(AİHS. m. 9, 10)
USUL
1. Bu dava, Yunan vatandaşı Mehmet Agga (başvurucu) tarafından Yunanistan Cumhuriyeti aleyhine İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 6 Ağustos 2006 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan bir başvurudan (no: 32186/02) kaynaklanmıştır.
2. Başvurucu, Komonitide (Kuzey Yunanistan) görev yapan avukat Bay S. Emin tarafından temsil edilmiştir. Yunanistan Hükümeti (hükümet) Devlet Hukuk Müşavirliğinde danışman Bay V. Kyriazopoulos ve Devlet Hukuk Müşavirliğinde yardımcı hukuk danışmanı Bayan M. Papida tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu, özellikle tanınan bir dinin resmi görevlisinin yetkilerini gasbetmekten dolayı mahkum edilmesi nedeniyle Sözleşmenin 9. ve 10. maddelerinde yer alan haklarının ihlal edildiği yönünde iddialarda bulunmuştur.
4. Başvuru, Mahkemenin 1. Dairesine havale edilmiştir (Mahkeme İçtüzüğü, md. 52(1)). Bu Daire içinde davayı inceleyecek olan heyet, Sözleşmenin 27(1). fıkrası ve İçtüzüğün 26(1). fıkrası uyarınca oluşturulmuştur.
5. Mahkeme, 1 Kasım 2001 tarihinde Dairelerinin oluşumu değiştirmiştir (İç Tüzük, md. 25/1). Dava, yeni oluşturulan Birinci Daireye gönderilmiştir (İçtüzük, md. 52(1)).
6. Daire, 5 Nisan 2005 tarihli kararıyla başvuruyu kabuledilir bulduğunu açıklamıştır.
7. Başvurucu ve hükümet, davanın esasına ilişkin değerlendirmelerini sunmuşlardır (İçtüzük, md. 59(1)).
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. Başvurucu, 17 Ağustos 1990 tarihinde görev bölgesindeki camilerde ibadete katılan Müslümanlar tarafından Xanthi müftüsü olarak seçilmiştir. Yunan Devleti ise bölgede görev yapmak üzere bir başka müftü atamıştır. Buna rağmen, başvurucu görevden geri çekilmemiştir.
9. Başvurucu Xanthi müftüsü sıfatıyla resmi bildiriler imzaladığı ve bunları yayınladığı gerekçesiyle 11 Şubat 1996 ve 17 Şubat 1996 tarihlerinde kendisi hakkında tanınan bir dinin resmi görevlisinin yetkilerini gasbetmekten Ceza Kanununun 175. maddesi uyarınca dördüncü kez ceza davası açılmıştır.
10. Başvurucu dava boyunca kendi seçtiği avukatlar tarafından hukuken temsil edilmiştir. Mahkeme iddia ve savunma taraflarının tanıklarını dinlemiştir.
11. Lamia Tek Hakimli İlk Derece Ceza Mahkemesi 11 Aralık 1997 tarihinde, Xanthi müftüsü sıfatıyla resmi bildiriler yayınladığı ve bunları imzalamadığı gerekçesiyle, başvurucuya karşı açılan ilk üç davada suçlu bulmuştur (karar no: 3913/1997, 3914/1997, 3915/1997).
Lamia Tek Hakimli İlk Derece Ceza Mahkemesi (monomeles plimmeliodikio) 1 Aralık 1999 tarihinde, başvurucuyu aynı gerekçeyle açılmış olan dördüncü davada da suçlu bulmuştur (karar no. 4919/1999). Başvurucu kararlara karşı üst başvuruda bulunmuştur.
12. Lamia Üç Hakimli İlk Derece Ceza Mahkemesi (trimeles plimmeliodikio) 31 Mayıs 2000 tarihinde, dört davada da başvurucunun mahkumiyeti ile sonuçlanan kararları onamıştır. Hükmedilen toplam 8 ay hapis cezası para cezasına çevrilmiştir (karar no: 1654/2000, 1655/2000, 1656/2000 ve 1657/2000). Başvurucu bu mahkumiyet kararlarının Sözleşmenin 6., 9. ve 10. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
13. Temyiz Mahkemesi 8 Mart 2002 tarihinde, başvurucunun her dört dava ile ilgili temyiz taleplerini reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi, Ceza Kanununun 175. maddesinde yer alan suçun, tanınan bir dinin resmi görevlisi olarak ortaya çıkıldığı ve din görevline ait idari yetkiler dahil, bazı yetkilerin kullanıldığı anda işlendiğini belirtmiştir. Temyiz Mahkemesi, başvurucunun Xanthi müftüsü gibi davranması ve gözükmesi nedeniyle bu suçu işlediğini belirtir. Mahkeme buna ilaveten, başvurucunun mahkumiyetinin Sözleşmenin 9. ve 10. maddelerine aykırı olmadığını; zira başvurucunun dini inancından veya birtakım görüşlerini ifade etmesinden dolayı değil, bir müftünün yetkilerini gasbetmesi nedeniyle cezalandırıldığını belirtmiştir. Temyiz Mahkemesi Sözleşmenin 6. maddesi ile ilgili olarak, başvurucunun dava boyunca kendi seçtiği avukatlar tarafından hukuken temsil edildiğini ve tüm savunma haklarından faydalandığını belirtmiştir (hüküm no. 304/2002).
II. Konuyla ilgili iç hukuk
14. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama, 17 Ekim 2002 karar tarihli, 50776/99 ve 52912/99 başvuru numaralı Agga - Yunanistan (No. 2) davasında (parag. 33-44) yer almaktadır.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 9. maddesinin ihlali iddiası
15. Başvurucu, mahkumiyet kararının Sözleşmenin 9. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu madde aşağıdaki gibidir:
1. Herkes düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü, din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü de içerir.
2. Bir kimsenin din veya inancını açığa vurma özgürlüğü ancak, kamu güvenliği, kamu düzeninin korunması, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
A. Tarafların iddia ve savunmaları
16. Hükümet, ilk olarak başvurucunun yayınladığı resmi bildirilerin içerikleri nedeniyle değil, ama sadece Xanthi müftüsü gibi davrandığı için mahkum edildiğini savunmuştur. Sonuç olarak, burada başvurucunun dini inançlarını ifade etme hakkına bir müdahale söz konusu değildir; zira Sözleşmenin 9. maddesi, başvurucuya tanınan bir dinin resmi görevlisinin yetkilerini gasbetme hakkı vermemektedir.
17. Hükümet, müdahale söz konusu olsaydı dahi, bu müdahalenin Sözleşmenin 9. maddesinin 2. fıkrasına göre haklı olacağını savunmuştur. İlk olarak, hükümete göre Atina Barış Antlaşması yürürlükte değildir ve başvurucunun iddialarının mevcut davaya uygulanan Ceza Kanununun 175. maddesi uyarınca değerlendirilmesi gerekmektedir (1913 Atina Antlaşmasında Müslüman cemaatin özerkliğine ve hiyerarşik yapısına dokunulmayacağı, müftülerin Müslüman seçmenleri tarafından seçileceği belirtilmiştir. 1920 tarihli ve 2345 sayılı yasaya göre azınlık dini kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturur ve müftülerini seçer. 24 Aralık 1990da çıkartılan bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 2345 sayılı yasa yürürlükten kaldırarak müftüler, valiler tarafından atanmaya başlanmıştır - çevirmenin notu). Buna göre hükümet, müdahalenin hukuken yani Ceza Kanununun 175. maddesiyle düzenlenmiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu madde, mahkemeler tarafından başvurucunun mahkumiyetini önceden görülebilir kılacak bir şekilde yorumlanmıştır. Söz konusu müdahalenin meşru bir amacı da bulunmaktadır. Ulusal mahkemeler, meşru müftünün yetkisini koruyarak, özel olarak dini topluluklarda ve genelde toplumda düzeni korumaya çalışmışlardır. Ulusal mahkemeler aynı zamanda, devletlerin sınırsız takdir yetkisi kullandıkları bir alan olan uluslararası ilişkilerini korumaya çalışmışlardır.
18. Buna ilaveten hükümet, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu savunmuştur. Müftüler, bir çok ülkede devlet tarafından atanmaktadır. Dahası, müftüler Yunanistanda önemli hukuki görevler ifa etmektedirler; yargılama yapan kişiler halk tarafından seçilemezler. Hükümet, Xanthide şu an 2 müftü olduğunu ve bu nedenle mahkemelerin Müslümanlar arasında, Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında ve Türkiye ile Yunanistan arasında gerilim yaratmamak için yetkisiz müftüyü mahkum etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemeler, Ceza Kanununun 175. maddesindeki suçun din görevlisinin yetkilerinin gerçekten yerine getirildiği esnada işlendiğini belirtmiştir. Aynı zamanda mahkemeler, başvurucunun söz konusu davranışlarının kanunda açıkça belirtilen bir müftünün idari görevleri kapsamında yer aldığını belirtmişlerdir.
19. Başvurucu hükümetin savunmalarına katılmamıştır. Başvurucuya göre, Atina Barış Antlaşması halen yürürlüktedir (bk. yukarıda geçen Agga - Yunanistan (no. 2) kararı, parag. 33-36). Dahası başvurucu, Trakyada yaşayan Müslümanların 2345/1920 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılmasını hiçbir zaman kabul etmediklerine dikkat çekmiştir. Son olarak, Yunanistandaki Hristiyanların dini liderlerini seçme haklarının olduğunu ve Müslümanların bu olanaktan yoksun bırakılmalarının ayrımcı bir muamele oluşturduğunu ileri sürmüştür.
20. Başvurucu mahkumiyet kararının, kendisini dini lider olarak benimseyen kişiler ile birlikte dinini özgürce yerine getirme hakkına müdahale oluşturduğunu iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca, mahkumiyetinin hukuken öngörülmediğini belirtmiştir. Bu hususta, Atina Barış Antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu, Yunanistan başbakanının bu hususu 1923 Lozan Barış Antlaşmasına yol açan diplomatik konferansta kabul ettiğini belirtmiştir. Dahası Temyiz Mahkemesi, yakın zamanlarda verdiği bir kararda Atina Barış Antlaşmasının geçerliliğini sürdürdüğünü teyit etmiştir; hukuk bilginleri de aynı görüştedirler. Müslümanlar 2345/920 sayılı Kanunun yürürlükten kalkmasını hiçbir zaman kabul etmemişlerdir. Başvurucu son olarak, mahkumiyetinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını savunmuştur. Başvurucu, Yunanistanda Hıristiyanların ve Musevilerin dini liderlerini seçme hakları olduğunu ve Müslümanların böyle bir olanaktan yoksun bırakılmalarının ayrımcı bir muamele oluşturduğunu ileri sürmüştür.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
21. Mahkeme, başvurucunun Sözleşmenin 9. maddesinde yer alan hakkına müdahale edilip edilmediğini; eğer bir müdahale varsa, Sözleşmenin 9. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu müdahalenin hukuken öngörülmüş olup olmadığını, meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını ele almak zorundadır.
1. Bir müdahalenin varlığı
22. Mahkeme, din özgürlüğünün birey vicdanının temel bir öğesi olmasının yanı sıra, bu özgürlüğün aynı zamanda kişinin diğerleriyle toplu olarak ve aleni şekilde ibadet etmek ve dinini öğretmek suretiyle dinini açığa vurma özgürlüğünü de kapsadığını yinelemiştir (bk. diğerleri arasında 25.05.1993 tarihli Kokkinakis -Yunanistan kararı, parag. 31).
23. Mahkeme buna ilaveten, başvurucunun tanınan bir dinin resmi görevlisinin yetkilerini gasbetmeken mahkum edildiğini hatırlatır. İlgili ulusal mahkeme kararında da ortaya konduğu gibi başvurucunun mahkumiyetinin sebebi, başvurucunun Xanthi müftüsü sıfatıyla dini içerikli resmi bildiriler yayınlamış olmasıdır. Bu şartlar altında Mahkeme, başvurucunun mahkumiyetinin, Sözleşmenin din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, ... ibadet etme, öğretme ... şeklinde açığa vurma ... gibi ifadeler içeren 9. maddesi 1. fıkrasıyla güvence altına alınan din özgürlüğü müdahale oluşturduğunu belirtmiştir (bk. 14.12.1999 tarihli Serif - Yunanistan kararı, parag. 39).
2. Hukuken öngörülebilir olma
24. Taraflar, mevcut müdahalenin hukuken öngörülmüş olup olmadığı hususunda anlaşamamış olmalarına rağmen, Mahkeme bu mesele hakkında karar vermeyi gerekli görmemiştir; zira diğer nedenlerle başvurucunun mahkumiyeti her halükarda Sözleşmenin 9. maddesi ile bağdaşmamaktadır (bk. yukarıda geçen Agga - Yunanistan (no. 2) kararı, parag. 54).
3. Meşru amaç
25. Mahkeme mevcut davadaki müdahalenin, Sözleşmenin 9(2). fıkrası uyarınca meşru bir amacı bulunduğunu kabul etmiştir. Bu amaçlardan en önemlisi kamu düzeninin korunmasıdır. Mahkeme, bu bağlamda başvurucunun bölgedeki Müslüman cemaatinin dini lideri olduğunu iddia eden tek kişi olmadığını ve yetkililerin 20 Ağustos 1991 tarihinde bir başka kişiyi de Xanthi müftüsü olarak atadıklarını ifade etmiştir (bk. yukarıda geçen Agga - Yunanistan (no. 2) kararı, parag. 55).
4. Demokratik toplumda gereklilik
26. Mahkeme, Sözleşmede yer aldığı anlamıyla düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel öğelerinden biri olduğunu hatırlatır. Yüzyıllar süren güçlüklerle kazanılmış olan ve demokratik topluma içkin bulunan çoğulculuk, bu özgürlüğe bağlıdır. Demokratik bir toplumda çeşitli dini grupların menfaatlerini uzlaştırmak amacıyla din özgürlüğüne sınırlamalar konulmasının gerekli olabileceği de bir gerçektir (bk. yukarıda geçen Kokkinakis - Yunanistan kararı, parag. 31 ve 33). Durum bu olmakla beraber, bu gibi kısıtlamalar toplumsal ihtiyaç baskısını karşılamalı ve izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır (bk. diğerleri arasında, 25.11.1996 tarihli Wingrove - Birleşik Krallık kararı, parag. 53).
27. Mahkeme, aynı başvurucuya ait ve aynı tür olayları içeren 2 numaralı Agga - Yunanistan kararında (bk. yukarıda geçen karar), başvurucunun Ceza Kanununun 175. ve 176. maddeleri gereğince mahkum edilmesinin Sözleşmenin 9. maddesinin ihlali olduğunu tespit ettiğini hatırlatır. Mahkeme ilgili kararında özellikle şu hususları belirtmiştir:
(
) başvurucuyu mahkum eden ulusal mahkeme hükme esas olan kararında, başvurucunun hukuki sonuçlar doğuracak belirli bir hareketine değinmemiştir. Yerel mahkeme, başvurucuyu sadece dini içerikli resmi bildiriler yayınlaması ve bu bildirileri Xanthi müftüsü olarak imzalaması nedeniyle mahkum etmiştir. Dahası, kararda başvurucunun Xanthideki Müslüman cemaatin en azından bir kısmının desteğine sahip olduğu itiraz görmemiştir. Bununla beraber, Mahkemeye göre bir kimsenin kendisini sadece kendisini izlemeye istekli bir grubun dini lideri olarak tanıtması nedeniyle cezalandırılması, demokratik bir toplumdaki dini çoğulculuğu sağlama isteği ile uyuşmaz. (
) Mahkeme başvurucunun, müftülere ya da tanınan bir dinin diğer görevlilerine ait yasalarda yer alan hukuki ve idari yetkileri kullanmaya teşebbüs ettiğine dair bir delilin bulunmadığını da belirtir. Son olarak Mahkeme, demokratik toplumlarda devletlerin dini toplulukların mevcudiyeti sürdürmelerini veya bu toplulukların başına dini lider getirilmesini sağlamak için önlemler almaları gerektiği fikrini benimsememektedir (
) Hükümet, gerilim yaratılmasına dair genel referans dışında, Xanthide iki dini lider bulunmasının bölgede yaşayan Müslümanlar arasında yarattığı veya ileride yaratabileceği karışıklığı hiç dikkate almamıştır. Dahası Mahkeme, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında veya Yunanistan ile Türkiye arasında gerilim riskinin varlığını belirleyici, çok uzak ihtimaller dışında, somut hiçbir kanıt gösterilememiş olduğunu belirtir (bk. yukarıda geçen Agga - Yunanistan (no. 2) kararı, parag. 58-60).
28. Görülmekte olan davaya dönülecek olursa Mahkeme, başvurucunun, devletin veya Belediye yetkilisinin yetkilerini isteyerek (kasıtlı olarak) gasbetme eyleminden dolayı, bu eylemi suç olarak düzenleyen Ceza Kanununun 175. maddesi uyarınca mahkum edildiğini gözlemlemektedir. Bununla beraber Mahkeme, 2 numaralı Agga-Yunanistan kararında da belirtmiş olduğu gibi, başvurucuyu mahkum eden ulusal mahkeme kararında başvurucunun hukuksal etkiler doğuracak herhangi bir özel eylemine değinilmediğini kaydeder. Aksine ulusal mahkeme, başvurucuyu dini içerikli mesajlar yayınlaması ve bunları Xanthi müftüsü olarak imzalamasına dayanarak mahkum etmiştir.
29. Yukarıda belirtilen olaylar ışığında Mahkeme, ulusal mahkemenin yukarıda belirtilen kararında herhangi bir gerekçe bulamamıştır. Mahkeme, özellikle, başvurucunun 175. maddeden mahkum edilmesini davadaki olayın şartlarına göre haklı kılacak toplumsal ihtiyaç baskısı bulunduğunun gösterilmediğini düşünmektedir. Sonuç olarak, Sözleşmenin 9(2). fıkrası uyarınca kamu düzenini korumak amacıyla başvurucunun ibadetle ve öğreterek, diğerleriyle topluluk içinde ve aleni şekilde dinini ortaya koyma hakkına yapılan müdahale, demokratik bir toplumda gerekli değildir (bk. yukarıda geçen Agga - Yunanistan (no. 2), parag. 61).
Bu nedenle, bu davada Sözleşmenin 9. maddesi ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
30. Başvurucu, bunun yanı sıra, yazılı olarak sunduğu birtakım görüşlerinden dolayı mahkum edilmesi nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir.
31. Mahkeme, Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edildiğine dair tespitlerden sonra, 10. maddesinin uygulanmasını gerektirecek ayrı bir olayın var olmaması nedeniyle ayrıca Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirmeyi gerekli görmemiştir.
III. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
32. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
33. Başvurucu iddiasını destekleyici herhangi bir belge ileri sürmeden, Lamia üç Hakimli İlk derece Ceza Mahkemesi tarafından ödemeye mahkum edildiği para cezasına mukabil olarak 1,848.86 Euro tutarında maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Buna ilaveten, 10,000 Euro da manevi tazminat talep etmiştir.
34. Hükümet, başvurucunun sadece gerçekten katlandığı zararların tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ve başvurucunun manevi tazminat talebi ile ilgili olarak Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin kendi içinde Sözleşmenin 41. maddesinin amaçları bakımından yeterli adil karşılık oluşturduğunu belirtmiştir.
35. Mahkeme, başvurucunun herhangi bir para cezası ödediğini ispatlayamadığını incelemiştir. Buna ilaveten, özel bir hesaptan ortaya çıkan herhangi bir delil ileri sürmemiştir. Mahkeme, akabinde başvurucunun bu kalem altındaki iddialarını reddetmiştir.
Bunun yanı sıra, başvurucunun manevi tazminat talebi ile ilgili olarak, Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edildiği bulgusunun kendi içinde Sözleşmenin 41. maddesinin amaçları bakımından kendi içinde yeterli adil karşılık oluşturduğunu belirtmiştir.
B. Ücretler ve masraflar
36. Son olarak başvurucu, ulusal yargılama boyunca ortaya çıkan ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önündeki yargılamadan kaynaklanan ücretler ve masraflar için 5,119.95 Euro tutarında bir geri ödeme talebinde bulunmuştur. Başvurucu iddiasını aşağıdaki gibi izah etmiştir:
(a) Ulusal mahkemeler huzurundaki yargılama sürecindeki ücretler ve masraflar için 1,619.95 Euro;
(b) Çeşitli masraflar (seyahat ve konaklama masrafları) için 2,500 Euro; ve
(c) İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi huzurundaki yargısal süreçteki ücretler için 1,000 Euro.
Başvurucu, Mahkemeye sadece ulusal yargılama sürecine ait faturaları sunmuştur.
37. Hükümet, ücretler ve masrafların gerçekten ve gerekli şekilde maruz kalınan zararları kapsaması ve tutarının makul miktarlarda olması gerektiğini ileri sürmüştür.
38. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca sadece gerçekten ve gerekli şekilde maruz kalınan zararları kapsayan ve tutarının makul miktarlarda olduğu gösterilen masraflar ve giderlerin geri ödeneceğini yineler.
Buna ilaveten, İçtüzüğün 60(2). fıkrasında Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca yapılan her talebin detaylarının ilgili destekleyici belgeleri veya senet ve makbuzlarıyla birlikte kalem kalem beyan edilmesi gerektiği, aksi halde Mahkemenin bu talebi kısmen veya tamamen reddebileceği hükmü yer almaktadır (bk. örnek olarak, 17.12.2004 tarihli Cumpana ve Mazare - Romanya Büyük Daire kararı, parag. 133).
39. Mahkeme, incelemekte olduğu davada, başvurucunun sadece ulusal mahkeme yargılaması esnasında maruz kaldığı masraf ve giderlerle ilgili olarak destekleyici belgeler getirdiğini inceler.
Mahkeme, başvurucunun bir giderim elde etmek veya Sözleşmenin ihlal edilmesini engellemek amacıyla ulusal mahkemeler önünde ödediği ücretler ve masraflar gerçekten ve gerekli şekilde maruz kalındığını ve bu ücretlerin ve giderlerin makul oranda olduğunu kabul eder.
Bu davaya esas teşkil eden kritere bağlı olarak, başvurucu bu kalem altında her türlü vergiden muaf olmak üzere 1,620 Euro tazminata hak kazanmıştır.
C. Gecikme faizi
40. Mahkeme, bu davada gecikme faizine Avrupa Merkez Bankasının yüzde üç oranında konulan en düşük kredi faizi oranının temel teşkil etmesini uygun bulmuştur.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 9. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 10. maddesinin uygulanmasını gerektirecek ayrı bir meselenin mevcut olmadığına;
3. (a) Hükümetin başvurucuya ücretler ve masraflar için Sözleşmenin 44. maddesi uyarınca kararın kesinleşme tarihinden itibaren 3 ay içinde her türlü vergiden muaf olmak üzere 1,620 Euro ödemesine;
(b) Yukarıda bahsedilen 3 aylık sürenin sona ermesinden itibaren fiili ödemeye kadar yukarıdaki meblağa Avrupa Merkez Bankası en düşük kredi faiz oranına eşit oranda yüzde üç basit faiz işlemesine;
4. Başvurucunun hükmünü kaybetmiş dostane çözüm teklifinin reddine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy