(Kötü Muamele Yasağının İhlali İddiası)
Başkan; Rozakis, Üyeler: F. Tulkens, J. P. Costa, P. Lorenzen, N. Vajic, E. Levits, ve A. Kovler
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Daire Kararı
Başvuru No: 67263/01
Karar Tarihi: 14 Kasım 2002
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Ergin ERGÜL, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Tetkik Hakimi, Adalet Bakanlığı
Başvuruda bulunduğu tarihte, Fransa'da bir cezaevinde tutuklu olan başvuru sahibi, olumsuz sağlık durumunu defalarca doktor raporları ile belgelemesine, doktorların tahliye tavsiyelerine ve bilirkişi raporlarına rağmen tedavisini bir hastanede yapabilmesi için yetkililerin cezasını askıya almamaları veya sağlık nedeniyle özel aftan yararlandırmamaları ve ayaklarından rahatsız olmasına rağmen, yine doktor raporlarının aksine bir hareketle ayaklarına kelepçe takılması sebepleriyle Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, hapishanedeki uygulamaları açıklayarak, sözkonusu uygulamaların 3. Maddeyi ihlal edecek bir düzeye ulaşmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme ise oybirliğiyle;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Davalı devletin başvuru sahibine, Sözleşmenin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleşeceği günden itibaren 3 ay içinde manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on beş bin euro) ödemesine;
b) Yıllık gecikme faizi oranının anılan sürenin bitiminden ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının en düşük faizli kredisinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına;
3. Geriye kalan tazminat taleplerinin oybirliğiyle reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER KARARLAR
1. Papon v. Fransa
2. Kudla v. Polonya
3. Peers v. Yunanistan
4. Chartier v. İtalya
5. DeVarga-Hirsch v. Fransa
6. B. v. Federal Almanya
7. Keenan v. Birleşik Krallık
8. Price v. Birleşik Krallık
9. Hurtado v. İsviçre
10. Selmouni v. Fransa
11. Raninen v. Finlandiya
PROSEDÜR
1. Davanın kökeninde Fransa Cumhuriyetine karşı ve bu Devletin bir vatandaşı tarafından yapılan bir başvuru (no 67263/01) bulunmaktadır. Jean Mouisel (başvuru sahibi), İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 8 Ekim 2000 tarihinde Mahkemeye başvurmuştur.
2. Başvuru sahibi Mahkeme önünde, Pau barosunda avukat olan Nelly Petriat tarafından, Fransa hükümeti (Hükümet) ise, Dışişleri Bakanlığında Hukuk İşleri Müdürü Ronny Abraham tarafından temsil edilmiştir.
3. Lösemi hastası başvuru sahibi hapiste tutulmasının Sözleşmenin 3. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
4. Başvuru Mahkemenin 3. Dairesine verilmiştir (İçtüzüğün 52 §1 maddesi). 11 Nisan 2001'de, Mahkeme İçtüzüğünün 41. maddesi uyarınca başvurunun öncelikle ele alınmasına karar vermiştir. 1 Kasım 2001'de, Mahkeme bölümlerinin yapısında değişiklik yapmıştır (İçtüzüğün 25 § 1 maddesi). Bu başvuru anılan şekilde yeniden yapılanan 1. Dairesine verilmiştir. (Madde 52 § 1).
5. Mahkeme, 21 Mart 2002 tarihli bir kararla, başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.
6. Hem başvuru sahibi hem de Hükümet davanın esasına ilişkin yazılı görüşlerini sunmuşlardır (İçtüzüğün 59§1 maddesi). Mahkeme, 4 Temmuz 2002'de, taraflara danışarak davanın esasına ilişkin bir duruşma açılmasına gerek olmadığına karar vermiştir (İçtüzük madde 59§2 son). Tarafların her biri diğerinin görüşlerine karşı yazılı yorumlarını bildirmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
7. Başvuru sahibi 1948 doğumlu olup Fougaron'da oturmaktadır.
8. 12 Haziran 1996'da, Başvuru sahibi Haute-Garonne Ağır Ceza mahkemesi tarafından teşekkül halinde silahlı hırsızlık, dolandırıcılık ve zorla alıkoyma suçlarından 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırılarak Lannemezan (Hautes-Pyrenees) Kapalı Cezaevine konulmuştur.
9. 1998 yılı sonunda, sağlık durumu kötüleşmiştir.
10. 8 Ocak 1999 günü, Lannemezan cezaevinin ayakta tedavi ve muayene biriminin (U.C.S.A) bir doktoru tarafından verilen sağlık raporunda şöyle denilmektedir:
"Ağır tıbbi geçmişi olan bir hasta söz konusudur. (...)
Kısa süre önce hastada bir B tipi kronik lenfositik lösemi (leucemie lymphoide) tespit edildi.(...)
Bu lösemi şimdilik başka organların bozulmasını beraberinde getirmiyor, özellikle ne anemi ne de trombopeni (trombosit sayısının azalması) mevcut değil.
Buna karşın sağda baskın olmak üzere iki taraflı koltukaltı adenopatisi (adenopathies axillaires ) görülüyor.
Rapor ilgilinin talebi üzerine düzenlenmiş ve sağlık nedenine dayalı bir şartlı tahliye talebi çerçevesinde kendisine verilmiştir.
11. 30 Eylül 1999 tarihli başka bir sağlık raporunda şöyle denilmektedir:
"Önemli bir genel güçsüzlüğe yol açan bir kronik lenfositik lösemi gösteren bir hasta söz konusudur. Yine sol dizin ve ayak bileğinin travma görmesine bağlı uzun süre oturma ve bacakları katlama pozisyonlarını zorlaştıran ortopedik bozulduklar göstermektedir.
Ayrıca, sol ayakta görünen ortopedik bozukluklar nedeniyle, bu hasta baston ile dolaşmalıdır.
Sağlık durumu ayaklarına ayak bağı takılmasına uygun değildir."
12. 6 Aralık 1999 tarihinde UCSA ayaklarına bağ takılmasının tavsiye edilmediğini belirtmiştir.
13. Başvuru sahibinin sağlık durumu nedeniyle affı için Cumhurbaşkanına yaptığı başvuru 7 Mart 2000'de reddedilmiştir.
14. 31 Mart 2000, Uluslararası Cezaevleri Gözlemevi (O.I.P) bir bildiri yayınlamıştır:
Ağır hastalıklara tutulmuş mahkumlar için erken tahliye yok.
Adalet Bakanı, 7 Mart 2000 tarihinde hızla gelişen bir hastalığa yakalanmış bir mahkum lehine yapılan bir özel af başvurusunu reddetti.
Jean Mouisel, 52 yaşındadır ve şu sırada Lannemezan cezaevinde hapistedir. 1998 Kasımında teşhis edilen kronik lenfositik lösemi gösteriyor. Cezasının üçte ikisini çekti. Ceza indirimleri dikkate alınarak cezasını 2002 sonunda tamamlıyor. 24 Şubat 2000 tarihinde bir Lannemezan Cezaevi USCA doktoru hastalığın limfon'a dönüştüğünü belgeleyen ve böylece kansere karşı uzun süreli kemoterapi tedavisi uygulanmasını gerektiren bir rapor tanzim etmiştir. Bu mahkum haftada bir sivil bir hastahaneye götürülmekte ve hastalığına hapiste katlanmaktadır. Doktor ve dernekler tarafından özel af başvuruları yapılmıştır. Ancak, taleplerin toplanarak ilk kararın alındığı Adalet Bakanlığı dosyanın Cumhurbaşkanlığına intikalini uygun görmemiştir..
OIP "Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere tâbi tutulamayacağını (AİHS'nin 3. maddesi) hatırlatmaktadır.
15. 12 Mayıs 2000'de, UCSA doktoru başka bir rapor düzenlemiştir:
"Bu hasta 1998 kasımında tanısı konulan ve şu sırada limfon'a dönüşmekte olan bir kronik lenfositik lösemi taşıyıcısıdır.
Limfon tanısı 2000 şubatı başında Toulouse Purpan Hastahanesi Hematoloji Sevisinde yapılan muayene sonucu konulmuştur.
Şu anda Bay Mouisel'in kanser tedavisi her üç haftada bir hastahaneye yatırılarak kemoterapi işlemi uygulanmasını gerektirmektedir.
Bu kemoterapi şu sırada Lannemezan Hastahanesi cerrahi servisinde yapılmaktadır. Bu hasta şu anda sürdürülen kemoterapi tedavisi sonunda 2000 Ağustosu başında hematolojik rahatsızlığı yeniden değerlendirilmelidir.
Ardından Toulouse CHU'da yapılacak yeniden değerlendirmeye göre kemoterapinin devam etmesi ancak ağız yolundan uygulanması öngörülmektedir.
Hapiste kalmasının uygun olup olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmelidir."
16. 3 Haziran 2000'de, başvuru sahibi cezaevi müdürüne, 30 Mayıs 2000 tarihinde, Lannemezan cezaevinde bir kemoterapi seansını anlatmak için müracaat etti.
"....Sonuç olarak, refakat eden cezaevi personeli tüm günü beni beklemekle geçirmemek için hastahane hemşirelerini tedavimi en kısa sürede gerçekleşmesi için gerekeni yapmalarını istemektedirler.
Şu anda bu problemin idari çözümü olmadığından kemoterapi seanslarından hemen vazgeçmek istiyorum. Bu tedaviyi reddettiğimden dolayı değil, ama tatmin edici koşullar bir araya gelmediğindendir. (...) İşte bu aylardan beri sürüyor ve artık dayanamıyorum, vücut sağlığım elvermiyor ve moralim günden güne kötüleşiyor. Ölmek üzereyim, bunun bir mücadele ortamında değil sükunet içinde olmasını istemekteyim.
17. Başka bir sağlık nedenine dayalı özel af isteğinin ardından Pau Mahkemesi nezdinde bir bilirkişi, başvuru sahibinin sağlık durumunu tasvir etmeyi, gerekli tedavi usullerini ve niteliğini belirlemeyi, özellikle yaşam ümidine ilişkin gelişim perspektiflerini ortaya koymayı, sağlık durumunun ve halihazırdaki ya da öngörülen tedavilerin uzman bir hastahane ortamda tutuklulukla bağdaşıp bağdaşmadığını amaçlayan bir inceleme yapmak üzere görevlendirilmiştir. Bilirkişi görevini Haziran 2000 tarihinde tamamladı ve aşağıdaki gibi mütalaa da bulunmuştur:
"(..-) Sonuç:
Muayene gününde şikayetçinin sağlık durumu 1998 Kasımında bir lösemi şeklinde tanı konulan hematolojik hastalığının gelişmesiyle ağırlaşmıştır. (...)
Bay Mouisel şu sırada hafif sağlık aracıyla nakledildiği Lannemezan Hastahanesine üç haftada bir yatırılarak gerçekleştirilen ağır bir kemoterapi tedavisine tabi tutulmaktadır.
Daha önce cezaevi ortamıyla zor bağdaşan bu anti kanser tedavisi şu sırada ilgilinin mevcut hapis koşullarında işleme rıza göstermemesi (tedavi için öngörülen tarih olan 20 Haziran 2000'den beri) çerçevesindeki yeni duruma göre halihazırda bir sorunsallık olmuştur.
Bu işleme rıza göstermeme durumu Lannemezan U.C.S.A. tıbbi çevrelerinden gelen her türlü bilgiye rağmen ilgilinin yaşam ümidinin ağırlaşmasıyla yeni rahatsızlığının hızla ilerlediğini göstermektedir.
Bu bakımdan uzman bir sağlık kuruluşunda tedavi altına alınması zorunlu bulunmaktadır."
18. 19 Haziran 2000'de, başvuru sahibi acil olarak (Toulouse Tıp Fakültesi Hastahanesine yakınlaştırılması amacıyla), Muret Hapishanesine nakledilmiştir. Orada tek kişilik bir hücreden yararlanılmıştır.
20. 14 Kasım 2000 tarihinde, başvuru sahibinin Ceza Usul Kanununun 803 maddesinin (kelepçe ya da ayak bağı takılması) uygulanmasına ilişkin verdiği dilekçesine Bölge Cezaevi Müdürlüğünün cevabı tebliğ edilmiştir.
"(...) Maddedeki terimler mutlak olarak kelepçe ve ayak bağı takılmamasına ve açıkça, ilgilinin sağlık durumuna gönderme yapmamaktadır. Güvenlik önlemlerini uygulayan, polis, jandarma ya da gardiyanlara takdir yetkisi vermektedir.
Ayrıca Ceza Usul Kanunu 283. maddesinde, sadece firara karşı önlemler çerçevesinde, bir adli makamın önüne çıkarılma hah' hariç kelepçe ve ayak bağı takılmasını öngörmektedir. Başkasının vücut bütünlüğüne zarar veren suç eylemeleri nedeniyle uzun sureli bir cezanın infazı çerçevesinde uygun tedbirler uygulanacaktır."
21. 20 Kasım 2000 tarihinde, Adalet Bakanı, başvuru sahibi lehine İnsan Hakları Derneği tarafından yapılan özel af başvurusunu reddetmiştir.
23. Toulouse Hastanesinden (hematoloji servisi) bir doktor tarafından verilen 21 Şubat 2001 tarihli sağlık raporunda, şöyle denilmektedir:
"Bay Mouisel 2000 şubatından beri kronik lenfositik lösemi nedeniyle merkezimiz tarafından takip edilmektedir.
İlk zamanlarda önce aylık COP ardından CVP protokolü uyarınca haftalık kemoterapi ardından kloraminofen'le tedavi gördü.
Elde edilen sonuçlar tatmin ediciydi. Ancak, 2000 Kasımında sağ koltukaltı adenopati boyunun tekrar yükseldiğini kaydettik ve CVP protokolüne göre üç haftada bir aylık kemoterapiye başladık.
Ocak ayında gerçekleştirilen bir biyopsi bir Hodgkin hastalığını ortaya çıkardı. Bu durumda, ABVD protokolüne göre üç önemli kemoterapi ardından ilave bir radyoterapi öngörülmüştür."
24. 22 Mart 2001 tarihli bir kararla, Toulouse Asliye Mahkemesi Ceza İnfaz Hâkimi başvuru sahibinin 20 Mart 2005 tarihine kadar tıbbi tedavi önlemlerine tabi olması mecburiyeti altında şartlı tahliyeden yararlandırılmasına karar vermiştir.
"Kabul Edilebilirlik hakkında,
Bay Mouisel'in 04/09/1993'de doğmuş bir kız çocuğu Üzerinde velayet hakkını kullandığı (...) ve velayetin nez'ine ilişkin herhangi bir ek cezası olmadığı,
Ceza Usul Kanununun 729-3 maddesinin Ceza İnfaz Hakimine 10 yaşından küçük bir çocuk üzerinde velayet hakkını kullanan ve 4 yıldan aşağı çekilecek cezası kalmış mahkumlara konusunda yetki verdiği anlaşıldığından,
Esas hakkında,
Duruşmalarda (7 Aralık 2000, Ocak ve 21 Şubat 2001) dosyadaki sağlık raporlarının değerlendirilmesinden ilgili sağlık durumunun düzenli hastahaneye yatırılma çerçevesinde zorunlu tıbbi tedaviler nedeniyle hapiste kalmasıyla bağdaşmaz olduğu anlaşıldığından: Sabıka durumuna rağmen eşi yanında kalması koşuluyla şartlı tahliyesi (30 Ocak 2001 tarihli belge) Purpan Hastahanesi medikal protokolüne göre uygulanan tedavileri uyarınca uygun görülmüştür.".
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
31. Başvuru sahibi çektiği tehlikeli hastalığa rağmen hapiste tutulmasından şikayet etmekte ve metni aşağıda verilen Sözleşmenin 3. maddesini hatırlatmaktadır.
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
A.Tarafların argümanları
32. Başvuru sahibi hapsedilmenin sadece serbest dolaşma hürriyetinden mahrumiyetten ibaret olması ve diğer tüm temel haklarının hapsedilmesinden sonra da devam etmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu durumda Mahkeme, ona göre, mahkumiyeti sırasında ve hasta iken Sözleşmenin 3. maddesinin uygulama alanına girmesi için çektiği acıların yeterli ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını belirlemeye özen göstermelidir.
33. Başvuru sahibine göre, cezaevinde tutulması tek başına hayati tanı konan bir rahatsızlığa tutulmuş mahkumların sağlık durumuyla bağdaşmamaktadır. 1998'den beri ve afortiori Haziran 2000'de Doctor D. raporunda uzman bir hastahanede tedavi görmesi gerektiği sonucuna vardığında bu durumdaydı. Buna rağmen yetkili makamlar Ceza Usul Kanununun 722. maddesinin imkan verdiği cezasının infazını askıya almak ya da sağlık nedeniyle özel af talebine olumlu cevap vermek yerine, kendisini, Muret cezaevine nakletmekle yetinmişlerdir.
Başvuru sahibine göre, 4 Mart 2002 tarihli kanunun çıkartılması, oldukça ağır sağlık durumuyla bağdaşmayan mahkumiyet halinin devamı halinde Sözleşmenin 3. maddesinin İhlalinin varlığının tanınmasıdır.
34. Gene hapsedilme çerçevesinde çektiği acıların ağırlığı ve tedavilerin düzenlenmesi Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamele nitelendirmesini hak etmektedir. İlk olarak kemoterapi tedavisi bağışıklık sistemini büyük ölçüde zayıflatırken hiçbir sağlık önlemi alınmaksızın haziran 2000 tarihine kadar Lannemezan cezaevinde toplu hücrede tutulması kendisini insanlık dışı ve küçük düşürücü bir duruma koyuyordu. Ayrıca, hiçbir zaman kaçmaya çalışmadığı halde sıkıca zincirlenmesine bağlı olarak hastahaneye götürülme koşulları kendisine acı çektiriyor ve alçaltıcı bir duruma koyuyordu. Başvuru sahibi mahkum taşıma aracıyla yapılan hastahane nakillerinin (Cezaevinden hastahaneye götürmek için hafif sağlık aracı ancak 2002 Mayısından itibaren kullanılmıştır) acı verici olduğunu açıklamaktadır. Ayrıca kemoterapi seansları sırasında ayaklarının zincirli olduğunu ve bileklerinden birinin hastahane yatağına bağlı olduğunu bildiriyor. Gene 1999 sonunda gerçekleşen tedavi amaçlı bir sonda takma işlemi sırasında refakatçileri ve jandarmaların huzurunda bunun gibi bir zincirlemeye mecbur tutulmuştur. Başvuru sahibi, kelepçe takmanın, fiziksel güçsüzlüğü ve temiz disiplin dosyası kapsamında haklı olmadığını söylemekte ve refakatçilere herhangi bir tehlike oluşturduğunu düşündürecek hiçbir gerekçe olmadığını değerlendirmektedir. Nihayet başvuru sahibi güvenlik güçlerinin hazır bulunmasıyla verilen tedavi koşullarını kınamaktadır. Bu hazır bulunma özellikle aşağılayıcı olup kendisini 2000 Haziranında tedavilere rıza vermekten vazgeçmesine itmiştir. Başvuru sahibi, sonuç olarak, Sözleşmenin 3. maddesi anlamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturmak için yeterli fiziki ve manevi acıya yol açan rahatsızlığı ile bağdaşmayan cezaevi muamelelerine tabi tutulduğunu iddia etmektedir.
35. Hükümet Başvuru sahibinin düzenli şekilde Lannemezan Kapalı Cezaevi Muayene ve Ayakta Tedavi Birimi ile Toulouse Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastahanesi tarafından takip edildiğini vurgulamaktadır. Nakli sırasında başvuru sahibinin sağlık dosyası böylece tedavinin devamını sağlayabilen Muret Cezaevi Muayene ve Ayakta Tedavi Birimi'ne teslim edilmiştir. 2000 yılı Kasımından itibaren başvuru sahibi, ayda bir gün kemoterapi seanslarına maruz kaldığı Toulouse Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastahanesine yatırılmıştır. Bu tedavi takibi başvuru sahibinin tahliyesine kadar düzenli olarak sağlanmıştır. Hükümet başvuru sahibinin 20 Temmuz 1994 tarihinden beri hükümlü, ancak sadece 1998 sonundan itibaren sağlık problemleri yaşadığını gözlemlemektedir. Şu halde 1998'den itibaren sağlık durumu kötüleşmiştir. 12 Mayıs 2000 tarihinde özel af talebi çerçevesinde bir bilirkişi incelemesi gerekliliğine işaret etmektedir. 28 Haziran 2000 tarihinde düzenlenen rapor, tedavi görmeyi reddetmesi karşısında başvuru sahibinin anti kanser tedavisinin sorunsallık kazanma niteliğini belirtmekte olup bilirkişi ancak bu çerçevede uzman bir sağlık kurumu ortamında tedavi görmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Adli makamlar Toulouse Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastahanesine daha yakın olması amacıyla Muret cezaevine nakletmek suretiyle bu raporun gereğini derhal yerine getirmişlerdir. Bu nakilin 19 Temmuz 2000 tarihinde yani 28 Haziran 2000 tarihli rapordan bir aydan daha kısa sürede gerçekleşmesi, yetkili makamların başvuru sahiplerinin tutukluluk koşullarının sağlık durumuyla bağdaşmasını sağlamaktaki sürekli kaygısını göstermektedir. Hükümet, başvuru sahibinin, Muret Hapishanesinde bulunduğu sırada tek kişilik bir hücreden yararlandığını (ek görüşler Lannemezan cezaevinde de aynı olduğunu belirtmektedir.) orada çalıştığını, telefon, mektup, görüşme ve çıkış izni aracılığıyla dışarıyla temas kurduğunu belirtmektedir. Kemoterapi seanslarının cereyanı hakkında, Hükümet, başvuru sahibinin 30 Mayıs 2000 tarihinde kendisinin serumunun akışını değiştirmeyi denediği bir olaya işaret ettiğini ileri sürmektedir. Bu bakımdan refakat eden görevlilerin tamamen hastahane personelinin sorumluluğuna giren tedavilerin süresine ve tıbbi gözetime karışmadıklarını belirtmektedir. Nihayet kelepçe takılması hakkında, Hükümet başvuru sahibinin cezaevi ve hastahane arasındaki güzergahta gerçekten zincirlendiğini, ancak cezaevi personelinin hazır bulunmadığı tedavi salonuna gelir gelmez çözüldüğünü kabul etmektedir. Bu engelleme, ona göre, başvuru sahibinin daha önceki ağır eylemlerden mahkumiyetleri (Hükümete göre, 5 Mayıs 1976'da cinayetten 20 yıl ağır hapis cezası, 15 Haziran 1987 silahlı soygundan 8 yıl ağır hapis cezası) ve kolayca belirlenebilecek bir güzergah üzerinde düzenli ve sık olarak aynı hastahaneye şevki nedeniyle yerel işbirlikçilerden yararlanabilme ihtimaline dayalı haklı bir uygulamadır. 30 Mayıs 2000 hadisesi sırasında, bakiye cezasının fazla oluşu, özel af taleplerinin sürekli reddedilmesi ve adli sabıkası haklı olarak kendisinin yerel iştirakçilerin işbirliği ile firara teşebbüs edebileceği endişesine yol açabilir. Hükümet, yine belirtmektedir ki cezaevi idaresinden alınan bilgilere göre, ayaklara, ayak kelepçesi uygulaması, başvuru sahibinin ağrıları ve bir bastonla dolaşma zorunluluğu nedeniyle bir tarihten sonra kaldırılmıştır. Aynı dönemde, başvuru sahibinin damar yoluyla serum verilmesine bağlı acılardan şikayetçi olması nedeniyle bilek kelepçeleri daha hafif bir zincirle değiştirilmiştir. Hükümete göre, bütün bu unsurlar, başvuru sahibinin sağlığından sorumlu makam tarafından hapis rejiminin yeni duruma uyarlamak ve tanımlamak için sistematik olarak gözden geçirildiğini kanıtlamaktadır. Başvuru sahibinin bir şartlı tahliyeye hak kazanma koşullarını yerine getirdikten sonra talebinin en kısa sürede soruşturularak kararlaştırılması bunun kanıtıdır.
Sonuç olarak, Mahkemenin Papon v. Fransa (no. 64666/01, 07.06.2001), kararına atıf yaparak, Hükümet, başvuru sahibinin hapis koşullarını hiçbir zaman 3. maddenin uygulama alanına girmesi için yeterli bir düzeye ulaşmadığını değerlendirmektedir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
36. İlk olarak, Mahkeme, başvuru sahibinin 22 Mart 2000'de şartlı tahliyeden yararlanmasının kabul edildiğini hatırlatmaktadır. Bu durumda, Sözleşmenin 3. maddesinin İhlaline dair şikayetin incelenmesi bu tarihten önceki, başvuru sahibinin hastalığını açıklayan ilk sağlık raporunun tarihi olan 8 Ocak 1999'dan 22 Mart 2001 tarihine kadar döneme, yani 2 yılı aşan süreye dayanacaktır.
37. Mahkeme içtihadına göre, bir kötü muamelenin, 3. madde alanına girmesi için, asgari bir vehamete ulaşmış olması gerektiğini hatırlatır. Bu asgarinin değerlendirilmesi esas olarak nisbî (göreceli) olup davanın verilerinin tamamına, özellikle muamelenin süresi ve bedensel ve zihni etkileri ile bazen mağdurun cinsiyet, yaş ve sağlık durumuna bağlıdır. (Bakınız Kudla v. Polonya (GC), no. 30210/96, § 91 Peers v. Yunanistan, no. 28524/95, 19.04.2001, § 67 kararları). Mahkeme yapılan muamelenin amacını ve özellikle, bireyi alçalana ve küçük düşürme kastını göz önünde bulundursa bile, böyle bir amacın yokluğu zorunlu olarak 3. maddenin ihlal edilmediği saptamasına götürmez (Anılan Peers kararı Par. 74)
38. Sözleşme, hürriyetinden yoksun kişilerin, özellikle hastaların durumuna dair hiçbir özel hüküm içermemektedir. Ancak, hasta bir kişinin mahpusluğunun Sözleşmenin 3. maddesi anlamında bazı problemlere yol açması ihtimali de dışlanamaz. (Chartier v. İtalya, 8 Aralık 1982 tarihli komisyon raporu, D.R. 33, pp.41-47, DeVarga-Hirsch v. Fransa, no. 9559/81, Komisyonun 9 Mayıs 1983 tarihli kararı, D.R. 33 p.158, B. v. Federal Almanya, no. 13047/87, 10 Mart 1988 tarihli karar, D.R. 55 p. 271). Kalıtsal nitelikte bir obeziteye bağlı hastalığa tutulmuş bir mahkum konusunda, Avrupa Komisyonu Sözleşmenin 3. maddesinin İhlali hükmüne varmamıştır. Zira başvuru sahibi sağlık durumuna uygun tedaviden yararlanmaktaydı. Bununla birlikte Komisyon, mahpusluğun, tek başına, ağır hastalıklara yakalanmış mahkumlar üzerinde kaçınılmaz etkilere yol açabileceğine dikkat çekmiştir. Sadece ceza adaletinin selametinin, gidermek için bazı insancıl nitelikte önlemleri gerektirdiği durumların varlığıyla karşı karşıya kalınabildiği özel vehamet koşullarında bu ihtimalin dışlanabileceğini açıklamaya özen göstermiş ve İtalyan makamlarının mahpusluğun sonuçlarını hafifletmek ya da koşulların gerektirmesi halinde mahpusluğa her türlü önleme duyarlı olacağını belirtmiştir. (Anılan Chartier raporu, s.48-49). Mahkemeye gelince, kısa süre önce, bu hükme ilişkin şikayetin davada açıkça temelsiz olduğu sonucunu varsa bile, ilerlemiş yaşta ve aşırı hasta bir kişinin uzun süre mahpus tutulmasının 3. maddenin koruma alanına girebileceğini hatırlatmıştır. Sözkonusu kararda, (Bkz. Papon v. Fransa) sağlık durumu, yaş ve ağır bedensel sakatlık bundan böyle günümüzde Fransa'da ve Avrupa Konseyi üyesi devletlerde Sözleşmenin 3. maddesi bakımından mahpusluk ehliyetinin değer kazandığı durumları oluşturmaktadır.
39. Keza, Mahkeme, mahpusun sağlık durumunu ve gelişimi üzerine mahpusluğun etkilerini inceleyerek, kimi muamelelerin akıl hastası bazı kişilere yapılmasından ötürü 3. maddeyi ihlal ettiğini kabul etmiştir. (Bkz. Keenan v. Birleşik Krallık, no. 27229/95, 3.04 2001, §§ 111-115 kararı ). Price v. Birleşik Krallık kararında, Mahkeme ayakları ve kolları sakat başvuru sahibinin mahpusluğunun sağlık durumuna uymayan koşullarda devamının aşağılayıcı muamele teşkil edici nitelikte olduğuna karar vermiştir, (no. 33394/96, 10.07.2001, § 30).
40. Bundan bir mahpusu sağlık gerekçeleriyle genel bir tahliye yükümlülüğü çıkarılmasa da, Sözleşmenin 3. maddesi her halükarda Devleti özellikle gerekli tıbbi tedavileri sağlama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin bedensel bütünlüğünü korunmaya mecbur tutmaktadır. (Hurtado v. İsviçre, 28 Ocak 1994, sere A no. 280-A, pp. 15-16, § 79 davasında Komisyonun görüşü). Mahkeme, daha sonra, her mahpusun ilgiliyi mahpusluğa bağlı kaçınılmaz acı düzeyini aşan yoğunlukta bir sıkıntı ya da yıkıma tabi tutmamasını temin edecek tarzda insan onuruna uygun koşullara sahip olma hakkını teyit etmiştir; Ayrıca mahpusun sağlığı dışında, hapis cezasının pratik gereklilikleri göz önüne alınarak rahatının da tam olarak sağlanmak zorunda olduğunu eklemiştir (Anılan Kudla kararı &94).
41. Davada, Mahkeme Ceza İnfaz Hakiminin başvuru sahibinin sağlık durumunun mevcut haliyle, 2 Mart 2001'den itibaren mahpuslukla bağdaşmadığını kabul ettiğini gözlemlemiştir, ilgilinin düzenli bir hastahaneye yatırılma çerçevesinde tıbbi tedavi görmesi gerekliliği yakınları yanında kalma koşuluyla şartlı tahliyesinin gerekçesini teşkil etmiştir. (Bk. paragraf 24).
42. Şu halde, sorun çok kaygı verici bir sağlık durumuyla başvuru sahibinin hapishanede mahpusluğunun bu davada olduğu gibi bir halde devamıyla bağdaşmasıdır. Güncel cezaevi gerçeği gözlendiğinde Fransa, cezaevinde hastalık problemi ve artık toplumun korunması anlamında haklı gösterilemeyecek koşullarda hükümlülüğün devamı problemiyle karşı karşıyadır. (Millet Meclisi Raporu parag. 25)
43. Mahkeme, mahkumların ağır hastalık durumlarında Ceza İnfaz Hakiminin yetkilerinin arttırılmasıyla birlikte konuya ilişkin Fransız mevzuatında bir gelişme gözlemlemektedir. Daha önce vurguladığı gibi, Fransız hukuku milli makamlara mahkumların yakalandıkları ağır tıbbi hastalık hallerinde bazı müdahale imkanları sunmaktadır. 15 Haziran 2000 tarihli kanunla değişik Ceza Usul Kanununun 729. maddesi uyarınca, yani özellikle bir tedavi görme zorunluluğu mevcutsa, sağlık surumu şartlı tahliye karar verilmesinde göz önüne alınabilir.
Ayrıca Hasta Haklarına Dair 4 Mart 2002 tarihli kanun, hayati bir tanı ortaya koyan bir hastalığa yakalanmış ya da sağlık durumu tutukluluk halinin devamı ile bağdaşmayan mahkumlar için cezasının kaldırılmasına imkan vermektedir. Mahkeme, bundan böyle hürriyetinden yoksun bırakılan şahsın sağlığının özellikle tutukluluğun devamı süresine ilişkin olarak hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı usullerinde göz önüne alınacak faktörlerin bir parçasını oluşturduğunu saptar. Burada, Mahkemenin "insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunması alanında artan ihtiyaç düzeyine paralel ve kaçınılmaz olarak, demokratik toplumların değerlerine karşı ihlaller daha katı bir değerlendirmeyi getirmektedir" ifadesinin uygulanması sözkonusudur. (Selmouni v. Fransa kararı , (GC), no.25803/94, §101).
44. Mahkeme, 15 Haziran 2000 ve 4 Mart 2002 tarihli kanunlarla getirilen usuli hükümlerin, bir tutuklunun sağlık durumunun ağırlaşması halinde, en kısa sürede tahliyesini istemeye ve Cumhurbaşkanına tanınan sağlık koşullan nedeniyle özel af başvurusunu tamamlayan Ceza İnfaz Hakimine başvuru yolları öngördüğünü saptamaktadır. Devletlerin hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yasal gereklilikleri ile uzlaştırmak zorunda oldukları bu adlî usullerin, ilgilinin durumuna ilişkin tek cevap, özel af istemlerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi olduğundan, mahpusların rahat ve sağlığının korunmasını sağlamak için garantiler teşkil edebileceğini göz önüne almaktadır. Yine, Hükümet şartlı tahliye önleminin ancak gerekli şartları taşıdığı andan, yani 2001'den itibaren sağlanabildiğini belirtmektedir. Cezanın infazını talep etme imkanı ise, mahpusluğun ihtilaflı döneminde henüz mevcut değildir.
45. Bu koşullarda, Mahkeme başvuru sahibinin mahpusluk halinin devamının kendisini Sözleşmenin 3. maddesinin uygulama alanına girmesi için yeterli tehlikelilik düzeyine varan bir duruma koyup koymadığını incelemiştir. Mahkeme, başvuru sahibinin sağlık durumunu oldukça kaygı verici ve mahpusluk durumuyla gittikçe bağdaşmaz olduğunu saptamıştır. 28 Haziran 2000 tarihli rapor, kapalı cezaevi ortamında kanser tedavisinin zorluğuna işaret etmekte ve uzmanlaşmış bir ortamda bakımını önermektedir. Ayrıca, hastalık stresinin yol açtığı ve hayat umudu ve sağlık durumunun kötüleşmesi üzerinde etkilere yol açan psikolojik durumuna dikkat çekmektedir. UCSA doktoru tarafından başvuru sahibine gönderilen 20 Kasım 2000 tarihli mektup, sağlık durumunun değiştiğini vurgulamakta ve sadece hafifleme imkanından bahsetmektedir. Çok sayıda unsur, başvuru sahibinin hastalığının ilerlediğini ve cezaevi makamları tarafından özel tedbirler alınmadan bunun engellenmesine cezaevi ortamının uygun nitelik taşımadığını ortaya koymaktadır. Hastahaneye yatırmanın yanı sıra, hasta mahkumun takip edileceği ve özellikle gece kontrol altında olacağı herhangi başka bir yer sağlanabilirdi.
46.Ayrıca, hastahane ortamına nakil koşulları da bir problem oluşturmaktadır. Doktorlar tarafından tavsiye edilmeyen zincirle bağlamanın zamanla daha da hafifletildiği ortaya çıkmış olsa bile, refakati sırasında başvuru sahibinin zincirlendiği hususunda kuşku yoktur. Buna karşın, tedavi sırasında zincirlendiği ve hapishane görevlilerinin hazır bulunduktan kanıtlanmamıştır. Mahkeme, bununla birlikte Cezaevi İdaresi Bölge Müdürünün kelepçe bıkılması konusundaki cevabının zımni olarak başvuru sahibinin hastalığının kelepçe takılmamasını gerektirmediğini, uygulamanın mahkumluğa bağlı normal bir davranış olduğunu zımnen belirttiğini kaydetmektedir.
47. Mahkeme, kelepçe takmanın yasal bir tutukluluğa bağlı olduğu ve makul olarak gerekli kabul edilenin ötesinde güç kullanımına ya da aleni bir teşhire yol açmadığı takdirde normal olarak Sözleşmenin 3. maddesi anlamında bir problem oluşturmadığını hatırlatır. Bu bakımdan kaçma, yaralama ya da zarar verme riskini göz önüne almak gerekir (Raninen v. Finlandiya kararı, 16 Aralık 1997, Recueil 1997-VIII, §56). Davada, Mahkeme, kelepçe takmanın güvenlik gereklilikleri bakımından orantısız olduğunu kabul etmek için başvuru sahibinin sağlık durumunu, hastahaneye yatmanın sözkonusu olmasını, bir kemoterapi seansının seyrindeki rahatsızlığı, ilgilinin fiziksel zayıflığını göz önüne almaktadır. Adli sabıkasına rağmen, başvuru sahibinin sağlık durumunun ağırlığı sözkonusu olduğundan ciddi biçimde önemli bir kaçma ya da şiddet endişesine yol açacak gösterge olmadığını kaydeder. Nihayet, Mahkeme, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesinin ona göre tıbbi etik ve insan onuruna saygı bakımından problem oluşturmaya devam eden mahkumların tıbbi muayene ve transfer koşullarına dair tavsiye kararlarını dikkate alır. Başvuru sahibi tarafından cezaevinden hastahaneye sevk koşullarına ilişkin anlatımlar gerçekten, bu konuda Komiteyi kaygılandıran durumlardan fazla uzak görünmemektedir.
48. Kısaca, Mahkeme ulusal makamların başvuru sahibinin sağlık durumunun sorumluluğunu Sözleşmenin 3. maddesine aykırı davranışlardan kaçınmalarına imkan verecek şekilde üstlenmedikleri görüşüne varmıştır. Hapiste kalması, özellikle Haziran 2000 tarihinden itibaren, başvuru sahibinin onuruna zarar vermiştir. Özellikle katlanılmaz bir deneyim teşkil etmiş ve hapis cezasının ve anti kanser tedavisinin içerdiğinin ötesine giden bir acıya neden olmuştur. Mahkeme, davada yukarıda incelenen koşullarda mahpusluğunun devamı nedeniyle insanlık dışı ya da onur kinci muamelenin sözkonusu olduğu sonucuna varmaktadır. Buradan hareketle, Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
49. Sözleşmenin 41. maddesine göre,
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu İhlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
50. Başvuru sahibi aşağıdaki miktarları talep etmektedir: hapiste çekilen fiziki sıkıntılar olarak 304.898 euro, manevi acılar hakkında aynı miktar ve yaşam süresinin azalmasına bağlı tazminat olarak 400.000 euro,
51. Mahkeme, bir hakkaniyete uygun tatmin talebinin sadece Mahkeme tarafından saptanan Sözleşmenin İhlali nedeniyle uğranan zararları telafi etmeyi amaçladığını hatırlatır. Bu durumda, başvuru sahibinin başka hükümlülük koşullarından yararlanması halinde, yaşam süresi hakkında spekülasyon yapılması imkânsızdır. Ayrıca, 22 Mart 2001'den beri serbesttir ve başvuru sahibine hayat süresinin kısalması nedeniyle bu zararla muhtemelen Mahkemece saptanacak Sözleşmenin 3. maddesinin İhlali arasında doğrudan bir bağ olmadığından hiçbir tazminat verilemez. Hükümet, başvuru sahibinin taleplerini açıkça aşırı görmekte, Mahkemenin 3. maddenin İhlaline karar vermesi halinde tüm tazminat nedenleri için 9.000 euro ödemeyi önermektedir.
52. Mahkeme başvuru sahibinin mahpusluğu nedeniyle güçlü endişe duygulan hissettiğini ve sadece İhlalin saptanması ile telafi edilemeyecek manevi bir zarara uğradığını kabul etmektedir. Hakkaniyete uygun olarak karar veren Mahkeme, başvuru sahibine bu maddeden 15.000 euro tazminat vermektedir.
B. Masraflar ve harcamalar
53. Başvuru sahibi bu anlamda hiç bir şey talep etmemiştir.
C. Gecikme faizleri
54. Mahkeme yıllık gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankasının en düşük faizli kredisinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE,
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2.a) Davalı devletin başvuru sahibine, Sözleşmenin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleşeceği günden itibaren 3 ay içinde manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on beş bin euro) ödemesine;
b) Yıllık gecikme faizi oranının anılan sürenin bitiminden ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının en düşük faizli kredisinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına;
3. Geriye kalan tazminat taleplerinin oybirliğiyle reddine karar vermiştir.
Yorum
AİHS'nin 3. maddesine göre; "Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz."
Sözleşmenin 3. maddesi ile konulan yasaklar, doğrudan doğruya kişinin, vücut bütünlüğü ve insanlık onurunu korumaya yönelik, en temel haklan ilgilendirmektedir. Hükmün amacı, bireyin beden bütünlüğünü ve kişilik onurunu mutlak surette korumaktır.
Sözleşmenin bu maddesinin muhatabı olan şahıslar, devletin zor kullanma yetkisine tâbi olan kişilerdir: "işkence" eylemleri sadece gözaltında tutulan veya tutuklanmış olan şahısları kapsar." Ceza ise, hükümlüler açısından söz konusu olur.
AİHM'ne göre, "madde hükmü ile konulan yasak mutlaktır ve ne belli hallerde istisna getirilmesi ne de 15. madde aracılığıyla askıya alınması mümkün değildir. Hükmün amacı bireyin beden bütünlüğünü ve kişilik onurunu mutlak surette korumaktır."
İşkence ve insanlık dışı veya küçük düşürücü muameleleri birbirinden ayırmak çok güçtür. Sözkonusu üç tür muamele arasındaki fark nitelikten çok bir yoğunluk farkıdır. Kişinin insanlık haysiyetini yaralayan ve aşağılayan ve ruhsal ve fiziki acı çekmesine neden olan bu tür bilinçli ve kasıtlı cezaların en hafifi küçük düşürücü muamele, en ağırı ise işkencedir. Onur kırıcı muamele veya ceza, bireyi başkalarının ya da kendi gözünde küçük düşüren muameledir. Mahkeme, Tyrer kararında, genç suçlulara uygulanan dayak cezasını onur kırıcı bulmuştur.
Bir muamele, kasıtlı fiziksel ve zihnî acı veriyor ve psikiyatrik bir tahribata yol açıyorsa, bu insanlık dışıdır. Bir muamele korku duygusunda yükseliyor, utanca boğuyorsa, fiziksel ve moral direnci kırıyorsa, aşağılayıcıdır.
"3. madde ile yasaklanan muamelelere maruz kalma riskinin ciddi, gerçek ve yakın olması halinde de madde hükmü çiğnenmiştir."
Diğer yandan, işkencenin, insanlık dışı veya onur kinci muamelenin, kasten yapılmış olması gerekir.
AİHM'ne göre, bir kişinin polis tarafından gözaltına alındığı zaman sağlıklı, fakat salıverildiğinde yaralı olduğunun tespiti durumunda, Devletin bu sakatlığın nedeni konusunda makul bir açıklama yapma ve sözleşmenin 3. maddesi anlamında bir açıklama getirme görevi vardır.
Mahkemenin Ribitsch/Avusturya(1995) kararında vurgulandığı üzere, sanık polisin ulusal mahkemeler önünde kötü muameleden dolayı hakkında açılan davadan beraat etmesi Devletin Sözleşmenin 3. maddesinden kaynaklanan yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Sözleşme, işkencenin tanımını vermemektedir. Ancak, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayri insanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 1 .maddesinde, "işkence", bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fizikî veya manevî ağır acı veya ızdırap veren bir fiil olarak tanımlanmıştır.
Uzun süren gözaltı durumu ve tutuklama ile ilgili olarak, Dohoist/Belçika davasında, bu konunun işkence teşkil edip etmediği üzerinde durulmuş, 14 yıllık hücre cezası incelenmiş ve bunun işkence niteliği taşımadığı ve sözleşmeye aykırı olmadığına karar verilmiştir.
AİHM Aksoy/Türkiye davasında başvuru sahibinin "Filistin askısına " konulmasını, diğer bir deyişle soyulup çıplak halde elleri arkadan bağlanmış ve kollarından asılı bırakılmış olmasını işkence olarak değerlendirmiştir. Bu davada Mahkeme şu görüşe varmıştır: "Polis tarafından göz altına alındığında sağlıklı olan bir kişinin salıverilme anında yaralı olduğu saptanırsa, yaralanmanın nedeni konusunda inanılır bir açıklama getirme sorumluluğu Devlet'e aittir; böyle bir açıklama gelmediği takdirde, (bu vakanın) Sözleşmenin 3 üncü maddesi uyarınca incelenmesi gereken bir vaka olduğu açıktır." Mahkeme, kararın daha sonraki bölümünde, başvuru sahibinde oluşan yaralanmaların işkenceden kaynaklandığı ve 3 üncü madde'nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM 28 Temmuz 1999 tarihli Selmouni/ Fransa kararında, başvuru sahibine gözaltı sırasında polislerce yapılan kötü muamele nedeniyle Fransa'yı işkenceden mahkum etmiştir. Mahkeme bu kararında açıkça, "işkence" kavramının insan hakları alanındaki mevcut ihtiyaçlar nedeniyle güncelleştirilmiş bir yoruma konu olması ve bir zamanlar "kötü muamele ya da insanlık dışı " nitelenen bazı eylemlerin bundan böyle işkence olarak nitelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Tutuklu veya gözaltında olan kişiye karşı maddi güç kullanımı da, ilgili kişi davranışı ile bunu mutlak şekilde zorunlu kılmamışsa, onur kırıcı muamele sayılır.
Soruşturma ve kovuşturma gerekleri, suçla mücadelede karşılaşılan inkar edilmez güçlükler bireyin vücut bütünlüğünü korumada daha sınırlı kalmayı sonuçlanmaz. Suç ve ceza arasındaki açık ve aşın orantısızdık, duruma göre, gayri insaniî muamele niteliği kazanabilir.
Komisyon, Wiechert/F. Almanya olayında, mahkumun, yerinin değiştirilmesi sırasında güvenlik gerekçesiyle bir elinin ve ayağının aynı kelepçe ile zapt edilmesini "insanlık dışı muamele" olarak değerlendirmiştir.
Komisyon X/F.Almanya vakasında ise, bireyin değişen cinsiyetinin tanınmamasını, bir aşağılayıcı muamele olarak görmüştür.
Mahkeme, Bulgaristan'a karşı Assenov ve diğerleri başvurusunda verilen (90/1997/874/1086) 28 Ekim 1998 tarihli karannda ilk kez tek başına kötü muamelenin yapılmış olmasından değil, kötü muamele iddialan üstüne etkin bir resmî soruşturmanın yapılmamış olmasından dolayı 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Aynca Mahkeme, Aksoy davasındaki tutumunu yineleyerek 13. maddenin de ihlal edildiğine karar vermiş ve şu yorumu yapmıştır: Bir kişi, kötü muamele gördüğü ve dolayısıyla 3. maddenin çiğnendiğini iddia ettiği zaman, etkili iyileştirme kavramı, 3. maddenin öngördüğü gibi kapsamlı ve etkili soruşturmanın yanı-sıra, şikayetçinin etkili bir biçimde soruşturma prosedüründen yararlanabilmesini ve gerekli olan durumlarda uygun tazminata hak kazanmasını da içerir.
Mahkemeye göre, başvuru sahibinin gözaltına alınan yakınının durumundan resmî makamların pasifliği nedeniyle uzun süre haber alamaması ve bilgilendirilmemesi sonucu ağır bir zihinsel ıstırap ve korku içinde yaşaması kötü muamele oluşturur. (AİHM, Çiçek v. Türkiye, 27.02.2001)
AİHM Tekin/Türkiye kararında, başvuru sahibinin sorgulanması sırasında gözü bağlı olarak soğuk ve karanlık bir hücrede tutulmasını ve vücudunda yara ve iz bırakacak tarzda muameleye maruz bırakılmasını 3. madde anlamında küçültücü ve insanlık dışı davranışlar olarak değerlendirmiştir.
Mahkeme uygulamada 3. maddenin sağladığı korumayı, Sözleşme'de açıkça ifade edilmeyen bazı haklara da genişletmiştir. Burada Mahkeme özellikle zayıf durumda olan iki sınıf insanın, yabancılar ve mahpusların (tutuklu ve hükümlülerin) yararını gözetmiştir. Gerçekten, yabancılar politikasına ve mahpusluk koşullarına ilişkin konular Sözleşmede ayrıca düzenlenmemiştir. Devletler bu konularda bir takdir yetkisine sahiptirler. Ancak, Devletler sözkonusu alanlardaki yetkilerini kullanırken ilgiliye Sözleşme tarafından tanınan diğer haklara saygı göstermelidirler. Nitekim Mahkeme Dougoz/Yunanistan ( 6.3.2001 )başvurusunda, "başvuru sahibinin polis merkezi ve tutukevindeki tutukluluk koşullan, özellikle hücrelerin aşın kalabalıklığı, yatak ve yorgan yokluğu 3. maddeye aykırı aşağılayıcı muamele oluşturur "sonucuna varmıştır.
Sözleşme mahpuslara muameleye ilişkin hiçbir hüküm içermese de, Komisyon 1962'den itibaren Sözleşmenin, 3. maddesinin garanti ettiği haklardan mahpusları mahrum etmediğini kararlaştırmış ve böylece mahpuslara aşağılayıcı olmayan koşullara sahip olma hakkım tanımıştır.
Sözleşme hastaların durumuna dair de hiçbir özel hüküm içermemektedir. Ancak, hasta bir kişinin mahpusluğunun Sözleşmenin 3. maddesi anlamında bazı problemlere yol açması ihtimali de dışlanamaz. (Chartier c. İtalya, 8 Aralık 1982 tarihli komisyon raporu, D.R. 33, pp. 41-47, DeVarga-Hirsch c. Fransa, n° 9559/81, Komisyonun 9 Mayıs 1983 tarihli kararı, D.R. 33 p. 158, B. c. Federal Almanya, n° 13047/87, 10 Mart 1988 tarihli karar, D.R. 55 p. 271). Komisyon mahpusluk halinin başvuru sahibinin sağlığını ağır şekilde bozduğu durumlarda, örneğin, aşırı süreli önleme tutuklamasının ve tutukluluk halinin devamının, tutukluluk halinin başvuru sahibinin sağlığını ağır biçimde tehlikeye düşürmesi halinde insanlık dışı muamele oluşturabileceği görüşündedir.
Kalıtsal nitelikte bir obezite hastalığına tutulmuş bir mahkum konusunda, Avrupa Komisyonu Sözleşmenin 3. maddesinin İhlali hükmüne varmamıştır. Zira başvuru sahibi sağlık durumuna uygun tedaviden yararlanmaktaydı. AİHM'de, Papon v. Fransa kararında, ilerlemiş yaşta ve aşırı hasta bir kişinin uzun süre mahpus tutulmasının 3. maddenin koruma alanına girebileceğini hatırlatmıştır. Keza, Mahkeme, mahpusun sağlık durumunu ve gelişimi üzerine mahpusluğun etkilerini inceleyerek, kimi muamelelerin akıl hastası bazı kişilere yapılmasından ötürü 3. maddeyi ihlal ettiğini kabul etmiştir. (Bkz. Keenan c. Royaume-Uni, n0 27229/95, 3.04 200i, §§ 111-115 kararı ). Price v. İngiltere kararında, Mahkeme ayakları ve kolları sakat başvuru sahibinin mahpusluğunun sağlık durumuna uymayan koşullarda devamının aşağılayıcı muamele teşkil edici nitelikte olduğuna karar vermiştir. (n° 33394/96, 10.07.2001, § 30).
Bundan bir mahpusu sağlık gerekçeleriyle genel bir tahliye yükümlülüğü çıkarılmasa da, Sözleşmenin 3. maddesi her halükarda Devleti özellikle gerekli tıbbî tedavileri sağlama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin bedensel bütünlüğünü korunmaya mecbur tutmaktadır. (Hurtado c. İsviçre, 28 Ocak 1994, seri A n° 280-A, pp. 15-16, § 79 davasında Komisyonun görüşü). Mahkeme, daha sonra, her mahpusun ilgiliyi mahpusluğa bağlı kaçınılmaz acı düzeyini aşan yoğunlukta bir sıkıntı ya da yıkıma tabi tutmamasını temin edecek tarzda insan onuruna uygun koşullara sahip olma hakkını teyit etmiştir; Ayrıca mahpusun sağlığı dışında, hapis cezasının pratik gereklilikleri göz önüne alınarak rahatının da tam olarak sağlanmak zorunda olduğunu eklemiştir.(Anılan Kudla kararı &94).
Yukarıda anılan AİHM içtihadı çizgisini devam ettiren Mouisel kararı AİHS'ne taraf ülkelerin hasta tutuklu ve hükümlülerin cezaevi ve hastahane ortamında tedavilerine ve cezalarının infazı usûllerine ilişkin standartları ortaya koymaktadır.
Benzer gerekçelerle, Ülkemiz aleyhine benzer bireysel başvuruların yapılması imkan dahilindedir. Mevzuatımızda, Anayasamızın 104. maddesi Cumhurbaşkanına, sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ve kaldırmak yetkisi tanımaktadır. Ceza Muhakemeleri Kanununun 399. maddesi de akıl hastalığına yakalanmış ya da cezanın infazı hayati tehlikeye yol açacak mahkumlar kakında cezanın iyileşinceye kadar ertelenmesi imkânı getirmektedir. Dolayısıyla, cezaevlerindeki hasta tutuklu ve mahkumlar için öncelikle AİHM'nin Mouisel kararındaki standartlara uygun bir tedavi olanağının sağlanması bu mümkün olmadığı takdirde cezanın kaldırılması ya da ertelenmesi için mevzuattaki imkanların kullanılması gerekir.
Full & Egal Universal Law Academy