(AİHS. m. 8, 10, 29, 35, 44)
(Başvuru No. 1593/06)
KARAR
STRASBOURG
19 Haziran 2012
İşbu Karar AİHSnin 44 § 2.maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Kurier Zeitungsverlag und Druckerei GmbH v. Avusturya davasında (No.2),
Başkan
Nina Vajic
Hakimler
Anatoly Kovler,
Elisabeth Steiner,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Mose Ve Daire Yazı İşleri Müdürü Soren Nielsenin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Birinci Dairesi, 22 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleştirdiği gizli müzakereler sonrasında aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesine istinaden kayıtlı ofisi Viyanada bulunan bir limited şirket olan Kurier Zeitungsverlag und Druckerei GmbH (başvuran şirket) tarafından Avusturya aleyhine 30 Aralık 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurudan (no. 1593/06) ibarettir.
2. Başvuran şirket Viyanada faaliyet gösteren bir avukatlık şirketi olan Giger, Ruggenthalter ve Ortakları tarafından temsil edilmiştir. Avusturya Hükümeti
(Hükümet) kendi görevlisi olan Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Federal Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dairesi Başkanı Büyükelçi H. Tichy tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran şirket, Medya Yasası uyarınca zarar ödemekle cezalandırılmasının AİHSnin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
4. Birinci Daire Başkanı, 20 Mayıs 2009 tarihinde başvuruyu Hükümete bildirmeye karar vermiştir. Ayrıca davanın esası ve kabul edilebilirliğine hükmetmeye karar verilmiştir. (Madde 29 § 1).
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran şirket, günlük bir gazete olan Kurier gazetesinin sahibi ve yayıncısıdır.
A. Dava hakkında genel bilgi
6. Christian W.nun ebeveynleri olan E.R. ve U.W. 1999 yılında aile birliklerini sonlandırarak çocuklarının velayeti hakkında geçici bir anlaşmaya varmıştır. Buna göre Christianın velayeti yalnızca E.Rye bırakılırken, ağabeyinin velayeti ise U.W.ye bırakılmıştır. 13 Şubat 2001 tarihinde U.W., söz konusu velayetin E.R.den alınmasını ve kendisine verilmesini talep etmiştir.
7. 22 Şubat 2001 tarihinde E.R. ve U.W., velayet hakkında bilirkişi raporunun sonucu açıklanana kadar velayetin geçici olarak (vorlcmfige Obsorge) U.W.ye bırakılması ve Christianın bu süre zarfında babası U.W. ile yaşaması konusunda uzlaşmaya varmışlardır.
8. Daha sonra U.W. Christianın E.R. ile olan iletişimine engel olmaya başlamış ve Haziran 2002 tarihinde İsveçe taşınmıştır. Bunun üzerine 26 Temmuz 2002 tarihli bir ara karar ile (einstweilige Verfügung) Christianın velayeti tekrar E.R.ye bırakılmıştır.
9. U.W.ye mahkeme kararı ile Christianı derhal E.R.ye teslim etmesi ya da 5 Ağustos 2002 tarihine kadar Avusturyaya geri getirmesi emredilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı temyiz sonrasında 12 Eylül 2002 tarihinde teyit edilmiş ve kesinlik kazanmıştır.
10. Bunun üzerine E.R. söz konusu kararı uygulatmak üzere İsveçe gitmiştir. U.W., E.R.ye Christianın velayeti hakkında bir anlaşmaya varmayı teklif etmiştir. E.R. de İsveçte kalmayı kabul etmiştir. Ancak herhangi bir anlaşmaya varılması mümkün olmamıştır. E.R. İsveçe yerleşip, bir iş bulduktan sonra, U.W. Christian ile birlikte İsveçi terk edip Avusturyaya gitmiştir.
11. Velayet davasının sonuçlanması beklenirken, 4 Kasım 2002 tarihinde velayet geçici olarak Salzburg Gençlik ve Sosyal Hizmetler Ofisine bırakılmıştır. 23 Aralık 2003 tarihinde mahkeme, U.W.nin velayetin E.R.den alınıp kendisine verilmesi talebini reddetmiştir. Karar derhal uygulanmak üzere kesinleşmiştir.
12. Ardından söz konusu kararın uygulanabilmesi için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Avusturya gazeteleri bu girişimler hakkında pek çok kez haber yapmıştır; çünkü U.W. bu konu hakkında gazeteleri düzenli olarak bilgilendirmiş ve kendi lehine kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır.
13. Kararın uygulanması yönünde ilk girişim 23 Aralık 2003 tarihinde yapılmış; ancak U.W. ve Christian kaçıp saklanmaya devam ettikleri için başarısız olunmuştur. U.W. medyayı bu adımla ilgili olarak önceden bilgilendirmiştir. Bir süre sonra U.W ve Christian geri dönmüştür. Yetkili mahkeme velayet kararının uygulanması ve Christianın E.R.ye teslim edilmesi için 15 Ocak 2004 tarihinde bir duruşma ayarlamıştır. U.W. duruşmaya gelmemiştir.
14. Bunun üzerine yargıç Christianın zorla mahkeme huzuruna getirilmesini emretmiştir. (zwcmgsweise Vorführung)
15. Söz konusu karar mahkeme görevlileri tarafından yerine getirilirken Christian kendisini okuduğu ilkokula hapsetmiştir. Polis görevlileri okul binasına fiziki güç uygulamamaya karar verdiklerinden, bu girişim de başarısız olmuştur. U.W. medyayı düzenli olarak önceden bilgilendirdiği için tüm bu olaylar medyada geniş yer bulmuştur.
16. Başarısız birçok girişimin ardından kırsal bölgeden sorumlu kolluk teşkilatına (Gendarmerie) 26 Ocak 2004 tarihinde Christianın babasının evinde olduğu bilgisi ulaşmıştır. Söz konusu adrese mahkeme görevlileri gönderilmiştir. Ancak Christian evde değil, bakıcısı ile birlikte evin önündeki bir arabada görülmüştür. Görevliler Christianı almaya çalışmıştır; ancak çocuk ağlamış ve direnmiştir. Tüm bu yaşananlar da kendilerine bilgi verilen ve olay yerine gelen birçok gazeteci tarafından görüntülenmiş ve basında geniş yankı bulmuştur.
17. Mahkeme emrinin yerine getirilmeye çalışıldığı sırada Christianın yaralanıp yaralanmadığına emin olmak için U.W. Christianı Salzburg hastanesine götürmüştür.
28 Ocak 2004 tarihinde bir yanıltma taktiği ile U.W. ve Christian birbirlerinden ayrılmış ve aynı gün Christian hastane binasında annesine teslim edilmiştir. E.R. ve Christian o tarihten bu yana İsveçte birlikte yaşamaktadır. Olayların bu son aşaması da medyada geniş yer almıştır.
B. Kurier Gazetesinde yayımlanan makaleler
18. 29 Ocak 2004 tarihinde başvuran şirketin gazetesinde Anne, Christian ile birlikte hastaneden kaçtı (Mutter flüchtete mit Christian aus Spital) başlıklı bir yazı yayımlanmıştır. Yayımlanan yazı aşağıda verilmektedir:
Çarşamba akşamı 8 yaşındaki Christianın velayeti ile ilgili olarak Salzburgda devam eden süreçte ilginç bir gelişme yaşandı: Öğleden sonra baba, anne ve oğul hasta yatağının başında birlikte konuşurlarken, anne birden bire çocuğu kaptığı gibi ........ , bir yer altı geçidinden geçerek dışarıda kendisi için bekleyen arabaya atlayarak hastaneden kaçtı ve gözden kayboldu. Salzburg Bölge Mahkemesinden Hadmar Hufnagel E.R.ye tarafsız davranılıyordu ve çocuk da psikolojik destek alıyordu. dedi. Baba tüm bu olanların düzmece olduğunu iddia ediyor.
Öğlen saatlerinde 33 yaşındaki anne E.R. kimseye görünmeden hastaneye geldi. Çocuk davalarına bakan bir avukat olan Andrea Holz-Dahrenstaedt Çocuk annesinden korkmuyordu dedi. Öte yandan baba ise, Christianın annesini gördüğünde kendi boynuna sarıldığını ve kendini annesinden korumaya çalıştığını iddia ediyor.
PLANLAMA Bir saatlik konuşmaların ardından bomba patladı: E.R. Christianın yalnız kaldığı bir anda, oğlanı kaptığı gibi hastaneden kaçtı. Hufnagel operasyonun aile mahkemesi yargıcı tarafından yetkilendirildiğini söyledi. Daha öncesinde ise çiftin büyük oğulları Christopher psikoloğa getirildi ve sonra da babasının ortağına teslim edildi.
U.W. kendisine karşı bir komplo kurulduğundan şüpheleniyor: Bu planlanmıştı. Yalnızca uygun anı bekliyorlardı. Baba oğlunun ağladığını duyduğunu ve bir süre sonra sesin kaybolduğunu iddia ediyor. Olayın ardından baba Christianın boş hasta yatağında dakikalarca oturdu.
Babanın arkadaşları ve akrabaları bugün Salzburg adliye binası önünde bir gösteri yapılacağını duyurdu.
Bu aile anlaşmazlığı ile ilgili olarak tüm ülke şu an şokta. Bu olay Pazartesi günü Christianın babasından alınmaya çalışması ile tetiklendi. İki görevli çocuğu bir arabaya bindirmeye çalıştı. Ama çocuk kendini savundu, bağırdı, ısırdı ve bulunduğu yere sıkı sıkıya sarıldı. Bu olayın yaşandığı günden bu yana Christian çocuk hastanesinde bulunuyordu.
Bu anlaşmazlık ile ilgili görüşler çok farklılık gösteriyor. Salzburg Bölge Mahkemesi görevlilerin davranışını haklı göstermeye çalışıyor. Bölge Mahkemesi başkanı Grafinger bu davada mahkeme çocuğun yararına olacak şekilde hareket etmiştir açıklamasında bulundu. Görevlilere çocuğu yaralamadan teslim almaları talimatı verildi ve görevliler bu emri uyguladılar.
Ancak Linz Temyiz Mahkemesi konu hakkında tamamen farklı bir görüşe sahip. Basınla İlişkiler Görevlisi Günther Wiensauer görevlilerin davranışı kabul edilemez ve aşırıydı açıklamasında bulunuyor. Viyanada çocuk ve gençlerle çalışan bir avukat olan Monika Pinteris ise bu davranış çocuğa karşı bir kötü muamele örneğiydi diyor.
ÖZEL EĞİTİM Yargıçlar Birliği Başkanı Barbara Helige, görevlilerin özel eğitim almalarını öneriyor. Aile mahkemesi yargıcı olan Helige, 20 yıllık meslek hayatında böyle bir davaya şahit olmadığınısöylüyor. Helige çocukların ebeveynlerinden alınmaları sırasında yargıcın da orada bulunmasını faydalı bulmuyor: Böyle bir yaklaşım, Devlet tarafından müdahale yapıldığı izlenimini fazlasıyla pekiştirir.
Adalet Bakanlığı tarafından bir rapor hazırlanarak disiplin komitesine iletilecek. Adalet Bakanı Dieter Böhmdorfer (FP) olayların tırmanmasını önlemek üzere bir uzman komisyonu kurulacağını söyledi. Bakan ileride cebri tedbirlerin uygulanması sırasında bir yargıcın da hazır bulunmasını istediğini sözlerine ekledi.
Bakan Salzburg Mahkemesinin usulüne uygun davrandığını; ancak, babanın aklıselim ve ihtiyatlı davranmadığını belirtti ve çocukların velayeti konusunda devam eden süreçte çocukları kalkan olarak kullanarak mücadele edilmemesi gerektiği sözlerine ekledi.
19. Başvuran şirketin gazetesinde 30 Ocak 2004 tarihinde Şimdi de Christianın ağabeyi hakkında anlaşmazlık yaşanabilir (Nun droht Streit um Christians Bruder) başlıklı bir yazı yayımlanmıştır. Yayımlanan yazı aşağıda verilmektedir:
8 yaşındaki Christianın velayeti ile ilgili olarak Salzburgda Cuma günü yaşanan çalkantılı olaylar şu an için yatışmış görünüyor. Mahkemeden alınan bilgiye göre anne ve çocuk Salzburg belediye binalarından birine yerleştirildiler.
Ancak küçük Christianın annesi ile birlikte İsveçe gidip gitmeyeceği ya da ne zaman gideceği ile ilgili durumu henüz kesinlik kazanmadı. Ağabey Christopher hakkında da şiddetli bir rekabet yaşanabilir. Baba tarafından başlatılan süreç uyarınca Christopherın velayeti şu an için Gençlik ve Sosyal Hizmetler Ofisine aittir. İnceleme sürecinin yaz aylarında başlaması bekleniyor.
U.W. üç çocuğunun da velayeti için başvuruda bulunmuştur. Aralık 2003 tarihinde Alexander (11) ve Christian için yaptığı velayet başvuruları reddedilmiştir. Christopher ile ilgili karar ise ertelenmiştir. Christopher şu an için babası ile birlikte yaşamaktadır.
U.W. halen eski karısının Christian ile birlikte hastaneden kaçması üzerine söyleyecek söz bulamıyor. Perşembe günü U.W. bu konuda konuşamayacağım derken gözyaşlarına boğuldu.
Anne ve baba hastanede bir araya geldiklerinde orada bulunan ve ailenin arkadaşlarından biri olan Eva Weissenbacher annesinin, oğlunun yüzüne tokat attığını gördüm açıklamasında bulundu.
İHMAL Salzburgdan yorumlarda bulunan Weissenbacheri en fazla rahatsız eden şeyin, annenin yalnızca Christianın üzerine düşmesi olduğunu söyleyen Weissenbacher söyle devam etti: anne Christophera karşı ilgisiz ve soğuktu. Neden böyle davrandığını ve amacının ne olduğunu bilemiyorum.
Ne anne ne de annenin avukatı Kruierin bu konu hakkındaki sorularını yanıtladı. Salzburg Bölge Mahkemesi başkanı Hadmar Hufnagel mahkeme çerçevesinden bakıldığında Christianın davasının kapandığını düşünüyor. Adli makamlar artık bu olayın dışındadır. Bundan sonrası yargıcın ilgi alanına girmiyor. Bundan sonraki adımlar ebeveynlerin sorumluluğundadır. Mahkeme bir karar vermiş ve yükümlülüğünü yerine getirmiştir.
Akşam babanın arkadaşları Salzburg Bölge Mahkemesi önünde gösteri yapmaya başladılar. Anita Gerhardter söz konusu davaya karışmak istemiyoruz ama çocukların da seslerini duyurmaya ve dilekleri iletmeye hakları olduğunu ve çocukların görüşlerine saygı duyulması gerektiğini vurgulamak istiyoruz açıklamasında bulundu.
20. Son olarak başvuran şirket gazetesinde 13 Şubat 2004 tarihinde Christian davası: Yargı makamları daha hassas olmalı (Fall Christian: Die Justiz muss sensibler werden) başlıklı üçüncü bir yazı yayımlamıştır. Yayımlanan yazı aşağıda verilmektedir.
Salzburglu bir yargıç güç kullanılmasını emretti. Bir çocuğun babasından alınıp İsveçte yaşayan annesine verilmesi için uygun güç kullanmak. 8 yaşındaki Christian için. Çocuk 26 Ocakta mahkeme görevlilerine direndi. Endişe verici fotoğraflar velayet sürecinin nasıl sonuçlandığını gösteriyor.
Linz Temyiz Mahkemesinin yaptığı incelemenin sonuçlarına artık ulaşılabiliyor. Temyiz Mahkemesi Başkanı Helmut Hubner bu davanın yargı makamları için bir uyarı işareti olduğunu söyledi. Artık daha hassas olmalıyız.
GÜÇ KRUIERe verdiği röportajında Hubner görevlilere çocuğun alınması emrini veren yargıcı savundu. Hubner, bir çocuğun uygun davranış tarzı ile çocuğun istekleri dikkate alınmaksızın ve gerektiğinde de uygun güç kullanımı ile teslim alınmasının kanunda yazan hüküm olduğunu ve yargıcın bu yönde verdiği emir ile de görevlilerin ellerinin kollarının bağlı olduğunu söyledi.
Bu tam olarak da doğru değil. Güç kullanma sözcüğü tartışmasız yasada yer almaz. Zor kullanma tedbirleri kanunda yer alır, ancak bu tedbirler hükme karşı gelen ebeveyne uygulanmalıdır.
Hubner ayrıca bu dava bu şekilde ele alınmamalıydı diyerek görevlilerin çocuklara nasıl muamele etmeleri ve onlarla nasıl konuşmaları gerektiğini öğrenmeleri için eğitilmelerini istedi. Bölge Mahkemesi yargıcı aleyhine bir disiplin soruşturması başlatılıyor. Görevliler kendilerine verilen görevleri süresinde yargıç ile dört kez temas kurmuştu, acaba yargıç bu olayı daha önce sonlandırabilir miydi?
Yargıçlar bu konuyu tartışıyor. Yargıç Barbara Helige bu dava bizi yargı ile ilgili işlemlerin sınırına getirdi. İnce bir çizgi üzerindeyiz diyor.
Pek çok kez kötü muamele gören çocuklar istismarcı ebeveynlerinden alınırken, çocuklar yine de anne ve babalarını sevdiklerinden ve onlardan ayrılmak istemediklerinden, zor kullanma tedbirleri uygulanabilir. Ancak Christian kesinlikle böyle bir durumda değildi.
Linz Üniversitesinde profesör olan Astrid Deixler-Hübner (Medeni Hukuk Enstitüsü) kanunun 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Hübner şöyle devam etti: Çocuğun refahı en üst önceliktir. Çocuğun refahı tehlike altında ise, yeni kanun hükümleri uyarınca yargıç verdiği emirlerinin ifasını sonlandırmalıdır.
Diğer taraftan Başkan Hubner bugünkü uygulamanın da bu şekilde olduğunu iddia ediyor: Her ne kadar bugün itibariyle kanunlarda açıkça yazmasa da, önerilen bu yaklaşım zaten sağduyunun gerektirdiği olağan bir durumdur.
Hubner yalnızca yargı makamlarının değil, ebeveynlerin de sağduyu ile hareket etmesini umut ediyor. Ebeveynler kendi savaşlarını her şekilde sürdürebilirler, ama çocuklarını bu savaşa alet etmemeliler.
Hubner Christianın olumlu gelişme gösterdiği düşünüyor: Annesi ile İsveçte yaşamaya gitmeden önce bir psikolog Christianı muayene etti. Çocuk sakinleşmişti. İsveçi merak ediyordu ve mutsuz değildi.
21. Gazetede yayımlanan tüm makalelerde Christianın fotoğrafları da kullanılmıştır. İlk makalede Christianı yüzünde gergin ve korkulu bir ifadeyle ağabeyine sıkıca tutunmuş bir şekilde gösteren bir fotoğraf yayımlanmıştır. Üçüncü makalede de benzer bir fotoğraf kullanılmıştır.
C. Medya Yasası uyarınca açılan dava
22. 29 - 30 Ocak ve 13 Şubat 2004 tarihinde başvuran şirket tarafından yayımlanan makaleler ve yukarıda açıklanan olaylar kapsamında annesi tarafından temsil edilen Christian W., başvuran şirket aleyhine Medya Yasası Bölüm 7 ve 8a kapsamında uğradıkları zararın tazmini ve mahkeme tarafından verilecek kararın yayımlanması talebiyle dava açmıştır. Christian W. kendisi hakkında yapılan haberlerin, şahsını kamuya teşhir ve ifşa edecek şekilde iç dünyasına müdahale ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca yayımlanan makaleler Medya Yasası Bölüm 7a hükümlerini ihlal etmektedir. Medya Yasası Bölüm 7a uyarınca bir suçun mağduru hakkında, mağduru kamuya ifşa edecek şekilde haber yapmak yasaklanır. Bu şekilde yapılacak haberlere yalnızca suç ya da suça karışan kişiler hakkında halkın bilgilendirilmesinin kamu menfaati açısından üstünlük ve öncelik arz ettiği durumlarda izin verilir. Tüm başvurular Viyana Bölge Ceza Mahkemesi (Landesgericht für Strafsachen Wien) nezrinde yapılmıştır.
23. Bölge Mahkemesi 19 Ekim 2004 tarihinde davayı kabul etmiş ve başvuran şirketi 20.000 Euro para cezası ödemeye, söz konusu hükmü gazetenin süreli yayınında yayınlamaya ve dava masraflarını karşılamaya mahkûm etmiştir. Mahkeme, 8 yaşındaki Christian W.nin velayeti üzerindeki anlaşmazlıklar ile ilgili yukarıda verilen makalelerin yayımlanmasının çocuğun şahsını kamuya teşhir ve ifşa edecek şekilde çocuğun iç dünyasına müdahale ettiğine ve böylelikle Medya Yasası Bölüm 7anın ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca 29 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan makalede Christian W.nin tam adı kamuya açıklanmış ve Christianın bir fotoğrafı kullanılmıştır. Bu bağlamda bir suçun mağduru olan bir kişinin kimliği herhangi bir gerekçe olmaksızın doğrudan bilgi sahibi olması gerekmeyen geniş bir topluluğa ifşa edilmiştir. Bu şekilde Medya Yasası Bölüm 7a ihlal edilmiştir. Bölge Mahkemesi tüm makalelerde Christianı gergin ve korkulu bir ifadeyle ağabeyine sıkıca tutunmuş bir şekilde gösteren fotoğraflar yayımlandığını da gözlemlemiştir.
24. Mahkeme, görevlilerinin velayet kararını ifa etmeye çalışırken sergiledikleri tutum şiddetle eleştirildiğinden, Bölge Mahkemesi yayımlanan olaylar ile kamu menfaati arasında doğrundan bir bağlantı olduğunu kabul etmiştir. Ancak Christianın velayetine sahip olan taraf yayımlara onay vermemiştir. Ayrıca kamu menfaati çocuğun tam adı ve fotoğrafı yayımlanmadan tatmin edilmeliydi.
25. 25 Şubat 2005 tarihinde başvuran şirket temyize başvurmuştur. Bu bağlamda başvuran AİHSnin 10. maddesine dayanmıştır. Başvuran şirket, Bölge Mahkemesinin, diğerleri ile birlikte, velayet kararının uygulanması hakkında çeşitli mahkemelerin başkanlarının ve Yargıçlar Birliği Başkanın dahil olduğu devam eden bir tartışmanın varlığını dikkate almadığını iddia etmiştir. Ayrıca, Federal Adalet Bakanı 26 Ocak 2004 tarihinde yaşanan olaylar hakkında rapor hazırlamak üzere uzmanlardan oluşan bir çalışma grubu oluşturmuştur. Basın yalnızca Christianın babası tarafından muhatap alınmamış, aynı zamanda, Federal Adalet Bakanlığı temsilcileri, mahkemeler ve hatta bir basın toplantısı düzenleyen Linz Temyiz Mahkemesi de basını muhatap almıştır. Bu durumda ilgili kişilerin kimliklerinin halka açıklanması bir gereklilik olmuştur ve geçmişte kamuoyu da bu konuyu tartıştığı için, velayet anlaşmazlığı ve 26 Ocak 2004 tarihinde yaşanan olaya sebep olan diğer olaylar hakkında yapılan bilgilendirmelerde kamunun meşru menfaati söz konusu olmuştur.
26. 5 Nisan 2005 tarihinde davacı temyiz hakkında mütalaada bulunmuştur. Davacı başvuran şirketin savunmasını yargı makamlarının da olaylar hakkında halkı bilgilendirdikleri iddiasına dayandırmayacağını belirtmiştir; çünkü yargı makamları yaptıkları açıklamalarda mağdurun tam adını ifşa etmemiş, mağdurun özel hayatından ayrıntılar vermemiş ve mağdurun fotoğraflarını yayınlamamıştır. Başvuran şirket de aynen bu şekilde hareket etmiş olsaydı, yayınları tamamen kabul edilir olacaktı.
27. 22 Haziran 2005 tarihinde Viyana Temyiz Mahkemesi yapılan temyiz başvurusunu kısmen kabul etmiştir. Mahkeme Medya Yasası Bölüm 7anın ihlal edilmediğine karar vermiştir. Yasanın söz konusu hükmü uyarınca, yalnızca medya organları tarafından yapılan açıklamalar sonucunda, bir kişinin bir suçun mağduru haline geldiği, ya da yapılan açıklamaların mağdurun koruma altında olan menfaatlerini ihlal ettiği durumlarda, tazminat talebinde bulunulabilir. Söz konusu davada medya tarafından Christianın korunan menfaatlerini ihlal eden bir suç açıklaması söz konusu değildir. Mahkeme tazminat cezasını başına 3.000 Euro olmak üzere, toplam 9.000 Euroya indirmiştir.
28. Temyiz Mahkemesi başvuran şirketin Bölge Mahkemesinin yargı mensuplarının halka yaptığı açıklamaları yeterli şekilde dikkate almadığı eleştirisini reddetmiştir. Bölge Mahkemesi yayınlanan olaylar ile kamu menfaati arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu kabul etmiştir. Davacının özel aile hayatından ayrıntılar vermek, davacının tam adını yayımlamak ve davacının fotoğraflarına yer vermek yalnızca okurların sansasyon arzularını ve meraklarını tatmin etmek üzere yapıldığından davacının özel hayatını ihlal etmiştir.
29. Kamu düzeni ile bir bağlantı olduğu durumlarda, medya bir kişinin özel hayatı hakkında kamu menfaatiyle ilgisi olan unsurlar hakkında yalnızca gerektiği kadar bilgiler vererek haber yapabilir. Bu nedenle bir kişinin özel hayatı hakkında yapılacak haberlerin söz konusu durum çerçevesinde yeteri kadar ve orantısal olması şarttır. Söz konusu davada, yargı sürecinde var olduğu iddia edilen eksiklikler hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla bu tip yayınlar yapılmasına gerek olmadığı gibi; tam adı ile birlikte görevliler tarafından teslim alınışının ayrıntılarına yer verilerek yaşı küçük davacının korku ve endişesini gösteren fotoğraflar yayınlayarak davacı tarafından yaşanan ciddi sıkıntının yoğun ve çarpıcı bir şekilde ifşa edilmesine de gerek yoktur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
30. Kişinin özel hayatına müdahale (Verletzung des höchstpersönlichen Lebensbereiches) başlıklı Medya Yasası Bölüm 7 şunu öngörmektedir:
(1) bir kişinin özel hayatının bu kişiyi kamuoyuna ifşa edecek şekilde medya tarafından tartışılması ya da ele alınması durumunda, söz konusu kişi uğradığı zarar nedeniyle medya organı sahibinden tazminat talep edebilir. Tazminat miktarı 20.000 Euroyu aşamaz.
(2) Aşağıda sıralanan koşulların varlığında, paragraf 1 uyarınca tazminat talep edilmez:
1. yapılan yayının Ulusal Konsey, Federal Konsey, Federal Meclis ya da bu genel temsili organların bölge meclisleri ya da komisyonları tarafından görülen açık celsede ele alınan doğru bir bilgiye dayanması durumunda;
2. yapılan yayının doğru olması ve kamu yaşamı ile doğrudan bağlantısı olması durumunda;
3. ilgili kişinin söz konusu yayının içeriğine onay vereceğinin düşünüldüğü durumlarda;
4. yayının radyo ya da televizyon programında (canlı yayın) yapıldığı hallerde, radyo ya da TV istasyonu çalışanlarının ve yüklenicilerinin gazetecilik ilkeleri çerçevesinde gerekli özeni gösterme konusunda herhangi bir ihmallerinin olmadığı durumlarda;
5. bilginin geri alınabilir bir web sayfasında yayınlandığı hallerde, medya organı sahibi, çalışanları ya da yüklenicilerinin gazetecilik ilkeleri çerçevesinde gerekli özeni gösterme konusunda herhangi bir ihmallerinin olmadığı durumlarda.
31. Özel durumlarda kişinin kimlik bilgilerinin ifşa edilmesine karşı koruma (Shutz vor Bekanntgabe der Identität in besonderen Fällen) başlıklı Medya Yasası Bölüm 7a şunu öngörmektedir:
(1)
1. Mahkemelerce cezalandırılacak bir suçun mağduru olan bir kişinin ya da
2. Cezalandırılacak bir suçu işlediğinden şüphelenilen, ya da söz konusu suçtan hüküm giymiş olan bir kişinin
Kimlik bilgilerinin doğrudan bilgilendirilmesi gerekmeyen geniş bir topluluğa ifşa edilmesi ile sonuçlanacak şekilde adı, görüntüsü, ya da diğer özellikleri ile ilgili herhangi bir medya organında yapılan yayın sonucunda;
Söz konusu kişinin meşru menfaatlerinin zarar görmesi halinde ve kişinin toplumdaki yeri, kamu yaşamı ile bağlantısı ya da diğer sebeplerle söz konusu ayrıntıların yayınlanmasında kamu menfaatinin üstünlük ve öncelik arz etmediği durumlarda, mağdur maruz kaldığı zararının telafisi için medya organının (yayıncı) sahibinden tazminat talep edebilir. Zararın telafisi için ödenecek tazminat 20.000 Euroyu aşamaz. Ek olarak Bölüm 6(1), ikinci fıkrada yer alan hüküm uygulanır.
(2) Söz konusu yayının aşağıda sayılan durumlara sebep olması halinde, mağdurun meşru menfaatleri her durumda zarar görmüş sayılır:
1. alt bölüm (1)1 uyarınca, yayının mağdurun özel hayatına müdahale edilmesi ya da mağdurun ifşa edilmesi ile sonuçlanması durumunda;
2. alt bölüm (1)2 uyarınca, yayının reşit olmayan bir kişi ya da yalnızca hafif bir suç (Vergehen) ile ilgili olması ya da ilgili kişinin gelişimine orantısız bir şekilde engel olacak nitelikte olması durumunda.
(3) Aşağıda sıralanan koşulların varlığında, paragraf 1 uyarınca tazminat talep edilmez:
1. yapılan yayının Ulusal Konsey, Federal Konsey, Federal Meclis ya da bu genel temsili organların bölge meclisleri ya da komisyonları tarafından görülen açık celsede ele alınan doğru bir bilgiye dayanması durumunda;
2. kişi hakkındaki bilgilerin yayınlanmasına özellikle yargılama ya da kamu güvenliği sebepleri ile resmi olarak karar verilmesi durumunda;
3. ilgili kişinin yayına onay vermesi durumunda, ya da yayının ilgili kişi tarafından medyaya verilen bilgilere dayalı olarak yapılması durumunda;
4. yayının radyo ya da televizyon programında (canlı yayın) yapıldığı hallerde, radyo ya da TV istasyonu çalışanlarının ve yüklenicilerinin gazetecilik ilkeleri çerçevesinde gerekli özeni gösterme konusunda herhangi bir ihmallerinin olmadığı durumlarda;
5. bilginin geri alınabilir bir web sayfasında yayınlandığı hallerde, medya organı sahibi, çalışanları ya da yüklenicilerinin gazetecilik ilkeleri çerçevesinde gerekli özeni gösterme konusunda herhangi bir ihmallerinin olmadığı durumlarda.
32. Yukarıda atıfta bulunulan Medya Yasası Bölüm 6(1) ikinci fıkrası aşağıdaki hükmü öngörmektedir:
Tazminat miktarı yayının boyutu, özellikle yarattığı etki, hangi medya organında yayınlandığı, ne kadar geniş kitleler ile paylaşıldığı göz önüne alınarak belirlenir. Tazminat miktarı medya organı sahibinin ekonomik varlığını tehlikeye atacak büyüklükte olamaz.
33. Ayrı tazminat talebi davaları (Selbständiges Entschädigungsverfahren) başlıklı Medya Yasası Bölüm 8a söz konusu konu bağlamında, şunu öngörmektedir:
Bölüm 6, 7, 7b ya da 7c kapsamında ayrı tazminat talebi üzerine tazminat ödenmesine hükmedilen kararda, ilgili kişinin talebi olması durumunda mahkeme söz konusu hükmün de yayınlanmasını emreder.....
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran şirket, AİHSnin 10. maddesine dayanarak Avusturya mahkemelerinin ifade özgürlüğü hakkını ihlal eden hükümler verdiklerinden şikayetçi olmuştur. AİHSnin 10. maddesi şunu öngörmektedir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
35. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
36. AİHSnin 35. maddesinin 3(a) paragrafı uyarınca başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvuru kabul edilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
37. AİHM, Christiana tazminat ödenmesine hükmeden Temyiz Mahkemesi tarafından da onaylanan Viyana Bölge Mahkemesinin 19 Ekim 2004 tarihli kararının AİHSnin 10. maddesinin birinci paragrafı uyarınca teminat altına alınmış olan başvuran şirketin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale niteliğinde olduğunun taraflar arasında ortak gerekçe olarak kabul edildiğini belirtmektedir.
38. Kanunlarca öngörülmedikçe, ikinci paragrafta belirtilen meşru amaçlardan bir ya da daha fazlasına hizmet etmedikçe ve söz konusu amaç ya da amaçlara ulaşmak demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça, yapılan müdahaleler AİHSnin 10. maddesinin ihlali anlamına gelmektedir.
39. AİHM, taraflarca da onaylandığı şekilde, müdahalenin kanunlarca, açık bir deyişle Medya Yasası Bölüm 7 ve 7ada öngörüldüğünü belirtmektedir. AİHM ayrıca, yine taraflarca onaylandığı şekilde, AİHSnin 10. maddesinin ikinci paragrafı anlamında, müdahalenin meşru bir amaca açık bir deyişle başkalarının itibar ve haklarının korunması amacına hizmet ettiğini tespit etmektedir.
40. Tarafların iddialarının yoğunlaştığı konu, AİHSnin 10. maddesinin ikinci paragrafı anlamında, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır.
1. Tarafların iddiaları
41. Başvuran şirket bilgi verme hakkına yapılan müdahalenin demokratik bir toplum olmanın gereği olmadığını iddia etmektedir. Hiç şüphe yok ki, başvuran şirketin haber yaptığı olay kamuoyu açısından önem arz eden bir konu ile ilgili soru işaretleri taşımaktadır. Açıkça ifade etmek gerekirse, Aile Mahkemesi tarafından Christianın babasından alınıp annesine teslim edilmesi yönünde alınan kararın ifası sırasında mahkemeler ve görevliler sergiledikleri davranışlar ile kamuoyu açısından önemli soru işaretlerine neden olmuştur. Tüm bunlar kararı uygulamaya çalışan görevlilerin sorgulanması gereken davranışları ile tetiklenmiştir.
42. Basın, konu hakkında Avusturya mahkemelerinin önerdiği şekilde tamamen tarafsız ve temkinli yayın yapamazdı. İlgi ve dikkat çekici unsurları haber ile harmanlayarak kamuoyunun dikkatini çekmek bir anlamda kurumsal bir gereklilik olmuştur. Aksi takdirde halka ulaşılması pratik olarak mümkün olamazdı. Yine aksi takdirde basın okuyucu kitlesini kaybeder ve bundan sonra koruyucu ve uyarıcı rolünü yerine getiremezdi. Bu rolünü yerine getirirken basının haberlerinde abartı ve provokasyon unsurları kullanmaya hakkı vardı. Bu hak yalnızca yazılı haberler ile kısıtlı olmayıp, makaleleri renklendirmek için görüntülerden yararlanılmasında kullanılabilirdi. Başvuran şirketin Christianı yüzünde gergin ve korkulu bir ifadeyle ağabeyine sıkıca tutunmuş bir şekilde gösteren bir fotoğrafı yayınlandığı doğrudur. Ancak bu fotoğraf kamuoyunu duyarsızlık ve ilgisizlikten uyandırmak amacıyla yayınlanmıştır. Asıl soru başvuran şirketin haber yaptığı olayların önem derecesinin başvuran şirket tarafından olaya karışan kişileri acı ve üzüntü içerisinde gösteren fotoğraflar yayınlanmasına makul bir gerekçe sağlayıp sağlamadığı olmalıdır. Yukarıda sıraladığımız nedenlerden ötürü bu soruyu olumlu yönde cevaplamak gereklidir.
43. Başvuran şirket ayrıca Christiana ödenmesine hükmolunan tazminat miktarına da aşırı olduğu gerekçesi ile itiraz etmektedir. Dava konusu makaleler gazetenin ön sayfasında değil yalnızca arka sayfalarında yayınlanmıştır. Christianı korku ve endişe içinde gösteren tek bir fotoğraf tazminata gerekçe olarak gösterilmiştir. Makalelerde yayınlanan diğer fotoğraflarda çocuğun yorumsuz görüntüleri yer almıştır.
44. Hükümet basının kamuoyu açısından gözlemci kuruluş rolünü kabul ederek, söz konusu davada başvuran şirketin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin AİHSnin 10. maddesi ikinci paragrafı uyarınca gerekli olduğunu iddia etmektedir. Hükümet özellikle yerel mahkemelerin başvuran şirketin kamu menfaatini ilgilendiren bir konuda haber yapmaya olan ilgisini, haberi yapılan kişinin özel hayatının korunması hakkı çerçevesinde tartması gerektiğini ileri sürmektedir. Her ikisi de AİHS tarafından eşit şekilde teminat altına alınmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, özel hayatın ve aile hayatının korunması ile ilgili AİHSnin 8. maddesi uyarınca kişilerin kimliklerine saygı gösterilmesini talep etmek hakkı bulunmaktadır. Bu bağlamda her iki menfaati tartarak karar vermenin gerekliliği Medya Yasası Bölüm 7de açıklanmaktadır.
45. Avusturya mahkemeleri başvuran şirket tarafından yayınlanan makaleleri reşit olmayan Christianın özel hayatına ciddi bir ihlal olarak kabul etmiştir. Bölge Mahkemesi, 19 Ekim 2004 tarihli kararında Christianın annesine teslim edilmesi çerçevesinde cereyan eden olaylar ve mahkeme ve görevlilerin sergiledikleri davranışlar hakkında haberlerin yayımlanmasının tamamen kabul edilebilir olduğunu ayrıntılı olarak açıklamış; ancak bunun, başvuran şirkete, haberleri yayımlarken Christianın kimliğini ifşaetmeve Christianı çaresizlik içinde gösterme hakkını vermediğini belirtmiştir. Christianın mağduru olduğu olaylar ile ilgili ayrıntıların anlaşılabilmesi için Christianın kimliğinin ifşa edilmesinin konuyla ilgisiz olduğu ve ayrıca yetkili makamların davranışları hakkında kamuoyu bilinci yaratmak için de bu özel ayrıntıya gerek olmadığı vurgulanmıştır. Bu gibi davalarda Devletin çocukların kişilik bütünlüğüne yapılan ihlallere karşı, özellikle hassas bir grup olan çocukları etkin bir şekilde korunma yükümlülüğü bulunmaktadır.
46. Son olarak Hükümet başvuran şirket tarafından paylaşılan bilginin geniş kitlelere ulaştığı ve kamuoyunu etkilediğinden hareketle, Christiana ödenmesi hükmolunan ve olası tazminat üst limitinin çok altında olan 9.000 Euroluk tazminatın da orantısız olmadığını savunmaktadır.
2. AİHMin değerlendirmeleri
(a) Genel ilkeler hakkında
47. AİHMin yerleşik içtihatları uyarınca, Mahkemenin müdahalenin demokratik bir toplumda da gerekli olup olmadığını değerlendirmek için AİHMin dava konusu olan müdahalenin ivedi bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını, yerine getirilmek istenen meşru amaç ile orantısal olup olmadığını ve yerel makamların yaptıkları müdahaleyi haklı çıkarmak üzere öne sürdükleri nedenlerin ilgili ve yeterli olup olmadığını tespit etmesi gerekmektedir (bkz., örneğin The SundayTimes v. Birleşik Krallık (no.1), 26 Nisan 1979, § 62, Seri A no. 30) Bu tür bir ihtiyaca yer olup olmadığını ve hangi tedbirlerin kullanılacağını belirlemek üzere ulusal makamlara belli bir takdir yetkisi bırakılmıştır. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Uygulanacak kısıtlamanın, 10. madde ile teminat altına alınan ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında nihai kararı vermekle görevli AİHM aracılığıyla gerçekleştirilen Avrupa denetimi ile uyum içinde olmalıdır. (bkz., örneğin Bladet Tromsø ve Stensas v. Norveç (GC), no. 21980/93 §58, AİHM 1999-III).
48. AİHMin vereceği kararı etkileyecek önemli bir faktör basının demokratik toplumdaki temel rolüdür. Her ne kadar basının özellikle başkalarının itibar ve haklarının korunması ya da adaletin sağlanması olmak üzere belli sınırları aşmaması gerekli olsa da, basının görevi yükümlülük ve sorumlulukları çerçevesinde kamu menfaatini ilgilendiren konularda bilgi ve fikir paylaşmaktır. (bkz., örneğin yukarıda atıfta bulunulan Bladet Tromsø ve Stensas, §59, ve daha yakın tarihli Flinkkilä ve diğerleri v. Finlandiya, no.25576/04, §73, 6 Nisan 2010). İfade özgürlüğü hakkının ayrılmaz bir parçası olan görev ve sorumluluklar nedeniyle, genel menfaatleri ilgilendiren konularda haber yapma açısından 10. Maddenin gazetecilere getirdiği teminat bir şarta tabidir. Gazeteciler faaliyetlerinde iyi niyet çerçevesinde ve gerçeklere dayalı olarak hareket etmek ve gazetecilik etik kuralları çerçevesinde güvenilir ve öz bilgiler vermek zorundadır. (bkz., örneğin Fressoz ve Roire v. Fransa (GC), no. 29183/95, § 54, AİHM 1999-I ve daha yakın tarihli, Eerikäinen ve diğerleri v. Finlandiya, no. 3514/02, § 60, 10 Şubat 2009).
49. Nesnel ve dengeli habercilik yöntemleri farklılık gösterebildiğinden, ne AİHM ne de ulusal mahkemeler basının hangi habercilik tekniklerini kullanması gerektiği konusunda kendi görüşünü bildirmez. (Jerslid v. Danimarka, 23 Eylül 1994, § 31, Seri A. No. 298) Yayıncılıkla ilgili takdir yetkisi sınırsız değildir. Yalnızca basının bilgi ve fikirleri paylaşma görevi yoktur, aynı zamanda kamuoyunun da bu bilgi ve fikirleri alma hakkı vardır. Aksi takdirde, basın çok önemli olan gözlemci kuruluş rolünü yerine getiremezdi. (Observer ve Guardian v. Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991, § 59 Seri A. No.216; Thorgeir Thorgeirson v. İzlanda, 25 Haziran 1992, § 63 Seri A. No. 239; Bladet Tromsø ve Stensas v. Norveç (GC), no. 21980/93, § 62, AİHM 1999-III; ve daha yakın tarihli Gutiérrez Suarez v. İspanya, no. 16023/07, §25, 1 Haziran 2010).
50. AİHM her zaman genel menfaatleri ilgilendiren konulara fotoğraf ve makaleler ile basının yaptığı katkıların altını çizmektedir. (bkz., örneğin Standard Verlags GmbH v. Avusturya (no.2), no. 21277/05 § 46, 4 Haziran 2009, ek atıfları ile birlikte) Ancak halktan bir kişinin özel hayatının ayrıntıları ile ilgili yalnızca belli bir okuyucu kitlesinin merakını tatmin etmek üzere fotoğraf ve makale yayımlanması söz konusu kişi halk tarafından tanınıyor olsa bile, kamuoyunun genel menfaatlerini ilgilendiren konulara katkı sağlamak olarak kabul edilemez. Bu gibi durumlarda ifade özgürlüğü daha sınırlı bir şekilde yorumlanmaktadır. (bkz., örneğin MGN Limited v.Birleşik Krallık, no.39401/04, § 143, 18 Ocak 2011 ve Von Hannover v. Almanya, no. 59320/00, §65-66, AİHM 2004- VI). Buna ek olarak ifade özgürlüğü fotoğraf yayınlanmasını da kapsamasına rağmen, bu alan başkalarının itibar ve haklarının korunmasının özel bir önem arz ettiği bir alandır. Magazin basınında yayınlanan fotoğraflar sürekli taciz unsuru olarak görülmekte ve ilgili kişinin özel hayatına tecavüz edildiğini ve hatta kendisine zulüm edildiğini hissetmesine yol açmaktadır. (bkz., örneğin yukarıda atıfta bulunulan Von Hannover v. Almanya, §59, ve Hachette Filipacchi Associés v. Fransa, no. 71111/01, § 42, 14 Haziran 2007).
51. Söz konusu dava bir taraftan kamuoyunu ilgilendiren devam etmekte olan adli yargılama ve mahkemelerin verdikleri kararların uygulanması konularında halkın bilgilendirilmesi kapsamında AİHSnin 10. maddesi uyarınca basının sahip olduğu hakları ilgilendirirken, diğer taraftan devam eden yargılamanın konusunu teşkil eden ve özelikle de reşit olmayan kişilerin korunması açısından AİHSnin 8. maddesi uyarınca Devletin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerini ilgilendirmektedir. İlgili makamların AİHS tarafından teminat altına alınan ancak bunun gibi davalarda birbirleri ile çelişen bir duruma sebep olan iki değer - diğer bir deyişle 10. madde ile teminat altına alınan ifade özgürlüğü ve 8. madde ile teminat altına alınan özel hayatın korunması - arasında adil bir denge gözetip gözetmediklerini tespit etmeye çalışırken AİHM yayınlanan bilgiler kapsamında kamu menfaati ile özel hayatın korunması arasında bir denge kurmak durumundadır. (bkz., örneğin Hachette Filipacchi Associés v. Fransa, no.71111/01, § 43, AİHM 2007-VII). Birbirleri ile çelişebilen menfaatler arasında denge kurulması zordur. Taraf Devletlerin bu anlamda takdir sınırları geniş olmalıdır. Zira ilke olarak ulusal makamlar AİHS tarafından teminat altına haklardan bir tanesine yapılan müdahalenin acil bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirme açısından AİHMden daha uygun bir durumdadır. (bkz., örneğin yukarıda atıfta bulunulan MGN Limited, §142, ve yukarıda atıfta bulunulan Egeland ve Hanseid v. Norveç, § 55).
(b) Söz konusu ilkelerin mevcut davaya uygulanması hakkında
52. Söz konusu davada başvuran şirket gazetesi Kurierde 29 Ocak 2004 ile 13 Şubat 2004 tarihleri arasında çocukları Christianın velayeti üzerinde bir anlaşmazlık yaşayan anne ve baba hakkında üç makale yayınlamıştır. Velayet davasında yetkili mahkemeler babanın velayet talebini reddetmiş ve baba da mahkemenin kararına uymamıştır. Christian ve babası kaçıp saklandıkları için kararın ifa edilebilmesi için yapılan çeşitli girişimler sonuçsuz kalmıştır. Ocak 2004 tarihinde yetkili mahkeme Christianın cebren mahkeme huzuruna getirilmesini emretmiştir. 26 Ocak 2004 tarihinde görevliler Christianın babasının evine giderek çocuğu teslim almaya çalışmıştır. Ancak Christian ağlayarak direnç göstermiştir. Söz konusu sahneler kendilerine bilgi verilen ve olay yerine gelen birçok gazeteci tarafından görüntülenmiş ve medyada özellikle de başvuran şirketin gazetesinde geniş yankı bulmuştur. Başvuran şirketin gazetesi bu dava hakkında haber yapmış ve yayımlanan makalelerde Christianın kimliği, aile hayatı ve velayet anlaşmazlığı hakkında ayrıntılar ifşa edilmiştir. Makalelerde Christiana ait fotoğraflar kullanılmış ve bu fotoğraflar da çocuğun kimliği gizlenmemiştir. Özellikle kullanılan fotoğraflardan bir tanesinde 26 Ocak 2004 tarihinde mahkeme görevlilerinin müdahalesi sırasında Christian yüzünde gergin ve korkulu bir ifadeyle görüntülenmiştir.
53. Bunun üzerine Christian, Medya Yasası kapsamında başvuran şirketi dava etmiş ve özel hayatını ihlal eden haberler yapmalarından (Medya Yasası Bölüm 7) ve bir suçun mağduru olan kişinin kimliğini kamuoyuna ifşa eden haberler yapmalarından (Medya Yasası Bölüm 7a) ötürü tazminat talebinde bulunmuştur. 19 Ekim 2004 tarihinde Viyana Bölge Ceza Mahkemesi başvuran şirket aleyhinde karar vermiş ve şirketi tazminat ödeme ve kararı gazetesinde yayımlama cezasına çarptırmıştır. Temyiz başvurusu sonrasında Temyiz Mahkemesi 21 Eylül 2005 tarihinde yapılan haberlerin kişinin özel hayatına müdahale etmeme yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetmiş ancak diğer tazminat talep nedeni olan bir suçun mağduru olan kişinin kimliğini kamuoyuna ifşa etme suçunu reddetmiştir. Tazminat miktarını makale başına 3.000 Euroya indirerek, toplam 9.000 Euro tazminat miktarına hükmetmiştir. Bölge Mahkemesi de Temyiz Mahkemesi de yapılan haberlerin Christianın özel hayatının korunması hakkını ihlal ettiğinde görüş birliğine varmış ve çocuğun kimlik bilgilerinin ifşa edilmesinin ve aile hayatı, sağlığı ve duygusal durumu hakkında ayrıntılı bilgiler verilmesinin; ya da mahkemenin çocuğun babasından alınıp annesine teslim edilmesi yönündeki kararının uygulanabilmesi için yapılan başarısız girişim sırasında çocuğu korku ve endişe içinde gösteren fotoğraflar çekilmesinin kamu menfaatleri açısından üstünlük ve öncelik arz etmediğini tespit etmiştir.
54. AİHM, 10. maddenin ikinci paragrafı kapsamında söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirebilmek için Bölge Mahkemesi ve Temyiz Mahkemesinin ileri sürdüğü gerekçeleri hiç şüphesiz konu ile ilgili olarak görmektedir. AİHM bir sonraki adım olarak bunların yeterli olup olmadığını değerlendirecektir.
55. AİHM söz konusu davanın 10. madde kapsamında başvuran şirketin ifade özgürlüğü hakkı ile Christianın özel hayatının korunması hakkı arasındaki denge ile ilişkili olduğu konusunda yerel mahkemeler ile aynı görüşü paylaşmaktadır. Bu gibi davalarda AİHM ilgili kişinin söz konusu haberlerdeki konumunu dikkate almaktadır. AİHM ilgili kişinin kamuoyuna mal olmuş bir kişi olup olmadığına ya da kamuoyu önüne yeni çıkıp çıkmadığına bakmaktadır. (bkz., örneğin yukarıda atıfta bulunulan Flinkkilä ve diğerleri v. Finlandiya, § 83, ve yukarıda atıfta bulunulan Eerikäinen ve diğerleri v. Finlandiya, § 66). Diğer önemli bir unsur da basında yer alan makalelerin ya da fotoğrafların genel menfaatlerle ilgili bir tartışmaya katkı koyup koymadığıdır. (bkz., örneğin yukarıda atıfta bulunulan Flinkkilä ve diğerleri, § 76, ve yukarıda atıfta bulunulan Eerikäinen, § 66).
56. Söz konusu davada Christian kamuoyuna mal olmuş bir kişi değildir. Ayrıca AİHM kamuoyunun ilgisini çeken, Christianın anne ve babası arasındaki velayet anlaşmazlığında mağdur olan Christianın kamuoyu önüne çıktığı kanaatinde değildir.
57. AİHM buna ek olarak davaya konu makalelerin kamuoyunu ilgilendiren bir konuyu ele aldığını göz önünde bulundurmaktadır. Bu konu da velayet kararlarının uygun bir şekilde ifa edilmesi ve bu kararların ifasında güç kullanılıp kullanılmayacağı, ve kullanılacak ise, ne ölçüde kullanılacağıdır. Bu tür bir konu, söz konusu davada da olduğu gibi, kamuoyunda bir tartışmaya yol açabilmektedir. Ne Chirstian, ne de anne ve babası kamuoyuna mal olmuş kişiler olmadıklarından ve hiçbiri daha önce kamuoyunda yer almadıklarından, davanın daha iyi anlaşılabilmesi için çocuğun kimlik bilgilerinin ifşa edilmesinin gerekli olduğu düşünülemez. (bkz., örneğin Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlags-gesellschaft mbH (no.2) v. Avusturya (dec), no.62746/00, 14 Kasım 2002). Bu bağlamda AİHM başvuran şirketin Christianın davası ile ilgili ayrıntılar hakkında, özellikle de 26 Ocak 2004 tarihinde mahkemenin verdiği velayat kararını ifa etmeye çalışırken mahkeme görevlilerinin sergiledikleri sorunlu davranışlar hakkında haber yapmasının kabul edilebilir olduğunu; ancak bu haberlerde Christianın kimliğinin ifşa edilmemesi, çocukla ilgili özel aytıntılara girilmemesi ya da çocuğun tanınabileceği şekilde bir fotoğrafının kullanılmaması gerektiğini öngörmektedir.
58. Başvuran şirket Christianı yüzünde gergin ve korkulu bir ifadeyle ağabeyine sıkıca tutunmuş bir şekilde gösteren bir fotoğrafı yayımlamasının kamuoyunu duyarsızlık ve ilgisizlikten uyandırmak için gerekli olduğunu; aksi takdirde basının koruyucu ve uyarıcı rolünü yerine getiremeyeceğini iddia etmiştir. Ancak AİHM geçmişte verdiği kararlarda kamuoyuna mal olmuş bir kişinin özel hayatının ayrıntıları ile ilgili yalnızca belli bir okuyucu kitlesinin merakını tatmin etmek üzere fotoğraf ve makale yayınlanmasını söz konusu kişi halk tarafından tanınıyor olsa bile, kamuoyunun genel menfaatlerini ilgilendiren konulara katkı sağlamak olarak kabul etmemiştir. Bu gibi durumlarda ifade özgürlüğü daha dar yorumlanmaktadır. (bkz., yukarıda atıfta bulunulan MGN Limited, § 143, diğer atıflar ile birlikte). AİHM bu görüşlerin kamuoyuna mal olmayan Christian gibi kişilere de uygulanmasını öngörmektedir.
59. Diğer taraftan hiç şüphe yok ki, velayet anlaşmazlığının mağduru haline gelen ve kamuoyu sahnesine kendi isteğiyle adım atmamış olan reşit olmayan bir kişinin özel hayatı, içinde bulunduğu çok hassas durum nedeniyle özel olarak korunma gerektirmektedir.
60. Son olarak AİHM başvuran şirketin bilgi verme hakkına yapılan müdahaleyi orantısal bulmuştur. Başvuran şirket bir ceza yargılaması sonrası para cezasına çarptırılmamıştır, aksine özel hayatının korunması hakkı ihlal edilen bir kişinin maruz kaldığı zarar nedeniyle tazminat ödemekle cezalandırılmıştır. 9.000 Euro tutarındaki tazminat, yayımlanan üç makale ile ilişkilidir. Makalelerin uzunlukları, içerikleri, verdikleri ayrıntılar ve yayımlanan fotoğraflar dikkate alındığında velayet anlaşmazlığının mağduru olan Christianın içinde bulunduğu hassas duruma yapılan bir müdahale olduğundan ve söz konusu makaleler başvuran şirketin yayın organında geniş kitleler ile paylaşıldığından öngörülen tazminat miktarı makul bulunmuştur.
61. Özet olarak AİHM, başvuran şirketi Christianın özel hayatına yaptığı müdahale nedeniyle tazminat ödemek ile cezalandıran Devletin özel hayatın korunması ihtiyacını değerlendirirken kendisine verilen takdir yetkisini sınırları içinde kullandığına karar vermiştir. Bölge Mahkemesi ve Temyiz Mahkemesinin kararları neticesinde başvuran şirketin ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın ilgili ve yeterli gerekçelerle desteklendiğine ve ulaşılmaya çalışılan meşru amaçlarla orantısal olduğuna kanaat getirilmiştir.
62. Bu nedenle de AİHSnin 10. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
İŞBU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan eder.
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 19 Haziran 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy