibinin davası için etkili bir soruşturmayı üstlenmeyi kabul edilebilir bulmasına rağmen başvuru sahibinin iddia ettiği ihlali ve tek taraflı açıklamasında garanti ettiği tazminin dışındaki hiçbir tazminatın kabul edilebilir olmadığına dikkat çekmiştir. Tek taraflı açıklamasının başvuru sahibinin iddia ettiği ihlalin sorumluluğunu üstlenmesi talebinin kabulü olarak yorumlanamayacağını da ifade etmiştir. Sonuç olarak, tek taraflı açıklamada belirtilen ödeme karşılıksız bağış niteliğindedir.
3. Uluslararası Af Örgütünün Üçüncü Taraf Olarak Sunumu
72. Uluslararası Af Örgütü, Sözleşmenin 37/1-c maddesine dayanarak, bir şahsın ortadan kaybolduğu ve işkence gördüğü iddia edilen durumların yerel yönetimler tarafından acilen, bağımsız ve etkili bir soruşturmaya tabi tutulması gerektiğini belirterek, "insan haklarına riayeti" Sözleşmedeki tanımıyla sunmuştur. Bu şarlar yerine getirilmemiş ise, başvurunun incelenmesinin daha fazla devam etmemesi şeklinde bir sonuca varılamayacağını belirtmiştir.
73. Uluslararası Af Örgütü, bir başvurunun, başvuru sahibinin haklarının ihlalinin devam edilmesine göz yumar gibi ortadan kaybolan şahıslarla ilgili davalarda, sorumlu devlet tarafından Sözleşmenin 37/1-c maddesine dayanarak prosedürü ileride iyileştirmek sorumluluğu kabul edilmeden ve Sözleşmenin 13. maddesi gereğince etkili bir çözüm üretilmeden başvurunun iptal edilmesi insan haklarını yıpratacağı görüşündedir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
74. Mahkeme, ilk olarak, dostane çözümü içeren açıklamalar ile sorumlu devlet tarafından sunulan tek taraflı açıklama ve Mahkemeden önceki soruşturma safhaları arasındaki farklılıkların tespit edilmesi gerekliliğini belirtmiştir. Mahkeme İç Tüzüğünün 62/2. ve Sözleşmenin 38/2. maddesi gereğince, Mahkeme, sorumlu Hükümetin tek taraflı açıklaması ve tarafların dostane çözüm görüşmeleri haricinde sundukları gözlemleri ile incelemesine devam edecek olup tarafların dostane çözüm sürecindeki ifadelerini ve neden dostane çözüm konusunda anlaşamadıkları konusunu değerlendirmesinin dışında tutacaktır.
75. Mahkeme, özel şartlar altında, başvuru sahibinin davanın incelemesinin devam etmesi konusundaki isteğine rağmen, sorumlu Hükümetin tek taraflı açıklaması sebebiyle Sözleşmenin 37/1-c maddesi gereğince başvurunun kayıttan düşürülebileceğini ifade etmiştir. Ancak, Mahkemenin dava dosyasını incelemeye devam etmemesi, bu tek taraflı açıklamanın, Sözleşme'de tanımlanan, insan haklarına saygı gösterilmesi konusunu yeterli derecede ispat etmesine bağlıdır.
76. Bu husustaki ilgili etkenler, yapılan şikayetlerin mahiyetini içermektedir. Bununla birlikte olayların taraflar arasında ihtilaf olup olmadığı ve eğer öyle ise delillerin ne kadar önemli ve değerli olduğunun tarafların olaylarla ilgili iddiaları ile ilişkilendirilmesi zorunlu olabilir. Bu bağlamda, Mahkemenin ihtilaflı olayı kanıtlamak için davada kendinin delil ortaya koyup koyamayacağı önemli olacaktır. Diğer ilgili etkenler ise, sorumlu Hükümetin tek taraflı açıklamasında, iddia edilen Sözleşmenin ihlal(ler)ini kabul edip etmediği ve kabul ettiyse; bu kabulün (kabullerin) kapsamı ve yönteminin, başvuru sahibinin zararlarını telafi etme amacında olup olmadığı sorusunu içermektedir. Bu noktada, iddia edilen ihlal(ler)in etkilerinin ortadan kaldırılmasının mümkün olduğu (örneğin bazı mülkiyet davalarında) ve sorumlu Hükümetin bunu yapmaya hazır olduğunu belirten açıklamaların bulunduğu davalarda, tazmin etme niyetinin, başvurunun kayıttan çıkarılması amaçları için uygun görülmesi muhtemeldir. Mahkeme, diğer davalarda olduğu gibi, yetkisini saklı tutarak, Sözleşmenin 37/2. maddesi ve Muhakeme Usulünün 44/5. kuralına dayanarak başvuruyu listesine iade etmiştir.
77. Önceki liste eksiksiz olarak görülmemiştir. Her davanın özelliklerine bağlı olarak, Sözleşmenin 37/1-c maddesinin amaçları için tek
taraflı açıklamanın değerlendirilmesinde daha başka nedenlerin göz önünde tutulması düşünülmüştür.
78. Hükümetin tek taraflı açıklamasına dayanarak mevcut başvurunun kayıttan çıkarılmasının uygun olup olmayacağına dair, Mahkeme, her şeyden önce, olayların taraflar arasındaki anlaşmazlığın içinde büyük ölçüde olup olmadığına önem vermiştir. Başvuru sahibi, kardeşinin 1994 yılında devlet ajanları tarafından, en azından göz yumulduğunu, kaçırıldığını ve hala devlet tarafından alıkonulduğunu ve bu konuda ya da 2000 yılında kardeşini televizyonda gördüğüne dair iddiaları konusunda etkili bir soruşturma yapılmadığını iddia etmiştir. Hükümete göre ise, başvuru sahibinin kardeşinin kaçırılışı ve ortadan kayboluşu -iki jandarma görevlisine ve bir muhtara karşı iddiaları ve kardeşinin televizyonda görüldüğü iddiasını içeren- her ne kadar somut bir sonuç alınamasa da, etkili ve hala devam eden soruşturmalara konu olmuştur.
79. İkinci olarak, Hükümet tek taraflı olarak durumu kabul etmesine rağmen, tek taraflı açıklamasında, özgürlüğün öngörülmemiş bir şekilde sınırlanması ve "bu davada olduğu gibi" (bkz. 69. paragraf) ortadan kaybolma iddiasının yetersizce soruşturulması Sözleşmenin 2, 5 ve 13. maddelerinin ihlalini oluşturmuştur. Diğer yandan müteakip kesin sunumlarında, tek taraflı açıklamasının hiçbir şekilde, Sözleşmenin 2, 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18, 34 ve 38. maddelerine dayanarak yapılan şikayetleri içeren mevcut başvurudaki Sözleşmenin ihlali iddiasının sorumluluğunu ve bu ihlali kabul etmek şeklinde yorumlanamayacağını belirtmiştir.
80. Üçüncü olarak, Mahkeme Akman v. Türkiye davasını ve bu davada yapılan tek taraflı açıklamayı, mevcut davadan ve çok önemli bazı hususlardaki mevcut tek taraflı açıklamadan farklı bulmaktadır.
81. Öncelikle, Akman davasında taraflar arasındaki anlaşmazlık başvuru sahibinin oğlunun Türk güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi değildi. Taraflar sadece güvenlik güçlerinin yasaya uygun davranıp davranmadıkları ya da öldürmenin güvenlik güçleri tarafından gereğinden fazla güç kullanılması sonucu olup olmadığı konusunda fikir ayrılığında bulunmuşlardır.
Bunun ötesinde, Mahkemenin delilleri kendinin toplamasından kısa bir süre önce sunulan tek taraflı açıklamada, sorumlu Hükümet başvuru sahibinin iç hukuka rağmen fazla güç kullanıldığını kabul ederek Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini doğrulamıştır.
Bunlara ek olarak, Hükümet uygun düzenlemelerin yapılacağını ve gelecekte saygı duyulacak bir yaşam hakkının temin edileceğini ve gerekli önlemlerin sağlanacağının garantisini vermiştir. Bu bağlamda, Hükümet son zamanlarda kabul edilen yasal ve idari önlemlere başvurmuştur ki, bu önlemlerin başvuru sahibinin oğlununkine benzer durumlarda ölümlerin azalmasına imkan verdiği belirtilmiştir.
Hükümet, bu çerçevedeki iyileştirmeleri sağlamak için bu ve bunun gibi davalarda, Mahkeme kararlarının yerine getirilmesini denetleyen Bakanlar Komitesi ile işbirliği içinde olacağının güvencesini vermiş ve başvuru sahibine 85.000 Paundluk ödeme ile tazmin sağlamıştır.
Sonuç olarak, Mahkeme, daha önceden karar verilmiş çeşitli başvurular içinde yasadışı ölümün güvenlik güçlerinden kaynaklandığı iddia edilen davalardaki sorumlu Hükümetin Sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin niteliği ve miktarını açıkça belirttiğinden, Sözleşmede tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesinin devam etmemesine haklı neden oluşturduğundan tatmin edici olabilmiştir.
82. Mahkemeye göre, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali çerçevesinde aşırı güç kullanımının sonucu olan ve sorumlu Hükümet tarafından kabul edilen, güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen tartışılmaz olan bir ölüm ile devlet organları tarafından kaçırıldığı veya kaçırılmasına göz yumulduğu iddia edilen, bir kişinin henüz çözümlenmemiş kayboluşu karşılaştırılamaz. Akman v. Türkiye davasında, sorumlu Hükümet Sözleşmenin 2. maddesi çerçevesinde ölüm sorumluluğunu üzerine aldığından, gerek yerel otoriteler tarafından, gerek Mahkeme tarafından olayların soruşturulması daha az etkili olmuştur. Bunun ötesinde, Mahkemenin, Türkiye'nin Sözleşmenin yükümlülüklerini ihlal ettiğine karar verdiği bazı benzer davalarda Mahkemenin önceki kararlarının ifası ile ilgili olarak ki bunlar Bakanlar Komitesi tarafından denetlenmektedir, Türk Hükümeti Mahkeme tarafından tanımlanan ihlalleri gelecekte önlemek için somut önlemler almayı kabul etmişti.
83. Bununla birlikte, mevcut davada, Hükümet tarafından yapılan tek taraflı açıklama Sözleşme kapsamındaki başvuru sahibinin taleplerine yeterli bir şekilde yer vermemiştir. Başvuru sahibinin somut şikayetlerinden söz eden bir ölçüte rastlanmamış ve Hükümet -özellikle bu dava için hiçbir uygun ve uygulanabilir bir tedbirden bahsetmeden- sadece gelecekte bu tür kaybolmaları önleyeceğinin garantisini vermiştir.
84. Mahkeme, başvuru sahibinin Sözleşmeye dayanan iddiası hususunda sorumluluğun tam olarak kabulünün, sorumlu Hükümetin tek taraflı açıklamasını esas alarak başvuruyu kayıttan çıkarmak için olmazsa olmaz bir durum olarak telakki edilemeyeceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, kişilerin ortadan yok olmasına veya bilinmeyen kişilerce öldürülmesine ve Sözleşmenin gerektirdiğinden daha az bir şekilde yerine getirilen yerel soruşturmalara dair iddiaları destekleyen dava dosyasındaki öncelikli delillerin bulunduğu davalarda, tek taraflı açıklama en azından, önceki benzer davalarda Mahkemenin tanımladığı gibi Sözleşmenin gerektirdikleri gereğince bir soruşturma ve Sözleşmenin 46/2. maddesine göre sonraki görevler bağlamında Bakanlar Komitesinin denetimini altında gerçekleştirmek için sorumlu Hükümet tarafından verilen taahhütlerle birleşen etkenlerin kabulünü içermelidir (bkz., örneğin, Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998, Reports of Judgments and Decisions 1998-III; Çakıcı v. Türkiye (GC), no. 23657/94, ECHR 1999-IV; Ertak v. Türkiye, no. 20764/92, ECHR 2000-V; Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94, ECHR 2000-VI; ve Tas v. Türkiye, no. 24396/94, ECHR 2000-XI).
85. Mevcut davadaki sorumlu Hükümetin yaptığı tek taraflı açıklama ne kabul ne de garanti içerdiğinden, insan haklarına saygı, Sözleşmenin 37/1. maddesinin son cümlesine uygun olarak takip edilen davanın incelenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle, başvuru Sözleşmenin 37/1 maddesinin c bendinin sonuna göre kayıttan çıkarılamaz. Zira açıklama, başvurunun incelenmesinin devamının gereksizliğini içeren esasları yetersiz göstermiştir.
86. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin Sözleşmenin 37/1-c maddesine dayanarak davanın kayıttan çıkarılması talebini reddetmiş ve bu nedenle davanın esastan incelenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME
1. Bire karşı on altı oyla Hükümetin, başvurunun kayıttan düşürülmesi talebinin reddine,
2. Bire karşı on altı oyla davanın esastan incelenmesine karar vermiştir.
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN ALEYHTE GÖRÜŞÜ
Ne yazık ki, mevcut başvurunun kayıttan çıkarılmasına dair Hükümetin talebini reddeden çoğunluk kararına katılmamaktayım. Çoğunluk davanın esastan incelenmesinin devamına da karar vermiş ve böylece ileriki süreci belirlemiştir. Bu da destekleyemeyeceğim bir sonuçtur.
Gerekçelerim şunlardır;
1-Sözleşmenin 37/1. maddesine dayanarak Mahkeme, maddenin (a), (b), (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birisine davanın şartları uyuyorsa soruşturmanın herhangi bir aşamasında davanın kayıttan çıkarılmasına karar verebilir. Özellikle, eğer "Mahkeme tarafından herhangi başka bir gerekçe sunulduysa, başvurunun incelenmesinin devamına gerek olmadığından, (c) bendi Mahkemeye davanın kayıttan düşürülmesi yetkisi verir.
2-Bu yüzden, Mahkeme (2. Daire), sorumlu Hükümetin tek taraflı açıklamasındaki ifadeleri dikkatlice inceledikten sonra (bkz. 60 paragraftaki 9 Nisan 2002 kararı) -açıklamadaki kabulün niteliğini ve açıklamada belirtilen vaatlerin konusu ve değeri ile önerilen tazminat miktarını dikkate alarak- başvurunun incelenmesinin devamına gerek olmadığına (Madde 37/1-c) ve başvurunun bu gerekçe ile kayıttan çıkarılması gerektiğini göz önünde tutmuştur (bkz. Aynı kararın 64. ve 66. paragrafları). Bu sonuca tamamıyla katılıyorum.
3-Bununla birlikte, 29 Ocak 2003 tarihindeki Büyük Daire önünde yapılan oturumda Hükümet kendisine sunulan öneri gereğince tek taraflı açıklamasının 4. paragrafına "mevcut davadaki gibi" sözlerini ekleyerek ilgili cümleyi " Özgürlüğün sağlanamamış eksikliklerini ve kaybolma iddiasının araştırılmasındaki yetersizlik, mevcut davadaki gibi, Sözleşmenin 2, 5 ve 13. maddelerinin ihlali kabul edilmiştir" (vurgu eklendi) (mevcut kararın 69. paragrafı) şekline getirerek iyileştirmeyi kabul etmiştir.
4-Bundan başka, açıklamasının 5. paragrafında Hükümet şunu ifade etmiştir; "
bu ve bunun gibi Türkiye'yi ilgilendiren davalarda Mahkeme kararının yerine getirilmesi Bakanlar Komitesi tarafından kontrol edilmesi, bu çerçevede yapılacak iyileştirmelerin temini açısından işleyiş biçimi ile uygun düşmektedir. Bu sonuç için, bu süreçteki gerekli işbirliği varolmaya devam edecektir
." Sorumlu Hükümet, bu suretle, Sözleşmeye dayanan sorumluluğunu tamamıyla kabul etmiş ve üzerine almıştır. Buna göre, çoğunluğun kabul ettiği Akman v. Türkiye kararı ile ters sonuca ulaşan mevcut dava arasında iddia edilen farklılık tamamıyla ilgisizdir. Zira, dikkat çekmiş olduğum gibi, Hükümet 4. paragrafa yaptığı eklemede eksikliği kabul etmiştir (bkz. Bu kararın 80-83. paragrafları ve ayrıca şu kararlar: Akman v. Türkiye, 26 Haziran 2001 (Birinci Daire); Haran v. Türkiye, 26 Mart 2002 (Dördüncü Daire); ve Toğcu v. Türkiye, 9 Nisan 2002 (İkinci Daire).
5-Bunların yanı sıra, Mahkemedeki çoğunluk, sadece Mahkemeye sunulan resmi açıklamanın geçerli olduğunu ve haksız sonuçlara vardığını ihmal ederek, aleyhte görüşler sunmuş ve Hükümetin Sözleşmenin 37/1-c maddesine dayanarak yaptığı başvurunun kayıttan çıkarılması talebini reddettiği belirtmiştir. Bu benim katılamayacağım bir karardır.
6-Tahsin Acar v. Türkiye davasında, Büyük Daireye yapılan başvuruyu alelade bir temyizden çok hukuk temelinde bir temyize benzetmekteyim. Bu sebeple, mevcut hükmü nihai olmayan bir karar olarak görmekteyim. Buna göre, Hükümetin talebinin reddinden sonra (başka bir deyişle, İkinci Dairenin kararının iptalinden sonra) Büyük Daire davayı esasların yeniden araştırılması için, davanın esasının incelenmesinin takibi maksadı ile bir sonraki usulü ertelemek yerine hükmü iptal ettiği bölüme iade etmesi gerekirdi.
Full & Egal Universal Law Academy