(AİHS m. 3, 8, 41) (LABITA - İTALYA DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KALASHNIKOV - RUSYA DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Daire Kararı
Başkan: E. Palm,
Üyeler: W. Thomassen, Gaukur Jörundsson, R. Türmen, C. Bîrsan, J. Casadevall, R. Maruste, ve M. O'Boyle
Başvuru No: 50901/99
Karar Tarihi: 4 Şubat 2003
Çeviren ve Özetleyen: Murat ŞEN, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi Başkanlığı
Franciscus Cornelis Van Der Ven, kasten ve taksirli adam öldürme, uyuşturucu kaçakçılığı, tecavüz ve müessir fiiller gibi işlediği ağır suçlardan dolayı mahkum olmuş bir kişidir. Mahkumiyetin kesinleşmesinden sonra cezaevine gönderilmiştir. Ancak cezaevinde gösterdiği davranışlar ve Tutuklu istihbarat Bilgilendirme Servisinin (GRİP) edindiği bilgiler sonucunda firar etmeye teşebbüs edebileceği kanısına varılmıştır. Bunun sonucunda, yüksek güvenlikli bir cezaevine (EBI) nakledilmiştir. EBI, kaçma teşebbüsünde bulunabilecek mahkumların konulduğu özel bir yönetime sahip bir cezaevidir. Katı güvenlik tedbirleri ile donatılmış olan EBI'ye istisnai durumlarda mahkumlar nakledilmektedir.
Başvuru sahibi, EBI'de üç buçuk yıl alıkonulmuştur. Başvuru sahibi, EBI yönetimi hakkında işkence ve Gayri İnsani yada Haysiyet Kırıcı Muamele ve Cezalardan Korumaya Yönelik Avrupa Komisyonunun (CPT) 17-27 Kasım 1997 tarihleri arasında Hollanda'yı ziyareti esnasında çeşitli açılardan açıkladığı yorumlar ışığında, bu yönetimin gayri İnsani olduğu hakkında hiçbir şüphenin olmadığını ileri sürmüştür. Yönetimdeki iki husus, başvuru sahibinde özellikle büyük sorunlara yol açmıştır. Birincisi haftalık ve bazen daha sık aramaya maruz kalması (iç aramayı da kapsar şekilde), hatta dış dünya ile hiçbir iletişim kurmadığı durumlar da bile üst arama yapılmasıdır. EBI'deki katı güvenlik tedbirleri, örneğin sistematik aramalar, sınırlandırılmış ziyaretçi kabulü, diğer mahkumlarla sınırlı görüşme gibi, başvuru sahibinde psikolojik sorunlara sebep olmuştur. Bu sebepten, başvuru sahibi Hollanda Hükümeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Sözleşmenin 3. ve 8. Maddesinin ihlali iddiası ile dava açmıştır. 3. Maddenin ihlali iddiası genelde sistematik aramalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bununla birlikte, başvuru sahibi, Sözleşmenin 8. Maddesi kapsamında, EBI'de uygulanan, özellikle sistematik arama ayrıca hücresinin günlük denetlenmesi gibi telefon görüşmelerinin ve mektuplarının kontrol edilmesinin, kendisine özel hayatı için en ufak bir alan bırakmadığını ileri sürmüştür.
Hükümet, Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali iddiasına karşılık olarak, 1980'li ve 1990'lı yıllarda, sık sık meydana gelen ateşli silahlar, bıçaklar ya da bu benzer aletlerle rehin almaları da kapsayan çok fazla sayıda cezaevlerinden firar meydana gelince, yüksek güvenlikli cezaevi ihtiyacının arttığını belirtmiştir. Hükümet EBI yönetiminin katı sınırlamalar koyduğunu yalanlamamasına rağmen ve bu sebepten, olabildiğince az mahkum yerleştirilmiştir- EBI'deki koşulların ne gayri İnsani ne de haysiyet kırıcı olduğu fikrindedirler. EBI'de uygulanan katı güvenlik ölçülerinin her biri ciddi riskler göz önünde bulundurulunca haklı görülmüştür. Hükümet, cezaevi görevlilerinin her türlü riskini azaltmak için yükümlülüklerini ve yasal hükümlerin tamamlanmasından önce ağır suçlardan mahkum edilen İnsanlardan toplumu koruyabilme görevlerinin farkında olduklarını ileri sürmüştür.
Hükümet, Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlali iddiasına cevap olarak, başvuru sahibinin özel ve aile hayatındaki sınırlamaların alıkonulma içinde doğal ve 8. Maddenin 2. paragrafı anlamında gerekli olduğunu iddia etmiştir. EBI yönetiminin, her türlü güvenlik zinciri içinde iki zayıf bağlantı ile özellikle donatılmıştır: durum hakkında bilgi sağlayacak ve mahkumların firarına imkan sağlayacak anlamında kurum dışındaki kişilerle görüşmesi ve saldırıya açık cezaevi görevlileri ile görüşmesi. Bu, mahkumun ziyaretçileri ile izlenmeden görüşmesine ve firarı kolaylaştıracak maddelerin alınmasına imkan sağlayacak şekilde fiziksel temasa izin verilmemesi ve sistematik kontrollerin ve gözetimin haklı kılınması anlamına gelmektedir.
Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler neticesinde oybirliği ile;
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlal edilmediğine;
3.a- Davalı Devletin, Sözleşmenin 44/2. Maddesine göre kararın verilmesinden sonraki üç ay içinde, başvuru sahibine 3.000 Euro ödenmesine;
b- Yukarıda belirtilen, kararın verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sona ermesiyle yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasına;
4. Hakkaniyete dair diğer tüm taleplerin reddine karar verilmiştir.
(1) Madde 3 - Kötü Muamele ve işkence Yasağı
Mahkeme, Sözleşmenin 3. Maddesinin demokratik toplumların en temel değeri olduğunu tekrarlamış ve bunun, mağdurun davranışlarına ve olayın şartlarına bakılmaksızın kesinlikle uygulanması gerektiğini belirtmiştir, (bkz. örneğin, Labita v. İtalya [GC], no: 26772/95, § 119, ECHR 2000-IV). Ayrıca usul hukukuna göre, eğer 3. Maddenin kapsamı içinde ise, eziyetin belirli bir şiddet seviyesinde kalmak zorunda olduğunu tekrarlamıştır. Buradaki belirli seviyenin değerlendirmesi oransaldır; olayın tüm şartlarına bağlıdır, örneğin muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu gibi (bkz, diğer yetkililer arasında, İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, A Serileri no. 25, p. 65, § 162)
(2) Madde 8 - Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması Hakkı
Mahkeme, Sözleşmenin 5. Maddesinin amaçlan içinde yasal her türlü alıkoyma doğası gereği özel ve aile hayatının sınırlanmasını gerektirdiğini tekrarlamıştır.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1 Labita v. İtalya, no: 26772/95,
2. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978,
3. Kudla v. Polonya, no: 30210/96,
4. V. v. Birleşik Krallık, no: 24888/94,
5. Peers v. Yunanistan, no: 28524/95,
6. Kalashnikov v. Rusya, no: 47095/99,
7. Dougoz v. Yunanistan, no: 40907/98,
8. Aerts v. Belçika, 30 Temmuz 1998,
9. Messina v. İtalya, no: 25498/94,
10. McFeeley et al. v Birleşik Krallık, no: 8317/78,
11. Dhoest v. Belçika, no: 10448/83,
12. Indelicato v. İtalya, no: 31143/96, 6 Haziran 2000,
13. Ganci v. İtalya, no: 41576/98, 20 Eylül 2001,
14. Bonura v.İtalya, no: 57360/00, 30 Mayıs 2002,
15. Christine Goodwin v. Birleşik Krallık, no: 28957/95,
16. Valasinas v. Litvanya, no: 44558/98,
17. Iwanczuk v. Polonya, no: 25196/94, 15 Kasım 2001,
18. Boultifv. İsviçre, no: 54273/00.
PROSEDÜR
1 - 8. Dava, 30 Ağustos 1999 tarihinde Franciscus Cornelis Van Der Ven (başvuru sahibi) tarafından Hollanda aleyhine içinde tutulduğu yüksek güvenlikli hapishanede İnsanlık dışı ve/veya haysiyet kırıcı muameleye maruz bırakıldığı ve özel ve aile hayatının korunması hakkının ihlal edildiği iddiaları ile yapmış olduğu 50901/99 numaralı başvurudan kaynaklanmaktadır. 28 Ağustos 2001 tarihinde Mahkeme davanın kabul edilebilir olduğunu açıklamıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN ŞARTLARI
9 - 10. Başvuru sahibi 1949'da doğmuş ve şu anda Maastrichte alıkonulmaktadır. Başvuru sahibi 11 Eylül 1995 tarihinde mahkemeye çıkartılmak üzere cezaevine gönderilmek için alıkonulmuştur. Kasıtlı adam öldürme, taksirli adam öldürme / bedensel bütünlüğe zarar verme, tecavüz ve uyuşturucu ile ilgili suçlamaları da içeren hakkındaki adli soruşturmalar, Yüksek Mahkemenin, 6 Mart 2001'deki Hertogenbosh Temyiz Mahkemesinin 50 yıl mahkumiyet kararını onayladığı 26 Mart 2002 tarihinde sona ermiştir. Temyiz Mahkemesi başvuru sahibinin mahkumiyet cezasının üçte birinden daha fazlasını yüksek güvenlik altında geçirmesi sonucuna varmıştır. Ayrıca Temyiz Mahkemesi güvenli bir kurumda hapsedilmesi ile birlikte TBS düzenlemesi (Hükümetin kontrolü altındaki yer) altında bulunmasına karar vermiştir.
11. Başvuru sahibi başlangıçta olağan cezaevlerinde alıkonulmuştur. 7 Ekim 1997 tarihli mektupta, başvuru sahibinin bu dönemde alıkonulduğu tutukevi yöneticisi, Ulusal Kamu Savcısı, aşağıdakileri yazmıştır;
"... (Başvuru sahibi) ile ilgili mevcut güvenlik riskinin arttığını bildirmek istiyorum. Tutuklu istihbarat Bilgilendirme Servisi (GRİP) - tarafımdan incelenen ve yeterli bir şekilde konu ile ilgili, güvenilir ve açık ama güvenlik sebeplerinden saklanması gereken - başvuru sahibinin cezaevinden kaçmaya niyetlendiği ve bu amaca yönelik cezaevi dışında bağlantı kurmaya çalıştığı bilgisi elde etmiştir.
Bir kaçış veya firarın, dışarıdan gelecek bir yardım ve kişilere yönelik şiddet ile başarılması mümkündür.
Ayrıca yukarıda belirtilen bilgi göz önüne alınınca, (başvuru sahibinin) kişilere yaklaşımı yada kişilerin ona yaklaşımının tehditkar ve korkutucu davranışlar şeklinde olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.
(Başvuru sahibinin) hem sürekli devam eden tutukluluk halinin uygun ölçülerde güvenlik altına alınmasını hem de cezaevi dışında meydana gelebilecek herhangi bir zararı ve özellikle kişilere yönelik zararı engellemek için uygun ölçülerde güvenlik altına alınmasını tavsiye ederim."
12. 14 Ekim 1997'de başvuru sahibinin alıkonulduğu tutukevi yöneticisi, Yüksek Güvenlik Kurumu (EBI) özel seçim kuruluna, başvuru sahibinin, Vught'taki Nieuw Vosseveld Cezaevinin bir parçası olan EBI bünyesinde bulundurulmasını önermiştir. Seçim kurulunun 24 Ekim 1997'deki toplantısında, başvuru sahibinin, burada kalması için seçilmesine ve 29 Ekim 1997 tarihinde EBI'ye nakledilmesine karar verilmiştir.
13.4 Kasım 1997 tarihli mektupta, Adalet Bakanı başvuru sahibinin yerleştirilmesini onaylamış ve bu kararın verilmesi sebepleri konusunda başvuru sahibine bilgi verilmiştir. 7 Kasım 1997 tarihli mektup (resmi rapor kabul edilerek) referans olarak gösterilmiştir. Tehdit ve korkutma hususunda, Adalet Bakanı sadece cezaevi arkadaşlarına değil ayrıca cezaevi dışındaki kişilere karşı da yönelik olduğunu yazmıştır. Başvuru sahibi, firarının toplum için kabul edilemez bir risk olduğu konusunda bilgilendirilmiştir. Bakan ayrıca, A-yönetimi olarak adlandırılan yönetimin, başvuru sahibinin EBI'de bulundurulduğunda intihar edebileceği göz önüne alınarak başvuru sahibine uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
14. Başvuru sahibi, Ocak ve Mart 1998 tarihlerinde Hertogenbosch Temyiz Mahkemesine olağan cezaevine nakli için iki kez istekte bulunmuştur. Birinci isteği kabul edilemez bulunmuş ve ikincisi reddedilmiştir. Temyiz Mahkemesi ikinci kararını, Baş Savcının GRIP'ten aldığı gizli bilgiler ışığında, 26 Mart 1998'deki duruşmada almıştır. Ne başvuru sahibi ne de avukatının Baş Savcının Mahkemeye yaptığı açıklamalarını duymasına izin verilmemiştir. Başvuru sahibi ve avukatın tekrar duruşmaya katıldıklarında, Mahkeme, kendilerini Baş Savcının söyledikleri konusunda, GRIP'in elde eniği herhangi bir kanıtı yada GRİP tarafından teinin edilen bilgilerin tarihini içermeyen, çok özet bir şekilde bilgilendirmiştir.
15.29 Ekim 1998'de Adalet Bakanı başvuru sahibinin EBI'de ikametinin devam etmesine karar vermiştir. Kararın yazımı, 4 Kasım 1997'deki karar ile neredeyse aynı idi. Ancak Bakan başvuru sahibinin manız kaldığı A-yönetiminin devam etmemesinin iyi olacağına karar vermiştir.
16. 17 Kasım 1998'de başvuru sahibi tekrar Hertogenbosch Temyiz Mahkemesinden, EBI'de bulunmasının yasadışı olduğunu ileri sürerek sıradan bir tutukevine nakledilmesini talep etmiştir. Başvuru sahibi açık bir şekilde Sözleşmenin 8. Maddesinin uygulanmasını istemiştir. EBI'de bulundurulmasının, Sözleşmenin 8. Maddesi anlamında özel ve aile hayatından yararlanma olasılıkları için, dışarı hayatla hem gizlilik hem de bağlantıların EBI bünyesinde çok fazla sınırlandığından dolayı ciddi sonuçlar ortaya çıkardığını ileri sürmüştür. Bunun sonucunda, EBI'de kalanlar sadece eşleri, ebeveynleri ve çocukları tarafından ayda bir defa, mahkumu ve ziyaretçisini cam ile ayıran bir odada, sadece başlangıçta ve ziyaret sonunda el sıkışma şeklinde fiziksel temas kurarak ziyaret edilmelerine izin verilmiştir. Diğer akrabalar (kardeşleri içeren) tarafından ziyaretlere bir şekilde ayrılmış yerlerde izin verilmiştir. Ayrıca, akrabalarla, telefonla iletişim sadece ayda iki defa on dakika için mümkün olmuştur.
17. 18 Şubat 1999'da Temyiz Mahkemesinde düzenlenen duruşmada, başvuru sahibi EBI bünyesinde tutukluluk koşullarının Sözleşmenin 3. Maddesine aykırı olarak gayri İnsani muamele oluşturduğunu da ileri sürmüştür. Bu konuda işkence, Gayri İnsani ve Haysiyet Kırıcı Muamele ve Cezalardan Korumaya Yönelik Avrupa Komisyonu (CPT - bkz. aşağıda) kararlarını atıfta bulunmuştur.
18. Temyiz Mahkemesi, 16 Mart 1999 tarihli kararında talebi reddetmiştir. Mahkeme 29 Ekim 1998'deki Bakan kararını kapsayan sebeplerden, başvuru sahibinin EBI'deki mahkumiyetinin devamının haklı olduğuna karar vermiştir. Ayrıca EBI yönetiminin hukuki temele sahip ve bu yönetim altındaki başvuru sahibine karşı davranışların, işkence veya gayri İnsani ya da haysiyet kırıcı muamele veya ceza sayılamayacağından dolayı EBI'deki tutukluluk şartlarının 3. Maddeyi ihlal etmediğine karar verilmiştir. Son olarak, Temyiz Mahkemesi 8. Maddeye dair, bu hükme göre başvuru sahibinin haklarının engellendiği konusunda hukuk ve kamu güvenliği menfaati içerisinde haklı olduğuna karar vermiştir.
19. Başvuru sahibinin EBI'deki bulunmasının 10 Kasım 2000 tarihli kararla bir kez daha uzatılmasından sonra başvuru sahibi Ceza Adaleti Merkez Yönetim Konseyi Temyiz Kuruluna temyiz başvurusunda bulunmuştur. 12 Şubat 2001 tarihinde Temyiz Kurulu temyiz talebini reddetmiştir. Başvuru sahibinin kaçmaya teşebbüs etmesinin neredeyse tamamen mümkün olmadığına karar vermesine rağmen, firar olursa, başvuru sahibinin, toplum ve kamu düşüncesinde suçlandığı fiillerin durumunun toplum için kabul edilemez bir risk taşıdığı sonucuna varılmıştır.
20 - 21. Mayıs 2001 'de başvuru sahibi, Maastricht'te olağan yönetime sahip bir hapishaneye nakledilmiştir. Başvuru sahibi EBI'de bulunduğu sürece güven eksikliği ve depresyon sorunlarına maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin psikolojik durumu EBI'de kalmasının uzatılması kararından önce birkaç olayda Cezaevi Seçme Merkezi (PSC) tarafından incelenmiştir. Aşağıdaki paragraflar, PSC Psikoloji Biriminin başındaki Bay V. tarafından kaleme alınmış bu muayenelere ait raporlardan alıntılan içermektedir.
22. 28 Ekim 1999 tarihli Rapor
PSC 21 Nisan 1999 tarihinde başvuru sahibi ile ilgili tavsiye kararı almıştır. Sonuçta aşağıdaki karara ulaşmıştır.
"(Başvuru sahibinin) kişiliği ve tutukluluk yöntemi göz önüne alındığında, umursamaz davranışlar sergilediği sanılabilir. EBI ile bu tür davranışlar neredeyse tamamen kendisine karşı yönelecektir. Daha gevşek bir yönetimle, hissetiklerini başkalarından çıkarabilirdi. Şu anda, daha fazla dikkatin gösterilmesi gereklidir. EBI gereken ilgiyi gösterebilecek imkanlara sahip olmasına ve tüm çabalara rağmen, sorun, sürenin uzaması halinde artacaktır. Eğer firar riski daha fazla süre (başvuru sahibinin) EBI'de alıkonulmasını gerektiriyorsa, Özel Bireysel Bakım Birimine (BIBA) nakli dikkate alınmalıdır.
Son altı aylık rapor (başvuru sahibinin) durumunu doğrulamaktadır. Psikolojik durumu iniş ve çıkışlar göstermektedir. Bu süreçte depresyon dönemi mevcuttur.
(Başvuru sahibi) EBI bünyesinde iki yıldır kalmaktadır ve bunun üstesinden gelme konusunda sıkıntılar çekmektedir. Bununla birlikte bir takım kişisel özellikleri ve alıkonulması konusundaki güvensizliği (başvuru sahibinin) sınırlı dayanma gücüne yoğun bir bağlılık oluşturmaktadır.
Söz konusu uzatmayı ilgilendirdiğinden, firar riski konusunda EBI'de alıkoymanın devam etmesi kararı verilmesi ihtimali, biraz önce belirttiğim yönlerden elimizdeki bilgilere göre nispeten ağır geleceği kanaatindeyim."
23. 13 Nisan 2000 tarihli Rapor
"(Başvuru sahibinin) raporundan, EBI'ye yerleştirilmesinden önceki tutukluluk süresince, günlük rutin işlere aşina, egemen bir kişi izlenimi çıkarılmaktadır. Devam eden izlenimler, diğerleri ile birlikte, tehditleri içeren çok fazla olumsuz etkiler ortaya koymaktadır. Bu izlenimler, başvuru sahibinin sık sık nakledilmesi ile çözülmüştür. EBI'de kalmaya başlamasından önce, (başvuru sahibinin) dengesiz tarafı çok fazla belirgin hale gelmiştir.
Mahkumlar için ilaç ve sağlık bakım ekibi, depresyon sebebi ile ilaç kullanan (başvuru sahibini), depresyona meyilli hassas bir kişi olarak tanımlamıştır. (Başvuru sahibinin) EBI'den önceki ve EBI'deki davranışlarının zıtlığı birkaç sebeple açıklanabilir, îlk yerde mahkumiyet (ömür boyu) kararının verilmesi tehlikesi mevcuttu. Hukuki açıdan desteklenen temyiz güçlü bir umut kaynağına sebep olmuştur ancak tekrar ömür boyu hapis cezasına mahkum edildikten sonra çok büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Bunun üzerine ilaç ve sağlık bakım ekibi tarafından koruma altına alınmıştır. EBI yönetimindeki ikinci yer, (başvuru sahibinin) bu kararın üstesinden gelmesinde zorluklar yaşayacağı bir yerdi. (Başvuru sahibi) kendi yaşamının kontrolünü kaybetmeyi kabullenmekte zorlanmış ve dep-resif halinin devamına ve artmasına sebep olan bir etken gibi görmüştür. Diğer sebep olan etken ise ailesiyle ilişki kurması ile ilgilidir; EBI personelinin bunun zorlaştırmasında ve artan bir şekilde farklılığın büyümeye başlamasında etki olmalarıdır.
Son altı aylık rapor, (başvuru sahibinin) durumunu doğrulamıştır. Psikolojik durumunda manik-depresif haller göstermiştir. Tüm bu sorunlar sebebiyle (başvuru sahibine) ilaç ve sağlık bakım ekibi tarafından düzenli dikkat gösterilmiştir. Psikiyatrisi, psikolog ve sosyal görevlilerle düzenli görüşmeler sağlanmıştır. Her ne kadar aralıklarla da olsa, (başvuru sahibi), ruhsal durumunda pozitif etki oluşturacak tedaviye hazırlanmıştır.
Olay, (başvuru sahibinin) zor günler yaşaması ve EBI'deki sınırlamanın üstesinden gelmesinde zorlanması ile ilgilidir. Eğer firar riski ve bununla birleşen toplumsal riskin kabul edilemezliği bilgisi, (başvuru sahibinin) EBI'de daha fazla alıkonulmasının kesinlikle gerekli olmadığı gibi bir izlenim uyandırırsa, sınırlamanın belirlenmesi ile ilgili kesin alanlar yaratma imkanını sağlayan güvenli olanaklar içinde alternatifler mevcut olmalıdır. BIBA bunun için uygun bir yer olabilir. Ama (başvuru sahibinin) tekrar cezaevinde alıkonulması sebebiyle, bu yer şimdilik mümkün değildir. Buna rağmen, düşüncem, (başvuru sahibinin) bundan sonra yerleştirilmesi gereken daha mükemmel alıkoyma olanaklarının eksikliği, EBI'de tutulmasının uzatılıp uzatılmaması konusunda karar alma yönteminde kesin etken olmamalıdır."
24. 18 Nisan 2001 tarihli Rapor
"(Başvuru sahibinin) EBI'de yaşadıktan hakkında söylediği en ciddi sorunlar, ziyaretlerin gerçekleştiği koşullar ve çocuklarını görememesidir. (Başvuru sahibi) bu konulan konuşurken görünür bir şekilde duygusallaşmaktadır. Daha önceki raporların doğruladığı gibi, (başvuru sahibi) iletişim için can atan ve mahkumiyetin üstesinden gelmekte zorlanan hassas bir kişi izlenimi uyandırmıştır. Psikoz, ağır depresyon ve ağır kaygı gibi psikopatolojik görünümler yoktu. Sadece düşük-orta dereceli depresif bulgular ve dengesiz duygulanmalar görülmüştür.
Altı ayı aşkın bir süre önce, güvenlik birimi görevlilerince kaleme alınan raporlarda (başvuru sahibinin) çok iyi çalıştığı gözükmüştür. Diğer mahkumlarla iletişim kurmak hoşuna gitmektedir. Kendi standartlarını değerlendirirken, teklif edilen programlar içinde makul ölçülürde iştirak etmektedir. Sonuç olarak, tekrar inceleme döneminde, (başvuru sahibi) ayaklarının üzerinde duruyor izlenimi vermiştir.
İlaç ve sağlık bakım ekibi, (başvuru sahibinin) düzenli olarak sosyal görevlilerle görüştüğünü rapor etmiştir.
Yukarıdaki her şeyi göz önünde bulundurarak, (başvuru sahibi) geçen altı ay içinde çok iyi davranmıştır. 15 yıl hapis cezası ve ömür boyu hapis cezasına karşı olduğu gibi belirli bir bakış açısı sunan TBS yönetimine maruz kalması, elbette ilerlemiş seviyede davranışlara katkı sağlamıştır. ...
EBI'de yerleşimin uzatılmasının gerekip gerekmediği, ilk yerdeki, (başvuru sahibinin) kaçma riskinin seviyesi ile belirlenmiştir. ... (Başvuru sahibinin) EBI'de yerleştirilmesinin üstesinde gelmekte zorluklar yaşamasına rağmen, bulgular, alıkonulmasının uzatılmasına engel olmak için güçlü karşı belirtiler oluşturulmasına dair bir özellik gibi değildir."
25. Başvuru sahibine karşı yürütülen adli soruşturma bünyesinde sorgu hakiminin isteği üzerine, 21 Kasım 2000 tarihinde, başvuru sahibinin psikiyatri inceleme kliniğinde tutulduğu devam eden süreçte, başvuru sahibinin akli yeterliliği ile ilgili psikolog ve psikiyatrisi tarafından bir rapor kaleme alınmıştır. Aşağıdaki alıntı, başvuru sahibinin psikiyatrisi ile buluşmalarını açıklayan raporun bir bölümünden alınmıştır.
"Psikiyatri inceleme kliniğine girişinden kısa bir süre sonra, (başvuru sahibinin) görünüşüne biraz fazla özen gösteriyor gibi olması dikkate değerdir: kısa kesilmiş saçlar, sakal tıraşı olunmuş ve temiz kıyafetler giyilmiş, ilk buluşmada tamamen farklı bir izlenim vermiştir. (Başvuru sahibi) EBI yönetiminin doğru dürüst kendine bakmasına özendirmediğini söylemiştir: bazı günler kendi dışında hiç kimse ile görüşmeden geçmiş, devam eden küçük düşürücü üst aramalarını yaşamış ve sonuç olarak berbere gitmeyi ya da duş almayı istememiştir. (Başvuru sahibi) psikiyatri inceleme kliniğindeki davranıştan EBI'deki davranışlarla karşılaştırdığında "cennet" olarak tanımlamıştır ve sonuç olarak psikiyatri inceleme kliniğinde çok iyi hissettiğini söylemiştir."
II.İLGİLİ İÇ HUKUK ve UYGULAMALARI
A. Bir kişiyi özel kurumda alıkoyma kararı
26. Tüm Hollanda cezaevi kurumlan çok sınırlı güvenlikten, yüksek güvenlikliye doğru, birden beşe kadar güvenlik sınıfına ayrılmıştır. Adalet Bakanı, hangi mahkumun hangi sınıfa seçileceği ile ilgili kriterler koymuştur (1999 tarihli Cezaevleri Kanunun 13/1 ve 3. Maddesi).
Gerçek seçim Adalet Bakanlığı yerleştirme görevlileri tarafından oluşturulur (1999 tarihli Cezaevleri Kanunun 15/1 ve 3. Maddesi).
27. EBI'lerde kalacak mahkumlar için yukardan aşağıya önem sıralaması planlanır:
a) açık bir şekilde kapalı cezaevi kurumlarından kaçmaya teşebbüs etmesi muhtemel olan ve eğer başarırsa, tekrar ağır, şiddetli suçlar işlemesi toplum için kabul edilemez bir risk ortaya çıkaran mahkumlar; veya
b) eğer kaçarlarsa, kamu düzenini ağır bir şekilde bozması toplum için kabul edilemez bir risk oluşturan, oluşan kaçma riski daha az önemli olan mahkumlar.
28. Mahkumların yüksek güvenlik sınıfındaki kurumlar ya da EBI'de tutulması için kararlar Adalet Bakanlığı'nın özel genelgesi ile yürütülür (22 Ağustos 1997 tarihli 646188/97/DJI numaralı Adalet Bakanlığı genelgesi). Esas olarak, EBI'de yerleştirmeler olağan gözaltı kurumu tarafından yapılır. Gözaltı kurumu yöneticisi yerleştirme görevlilerine, kişilerin EBI'de tutulmasının neden gerektiği konusunda sebepleri göstererek, öneri sunar. Bu öneriyi sunmadan önce, yönetici, kişi ile ilgili olarak, Kamu Savcıları Servisi temsilcisi, bir psikolog ve Vught'daki Nieuw Vosseveld Cezaevi Kompleksi yöneticileri kurulunun temsilcisinden oluşan EBI seçme özel kurulu sekreterliğinden bilgi ister. Daha sonra, çeşitli kaynaklardan bazı bilgileri elde eden sekreterlikten alınanlarla, yönetici bu teklifini mahkumla tartışır. Son olarak, mahkumların yorumlan ve her hangi olabilecek itirazların eklendiği raporu tamamlar ve seçme kuruluna teklifini sunar.
29. Yerleştirme görevlileri bu teklifi inceler, yönetici ile görüş alışverişinde bulunur ve mahkumlarla görüşmeler yaparlar. Daha sonra, yöneticinin teklifi ile ilgili kendi raporunu yazar ve seçme kurulu sekreterliğine sunar. Psikolog bunu gerekli görürse, gözetim kararının ve emirlerinin icrasında, psikolojik açıdan çıkarılan tavsiyelerden sorumlu olan Cezaevi Seçme Kuruluna (PSC) gönderilebilir. PSC her zaman ilk yerlerle ilgili konularda göz önünde bulundurulur. Daha sonra, durum, yerleştirme görevlilerince yönetilen seçme kurulu tarafından tartışılır.
30. Mahkumun EBI'de tutulması kararı altı ayda bir tekrar gözden geçirilir. EBI yöneticisi uygun aralıklarla mahkumlar hakkında davranış raporu sunmaya mecburdur. EBI'de kalmanın uzatılması kararı verilmedin önce, mahkum yerleştirme görevlileri ile görüştürülür. Prosedürün diğer tüm yönleri yerleştirme prosedürü ile aynıdır.
Yukarıda ifade edilen kararlar Adalet Bakanı adıyla yapılır.
B. EBI yönetimi
31.1999 tarihli Cezaevleri Kanununa göre Cezaevleri Kuralları EBI'deki tüm mahkumlara, olağan kurumlardaki mahkumlara verilen aynı haklar ve yükümlülükler uygulanmaktadır. Bu yönetimde bazı güvenlik önlemleri oluşturulmuştur ve mahkumlar hücreleri dışında kalan tüm zamanlarda gözetim altındadır. Bu özel düzenlemeler EBI bina kuralları içinde oluşturulmuştur. Aşağıdakiler EBI yönetiminin belirleyici nitelikleridir:
- dünya ile tüm bağlantısı kesilmiştir; mektuplaşma ve telefon görüşmesi (haftada on dakikalık iki kez) istisnalar dışında engellenmiştir; mahkumlar ziyaretçilerinden (haftada bir saatlik bir kez) ayrılmak (kapalı görüşme) zorundadır; yakın akrabaları ve eşi ayda bir defa her hangi bir bölme olmadan (açık görüş) ziyaret edebilirler, ziyaretçiler açık görüş öncesi üst aramasından geçmek zorundadırlar;
- sadece bir mahkumun görevlilerle görüşmesi sağlanabilir, ve en azından iki görevlinin hazır bulunması gerekir, bu amaçla, grup etkinliklerinin gerçekleşeceği yerde özel koridorlar yapılmıştır; bu alanlar kameralarla gözetim altında tutulur veya fiziksel olarak bir bölme ile mahkumlardan ayrılan görevli tarafından danışmanlık yapılır;
- mahkumlar en azından haftada iki kez spor yapabilir; en azından günde bir saat hücre dışında vakit harcayabilir ve ayrıca programlan dahilinde dinlenme periyotlarında, belirli zamanlarda antrenman sahasını kullanabilirler; haftada en az altı saatini grup eğlencelerine katılarak geçirme hakkı verilmiştir;
- dörtten fazla mahkum aynı anda grup etkinliklerine katılamaz
- binadan ayrılan mahkumlar kelepçelenmek zorundadır, örneğin hastaneye veya mahkemeye giderken; ayrıca EBI içinde, görevlileri yaralayabilecek veya rehin alabilecek cisimlerin bulunduğu yerlerde de kelepçelenebilirler, örneğin berber veya kliniği ziyaretlerinde ya da açık görüşte eşlik edilirken;
- hücreler periyodik olarak (uygulamada haftalık) kontrol edilirler; şüphe duyulması halinde aynı zamanda ya da kısa süre sonra mahkumların üzerleri aranır;
- ayrıca üst aramasının yapıldığı haller
* EBI'ye giriş çıkışlarda
* açık görüş öncesi ve sonrası
* klinik, diş hekimi veya berber ziyaretlerinden sonra
- EBI yöneticisi ya da acil durumlarda EBI görevlileri veya çalışanları cezaevini veya mahkumu korumak amacıyla vücut içinin aramasına karar verebilirler; vücut içi arama genellikle doktor tarafından yapılır ancak hemşireye talimat vererek ona da aramayı yaptırabilir.
III. İŞKENCE VE GAYRİ İNSANİ YA DA HAYSİYET KIRICI MUAMELE ve CEZALARDAN KORUMAYA YÖNELİK AVRUPA KOMİSYONUNUN (CPT) BULGULARI
32. CPT 17-27 Kasım 1997 tarihleri arasında Hollanda'yı ziyaret etmiştir. (T)EBI (Geçici Yüksek Güvenlikli Kurum) ve EBI ile ilgili aşağıdaki bulgulara ulaşmıştır:
"58. Vught'daki Nieuw Vosseveld Cezaevi Kompleksi'nin kuruluşu ve EBI haline getiriliş tarihleri ile imkanlarından bahsedilmiştir.
b. maddi koşulları
59. CPT heyeti tarafından kontrol edilen (T)EBI ve EBI'deki hücreler makul büyüklükte (9 m_) ve uygun bir şekilde mobilya ile donatıldığı görülmüştür.
Hücrelerdeki yapay ışıklandırmanın yeterli standartlarda olduğu görülmüştür ancak (T)EBI'deki güneş ışığı alma imkanının EBI'den daha az olduğu tespit edilmiştir. (T)EBI'deki havalandırmanın istenilenden uzak olduğu görülmüştür ve bazı (T)EBI mahkumların heyetle yaptığı görüşmelerde bu eksikliklerden şikayette bulunmuştur.
CPT, (T)EBI'deki güneş ışığı eksikliği sorununun giderilmesine başlanması için tavsiyelerde bulunmuştur. Ziyaretçi heyet, (T)EBI'deki havalandırma sisteminin geliştirilmesi için çalışmaların Ocak 1998 tarihi ile başlayacağı konusunda bilgilendirilmiştir. Komisyon, bu çalışmanın tamamlanması ile bunun sonucundaki gelişmenin kendisine bildirilmesini istemiştir.
60. Çok genel olarak, EBI'nin iyi bir yerde olmasına rağmen, (T)EBI binaların yıprandığını ve sıkışık bir durumda olduğu belirtilmiştir. CPT, Hollanda otoritelerinin, "geçici" yüksek güvenlikli kurumun öngörülebilir gelecekte kapatılmasının planlayıp planlamadığı öğrenmek istemiştir.
c. yönetim
61. CPT'nin, özel güvenlik birimleri içinde tutulan mahkumlara sunması gereken yönetimim yapısı ile ilgili görüşleri, 1992'de Hollanda'yı ziyaret raporundaki detaylardan oluşmuştur. Bu bağlamda, Komisyon, Hoekstra Komisyonunun gelecekte EBI'nin "olabildiğince normal yönetime" sahip alması gerektiği tavsiyesini kabul etmiştir.
1992 tarihli raporda, CPT, mahkumların, ağır gözetimlerini telafi edebilecek yollarla, nispeten gevsek bir yönetimden yararlanması gerektiği konusunun üzerinde önemle durmuştur. Bazı birimler içinde içsel havanın geliştirilmesi için özel çaba gerekmektedir. Amaç, görevlilerle mahkumlar arasında olumlu ilişkilerin kurulmasıdır. Bu, sadece İnsanca muamele değil ayrıca etkili kontrol ve güvenliğin devamı ve görevlilerin güvenliği için gereklidir. Elverişli etkinlik programlarının mevcudiyeti özel alıkoyma birimlerinde önemli olduğu kadar normal birimlerde de önemlidir. Sağlanan etkinlikler mümkün olduğunca çeşitli olmalıdır (eğitim, spor, mesleki değerde çalışmalar v.b.). Bu konu ile ilgili Avrupa Konseyi Başkanları Komisyonunun R(82)17 numaralı Açıklayıcı Tavsiye Notunun 87. paragrafı referans olarak kullanılabilir.
62. (T)EBI ve EBI birimlerindeki şu anki yönetim, Cezaevi Hizmetleri Genel Müdürü tarafından 22 Ağustos 1997 tarihinde yayımlanan genelgeye göre yürütülmektedir. Bu genelgeye göre:
"EBI sınırlandırılmış iletişim yönetimine sahiptir. EBI bünyesindeki yönetimlerin farkı, yüksek sınırlamaya sahip A yönetimi ile daha düşük sınırlamaların bulunduğu B yönetimi arasındadır.
Etkinlikler, iki ila en fazla dört mahkumdan oluşan gruplarla yapılır. B yönetimine göre, toplu etkinlikler en fazla dört mahkumdan oluşur, buna rağmen A yönetiminde en fazla üç mahkum vardır.
Güvenlik sebebiyle, mahkumlarla iletişimde görevliler, mahkumlardan sayıca üstün olmak zorundadır ya da fiziksel temas imkanını olmadığı bir duvar ile ayrılmış yerlerde görüşmek zorundadırlar. Bununla birlikte Vught EBI düzenlemesinin bazı hükümleri çerçevesinde mahkumlar kelepçe ile hareketleri sınırlandırılabilir."
63. Heyet, uygulamada, (T)EBI ve EBI'de hücre dışında en az bir saatten (dışarıda antrenman) en fazla dört buçuk saate kadar (dışarıda antrenman/eğlence ve/veya spor) hücre dışında olunabileceğini tespit etmiştir.
Açık antrenman sahası EBI ve (T)EBI bünyesinde yeterli standartlarda olduğu görülmüştür.
Eğlenme dönemi esnasında (bir ila iki saat arası), mahkumlar birbirleri ile görüşmeye ve kendi yiyeceklerini pişirip yemeye, bilgisayar kullanmaya ve/veya oyun oynamaya izinlidirler.
Organize eğitim faaliyetleri yüriitülmemektedir. Ayrıca hücre dışı çalışma imkanları yoktur; hücre içinde bazı çalışma imkanları sunulmuştur fakat çok fazla uğraştırıcı niteliğe sahip değildirler.
64. Tam mahkum etkinlikleri, görevliler gözetiminde yürütülmektedir, ancak mahkumlar ile görevliler arasındaki iletişim çok sınırlıdır. Bu mahkumlarla ile görevliler arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine olanak sağlayan bir tutum değildir.
65-66. Mahkumların düzenli olarak arandığını da belirtmek gerekmektedir. Bazı aramalar (iç aramayı da içeren), en az haftada bir gerçekleşmektedir, mahkumların dışarı ile irtibatları olmamalarına rağmen.
Dışarı ile iletişim konusunda, mahkumlar haftada bir defa aileleri tarafından kapalı görüş şeklinde ziyaret edilebilmektedirler. Ayrıca ayda bir kez de, geliş ve gidişlerde el sıkma dışında hiçbir fiziksel temasa izin verilmeyen, açık görüşme Hakları vardır. Açık görüşte göğüs hizasında bir engel arkasında görüşme yapılır ve bu esnada görevli engel yanında durur. Bazı mahkumlarla görüşen heyet, bu sınırlamalar sebebiyle açık görüşü daha fazla istemediklerini belirtmişlerdir.
67. Sonuç olarak, (T)EBI ve EBI birimlerinde tutulan mahkumlar çok sınırlı bir yönetime maruz kalmışlardır. Hücre dışında çok az zaman geçirmektedirler; hücre dışında oldukları zamanda ise, çok az sayıda mahkum arkadaşları ile görüşmektedirler ve görevliler ve ziyaretçilerle çok sınırlı olarak iletişim kurmaktadırlar; bu nedenle, yeterli İnsani ilişkiye sahip değillerdir. Daha ötesi, etkinlik programları gelişmemiştir. Özellikle eğitim ve çalışma konularında. Bununla birlikte, spor hususunda bile, çok iyi imkanlar olmasına rağmen, mahkumlar yeterliliğe sahip değillerdir. Üstelik, yönetimin kesin bakış tarzı (özellikle sistematik aramalar) mantıklı güvenlik gereklerine cevap verecek gibi gözükmemektedir ve mahkumlar için onur kırıcıdır.
68. (T)EBI ve EBI'de tutulan sekiz mahkumla heyetin yapmış olduğu uzun görüşmeler, maruz kaldıkları yönetimin zararlı psikolojik sonuçlar ortaya çıkardığını göstermiştir. Gerçekten görüşmeler, yönetimden kaynaklandığı gözüken, psikolojik belirtilerde tutarlı bir birlik ortaya koymuştur. Mahkumlar aşağıdaki belirtileri göstermişlerdir:
- çaresizlik hisleri
- yetersizlik hisleri
- kızgınlık
- iletişim zorlukları
Heyetin, yönetimin zararlı psikolojik sonuçları üzerine endişeleri, içlerinde sürekli psikolojik sonuçları (insomnia, endişe belirtileri, kimlik huzursuzluğu, duygusal engeller ve psikosomatik belirtiler) açıkça mevcut olan, (T)EBI ve EBI bünyesinde daha önce kalmış bazı hastalarla görüşmelerin yapıldığı, Dr S. van Mesdag Kliniğine yaptıkları daha sonraki ziyaretlerinde güçlendirilmiştir.
CPT, (T)EBI ve EBI'de çalışan psikologların mahkumiyeti resmi olarak, yönetimin, mahkumlar üzerinde önemli zararlı etkilere sebep olmadığı şeklinde açıklamış olduğunu eklemiştir. Ancak bu görüş hiçbir zaman, profesyonel bir değerlendirmeye ya da herhangi bir emsal tekrar incelemeye maruz kalmamıştır. Şunun da eklenmesi gerekir ki, Adalet Bakanlığı Adli Sağlık Dairesi Psikiyatri Danışmanı, (T)EBI'de tutulmuş paranoyak psikozların ortaya çıktığı mahkumların olaylarını örnek göstererek, heyete, karşı bir görüş dile getirmiştir.
69. Kontrol edilmiş tüm bu bilgiler ışığında, CPT, (T)EBI ve EBI'de uygulanan şu anki yönetimin, gayri İnsani muameleye vardığının düşünebileceği sonucuna varmıştır. Mahkumların, bazı yönetimlerde tehlikeli diye sınıflandırılmaya maruz kalmaları onları daha tehlikeli hale getirebilir.
70. CPT, yüksek güvenlikli kurumlarda yönetimin, 61 ila 67. paragrafların oluşturduğu görüşler ışığında yeniden gözden geçirilerek uygulanmasını tavsiye etmiştir. Özellikle, mevcut grup sistemi, eğer uygulamadan kalkmamışsa, en azından rahatlatıcı olmalı ve mahkumlara hücre dışında daha fazla zaman verilmesine ve etkinliklerin daha geniş alanda yapılmasına izin verilmelidir. Ayrıca şu anda araştırılan politikalar, güvenlik görüşü açısından, kesinlikle gerekli olduğundan emin olmak için tekrar incelenmelidir. Aynı şekilde, şu anki ziyaret uygulamaları tekrar incelenmelidir; amaç daha açık şartlar altında ziyaretlerin gerçekleşmesini sağlamak olmalıdır."
33. Hollanda Hükümeti alıntı yapılan aşağıdaki konularda cevap vermiştir:
"3. Nieuw Vosseveld Cezaevi Kompleksindeki "Yüksek Güvenlikli Kurum" ((T)EBI/EBI)
CPT'nin tavsiyeleri:
29. Yukarıda yazılan 70. paragraf hakkında görüşler;
(T)EBI bünyesindeki mahkumlar, şiddet yöntemleri ile veya dışarıdan gelecek bir yardımla, kaçmaya teşebbüs etme ihtimali varsayılan istisnai kişilerdir. Genellikle söylenen, üç kategoriye ayrılmışlardır: organize suçların üyesi olduğuna inanılan mahkumlar, hakkında taksirli veya kasıtlı adam öldürme kararlan verilen mahkumlar ve ateşli silahla ya da bir görevliyi rehin alarak (ve belki dışardan yardım alarak) geçmişte cezaevinden kaçmış mahkumlar. Bazı mahkumların tutulması ile ilgili düzenlemeler, ilk ve en önemli olarak sistematik temele dayandırılması gerekmektedir, sağlam-bozuk güvenlik uygulamaları, buna rağmen bu durumla birlikte daha sonra İnsani yönetim sağlanmalıdır. Diğer herhangi cezaevleri gibi, EBI'nin görevini, gözetim hükümlerini bozmadan gerçekleştirmelidir. Mahkumlara yüklenen sınırlamalar, gerekenden fazla özgürlüklerinden mahrum etmeden gerçekleştirilmelidir. Bu amacı gerçekleştirmek için gereken sınırlamaların yapısı EBI'yi diğer cezaevlerinden farklı kılan yanıdır. Buradaki mahkumların, yukarda belirtildiği gibi, kaçma veya olağan cezaevi yönetimine zarar verme riskinden dolayı daha katı olmak zorundadırlar. Uygulamada, (T)EBI ve EBI'nin amacı, görevliler rehin alınsa dahi kaçmanın imkansız olduğu, yer ve yönetimin sağlanmasıdır.
EBI'deki yönetim, Hollanda'nın herhangi bir yerindeki yönetimden daha katıdır. Bu sebeple, kurumun kullanımı, düşük düzeyde ve mahkumların, daha sonra sık aralıklarla tekrar incelenen, buralara yerleştirme kararı geniş katılımlı dış bir komisyon tarafından yerine getirilmektedir. Yönetimin katılığına rağmen, EBI'deki mahkumlara hücre dışında yeterli imkanlar sunulmuş (paragraf 63) ve eğlence, spor, müzik, yaratıcılık, eğitim ve diğer etkinlik imkanları sağlanmıştır. Sunulan etkinliklerde, mahkumlara İnsani ilişkiler için düzenli imkanlar verilmiş ve EBI personeli ile ilişkilerde teşvik ve imkanlar ölçüsünde etkinliklere katılma için çaba gösterilmiştir. Birim nüfusunun küçük boyutlarda olması (paragraf 67), kuralların devamı, güvenlik, kontrol ve firarın engellenmesi için önemlidir. Dış dünya ile ilişkilerde özel sınılmalar (cam bölme ile ziyaretçilerden ayrılmaları) olduğu doğrudur ancak ziyaretlerin sıklığı olağan merkezlerle aynıdır.
(T)EBI ve EBI'deki arama uygulamaları görevlilerin güvenliğinin temini için önemlidir. Altı aylık EBI değerlendirmelerin bir parçası olarak, mahkumlar değerlendirilmiş ve çok gerekli olmadığı sürece mahkumların aranmamasına karar verilmiştir. Bunun anlamı, mahkumlar her hücreye geri dönüşlerinde aranmamakta, ancak sadece eğer onları dışarı çıkmalarına izin veren gardiyanın görüş açısından çıktıkları zaman olmaktadır.
Direkt fiziksel temas engellendiğinde, ziyaretler görsel, sözlü ve sözsüz izinler şeklinde düzenlenmektedir. Özel ziyaret uygulamaları, firarın engellenmesi için en önemli güvenlik ölçülerinde aralıklı olmaktadır. Ziyaretler "açıkdan" daha fazla olursa ve cezaevine kaçak eşya sokma şansı olursa, EBI'nin mevcudiyetinin anlamı azalacaktır.
30. 70. Paragrafta belirtilen, Hollanda yetkililerinin, yüksek güvenlikli kurumlardaki şimdiki ve önceki mahkumların psikolojik durumun görevlendirme yapması ile ilgili CPT görüşlerine cevap;
1999'un başlarında, Adalet Bakanlığı EBI'nin performansı hakkında araştırma yapmayı planlamıştır. Bu araştırma belirtilen sebeplerden kaynaklandığı sonucuna varırsa, o zaman, mahkumların psikolojik durumlarında EBI'nin etkisi ile daha ileri eğitimlerin oluşturulması düşünülecektir."
34. Adalet Bakanlığı, Nijmegen Üniversitesi araştırmacılarını, yüksek güvenlikli kurumlardaki mahkumların psikolojik durumlarına ve davranışlarına etkilerini araştırması için görevlendirmiştir. 17 Nisan 2003 tarihli rapor şu şekildedir; "Araştırmacılar, Yüksek Güvenlikli Cezaevi içindeki ve etrafındaki bakımı yayımlamıştır. Yüksek güvenlikli koşullarda kalan mahkumların ruhsal durumu ile ilgili resmi belgelerde ifade edilen endişelerin, EBI personelinin, güvenlik ve İnsanlık arasındaki gerilimin farkında olmaları ve bu gerilimi azaltmaya çalıştıkları şeklinde, gündelik işlerde gerçekten açık olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca raporda, yüksek güvenlikli yönetimin psikolojik etkilerin incelenmesinin mantıklı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak araştırmacılar, ne EBI mahkumlarının ruhsal durumlarının bakımının, mahkumların şuan ki gerçek psikolojik hallerinin niteliğini ne de onlara uygulanan yönetimin etkilerini incelediklerini vurgulamışlardır.
35. Adalet Bakanı, aynı araştırmacıları, günlük stres durumlarının denetimini kapsayan ve yüksek güvenlikli mahkumların üzerindeki diğer etkiler ve mahkumlardan oluşan kontrol grupları için görevlendirmiştir. Bu incelemenin 2003 yazında sonuçlanması gerekiyor.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
36. Başvuru sahibi EBI'de tutulmasının Sözleşmenin 3. Maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
"Hiç kimse işkence veya gayri İnsani ya da haysiyet kırıcı muameleye veya cezaya maruz bırakılamaz."
A. Tarafların iddiaları
1. Başvuru sahibi
37 - 38. Başvuru sahibi, EBI yönetimi hakkında CPT'nin çeşitli açılardan açıkladığı yorumlar ışığında, bu yönetimin gayri İnsani olduğu hakkında hiçbir şüphenin olmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, kişisel durumu ile ilgili, CPT tarafından kendisine de sunulan örneklerdeki bazı görüşleri belirtmiştir, ilk olarak, EBI'de tutulmasının, çeşitli yerel soruşturmalarda Hükümet tarafından sunulduğu gibi iki sene sürdüğünü ifade etmiştir, ikinci olarak EBI yönetiminin psikolojik olarak kendisi üzerinde de çok büyük etkileri olmuştur: çok fazla kilo kaybetmiş ve bu psikolojik ve fiziksel şikayetleri ortaya çıkarmıştır. Cezaevi Seçme Merkezi Psikoloji Biriminde görevli Bay V. ile görüşmelerinde, 18 Nisan 2001 tarihli raporda, yönetimin sebep olduğu ağır zihinsel zararlarda eklenmiştir.
39. Kurum doktoru, psikolog ve psikiyatristle yapılan görüşmeler, durumunda kayda değer bir gelişmeye sebep olmamıştır. Sosyal görevliler ve doktorların hiçbirisi zihinsel sorunların gerçek anlamını açıklayamamış ve kendisini güvensiz ve yalnız hisseden başvuru sahibine yönetimin etkileri tam anlamıyla tahmin edilememiştir. Ayrıca profesyonellerle görüşmeler cam bölmeyle ayrılmış yerlerde olduğundan karşılıklı güvenin sağlanmasına imkan vermemiştir.
40 - 41. Yönetimdeki iki yön, başvuru sahibinde özellikle büyük sorunlara yol açmıştır. Birincisi haftalık ve bazen daha sık aramaya maruz kalması (iç aramayı da kapsar şekilde), hatta dış dünya ile hiçbir iletişim kurmadığı durumlar da bile üs arama yapılmasıdır. Onur kırıcı olarak ifade ettiği üst arama, tamamen soyunmayı, yoklamayı ve dokunmayı, utandırıcı bulduğu pozisyonda durmayı kapsamaktadır.
İkincisi ise ziyaret düzenlemesinin bir sonucu olarak, yakın akrabası ile fiziksel teması da kapsayan, olağan İnsani ilişkilerden alıkonulmasıdır. Başvuru sahibi, Hükümetin, güvenlik koşullan ile hakkı olan fiziksel temas arasındaki ayarlamada başarısız olduğunu zira herhangi bir kaçma planının olduğuna dair somut .elle tutulur bir belirtinin hiçbir zaman olmadığını ileri sürmüştür. Üstelik ziyaretler sırasında uygulanan sıkı güvenlik düzenlemeleri içeri kaçak eşya sokulmasını imkansız kılmıştır. Bu gerçekleşse bile ziyaretten sonra yapılan aramada bu anlaşılabilir.
Bu sebeplerden başvuru sahibi, gayri İnsani ya da en azından haysiyet kırıcı muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
2. Hükümet
42. Hükümet, 1980'li ve 1990'lı yıllarda, sık sık meydana gelen ateşli silahlar, bıçaklar ya da bu benzer aletlerle rehin almaları da kapsayan çok fazla sayıda cezaevlerinden firar meydana gelince, yüksek güvenlikli cezaevi ihtiyacının arttığını belirtmiştir. Cezaevi görevlileri, güvenliklerinden korkmaya başladığı zaman devlet büyüyen tehlikeye karşılık vermiştir.
43. Hükümet EBI yönetiminin katı sınırlamalar koyduğunu yalanlamamasına rağmen -ve bu sebepten, olabildiğince az mahkum yerleştirilmiştir- EBI'deki koşulların ne gayri İnsani ne de haysiyet kırıcı olduğu fikrindedirler. EBI'de uygulanan katı güvenlik ölçülerinin her biri ciddi riskler göz önünde bulundurulunca haklı görmüşlerdir. Hükümet, cezaevi görevlilerinin her türlü riskini azaltmak için yükümlülüklerini ve yasal hükümlerin tamamlanmasından önce ağır suçlardan mahkum edilen İnsanlardan toplumu koruyabilme görevlerinin farkında olduklarını ileri sürmüştür.
44 - 45. Hükümete, CPT'nin yönetim ile ilgili "gayri İnsani muameleye varabileceğinin düşünülebileceği" yorumunun aslında gayri İnsani olduğu anlamına gelmediği zira bireysel kişiliğe, karaktere ya da başka etkenlere bağlı olan, yönetimin mahkumları nasıl etkilediğini söylemenin imkansız olduğunu belirtmiştir. Söz konusu olayda, başvuru sahibinin ruhsal sağlığının, EBI'de alıkonulmanın bir sonucu olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Diğer mahkumlarla görüşmekten memnun olmaktadır, akrabaları ve arkadaşlarının ziyaretlerine izin verilmiş ve çeşitli etkinliklere katılmada olduğu gibi yeteri kadar telefon görüşmesi yapma fırsatı tanınmıştır. Fiziksel ve ruhsal durumu sürekli gözetim altında tutulmuştur: "Yüksek Güvenlikli Cezaevinde ve Çevresinde Bakım" raporunda belirtildiği gibi, EBI'de, mahkumların ruh sağlığında her hangi bir ciddi zarar olduğunda kaydeden psikolojik ve psikiyatrik faaliyete hazır bir sistem bulunmaktadır. Nihayet, 18 Nisan 2001 tarihli Bay V.'nin raporu (bkz. 24. paragraf), başvuru sahibinin orta derecede depresyon belirtileri göstermesine rağmen, herhangi bir ciddi psikopatolojik durumun olmadığını ve tekrar inceleme altındaki dönemde durumun iyi olduğunu belirtmiştir.
Sonuç olarak, Hükümet, başvuru sahibinin EBI'de alıkonulmasının, Sözleşmenin 3. Maddesine aykırı olduğuna dair makul bir şüphe dışında kanıtlanamadığını ileri sürmüştür.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel prensipler
46 - 47. Mahkeme, Sözleşmenin 3. Maddesinin demokratik toplumların en temel değeri olduğunu tekrarlamış ve bunun, mağdurun davranışlarına ve olayın şartlarına bakılmaksızın kesinlikle uygulanması gerektiğini belirtmiştir, (bkz. örneğin, Labita v. İtalya [GC], no: 26772/95, § 119, ECHR 2000-IV). Ayrıca usul hukukuna göre, eğer 3. Maddenin kapsamı içinde ise, eziyetin belirli bir şiddet seviyesinde kalmak zorunda olduğunu tekrarlamıştır. Buradaki belirli seviyenin değerlendirmesi oransaldır; olayın tüm şartlarına bağlıdır, örneğin muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu gibi (bkz, diğer yetkililer arasında, İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, A Serileri no. 25, p. 65, § 162)
48. Muamele, Mahkeme tarafından, saatlerce aralıksız, diğerleri ile birlikte, önceden tasarlamış şekilde uygulanmış ve hem bedensel zarara hem de şiddetli fiziksel ve ruhsal eziyet çekmesine sebep olduğundan "gayri İnsani" ayrıca mağdurun korku, endişe ve gurur kırıcı, alçaltıcı olmaya yatkın aşağılık bir şekilde hissetmesine sebep olduğundan "haysiyet kırıcı" bulunmuştur (bkz., örneğin, Kuala v. Polanya [GC], no. 30210/96, § 92, ECHR 2000-XI).
49. Alıkoymanın koşullan bazen gayri İnsani veya haysiyet kırıcı muameleye varabilmektedir. Alıkoymanın koşulları değerlendirildiğinde, başvuru sahibinin sunduğu somut iddialar gibi bu koşulların gittikçe artan etkilerine önem verilmiştir (bkz. Dougoz v. Yunanistan, no: 40907/98, § 46, ECHR 2001-11).
50. Tedbirler, eziyet veya gurur kırıcı unsurları kapsar şekilde kişiyi sık sık özgürlüğünden mahrum ederse, yüksek güvenlikli cezaevi kurumlarda alıkonulmanın Sözleşmenin 3. Maddesine göre uygun olduğu söylenemez. Mahkemenin görevi, söz konusu yönetimden etkilenen başvuru sahibinin kişisel durumunu incelemek ile sınırlandırılmıştır (bkz., Aerts v. Belçika, 30 Temmuz 1998 tarihli karar, Hükümler ve Kararlar Raporu 1998-V, pp. 1958-59, §§ 34-37). Bu bağlamda kamu düzeni düşüncelerinin, özel sınıflı mahkumlar için yüksek güvenlikli kurumların devletlerce tanımlanmasına öncelik etmesine rağmen, Mahkeme, 3. Madde gereği alıkonulan kişilerin İnsani saygınlık ile uyuşan koşullarının devletlerce sağlanmasını vurgulamıştır. Uygulama metotları ve davranışları, alıkoymanın doğasında olan güçlüğün kaçınılmaz düzeyi içinde, kişinin yoğun bir ıstırap ve zorluğa maruz bırakmamalıdır ve mahkumiyetin pratik gereklerinden, sağlığı ve durumu yeterli bir şekilde korunmalıdır (bkz., yukarıda belirtilen Kulda kararı).
51. Bu bağlamda, Mahkeme, sosyal yalnızlıkla birleşen duygusal yalnızlığın, kişiliği bozabileceğini ve bunun güvenlik veya başka bir sebebin gerekleri olarak haklı kabul edilemeyecek gayri İnsani muamelenin bir çeşidini oluşturmakta olduğunu kabul etmiştir. Diğer taraftan, güvenlik, disiplin ya da koruyucu sebepler için diğer mahkumlarla görüşmesinin engellenmesi kendi içinde, gayri İnsani muamele veya haysiyet kırıcı ceza oluşturmamıştır (bkz., Messina v. İtalya, no: 25498/94, ECHR 1999-V). Bazı ölçülerinin 3. Maddenin amacını ihlal edebilirliği değerlendirilirken bakış açısı, özel koşulları, ölçülerin katılığını, süresini, tarafsızlığı ve kişiyi ilgilendiren etkileri içermek zorundadır (bkz., Dhoest v. Belçika, başvuru no: 10448/83, Komisyon raporu 14 Mayıs 1987, Karalar ve Raporlar (DR) 55, pp. 20-21, §§ 117-18; McFeeley et al. v. Birleşik Krallık, Başvuru no: 8317/78, Komisyon kararı 15 Mayıs 1980, DR 20, p. 44).
2. Davaya uygulanması
52. Bu davanın şartlan bakımından, Mahkeme, başvuru sahibinin tutulma koşulları ile ilgili şikayetleri, EBI'deki maddi koşullan ilgilendirmediğinden, öncelikle başvuru sahibinin maruz kaldığı yönetimi incelemiştir. Davanın kapsamı, İtalya aleyhine açılan, başvuru sahiplerinin maruz kaldığı Cezaevi Yönetim Kanunun 41. Maddesine uygun özel cezaevi yönetiminin Sözleşmenin 3. Maddesine aykırı olduğuna dair davaların temeliyle karşılaştırılabilir (bkz., örneğin, Messina v. İtalya (dec.), yukarıda belirtildi; Indelicato v. İtalya (dec.), no: 31143/96, 6 Haziran 2000, Ganci v. İtalya (dec.), no: 41576/98, 20 Eylül 2001, Bonura v.İtalya (dec.), no: 57360/00, 30 Mayıs 2002).
53 - 54. Mahkeme, EBI'deki şartların detaylı tanımlarını içeren (paragraf 32), yukarıda CPT'nin 62-66 paragrafındaki alıntıda rapora işaret etmiştir. Bu tanımların gerçekten asılsız olduğunu hiçbir taraf tartışmadığından, Mahkeme, bunun EBI'deki durumu yeterli bir şekilde yansıttığını kabul etmiştir. Bununla birlikte, Sözleşmenin 3. Maddesi anlamında, başvuru sahibinin gayri İnsani veya haysiyet kırıcı muameleye maruz kalıp kalmadığı sorunu, başvuru sahibinin kişisel olarak etkilenmesi ile ilgili değerlendirmenin kapsamına bağlıdır (bkz. paragraf 50).
Başvuru sahibinin EBI'de tutulmasının başından sonuna kadar, çok katı güvenlik tedbirlerine maruz kalması tartışmanın kapsamına alınmamıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin üçten fazla yakın akrabası ile aynı zamanda görüştürülmemesini, cezaevi görevlileri ile direkt görüşmelerinin sınırlandırılmasını ve en yakın akrabaları ile ayda bir sefer dışında, ziyaretçileri ile sadece cam bölme arkasından görüşebilmesi hesaba katılarak, başvuru sahibinin sosyal ilişkilerinin katı bir şekilde sınırlandırılmasını daha fazla dikkate almıştır. Bununla birlikte, yukarda 50. paragrafta belirtilen İtalya aleyhine açılan davalar referans alındığında, Mahkeme, başvuru sahibinin hem duygusal yalnızlığa hem de sosyal yalnızlığa maruz kaldığı kanısına ulaşamamıştır. Gerçek şu ki, İtalya özel yönetimi hem diğer mahkumlarla görüşme hem de ziyaret konusunda çok daha fazla sınırlandırıcıdır (bkz. yukarıda, Messina kararı).
55. Başvuru sahibi EBI bünyesinde tutulmuştur zira esnek yönetimle kurumlardan kaçma ihtimalinin olduğu düşünülmüştür ve kaçtığı zaman tekrar ağır suçlar işlemesi toplum için kabul edilmez bir risk oluşturmaktadır (bkz. yukarda, 27. paragraf). Daha sonraki aşamada, başvuru sahibinin firar riski düşürülmüştür; ancak, firar ettiği takdirde, işlediği suçların niteliği bakımından kabul edilemez bir riskin devam ettiği düşünülmüştür (bkz. yukarda, 19.paragraf). Başvuru sahibi bu gibi herhangi bir niyeti olduğunu yalanlamasına rağmen, yerel otoriteler tarafından gerçekleştirilen değerlendirilmenin doğruluğunun incelenmesi Mahkemenin görevi değildir. Başvuru sahibinin suçlandığı ve devamında mahkum edildiği çok ağır suçlar göz önüne bulundurarak, Mahkeme, yerel otoritelerin yaptığı değerlendirmeyi kabul etmiştir.
56. Başvuru sahibi, sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında, EBI yönetiminin, başvuru sahibinin ruhsal sağlığına bazı ciddi zararlı etkileri olduğu iddialarını doğrulayan, Cezaevi Seçme Merkezi Psikoloji Biriminde görevli Bay V. tarafından yazılan birkaç rapor sunmuştur (bkz. yukarıda, 22-24. paragraf). Gerçekten, bu raporların bazıları, başvuru sahibinin, zor zamanlar geçirdiğini ve EBI sınırlamalarının üstesinden gelmekte zorlandığını doğrulamıştır. Aynı zamanda, Mahkeme, başvuru sahibinin ailesini özlemesini incelemiş ve ayrıca kendisine karşı adli soruşturmaların sebep olduğu zorluklar ek etkenler olarak adlandırılmıştır.
57 - 58. Mahkeme, EBI'deki durumun şüpheli ve endişeye sebep olduğu konusunda CPT tarafından belirtilen görüşten ayrılmamıştır. Eğer mahkumlar EBI yönetimine uzatılan zaman periyotlarında maruz kalırsa, bu daha fazla olacaktır.
Ayrıca başvuru sahibi, muamelenin gayri İnsani olmasa bile en azından haysiyet kırıcı olduğunu ileri sürmüştür. Bu konuda Mahkeme, EBI bina kurallarına uygun önceden belirttiğimiz arama usullerini incelemiştir. Buna ek olarak, üç buçuk yıl süresince 31. paragrafta belirtilen arama yöntemlerine zorlanması, dışarıdan hiç kimse ile görüşmese bile iç aramaya maruz kalması (bkz. CPT raporunun 65. paragrafı) ve önceden aranmasına rağmen ziyaretlerde, kliniğe ve berbere giriş çıkışlarda aranması belirtilmiştir. Böylece haftalık aramalar rutin bir konu gibi uygulanmış ve herhangi bir somut güvenlik ihtiyacına ya da başvuru sahibinin davranışlarına dayandırılmamışım
EBI'de uygulanan üst araması, başvuru sahibini cezaevi görevlilerinin önünde çıplak kalmasına ve gurur kırıcı bir pozisyona gelmesini gerektirerek rektumunun yoklanmasına zorlamaktadır.
59 - 60. Başvuru sahibi için, bu yönetimin belirleyici nitelikleri arasından katlanması en zor olanıydı ancak Hükümet üst aramasının gerekli ve haklı olduğu düşüncesini sürdürmüştür.
Mahkeme, önceden, cezaevinin güvenliğinin sağlanması ya da düzensizlikten ve suçtan korunması için ara sıra üst aramasının gerekebileceği kanısında olmuştur (bkz. Valasinas v. Litvanya, no: 44558/98, § 117, ECHR 2001-VIII; Iwanczuk v. Polonya, no: 25196/94, § 59,15 Kasım 2001, McFeeley et al. v. Birleşik Krallık, yukarda belirtilen, §§ 60-61).
61. Bu davada, Mahkeme, başvuru sahibinin sunduğu haftalık üst aramasıyla birlikte EBI'nin tüm diğer katı güvenlik tedbirlerini görmüştür. Cezaevi Seçme Merkezi Psikoloji Birimince hazırlanan raporlar aracılığıyla yerel otoritelerin, başvuru sahibinin yönetim konusunda yaşadığı zorlukları ve başvuru sahibinin EBI'de tutulduğu sürece üst arama yöntemine başvuru sahibinin hiçbir zaman tahammül edemediğinin farkında olduğu göz önüne alınarak, Mahkeme başvuru sahibini sistematik aramanın, davada Hükümet tarafından ileri sürülenden daha fazla haklı gerekçeyi gerektiği görüşüne varmıştır.
62 - 63. Mahkemeye göre, başvuru sahibinin çok fazla kontrol tedbirlerine maruz kaldığı durumun ve inandırıcı güvenlik gereklerinin azlığı içinde, başvuru sahibine yaklaşık üç buçuk yıl uygulanan haftalık arama uygulamasının İnsani saygınlığını azaltmış ve kendisinin gururunu kırmaya ve alçaltmaya muktedir kedere ve aşağılık duygularına sebep olmuştur. Başvuru sahibi kendisi de psikiyatristle görüşmesinde berber gibi yerlere gitmekten vazgeçmesinin aramaya maruz kalmamak için olduğunu belirttiğini doğrulamıştır.
Bunlardan dolayı, Mahkeme, rutin arama ile birleşen EBI'deki diğer katı güvenlik tedbirlerinin, Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali içinde gayri İnsani veya haysiyet kırıcı muameleye vardığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle bu hüküm ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
64. Başvuru sahibi EBI'de alıkonulmasının Sözleşmenin 8. Maddesi ile garanti altına alınan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Sözleşmenin 8. Maddesi şu şekildedir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir."
65. Başvuru sahibi, EBI'de uygulanan, özellikle sistematik arama ayrıca hücresinin günlük denetlenmesi gibi telefon görüşmelerinin ve mektuplarının kontrol edilmesinin, kendisine özel hayatı için en ufak bir boşluk bırakmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca ziyaret koşullarından da şikayet etmiştir.
66. Hükümet, başvuru sahibinin özel ve aile hayatındaki sınırlamaların alıkonulma içinde doğal ve 8. Maddenin 2. paragrafı anlamında gerekli olduğunu iddia etmiştir. EBI yönetiminin, her türlü güvenlik zinciri içinde iki zayıf bağlantı ile özellikle donatılmıştır: durum hakkında bilgi sağlayacak ve mahkumların firarına imkan sağlayacak anlamında kurum dışındaki kişilerle görüşmesi ve saldırıya açık cezaevi görevlileri ile görüşmesi. Bu, mahkumun ziyaretçileri ile izlenmeden görüşmesine ve firarı kolaylaştıracak maddelerin alınmasına imkan sağlayacak şekilde fiziksel temasa izin verilmemesi ve sistematik kontrollerin ve gözetimin haklı kılınması anlamına gelmektedir.
67 - 68. Başvuru sahibinin, özel hayatına saygı hakkının haksız olarak engellendiği şikayetinin kapsamı maruz kaldığı arama ile sınırlanmış ve Mahkeme EBI yönetiminin bu yönünün Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında incelendiğini belirtmiştir. Ulaşılan sonuçtan dolayı (bkz. yukarıda, 63. paragraf), bu şikayetin incelenmesi içinde bu unsurun dahil edilmesinin gerekli olmadığı düşünülmüştür.
Mahkeme, Sözleşmenin 5. Maddesinin amaçları içinde yasal her türlü alıkoyma doğası gereği özel ve aile hayatının sınırlanmasını gerektirdiğini tekrarlamıştır. Cezaevi otoritelerinin aile ile ilişkileri desteklemesi gerekliliği mahkumların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçası olurken (bkz. yukarıda, Messina kararı), Mahkeme, aynı zamanda dışarı ile mahkumların görüşmesi üzerinde bazı kontrol tedbirlerinin uygulanması gerektiğini ve bunun tek başına Sözleşmeyle bağdaşmaması sonucunu doğurmayacağını değerlendirmiştir (bkz. yukarıda, Kalashnikov kararı).
69. Bu davada, başvuru sahibi, özel ve aile hayatı açısından Hollanda'daki olağan cezaevi yönetiminden daha sıkı sınırlamaları kapsayan yönetime maruz kalmıştır. Bu nedenle, günlük olarak hücresi denetlenmiş, mektupları okunmuş, telefon ve ziyaret görüşmeleri dinlenmiş, sadece sınırlı sayıda mahkumla görüşmesine izin verilmiş ve ayda bir, çok yakın akrabaları ile açık görüşme dışında cam bölme ile ziyaretçilerinden ayrılmıştır. Böylece Sözleşmenin 8/1. Maddesi anlamında başvuru sahibinin özel ve aile hayatına saygı hakkının engellenmesine rağmen, sorun, bu engellemenin, hükmün 2. paragrafı kapsamında haklı olup olmadığında ortaya çıkmıştır; örneğin paragraflarda belirtilen bir veya daha fazla yasal amaçlar için "kanunla düzenlenmiş" telakki edilip edilemeyeceği ve "demokratik toplumda gerekli" olması sanılıp sanılamayacağı gibi.
70. Mahkeme, şikayet edilen sınırlamalar, 1999 Cezaevleri Kanununu, Cezaevleri Kuralları ve EBI bina kurallarına dayandırılmıştır, bu nedenle, sınırlamaların "hukuk gereğince" olmadığına dair hiçbir kanıt olmadığına işaret etmiştir. Ayrıca Sözleşmenin 8/2. Maddesi anlamında düzensizliğin ya da suçun engellemesi yasal amacında yürüttüklerini kabul etmiştir.
71. Mahkeme, başvuru sahibinin otoritelerce firara teşebbüs edebileceğinden dolayı EBI'ye yerleştirildiğini belirtmiştir. Yukarda belirtildiği gibi (55. paragraf), bu iddianın doğruluğunun değerlendirilmesi Mahkemenin görevi değildir, ancak başvuru sahibinin firarının toplum için kabul edilemez bir risk oluşturduğunu kabul edilmiştir. Bu açıdan, bu dava, yukarda referans olarak verilen (52. paragraf) İtalya aleyhine açılan davalardan bu nedenle farklıdır. Bu davada, güvenlik tedbirleri firarın engellenmesi için konulmuştur. Mahkeme, İtalyan özel yönetiminin ve EBI yönetiminin özel niteliklerinin fiili olarak bu farklılıklarla açıklandığını düşünmüştür.
72. Bu davadaki şartlara göre Mahkeme, başvuru sahibinin özel ve aile hayatına saygı hakkının sınırlamalarının, yasal amaçların elde edilmesi için demokratik toplum içinde gerekli olmaktan daha ileri gitmediğine karar vermiştir.
Bundan dolayı, Sözleşmenin 8. Maddesi ihlal edilmemiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
73. Sözleşmenin 41. Maddesi aşağıdaki hükümleri ihtiva etmektedir:
"Mahkeme, Sözleşme ya da ona bağlı Protokollerin ihlal edildiğini tespir ederse ve ilgili Akit Tarafın iç hukuk bunu ancak kısmen giderme olanağı veriyorsa ve gerekli ise zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir."
A. Zarar
74. Başvuru sahibi, EBI yönetiminin, psikolojik ve fiziksel zarara sebep olduğundan, manevi zarar tazminatı olarak EBI'de kaldığı her gün için 34.03 Euro, toplam 43 528.87 Euro tazminatı hak ettiğini ileri sürmüştür.
75. Hükümet, bunun çok fazla olduğunu ve Sözleşmeye aykırılığın tespitinin başvuru sahibince katlanılan manevi zararın yeterli tazminini oluşturacağım belirtmiştir.
76. Mahkeme, başvuru sahibinin, EBI'de maruz kaldığı muamelenin sonucu olarak bazı ruhsal zarara uğradığını ifade etmiş ve bu sebeple 3.000 Euro verilmesine karar verilmiştir.
B. Ücretler ve masraflar
77. Başvuru sahibi, Hollanda'da hem bu davada hem de bazı davalarda EBI yönetiminin Sözleşmeyi ihlal ettiğini kanıtlamaya çalıştığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, bu davalar için yasal yardımdan bağımsız olduğunu garanti etmesine rağmen, avukatı temsil etme ücretine uygun olarak toplam 14 134.71 Euro meblağı talep etmiştir.
78. Hükümet, ikinci defa yasal yardım masraflarının ödenmesinin usule aykırı olduğu görüşünü sunmuştur.
79. Mahkeme, usul hukukuna göre, ücretlerin ve masrafların karşılanması için zarar gören tarafların maruz kalması zorunlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca masrafların miktar bakımından makul olması ve gerçek ve gerekli olduğunun gösterilmesi zorunludur (bkz. diğer birçok içtihadın arasından, Boultif v. İsviçre, no: 54273/00, § 61, ECHR 2001-IX).
Başvuru sahibi, herhangi bir ücret ve masrafı üstlenmemiştir ve tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.
C. Gecikme faizi
80. Mahkeme, Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasının uygun olacağına karar vermiştir (bkz., Christine Goodwin v. Birleşik Krallık [GC], no: 28957/95, ECHR 2002-VI).
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlal edilmediğine;
3.
a- Davalı Devletin, Sözleşmenin 44/2. maddesine göre kararın verilmesinden sonraki üç ay içinde, başvuru sahibine 3.000 Euro ödenmesine;
b- Yukarıda belirtilen, kararın verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sona ermesiyle yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasına;
4. Hakkaniyete dair diğer tüm taleplerin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy