(Adil Yargılanma Hakkı İhlali İddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Daire Kararı
Başvuru No: 36110/97
Karar Tarihi: 3 Haziran 2004
(Kararı İngilizce aslından çeviren: Caner Sannav, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi.)
Başvuru sahipleri Eylül 1980'de yasadışı bir terör örgütü üyesi olmak şüphesi ile yakalamışlar ancak 1988 yılında Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesince beraat ettirilmişlerdir. Başvuru sahipleri ise yargılamalarının süresinin uzunluğu sebebi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardır.
Mahkeme ise, oybirliğiyle;
1. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlal edildiğine,
2. Bir ihlal tespitinin kendisinin manevi zarar nedeniyle hakkaniyete uygun bir tazmin için yeterli olduğuna,
3. Davalı Devletin Sözleşmenin 44. Maddesinin 2. Fıkrasına göre kesin hükmün verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuru sahiplerine aşağıdaki miktarları ödemesine,
Çözüm tarihinde uygulanan oranda TL'ye çevrilmek üzere manevi zararla ilgili olarak 5,000 Euro,
Çözüm tarihinde uygulanan oranda TL'ye çevrilmek üzere masraf ve harcamalarla ilgili olarak 2,500 Euro,
Bahsedilen miktarlarla ilgili vergiler,
Bu miktarlara uygulanacak faiz oranının Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan faiz oranının % 3 artırılarak tespit edilmesine;
4. Başvuru sahiplerinin hakkaniyete uygun tazmin ile ilgili diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
PROSEDÜR
1. Dava, 29 Kasım 1996'da Galip Yalman, Bahattin Sarısoy ve Yusuf Çamca Acar adlı dört Türk vatandaşı tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin eski 25. Maddesine göre Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna Türkiye Cumhuriyeti aleyhine sunulan 36110/97 sayılı bir başvuru dilekçesi ile ortaya çıkmıştır.
2. Başvuru sahipleri, M. Esmer adlı Ankara'da çalışan bir avukat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, Sözleşme kurumları önünde davaya katılması için bir Temsilci atamamıştır.
3. Başvuru sahipleri, 1989'da başlayan 1996'da sona eren davalarına makul bir süre içerisinde Sözleşmenin gerektirdiği biçimde bakılmadığını iddia etmiştir.
4. Başvuru, Sözleşmenin 11 Sayılı Protokolünün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998'de Mahkemeye gönderilmiştir.
5. Başvuru, Mahkeme Tüzüğünün 52. Maddesinin 1. Fıkrasına göre Mahkemenin İkinci Dairesine sevk edilmiştir. Bu Daire içerisinde, davayı ele alacak olan Daire 26. Maddenin 1. Fıkrasına göre oluşturulmuştur.
6. Mahkeme, 1 Kasım 2001'de Dairelerinin bileşimini değiştirmiştir. Bu dava, yeni oluşturulmuş Birinci Daireye tahsis edilmiştir.
7. Mahkeme, 15 Mayıs 2003 tarihli karara göre başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğunu bildirmiştir. Başvuru sahiplerinin kendilerini yargılayan ve mahkûm eden Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığının ve tarafsızlığının noksan olması iddiasıyla ilgili şikâyeti kabul edilmiş ve diğer şikâyetlerinin kabul olunamayacağı bildirilmiştir.
8. Başvuru sahipleri ve Hükümet her biri esasa müteallik düşüncelerini bildirmiştir.
OLAYLAR
9. Başvuru sahipleri, 1980 yılının Eylül ayında polis tarafından yakalanmışlar ve yasadışı bir örgütün üyeliği şüphesiyle gözaltına alınmışlardır. Erzincan Askeri Savcısı, başvuru sahiplerini Ceza Kanununun 146. Maddesine göre amacı anayasal düzeni zayıflatmak olan yasadışı bir örgütün üyeliği ile suçlayarak Erzincan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine suç duyurusunda bulunmuştur.
10. 1982 ve 1984 tarihleri arasında çeşitli tarihlerde duruşmaya kadar serbest bırakılmışlardır.
11. Erzincan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, başvuru sahiplerini 13 Eylül 1988'de aleyhlerinde bildirilen suçlamalardan beraat ettirmiştir.
12. Başvuru sahipleri, 1989 yılının Mart, Nisan ve Haziran aylarında değişik tarihlerde 466 Sayılı Kanuna uygun olarak Sinop Ağır Ceza Mahkemesine Hazine aleyhinde kişisel başvuruda bulunmuştur. Mahkemeye çıkana kadar gerekçesiz olarak tutuklanmaları nedeniyle, tazminat talep etmişlerdir.
13. Mahkeme, 20 Ekim 1989'da başvuru sahiplerinin davalarını birleştirmeye karar vermiştir.
14. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Aralık 1993'te başvuru sahiplerine manevi tazminat ödenmesini hükmetmiştir. Başvuru sahipleri, ödenmesi kararlaştırılan tazminatın miktarının yeterli olmadığını belirterek temyize başvurmuştur.
15. Temyiz Mahkemesi, 31 Ocak 1995'te asliye mahkemesinin hükmünü bozmuştur.
16. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Haziran 1995'te manevi tazminatın miktarını artırmıştır.
17. Başvuru sahipleri, 15 Haziran 1995'de tekrar temyize başvurmuştur.
18. Temyiz Mahkemesi, 30 Mayıs 1996'da başvuru sahiplerinin temyiz başvurusunu reddetmiş ve ağır ceza mahkemesinin verdiği hükmü onaylamıştır.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
19. Başvuru sahipleri, takibatlar neredeyse yedi yıl sürdüğü için, tazminatla ilgili yargılamaların Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının gerektirdiği şekilde makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığını bildirerek şikâyetçi olmuştur.
20. Mahkeme, yargılamaların 6. Maddenin 1. Fıkrasının belirttiği makul uzunluk şartını karşılayıp karşılamadığını belirlemede göz önüne alınacak sürenin Bahattin Sarısoy ve Osman Çağlayan için 6 Mart 1989'da, Yusuf Çamca için 10 Nisan 1989'da ve Galip Yalman için 1 Haziran 1989'da başladığını belirtmektedir. Yargılamalar, Temyiz Mahkemesi başvuru sahiplerinin ikinci temyiz başvurusunu reddettiği 30 Mayıs 1996'da sona ermiştir. Böylece, göz önüne alınan dönem yaklaşık olarak yedi yıl sürmüştür.
21. Hükümet, tazminat konusuyla ilgili olarak karar vermek için Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin başvuru sahiplerinin mahkemeye çıkana kadar tutuklanmasına karar veren mahkemelerden gelen dava dosyalarını istemek zorunda olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, başvuru sahiplerinin davasının pek çok temyiz aşaması içerdiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, takibatların uzunluğunun makul olup olmadığının davanın özel koşullarına bağlı olduğunu belirten içtihat hukukuna atıfta bulunmuşlardır. Diğer mahkemelerden istenmesi gereken evrakların sayısını ve pek çok temyiz aşamasını göz önüne alarak, takibatların süresinin aşırı derecede uzun olmadığı sonucuna varmışlardır.
22. Başvuru sahipleri, diğer mahkemelerden delil edinme ihtiyacının takibatların uzunluğunu haklı çıkarmak için yeterli olmadığını iddia etmişlerdir. Diğer mahkemelerden evrak ve dava dosyaları istemenin mahkeme takibatlarında yaygın bir durum olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu usul takibatlarda gecikmeye neden olduysa yargılama sisteminde ciddi bir problem olduğu sonucuna varılmalıdır.
23. Mahkeme, yargılamaların uzunluğunun makul olup olmadığının davanın koşulları ışığında ve içtihat hukukunun belirttiği ölçütlere, yani özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili yetkililerin hareketi ve başvuranın uyuşmazlıkta ne kaybedeceğine atıfta bulunarak, değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlamaktadır.
24. Mahkeme, davanın konusunun, yani mahkemeye çıkana kadar gerekçesiz olarak tutuklanması nedeniyle başvuru sahiplerine ödenecek tazminatın miktarının belirlenmesinin, karmaşık olmadığını düşünmektedir. Ayrıca, 466 Sayılı Kanunun tazminat iddiaları ile ilgili davaların yazılı bir usul yoluyla yetkili mahkemelerce incelenmekte olduğunu belirtmektedir.
25. Başvuru sahiplerinin hareketi ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuru sahiplerinin yargılamaların uzamasına önemli ölçüde katkıda bulunmadığını belirtmektedir.
26. Yetkililerin hareketi ile ilgili olarak, Mahkeme, asliye mahkemesinin karar vermesinin dört yıldan fazla zaman aldığını ve bu gecikmenin Hükümet tarafından yeterli düzeyde açıklanmadığını belirtmektedir. Diğer mahkemelerden istenmesi gereken evrak sayısı ile ilgili iddialar, tartışılan gecikmeyi açıklamak için yeterli değildir. Mahkeme, bu bağlamda, Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının makul bir süre içerisinde mahkemelerinin davaları sonuçlandırma zorunluluğunu içeren hükmün şartlarının her birini karşılayabileceği bir biçimde hukuki sistemlerini düzenlemeleri görevini Sözleşmeci Devletlere yüklediğini tekrarlamaktadır. Ayrıca, Mahkeme, temyiz usulündeki gecikmenin yukarıda belirtilen ilke ışığında ulusal yetkililere atfedildiğini düşünmektedir.
27. İçtihat hukukunda belirtilen ölçütler ışığında ve takibatların süresini göz önüne alarak, Mahkeme, Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtilen makul süre koşuluna mevcut davada uyulmadığını tespit etmektedir.
28. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrası ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
29. Sözleşmenin 41. Maddesi aşağıda belirtildiği gibidir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali sadece kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tazminine hükmeder."
A. Zarar
30. Başvuru sahipleri, maddi zarar nedeniyle toplam 10,000 Euro tazminat talep etmiştir. Manevi tazminat 1996'dan önce ödenmiş olsaydı, enflasyon nedeniyle zarara uğramayacaklarını iddia etmişlerdir.
31. Hükümet, başvuru sahiplerinin iddialarına itiraz etmiştir. Başvuru sahiplerince talep edilen miktarların aşırı derecede fazla olduğunu bildirmişlerdir.
32. Mahkeme, Mahkeme önünde iddia edilen maddi zarar ve tespit edilen ihlal arasında nedensel bağ olmadığını düşünmektedir. Mahkeme, bu bağlamda ödenmesi kararlaştırılan tazminatın manevi nitelikte olduğunu ve ödenecek miktarın yerel mahkemenin takdiri içerisinde olduğunu belirtmektedir. Bundan başka, yargılamalar Sözleşmenin 6 Maddesinin 1. Fıkrasının gereklerine uygun olarak yapılması halinde yargılamaların sonucunun ne olacağına dair tahminde bulunmak Mahkemenin görevi değildir. Sonuç olarak, bu konu ile ilgili olarak hiçbir ödeme yapılmamaktadır.
33. Ayrıca, başvuru sahipleri, manevi zarar nedeniyle toplam 50,000 Euro talep etmiştir.
34. Hükümet, bir ihlal tespitinin tazminat için yeterli olacağını bildirmiştir.
35. Mahkeme, başvuru sahiplerinin bir ihlal tespitiyle yeterince telafi edilemeyecek olan yargılamaların süresi nedeniyle üzüntü ve düş kırıklığı gibi manevi zararlara maruz kaldığını kabul etmektedir. Davanın koşullarını ve yargı içtihatlarını göz önüne alarak, Mahkeme, başvuru sahiplerine toplam 5,000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
36. Başvuru sahipleri, yerel makamlar ve Strazburg kurumları önünde takibatlarda maruz kalınan masraf ve harcamalar nedeniyle toplam 3,100 Euro talep etmiştir.
37. Hükümet, bu taleplerle ilgili olarak herhangi bir görüş belirtmemiştir.
38. Mahkeme, davanın koşullarını göz önüne alarak ve hakkaniyete uygun bir temelde değerlendirmesini yaparak, başvuru sahiplerine masraf ve harcamalar ile ilgili olarak 2,500 Euro ödenmesinin makul olduğunu düşünmektedir.
C. Gecikme faizi
39. Mahkeme, gecikme faizinin marjinal ödünç kolaylığına uygulanan faiz oranının % 3 artırılarak hesaplanmasının uygun olacağını düşünmektedir.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
1. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlal edildiğine,
2. Bir ihlal tespitinin kendisinin manevi zarar nedeniyle hakkaniyete uygun bir tazmin için yeterli olduğuna,
3. Davalı Devletin Sözleşmenin 44. Maddesinin 2. Fıkrasına göre kesin hükmün verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuru sahiplerine aşağıdaki miktarları ödemesine,
Çözüm tarihinde uygulanan oranda TL'ye çevrilmek üzere manevi zararla ilgili olarak 5,000 Euro,
Çözüm tarihinde uygulanan oranda TL'ye çevrilmek üzere masraf ve harcamalarla ilgili olarak 2,500 Euro,
Bahsedilen miktarlarla ilgili vergiler,
Bu miktarlara uygulanacak faiz oranının Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan faiz oranının % 3 artırılarak tespit edilmesine;
4. Başvuru sahiplerinin hakkaniyete uygun tazmin ile ilgili diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy