(AİHS m. 10, 34, 35, 44) (ANIMAL DEFENDERS INTERNATIONAL - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (JERSILD - DANİMARKA DAVASI) (CASTELLS - İSPANYA DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 64569/09)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2013
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Delfi AS / Estonya davasında,
Başkan
Isabelle Berro-Lefèvre,
Yargıçlar
Elisabeth Steiner,
Khanlar Hajiyev,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Ksenija Turkovic,
Dmitry Dedov ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı André Wampachın katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Bölüm),
17 Eylül 2013 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, Söz konusu tarihte alınan aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Mahkemeye 4 Aralık 2009 tarihinde Estonyada kayıtlı halka açık limited bir şirket olan Delfi AS ("başvuran şirket") tarafından Estonya Cumhuriyeti aleyhinde yapılan bir başvuru (No. 64569/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran şirket, Talinde görev yapmakta olan avukat V. Otsmann tarafından temsil edilmiştir. Estonya Hükümeti ("Hükümet"), Dışişleri Bakanlığından kendi görevlisi M. Kuurberg tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran şirket, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, 11 Şubat 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda karar verileceği bildirilmiştir (29. maddenin 1. fıkrası)
5. Varşovada bulunan ve Cumhurbaşkanının davaya üçüncü taraf olarak müdahil olma izni verdiği Helsinki İnsan Hakları Vakfının yazılı görüşleri alınmıştır (Sözleşmenin 36. maddesinin 2. fıkrası ve İç Tüzükün 44. maddesinin 2. fıkrası).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran şirket; Estonyada kayıtlı, halka açık bir limited şirkettir (aktsiaselts).
A. Davanın Arka Planı
7. Başvuran şirket, günde 330a yakın haber makalesi yayınlayan internet haber portalı Delfinin sahibidir. Delfi, Estonyada internet üzerindeki en büyük haber portallarından biridir. Estonyada Eston ve Rus dillerinde haberler yayınlamakta ve ayrıca Letonya ve Litvanyada faaliyet göstermektedir.
8. Söz konusu zamanda, haber makalelerinin sonunda, "yorum ekle" ibaresi ile yorumlar, yorum sahibinin ismi ve e-posta adresi (isteğe bağlı) için ayrılmış alanlar bulunmaktaydı. Bu alanların altında "yorumu yayınla" ve "yorumları oku" butonları yer almaktaydı. Başkaları tarafından eklenen yorumları okumaya ayrılan kısım, "yorumları oku" butonuna tıklamak suretiyle erişilebilen ayrı bir alandı. Yorumlar otomatik olarak yüklenmekte ve dolayısıyla başvuran şirketin düzeltme veya denetiminden geçmemekteydi. Makaleler, günde yaklaşık 10.000 okuyucu yorumu almakta ve bu yorumların çoğu takma adlar altında gönderilmekteydi.
9. Bununla birlikte, uygulamada ihbar üzerine kaldırma sistemi mevcuttu; buna göre herhangi bir okuyucu bir yorumu leim (Eston dilinde internet üzerinde bulunan, hakaret içerikli, alaycı veya nefret uyandırıcı iletiler için kullanılan bir sözcük) olarak işaretleyebilmekte ve yorum hızlı bir şekilde sayfadan kaldırılmaktaydı. Ayrıca, bir kısım edebe aykırı sözcük köklerini içeren yorumların otomatik olarak silinmesine yönelik bir sistem bulunmaktaydı. ilaveten, küçük düşürücü bir yorum mağduru doğrudan başvuran şirkete ihbarda bulunabilmekte; bu durumda yorum derhâl siteden kaldırılmaktaydı.
10. Başvuran şirket; kullanıcılara yorumların kendi görüşü olmadığını ve içeriklerinden yorumları yazan kişilerin sorumlu olduğunu bildirmek üzere gayrette bulunmuştur. Delfinin internet sayfasında -Yorum Kuralları yer almakta ve söz konusu kurallar şunları içermekteydi:
-Delfi ileti panosu, kullanıcılara yorum yayınlama olanağı sağlayan teknik bir araçtır. Delfi, yorumlar üzerinde düzeltme yapmaz. Yorum yazan kişi, yorumundan sorumludur. Estonya mahkemelerinde yorum sahiplerinin bir yorumun içeriği nedeniyle cezalandırıldığı davalar olduğunun belirtilmesi önem arz etmektedir(
)
Delfi, kullanım kurallarıyla bağdaşmayan içeriğe sahip yorumları yasaklar.
Bu yorumlar:
- tehdit içeren,
- hakaret içeren,
- düşmanlık ve şiddet uyandıran,
- yasadışı faaliyetlere kışkırtan,(...)
- edebe aykırı ifadeler ve kaba sözler içeren, (...)
yorumlardır.
Delfi, bu tür yorumları kaldırma ve yazarlarının yorum yazmaya erişimlerini kısıtlama hakkına sahiptir.
Metin içerisinde ihbar üzerine kaldırma sisteminin işleyişi de açıklanmaktaydı.
11. Hükümet, küçük düşürücü ve aşağılayıcı yorumlar yayınlama konusunda Delfinin Estonyada kötü bir geçmişinin bulunduğunu savunmuştur. Nitekim haftalık gazete Eesti Ekspress; 22 Eylül 2005 tarihinde yayın kurulundan Adalet Bakanına, Cumhuriyet Başsavcısına ve Yüksek Yargı Denetçisine, içerisinde Estonyada halka açık internet sitelerinde insanlarla mütemadiyen alay edildiği hususunun ifade edildiği açık bir mektup yayınlamıştır. Delfi, acımasız ve küstah bir alay kaynağı olarak anılmıştır.
B. İnternet Haber Portalında Yayınlanan Söz Konusu Makale ve Yorumlar
12. Başvuran şirket, 24 Ocak 2006 tarihinde "SLK, Planlanan Buz Yolunu Yok Etti" başlığı altında bir makale yayınlamıştır. Buz yollan, kış mevsiminde donan deniz üzerinde Estonya ana karası ile bir kısım adalar arasında açık olan devlet yollarıdır. SLK kısaltmasının açılımı, AS Saaremaa Laevakompaniidir (halka açık limited bir şirket olan Saaremaa Taşımacılık Şirketi). SLK, ana kara ile bazı adalar arasında halka açık feribot taşımacılığı hizmeti sağlamaktadır. L., söz konusu zamanda SLK teftiş kurulu üyesi ve şirketin tek ya da hâkim hissedarıydı.
13. Makale, 24 ve 25 Ocak 2006 tarihlerinde 185 yorum almıştır. Bunlardan yaklaşık yirmisi; L. aleyhine yöneltilen kişiye yönelik tehditler ve onur kırıcı bir dil içermekteydi.
14. L.nin avukatları, 9 Mart 2006 tarihinde başvuran şirketten onur kırıcı yorumları kaldırmasını istemiş ve manevi zararı tazmin için 500.000 kron (EEK) (yaklaşık 32.000 avro (EUR)) talep etmiştir. Söz konusu talep, aşağıdaki yirmi yoruma ilişkindir:
" 1. (V)äinameride akıntılar var.
2. açık deniz bahsettiğin yerlere daha yakın ve buz da daha ince.
Öneri - 1905 yılındaki gibi yapalım, sopalarla (K)uressaareye gidelim ve (L.) ile (Le.)yi çuvala koyalım
2. lanet olası aptallar(...)
o tekel ve Devlet destekleri sayesinde her şekilde para içerisinde yüzüyorlar ve şimdi arabalar birkaç gün için onların ceplerine hiçbir şey doldurmadan adalara gidebilecek diye korkmaya başladılar. kendi geminde yanasın, hasta Yahudi!
3. iyi ki (La.nın) girişimi hararetli internet yorumcularının hatlarını çökertmedi. Devam millet, (L.) fırına!
4. (küçük L.) git de kendini boğ sen
5. aha.(.. )(ben) bunun kazara olduğuna neredeyse hiç inanamıyorum... lanet olası puştlar
6. alçak herif!!! (Rus dilinde)
7. Ne mızmızlanıyorsunuz, bu piçi bir an evvel öldürün(.) Gelecekte diğerleri ... neyi tehlikeye attıklarını bilirler, hatta ellerinde yalnızca önemsiz bir hayat olur.
8. (...) (sonuna kadar) haklı. Linç edilmeli, diğerlerini (adalıları) ve adam müsveddelerini uyarmalı. O zaman bir daha hiç böyle bir Gey yapılmaz! Her halükarda, (L.) bunu fazlasıyla hak ediyor, değil mi.
9. iyi adam (uzun) yaşar, boktan adam (ya bir ya iki gün)
10. Bir buz yolu olsaydı, dolu bir araba için (insan) kolaylıkla 500 tasarruf edebilirdi, lanet olası (L.) bu sisteme para ödüyor, madem feribotların o kadar iyi buz kırıcı, öyleyse seferlerin neden 3 (saat) sürüyor, git de Pärnu limanında buz kır (
) ya da, yemişim parasını, ben her hâlükârda (boğazı) geçeceğim ve eğer boğulursam, bu senin suçun.
11. ve kimse bu pisliklere karşı koyamıyor mu?
12. (Saaremaa ve Hiiumaa adaları sakinleri), bu salağa 1:0 yapın.
13. (L.)nin Saaremaada benzetilip benzetilmeyeceğini merak ediyorum. bunun gibilerine gününü göstermeli.
14. İnsanlar birkaç gün internette çene çalacak, ama dolandırıcılar (ve de arkası sağlam olanlar ve bizi temsil etmeleri için bizzat seçtiklerimiz) parayı cebe indirecek ve bu hararetli konuşmalara dikkat etmeyecekler - kimsenin bunu salladığı yok.
Bir zamanla (M.) ve diğer büyük dolandırıcılar da patronluk taslardı ama açgözlülükleri geri tepti (Huzur içinde Yatsınlar). Bu dolandırıcılarınki de er ya da geç geri tepecek. Ne ekerlerse, onu biçerler; ama yine de (devlet onların karşısında güçsüz olduğundan - zira gerçekte devleti yönetenler onlar, linçle) baskı altında tutulmamalılar; çünkü onlar yalnızca bugün için yaşarlar. Yarın, benden sonrası tufan.
15. bu (V.)ye bir gün kolayından patlatacağım ben.
kahretsin, ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Saaremaa kargaları - bir domuz kesilecek düşüncesiyle - orada. asla.
16. piçler!!!! Ofelianın da buz sınıfı var, dolayısıyla bu, neden Olanın gerekli olduğuna hiçbir Gekilde mazeret olamaz!!!!
17. Pislikler tarafından yönetilen (ve) pislikler tarafından finanse edilen Estonya Devleti, elbette pisliklerin toplum karşıtı eylemlerini önleyemez veya cezalandıramaz. Ama eee, her (L.)nin kendi St. Michael günü vardır ve bu hiçbir şekilde koçun St Michael gününe benzemez. Aslında (L.) için üzgünüm - nihayetinde bir insan
:D:D:D
18. (...) bu eylemlerden sonra, olur da (L.nin) birden hastalık iznine ayrılması gerekirse ve bu da bir sonraki buz yolunun yok edilişine denk gelirse (
) (o zaman) üçüncü bir kez domuz gibi davranmaya cesaret eder mi?:)
19. kahrolası piç, o (L.) çok geçmeden eve benim bebeğimle gidebilirdi... ne olursa olsun şirketi normal bir feribot hizmeti garanti edemiyor ve fiyatlar öyle ki... gerçekten tiksindirici (...) bu kimlerin ceplerini ve ağzını parayla doldurdu da, her sene domuz gibi davranıyor sorusu geliyor akla
20. pislikten ekmek çıkmaz, gazete ve internet her şeye direnir, hakikaten yalnızca kendimiz eğlenmek için (devlet ve (L.) insanların düşüncesini gerçekten umursamıyor)(...) yalnızca eğlenmek amaçlı, para hırsı olmadan - (L.nin) kulağına işer ve de kafasına sıçarım:)
15. Onur kırıcı yorumlar aynı gün başvuran şirket tarafından kaldırılmıştır.
16. Başvuran şirket, 23 Mart 2006 tarihinde L.nin avukatlarından gelen talebe cevap vermiştir. Şirket, L.ye, söz konusu yorumların ihbar üzerine kaldırma yükümlülüğü gereğince kaldırıldığını bildirmiş ve tazminat talebini reddetmiştir.
C. Başvuran Şirket Aleyhindeki Hukuk Yargılamaları
17. L., 13 Nisan 2006 tarihinde Harju İl Mahkemesinde başvuran şirket aleyhinde bir hukuk davası açmıştır.
18. Başvuran şirketin temsilcileri, 28 Mayıs 2007 tarihli duruşmada, "Bronz Gece" (2007 yılının Nisan ayında Bronz Asker anıtının taşınmasıyla bağlantılı halk ayaklanmaları) gibi olaylarda, Delfinin portaldan günde 5.000-10.000 yorum kaldırdığını ve bunu da kendi inisiyatifinde gerçekleştirdiğini savunmuştur.
19. L.nin talebi, 25 Haziran 2007 tarihli bir kararla reddedilmiştir. İl Mahkemesi; Elektronik Ticaret Direktifıne (Elektronik Ticaret Başta Olmak Üzere İç Pazarda Bilgi Toplumu Hizmetlerinin Belirli Yönleri Hakkında 8 Haziran 2000 tarihli ve 2000/3 İ/AT sayılı, Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi) dayalı Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanunu (Infoühiskonna teenuse seadus) uyarınca başvuranın sorumluluğunun ortadan kalktığına hükmetmiştir. Yerel mahkeme, başvuran şirketin haber portalındaki yorum ortamının, portalın habercilik kısmından ayrı tutulması gerektiğine kanaat getirmiştir. Bunlardan ilki olan yorum ortamının başvuran şirket tarafından idaresi, temelde mekanik ve pasif bir nitelikteydi. Başvuran şirketin, yorumların yayınlayıcısı olarak düşünülmesi mümkün olmadığı gibi, bu yorumlan izleme konusunda da hiçbir yükümlülüğü bulunmamaktaydı.
20. Talin istinaf Mahkemesi, 22 Ekim 2007 tarihinde L.nin temyiz talebini kabul etmiştir. İstinaf Mahkemesi, Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanunu uyarınca başvuran şirketin sorumluluğunun kalkmış olduğuna hükmetmede İl Mahkemesinin hatalı olduğuna kanaat getirmiştir. İl Mahkemesinin kararı bozulmuş ve dava, yeniden ele alınmak üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmiştir.
21. Yüksek Mahkeme, 21 Ocak 2008 tarihinde, başvuran şirketin temyizini incelemeyi reddetmiştir.
22. Harju İl Mahkemesi, 27 Haziran 2008 tarihinde davayı yeniden inceleyerek L. lehine karar vermiştir. İstinaf Mahkemesinin talimatlarına uygun olarak, Borçlar Kanununa (Völaöigusseadus) istinaden Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanununun mevcut dava açısından uygulanamaz olduğuna hükmetmiştir. İl Mahkemesi; başvuran şirketin, internet sitesi üzerinde, yorumların düzeltilmediğine, kullanım kurallarına aykırı yorumlar eklemenin yasak olduğuna ve başvuran şirketin bu tür yorumları kaldırma hakkının saklı olduğuna dair bir not koymuş olduğunu kaydetmiştir. Uygulamaya, kullanıcıların, her tür uygunsuz yorum hakkında başvuran şirkete bildirimde bulunabildiği bir sistem konulmuştur. Bununla birlikte, İl Mahkemesi, bunun yetersiz olduğuna ve başkalarının kişilik haklarına yönelik yeterli koruma sağlamadığına kanaat getirmiştir. Mahkeme, yorumları yayınlayanın başvuran şirketin kendisinin olduğunun düşünülmesi gerektiğine ve şirketin yalnızca yorumların içeriğinden sorumlu olmadığına dair bir feragatname yayınlayarak sorumluluğu üstünden atamayacağına karar vermiştir.
23. İl Mahkemesi, Delfi haber portalında yayınlanan haber makalesinin orantılı/makul bir makale olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşın, çok sayıda yorum şekil bakımından kabaydı; aşağılayıcı ve küçük düşürücüydü ve L.nin onurunu, haysiyetini ve itibarını zedelemişti. Yorumlar, haklı eleştiri sınırlarını aşmış ve adi hakaret derecesine varmıştır. Mahkeme, ifade özgürlüğünün mevzu bahis yorumları kapsayacak kadar geniş olmadığı ve L.nin kişilik haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Manevi tazminat olarak, L.ye 5.000 EEK (320 EUR) ödenmesine hükmedilmiştir.
24. Talin İstinaf Mahkemesi, 16 Aralık 2008 tarihinde İl Mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuran şirketin, haber portalına eklenen yorumlar üzerinde ön denetim gerçekleştirmeye mecbur olmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte, ön denetim gerçekleştirmemeyi tercih ettiği için, hukuka aykırı yorumların portaldan hızla kaldırılmasını sağlayacak etkili başka bir sistem oluşturması gerekmekteydi. İstinaf Mahkemesi, başvuran şirket tarafından alınan tedbirlerin yetersiz olduğuna ve yorumları izleme külfetinin olası mağdurlar üzerine yüklenmesinin iyi niyet ilkesine aykırı olduğuna kanaat getirmiştir.
25. İstinaf Mahkemesi, başvuran şirketin, Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanununa istinaden sorumluluğunun ortadan kalkmış olduğu yönündeki iddiasını reddetmiştir. Mahkeme; yorumlar konusunda başvuran şirketin, teknik bir aracı olmadığını ve faaliyetinin yalnızca teknik, otomatik ve pasif nitelikte olmadığını, bunun yerine kullanıcıları yorum eklemeye davet ettiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, başvuran şirket, teknik hizmetten ziyade bir içerik hizmetleri sağlayıcısıydı.
26. Yüksek Mahkeme, 10 Haziran 2009 tarihinde başvuran şirketin temyiz başvurusunu reddetmiştir. İstinaf Mahkemesinin kararını esas yönünden onamış; ancak gerekçesini kısmen değiştirmiştir.
27. Yüksek Mahkeme, alt mahkemelerin Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanununa getirdiği yorumu onaylamış ve söz konusu Kanun ile Elektronik Ticaret Direktifi kapsamına giren bir bilgi toplumu hizmeti sağlayıcısının, hem aktarılan veya saklanan bilgiler hakkında bilgi sahibi olmadığını ve hem de bu bilgiler üzerinde denetiminin olmadığını yinelemiştir. Buna karşın, bir içerik hizmetleri sağlayıcısı, saklanmakta olan bilginin içeriğini yönetmekteydi. Mevcut davada başvuran şirket, yorum ortamını kendi haber portalı içerisine dâhil etmiş olup; kullanıcıları yorum eklemeye davet etmekteydi. Yorum sayısının, portala yapılan ziyaret sayısı ve başvuran şirketin portalda yayınlanan reklamlardan elde ettiği gelir üzerinde etkisi vardı. Dolayısıyla, başvuran şirketin yorumlarda ekonomik bir menfaati vardı. Yorumları başvuran şirketin kendisinin yazmamış olması, şirketin yorum ortamı üzerinde hiçbir denetimi olmadığı anlamına gelmemekteydi. Şirket, yorum kuralları yayınlamıştı ve kuralların ihlal edilmesi halinde, yorumları kaldırmaktaydı. Bunun aksine, kullanıcılar ekledikleri yorumları değiştirememekte ya da silememekteydi; yalnızca edebe aykırı yorumları bildirebilmekteydiler. Bu nedenle, başvuran şirket hangi yorumların yayınlanıp hangi yorumların yayınlanmayacağını belirleyebilmekteydi. Bu imkândan hiç yararlanmamış olması, yorumların yayınlanması üzerinde denetiminin olmadığı anlamına gelmemekteydi.
28. Yüksek Mahkeme ayrıca, mevcut davada hem başvuran şirketin hem de yorum sahiplerinin yorumların yayıncısı olarak düşünülmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Bu bağlamda ayrıca, bir internet portalı yöneticisinin ekonomik menfaatine ve bunun da söz konusu yöneticiyi, yazılı basın yayıncısına benzer şekilde, müteşebbis bir yayıncı kıldığına atıfta bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, davacının davayı kimin aleyhinde açacağını seçme konusunda özgür olduğunu ve L.nin başvuran şirket aleyhinde dava açmaya karar vermiş olduğunu tespit etmiştir.
29. Yüksek Mahkeme; başkalarının zarar görmesine sebebiyet vermekten kaçınma konusunda sahip olduğu yasal yükümlülüğüne istinaden, başvuran şirketin açıkça hukuka aykırı yorumların yayınlanmasını engellemesi gerektiğine karar vermiştir. İlaveten şirket, yorumlar yayınlandıktan sonra, hukuka aykırı olduklarının farkına vardığı halde, söz konusu yorumları kendi inisiyatifiyle kaldırmamıştır. Mahkemeler, haklı olarak, başvuran şirketin harekete geçmemesinin yasaya aykırı olduğuna hükmetmiştir.
D. Müteakip Gelişmeler
30. 1 Ekim 2009 tarihinde kendi internet sitesinde yayınladığı bilgiye göre Delfi, yorum sahibi yorum kurallarını okuyup kabul edinceye dek onur kırıcı yorumlarda bulunan kişilerin yeni bir yorum eklemesine izin vermemekteydi. Ayrıca Delfinin, siteye eklenen yorumlar üzerinde ek denetim gerçekleştiren moderatörlerden oluşan bir ekip kurmuş olduğu bildirilmiştir. Moderatörler ilk önce, uygunsuz yorumlara ilişkin tüm kullanıcı bildirimlerini gözden geçirmekteydi. Yorumların yorum kurallarına uygunluğu da denetlenmekteydi. Yayınlanan bilgilere göre, 2009 yılının Ağustos ayında Delfi okuyucularınca eklenen yorumların sayısı 190.000 idi. Delfinin moderatörleri, ağırlıklı olarak istenmeyen veya yersiz yorumlardan oluşan 15.000 yorum (yaklaşık %8) silmiştir. Küçük düşürücü yorumların oranı, toplam yorum sayısının %0,5inden daha azdı.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
31. Estonya Cumhuriyeti Anayasası (Eesti Vabariigi pöhiseadus) şunu öngörmektedir:
17. Madde "Hiç kimsenin onuruna veya şerefine hakaret edilemez."
19. Madde
"(1) Herkes, kendini özgür bir şekilde gerçekleştirme hakkına sahiptir.
(2) Herkes, başkalarının hak ve özgürlüklerini saymak ve dikkate almak ve kendi hak ve özgürlüklerini kullanmada ve görevlerini ifa etmede kanuna riayet etmek zorundadır.
45. Madde
"(1) Herkes; söz, yazı, resim veya diğer araçlarla özgür bir şekilde düşünce, görüş, inanç ve sair bilgi yayma hakkına sahiptir. Bu hak; kamu düzenini, ahlak kurallarını ve başkalarının hak ve özgürlüklerini, sağlığını, onurunu ve şerefini korumak amacıyla yasayla kısıtlanabilir. Bu hak ayrıca; devlet yönetiminde ve yerel yönetimde yer alan devlet memurları açısından, görevleri gereği kendilerine ifşa olunan bir devlet veya ticaret sırrını veya gizli yollardan alınan bilgileri ve başkalarının aile ve özel hayatını korumak amacıyla, bunun yanı sıra adalet menfaatleri doğrultusunda yasayla kısıtlanabilir.
(2) Hiçbir sansür olamaz."
32. Medeni Hukuk (Genel İlkeler) Kanununun (Tsiviilseadustiku üldosa seadus) 138. maddesi, hak ve yükümlülüklerin iyi niyet içerisinde kullanılmasının ve yerine getirilmesi gerekliliğini öngörmektedir. Bir hak, hukuka aykırı bir şekilde veya bir başkasına zarar verme amacıyla kullanılamaz.
33. Borçlar Kanununun (Völaöigusseadus) 134. maddesinin 2. fıkrası şunu öngörmektedir:
"Başta hakaret olmak üzere bir kişilik hakkının ihlal edilmesinden ileri gelen ... bir zararı tazmin etme yükümlülüğünün bulunması durumunda, yükümlülük sahibi kişi, zarar gören kişiye, ancak başta fiziksel veya duygusal sıkıntı olmak üzere söz konusu ihlalin vahameti ortaya konulduğunda manevi tazminat öder."
34. Borçlar Kanununun 1043. maddesi bir başkasına (mağdur) hukuka aykırı bir şekilde zarar veren bir kişinin (haksız fiil işleyen kişi), söz konusu zararı vermekten suçlu (süüdi) veya yasalar uyarınca söz konusu zararı vermekten sorumlu (vastutab) olması halinde, zararı tazmin etmek zorunda olduğunu öngörmektedir.
35. Borçlar Kanununun 1045. maddesi, söz konusu zarara yol açmanın mağdurun sahip olduğu bir kişilik hakkını ihlal etmesi durumunda, zarara sebebiyet vermenin hukuka aykırı olduğunu belirtmektedir.
36. Borçlar Hukuku ayrıca şunu öngörmektedir:
1046. Madde - Kişilik Haklarına Zarar Vermenin Hukuka Aykırılığı
"(1) Bir kişiye; hakkında yakışıksız hükümde bulunmak, kişinin ismini veya görüntüsünü haksız bir şekilde kullanmak veya kişinin özel hayatının dokunulmazlığını veya bir başka kişilik hakkını ihlal etmek suretiyle hakaret etmek; yasa ile aksi öngörülmediği sürece hukuka aykırıdır. Hukuka aykırılığın tespit edilmesinin ardından, ihlal türünün, ihlalin gerekçe ve saikinin ve güdülen amaca oranla ihlalin vahametinin göz önünde bulundurulması gereklidir.
(2) Yasalarla korunan diğer yasal haklar ve üçüncü tarafların Hakları veya kamu menfaatleri nedeniyle haklı gerekçelere dayanması halinde, bir kişilik hakkı ihlali hukuka aykırı değildir. Bu tür bir durumda hukuka aykırılık, yasayla koruma altına alınan farklı yasal haklar ve menfaatler konusunda yapılacak karşılaştırmalı bir değerlendirme temelinde tespit edilir."
1047. Madde - Yanlış Bilginin İfşa Edilmesinin Hukuka Aykırılığı
"(1) Kişi veya faaliyetleri hakkında yanlış bilgiler ifşa etmek (avaldamine) veya eksik veya yanıltıcı bir biçimde bilgi ifşa etmek suretiyle bir kişinin kişilik haklarının ihlal edilmesi veya ekonomik ve mesleki faaliyetlerine müdahale edilmesi; bu tür bilgileri ifşa eden kişiler, söz konusu bilgileri ifşa etmelerini müteakip, bu bilgilerin yanlış veya eksik olduğunun farkında olmadıklarını ve farkında olmalarının gerekli olmadığını ispat etmedikleri takdirde hukuka aykırıdır.
(2) Bir kişi hakkında küçük düşürücü veya kişinin ekonomik durumunu olumsuz yönde etkileyebilecek hususların ifşa edilmesi, bu hususları ifşa eden kişinin yaptığı açıklamanın doğru olduğunu ispat etmemesi halinde hukuka aykırı sayılır.
(3) Bilgi veya diğer hususların ifşa edilmesi; bilgileri veya diğer hususları ifşa eden veya bu hususların kendisine ifşa olunduğu kişinin ifşa etmede meşru bir menfaatinin bulunması ve bilgileri ifşa edenin kişi söz konusu bilgileri veya diğer hususları olası ihlalin vahametine karşılık gelecek bir bütünlükle kontrol etmiş olması durumunda; işbu maddenin 1. ve 2. fıkralarının hükümlerine bakılmaksızın, hukuka aykırı değildir.
(4) Yanlış bilgilerin ifşa edilmesi halinde, bilgilerin ifşası hukuka uygun olsun veya olmasın, mağdur bu bilgileri ifşa eden kişiden söz konusu bilgileri yalanlamasını veya masrafları kendisine ait olmak üzere bir düzeltme yayınlamasını talep edebilir.
1055. Madde - Zarar Verici Eylemlere İlişkin Yasak
"(1) Hukuka aykırı zarara devamlı olarak sebebiyet verilmesi veya hukuka aykırı zarara sebebiyet verileceğine dair tehditlerde bulunulması halinde; mağdur veya tehdit edilen kişi, zarara yol açan davranışa son verilmesini veya bu tür davranışta bulunulacağına dair tehditlerde bulunulmasından kaçınılmasını talep etme hakkına sahiptir. Fiziksel yaralama, sağlığa zarar, özel yaşamın dokunulmazlığının ihlali halinde, haksız fiil işleyen kişinin diğer kişilere yaklaşmaktan men edilmesi (tedbir karan), barındırma ve iletişimin düzenlenmesi veya benzer tedbirlerin uygulanması talep edilebilir.
(2) İşbu maddenin 1. fıkrasında belirtilen, zarara sebebiyet verici davranışın sonlandırılmasını talep etme hakkı; bu tür bir davranışın insanların ortak yaşamı veya önemli bir kamu menfaati nedeniyle hoş görülebileceğinin beklenmesinin makul olduğu hallerde uygulanamaz. Mağdur, bu tür bir durumda, hukuka aykırı olarak sebep olunan zarar için tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir.
37. Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanunu (Infoühiskonna teenuse seadus) aşağıdaki şekilde öngörmektedir:
8. Madde - Salt Bilgi İletiminde ve Kamusal Veri İletişim Ağına Erişim Sağlanmasında Sınırlı Sorumluluk
"(1) Hizmetin alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin salt bir kamusal veri iletişim alanında iletiminden veya bir kamusal veri iletişim ağına erişim sağlanmasından ibaret olan bir hizmetin verildiği durumlarda, hizmet sağlayıcısı, aşağıdaki koşullan karşılaması halinde iletilen bilgiden sorumlu değildir:
1) iletimi başlatan olmama,
2) iletimin alıcısını belirlememe,
3) iletim içerisinde yer alan bilgileri belirlememe veya değiştirmeme.
(2) İşbu maddenin 1. fıkrası anlamında iletim ve erişim sağlanması; iletim işleminin salt kamusal veri iletişim ağında iletim gerçekleştirme amacıyla gerçekleşmesi bakımından ve bilgilerin iletim için mantıken gerekli olandan daha uzun bir süre saklanmaması kaydıyla, iletilen bilgilerin otomatik, ilgili süre boyunca ve geçici olarak saklanmasını kapsamaktadır."
9. Madde - Bilginin Ön Bellekte Geçici Olarak Saklanmasında Sınırlı Sorumluluk
"(1) Hizmetin alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin bir kamusal veri iletişim alanında iletilmesinden ibaret olan bir hizmetin sağlandığı durumlarda, ilgili iletim biçimi bilgilerin teknik nedenlerle ön belleğe alınmasını gerektiriyorsa ve ön belleğe alma işlemi sadece bilgilerin daha sonra talepleri üzerine diğer hizmet alıcılarına iletimini daha etkin kılma amacıyla gerçekleştiriliyorsa; hizmet sağlayıcısı, aşağıdaki şartlara bağlı olmak kaydıyla, söz konusu bilgilerin otomatik, ilgili süre boyunca ve geçici olarak saklanmasından sorumlu değildir:
1) sağlayıcının bilgileri değiştirmemesi,
2) sağlayıcının bilgiye erişim koşullarına uyması,
3) sağlayıcının, bilgilerin güncellenmesi konusunda endüstride yaygın olarak tanınan ve kullanılan bir biçimde belirlenmiş olan kurallara uyması,
4) sağlayıcının, bilgilerin kullanımı hakkında bilgi almak amacıyla endüstri tarafından yaygın olarak tanınan ve kullanılan, hukuka uygun teknoloji kullanımına müdahale etmemesi,
5) iletimin ilk kaynağındaki bilgilerin ağdan kaldırılmış veya bu bilgilere erişimin yasaklanmış olduğuna dair gerçek bilgi edinmesinin ardından veya mahkeme, polis ya da denetleyici bir devlet makamının bu bilgilerin kaldırılmasını emretmesi üzerine, sağlayıcının saklamış olduğu bilgileri süratle kaldırması veya bu bilgilere erişimi yasaklaması.
10. Madde - Bilgi Saklama Hizmetinin Sağlanmasında Sınırlı Sorumluluk
(1) Hizmetin alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin saklanmasından ibaret olan bir hizmetin sağlandığı durumlarda, hizmet sağlayıcısı, şu koşulları karşılaması kaydıyla, hizmetin alıcısının talebi üzerine saklanan bilgilerden sorumlu değildir:
1) sağlayıcının bilgilerin gerçek içeriği hakkında bilgisinin olmaması ve tazminat istemleri ile ilgili olarak, yasadışı faaliyet veya bilginin bariz olduğu olay ve bilgilerden haberdar olmaması,
2) sağlayıcının, işbu fıkranın 1. bendinde belirtilen olaylar hakkında bilgi veya farkındalık edinmesini müteakip, bilgileri süratle kaldırması veya bilgilere erişimi engellemesi.
(2) hizmetin alıcısının, sağlayıcının yetkisi veya kontrolü dâhilinde hareket ettiği hallerde işbu maddenin birinci fıkrası uygulanmaz.
11. Madde - İzleme Yükümlülüğünün Olmaması
(1) İşbu Kanunun 8. ila 10. maddelerinde belirtilen hizmet sağlayıcısı; bilgilerin salt iletiminin veya bu bilgilere erişim sağlanmasının, bilgilerin ön bellekte geçici olarak veya hizmet alıcısının talebi üzerine saklanmasının ardından, söz konusu bilgileri izlemekten sorumlu değildir, hizmet sağlayıcısı yasadışı faaliyet olduğunu gösterir bilgi veya durumları aktif bir biçimde araştırmak zorunda da değildir.
(2) İşbu maddenin 1. fıkrasının hükümleri, denetim gerçekleştiren bir görevlinin hizmet sağlayıcısından bu bilgileri açıklamasını isteme hakkını kısıtlamaz.
(3) Hizmet sağlayıcıları; işbu Kanunun 8. ila 10. maddelerinde belirtilen hizmetlerinin alıcıları tarafından yürütülen ve yasadışı olduğu iddia edilen eylemler veya bu kişilerce sağlanan bilgiler konusunda yetkili denetim makamlarını hızlı bir şekilde bilgilendirmek ve bu makamlara bilgi saklama anlaşmalarının bulunduğu hizmet acılarının tespit edilmesine olanak verecek bilgileri aktarmak zorundadır."
38. Yüksek Mahkeme, 21 Aralık 2005 tarihli bir kararda (dava no. 3-2-1-95-05), Borçlar Kanununun 1047. maddesinin amaçları gereğince, ifşanın (avaldamine) bilgilerin üçüncü taraflara ifşası anlamına geldiğine karar vermiştir. Bir medya yayıncısına (meediaväljaann) bilgi ileten kişi, söz konusu makalenin (ajaleheartikli avaldaja) yayıncısı olmasa dahi, ifşa eden kişi (avaldaja) olarak düşünülebilirdi. Yüksek Mahkeme, aynı görüşü sonraki kararlarda yinelemiştir; örneğin 21 Aralık 2010 tarihli bir kararda (dava no. 3-2-1-67-10).
39. Pek çok yerel davada, örneğin bir gazete yayıncısı ve bir makale yazarı (3-2-61-98 No.lu davada Yüksek Mahkemenin 7 Mayıs 1998 tarihli kararı), bir gazete yayıncısı ve kendisiyle röpörtaj yapılan bir kişi (3-2-1-99-97 No.lu davada Yüksek Mahkemenin Aralık 1997 tarihli kararı) ve yalnızca bir gazete yayıncısı (3-2-1-123-97 No.lu davada Yüksek Mahkemenin 30 Ekim 1997 tarihli kararı ve 3-2-1-53-07 No.lu davada 10 Ekim 2007 tarihli karar) olmak üzere çeşitli davalılar aleyhinde hakaret davaları açılmıştır.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK
A. Avrupa Konseyi Belgeleri
40. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 28 Mayıs 2003 tarihinde, 840. Bakan Yardımcıları Toplantısında, İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonunu kabul etmiştir. Deklarasyonun ilgili kısımları şu şekildedir:
"Avrupa Konseyi Üye Devletleri(...)
Ayrıca yalnızca ileticiler olarak hareket ettiklerinde veya iyi niyet içerisinde, üçüncü taraflardan gelen içeriğe erişim sağladıklarında ya da bu içeriğe yer verdiklerinde, hizmet sağlayıcılarının sorumluluğunun sınırlandırılması gerektiğine ikna olmuş olarak;
Bu bağlamda, Başta Elektronik Ticaret Olmak Üzere İç Pazarda Bilgi Toplumu Hizmetlerinin Hukuki Yönleri Hakkındaki 8 Haziran 2000 tarih ve 2000/31/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifini (E-Ticaret Hakkında Direktif) hatırlatarak;
İnternette iletişim özgürlüğünün, insan haysiyetine, başkalarının özellikle de küçüklerin insan hak ve temel özgürlüklerine halel getirmemesi gerektiğini vurgulayarak;
İnternet kullanıcılarının kimliklerini ifşa etmeme isteklerine saygılı olma ile yasa uygulayıcı makamların cezai fiillerden sorumlu kişileri izleme ihtiyaçları arasında bir denge kurulması gerektiğini değerlendirerek(...)"
1. İlke: İnternet İçin İçerik Kuralları
"Üye devletler, internetteki içeriği, diğer içerik dağıtım araçlarına uygulanandan daha fazla bir kısıtlamaya tabi tutmamalıdır."
3. İlke: Ön Devlet Denetiminin Olmaması
"Kamu makamları, engelleyici veya filtreleyici genel tedbirler yoluyla, kamunun internet üzerinden bilgiye ve sair iletişime erişimini, sınırları ne olursa olsun, engellememelidir. Bu durum, özellikle okullar veya kütüphaneler gibi küçüklerin erişiminde olan yerlerde, küçükleri korumaya yönelik filtrelerin kurulmasına engel değildir.
Yetkili ulusal makamların yasaya uygun olmadığına dair geçici veya nihai bir karar vermiş olması durumunda, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan güvencelere riayet edilmesi kaydıyla, açıkça tespit edilebilir internet içeriğinin kaldırılmasını veya bunun yerine söz konusu içeriğe erişimin engellenmesini zorlayıcı tedbirler alınabilir.
6. İlke: İnternet İçeriği Konusunda Hizmet Sağlayıcıların Sınırlı Sorumluluğu
Üye devletler, hizmet sağlayıcılarına ne internet üzerinde erişim verdikleri, ilettikleri veya sakladıkları içeriği izleme konusunda ne de yasadışı faaliyet göstergesi olay veya koşulları etkin bir biçimde araştırma konusunda genel bir yükümlülük dayatmalıdırlar.
Üye devletler, hizmet sağlayıcılarının işlevinin, iç hukukta tanımlandığı üzere bilgi iletmek veya internete erişim sağlamakla sınırlı olduğu durumlarda, hizmet sağlayıcılarının internet üzerindeki içerikten sorumlu tutulmamasını temin etmelidirler.
Hizmet sağlayıcıların işlevlerinin daha geniş olduğu ve sağlayıcıların üçüncü taraflardan gelen içerikleri sakladıkları durumlarda; hizmet sağlayıcıların, iç hukukta tanımlandığı üzere ilgili bilgi veya hizmetlerin yasadışı nitelikte olduklarının ya da, tazminat talebi olması halinde, söz konusu faaliyet veya bilginin yasadışı olduğunu ortaya koyan olay veya koşulların farkına varır varmaz bilgileri veya hizmetleri süratle kaldırmaması veya bu bilgi ve hizmetlere erişimi süratle yasaklamaması halinde, üye devletler hizmet sağlayıcılarını müşterek sorumlu tutabilirler.
Önceki fıkrada belirtildiği üzere, hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerinin iç hukuk gereğince belirlenmesinde, öncelikli olarak bilgiyi verenlerin ifade özgürlüğünün ve bunun yanı sıra kullanıcıların buna mukabil sahip olduğu bilgiye erişim özgürlüğünün gözetilmesi için gerekli dikkat gösterilmelidir.
Her halükarda, yukarıda bahsedilen sorumluluk sınırlamaları, hizmet sağlayıcılarının bir hukuk ihlalini mümkün mertebe önlemelerinin ve sonlandırmalarının gerekli olduğu durumlarda tedbir kararları çıkarılması olanağını etkilememelidir.
7. İlke: İsmin Saklı Tutulması
"Üye devletler; çevirim içi gözetime karşı koruma sağlamak ve bilgi ve fikirlerin özgürce ifade edilmesini artırmak amacıyla, internet kullanıcılarının kimliklerini ifşa etmeme isteklerine saygı göstermelidirler. Bu durum; üye devletlerin, ulusal hukuk, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ve adalet ve güvenlik alanlarındaki diğer uluslararası anlaşmalar uyarınca olarak tedbirler almalarına ve cezai fiillerden sorumlu kişileri takip etmek amacıyla işbirliği yapmalarına engel değildir."
B. Avrupa Birliği Belgeleri
1. 2000/31/AT Sayılı Direktif
41. Başta Elektronik Ticaret Olmak Üzere İç Pazarda Bilgi Toplumu Hizmetlerinin Belirli Hukuki Yönleri Hakkında 8 Haziran 2000 tarih ve 2000/3 İ/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi şu şekilde öngörmektedir:
"(...) (9) Bilgi toplumu hizmetlerinin serbest dolaşımı pek çok durumda, daha genel bir ilkenin yani tüm Üye Devletler tarafından onaylanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrasında vurgulanan ifade özgürlüğünün Topluluk hukukunda özel bir yansıması olabilmektedir; bu sebeple, bilgi toplumu hizmetlerinin tedarikini kapsayan direktifler, bu faaliyetin söz konusu madde ışığında özgürce ve yalnızca bu maddenin 2. fıkrasında ve Antlaşmanın 46. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen kısıtlamalara tabi olarak gerçekleştirilmesini temin etmelidir; işbu Direktif, ifade özgürlüğüne ilişkin ulusal kural ve ilkelere etki etme amacım gütmemektedir (...)
(42) İşbu Direktifte belirlenen sorumluluk muafiyetleri yalnızca, bilgi toplumu hizmet sağlayıcısının faaliyetinin, salt iletimi daha verimli kılmak amacıyla, üçüncü taraflara sunulan bilgilerin üzerinden iletildiği veya geçici olarak saklandığı bir iletişim ağım işletmekten ve bu ağa erişim sağlamaktan oluşan teknik bir süreçle sınırlı olduğu durumları kapsamaktadır; bu faaliyet yalnızca teknik, otomatik ve pasif bir niteliktedir ki, bu da bilgi toplumu hizmet sağlayıcısının iletilen veya saklanan bilgiler hakkında ne bilgisi ne de bu bilgiler üzerinde denetimi olduğu anlamına gelmektedir.
(43) İletilen bilgi ile hiçbir şekilde münasebeti olmadığında, bir hizmet sağlayıcısı basit iletim (mere conduit) ve ön belleğe almaya (caching) yönelik muafiyetlerden yararlanabilir; bu, hizmet sağlayıcısının ilettiği bilgiyi değiştirmemesini gerektirmektedir; bu gereklilik, iletim içerisinde yer alan bilgilerin bütünlüğünü değiştirmedikleri için, iletim esnasında gerçekleşen teknik mahiyetteki müdahaleleri kapsamaz.
(44) Yasadışı eylemlerde bulunmak üzere hizmetini alanlardan biri ile kasten işbirliğinde bulunan hizmet sağlayıcısı, -basit iletim? veya -ön belleğe alma? faaliyetlerinin ötesine geçer ve sonuç olarak bu faaliyetler için belirlenen sorumluluk muafiyetlerinden yararlanamaz.
(45) İşbu Direktifte ara hizmet sağlayıcılarının sorumluluklarına yönelik olarak belirlenen sınırlamalar, farklı türlerde mahkeme emirleri verilebilmesini etkilemez; bu kararlar bilhassa mahkemeler veya idari makamlar tarafından verilen ve yasadışı bilgilerin kaldırılması veya bu bilgilere erişimin yasaklanması dâhil olmak üzere her tür ihlalin önlenmesini veya sonlandırılmasını gerektiren emirlerden oluşabilir.
(46) Bir sorumluluk muafiyetinden yararlanmak için, bilgilerin saklanmasından oluşan bir bilgi toplumu hizmeti sağlayıcısı, yasadışı faaliyetler hakkında gerçek bilgi veya farkındalık edinmesinin ardından, ilgili bilgileri kaldırmak veya bu bilgilere erişimi yasaklamak üzere süratle harekete geçmelidir; bilgilerin kaldırılması veya bunlara erişimin engellenmesi, ifade özgürlüğü ilkesi ve bu amaçla ulusal seviyede belirlenen usuller gözetilerek gerçekleştirilmelidir; işbu Direktif, Üye Devletlerin bilgilerin kaldırılması veya engellenmesinden önce ivedilikle yerine getirilmesi gereken özel şartlar belirleme olanağını etkilemez.
(47) Üye Devletlerin hizmet sağlayıcılarına izleme yükümlülüğü dayatmasının engellenmesi ancak genel nitelikteki yükümlülükler için söz konusudur; bu durum özel bir durumda geçerli izleme yükümlülüklerini kapsamaz ve bilhassa ulusal makamlar tarafından ulusal mevzuat gereğince verilen emirleri etkilemez.
(48) İşbu Direktif, Üye Devletlerin, hizmetlerinin alıcıları tarafından sağlanan bilgilere yer veren hizmet sağlayıcılarından, belli yasadışı faaliyet türlerini tespit etmek ve önlemek amacıyla, mantıken kendilerinden beklenilen ve ulusal mevzuatta belirlenen yasal yükümlülükleri yerine getirmelerini isteme olanağını etkilemez (
)
1. Madde - Amaç ve Kapsam
"1. İşbu Direktif, Üye Devletler arasında bilgi toplumu hizmetlerinin serbest dolaşımım sağlamak suretiyle iç pazarın düzgün işleyişine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır (...)"
2. Madde - Tanımlar
"İşbu Direktifin amacı doğrultusunda, aşağıdaki terimler şu anlamlan taşımaktadır:
(a) "Bilgi Toplumu Hizmetleri": 98/48/AT sayılı Direktif ile değişikliğe uğrayan 98/34/AT sayılı Direktifin 1. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yer alan hizmetler;
(b) "Hizmet Sağlayıcı": bilgi toplumu hizmeti sağlayan her tür gerçek ya da tüzel kişi;
(c) "Yerleşik Hizmet Sağlayıcı": belirsiz bir süreyle sabit bir şirket kullanarak etkin şekilde ekonomik faaliyette bulunan hizmet sağlayıcı. Hizmetin sağlanması için gerekli teknik araç ve teknolojilerin varlığı ve kullanımı kendiliğinden sağlayıcının yerleşik olmasına yol açmaz (...)"
4. Madde: Aracı Hizmet Sağlayıcıların Sorumluluğu
12. Madde - Basit İletim
"1. Hizmetin alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin bir iletişim ağında iletiminden veya bir iletişim ağına erişimin sağlanmasından oluşan bir bilgi toplumu hizmetinin sağlandığı durumlarda, Üye Devletler, hizmet sağlayıcının, aşağıdaki koşullara uyulması kaydıyla, iletilen bilgilerden sorumlu olmamasını temin edeceklerdir:
(a) iletimi başlatmaması;
(b) iletimin alıcısını belirlememesi ve
(c) iletimin içerisinde yer alan bilgileri belirlememesi veya değiştirmemesi.
2. 1. fıkrada değinilen iletim ve erişim sağlama fiilleri; yalnızca iletişim ağında iletim gerçekleştirmek amacıyla gerçekleşmesi bakımından ve bilgilerin iletimi için mantıken gerekli olandan daha uzun bir süre saklanmaması koşuluyla, iletilen bilgilerin otomatik, ilgili süre boyunca ve geçici olarak saklanmasını içerir.
3. İşbu Madde, Üye Devletlerin hukuk sistemlerine uygun olarak, bir mahkeme veya idari makamın hizmet sağlayıcısından bir ihlali önlemesini veya sonlandırmasını isteme imkânlarını etkilemez."
13. Madde - Ön Belleğe Alma
1. Hizmetin bir alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin bir iletişim ağında iletiminden oluşan bir bilgi toplumu hizmetinin sağlandığı durumlarda, Üye Devletler, hizmet sağlayıcının, aşağıdaki koşullara uyulması kaydıyla, daha sonra bilgilerin talepleri üzerine diğer hizmet alıcılarına iletimini daha etkili kılma amacıyla gerçekleştirdiği otomatik, ilgili süre boyunca geçerli ve geçici saklama işleminden sorumlu olmamasını temin edeceklerdir.
(a) sağlayıcının bilgileri değiştirmemesi;
(b) sağlayıcının bilgiye erişim şartlarına uyması;
(c) sağlayıcının, bilgilerin güncellenmesine ilişkin ve endüstri tarafından yaygın olarak tanınan ve kullanılan kurallara uyması;
(d) sağlayıcının, bilgilerin kullanımı hakkında bilgi edinmek amacıyla, endüstri tarafından yaygın olarak tanınan ve kullanılan hukuka uygun teknoloji kullanımına müdahale etmemesi ve
(e) sağlayıcının, iletimin ilk kaynağındaki bilgilerin ağdan kaldırılmış veya bu bilgilere erişimin engellenmiş olduğu veya mahkeme ya da idari bir makamının bu bilgilerin kaldırılmasını veya bu bilgilere erişimin engellenmesini emrettiğine dair doğru bilgi edinmesinin ardından, saklamış olduğu bilgileri süratle kaldırması veya bu bilgilere erişimi engellemesi.
2. İşbu Madde, Üye Devletlerin hukuk sistemlerine uygun olarak, bir mahkeme veya idari makamın hizmet sağlayıcıdan bir ihlali önlemesini veya sonlandırmasını isteme olanağını etkilemez.
14. Madde - Yer Verme (Hosting)
-1. Hizmetin bir alıcısı tarafından sağlanan bilgilerin saklanmasından oluşan bir bilgi toplumu hizmetinin sağlanması durumunda, Üye Devletler, hizmet sağlayıcının, aşağıdaki şartların karşılanması koşuluyla, hizmetin bir alıcısının talebi üzerine saklanan bilgiden sorumlu olmamasını temin edeceklerdir:
(a) sağlayıcının yasadışı faaliyet veya bilgiler hakkında gerçek bilgiye sahip olmaması ve tazminat talepleri konusunda, yasadışı faaliyet veya bilgilerin açıkça anlaşılmasını sağlayan olay veya koşullardan haberdar olmaması ya da
(b) sağlayıcının, bu tür bilgi veya farkındalık edinmesinin ardından, bilgileri kaldırmak veya bilgilere erişimi engellemek üzere ivedilikle harekete geçmesi.
2. 1. fıkra, hizmetin alıcısının sağlayıcının yetkisi veya denetimi altında hareket ettiği durumlarda uygulanmaz.
3. İşbu madde, ne bir mahkeme veya idari makamın Üye Devletlerin hukuk sistemlerine uygun olarak hizmet sağlayıcıdan bir ihlali önlemesini veya sonlandırmasını isteme imkânını, ne de Üye Devletlerin bilgilerin kaldırılmasını veya bilgilere erişimin engellenmesini düzenleyen usuller belirleme imkânını ortadan kaldırır.
15. Madde - İzleme Konusunda Genel Bir Yükümlülüğün Bulunmaması
1. Üye Devletler; sağlayıcılara, 12., 13. ve 14. madde kapsamına giren hizmetleri sağladıkları sırada, ilettikleri ya da sakladıkları bilgileri izlemelerini veya yasa dışı faaliyette bulunulduğunu gösteren olay ya da koşulları etkin bir biçimde araştırmalarını gerektiren genel bir yükümlülük dayatamaz.
2. Üye Devletler; gerçekleştirildiği iddia edilen yasa dışı faaliyetler veya hizmet alıcılarının sağladığı bilgiler hakkında yetkili kamu makamlarının ivedilikle bilgilendirilmesi ya da bilgi saklama konusunda hizmet sözleşmelerinin bulunduğu hizmet alıcılarının kimliklerinin tespit edilmesine olanak veren bilgilerin, talepleri üzerine yetkili makamlara bildirilmesi konusunda bilgi toplumu hizmet sağlayıcılarına yönelik yükümlülükler belirleyebilir.
2. 98/48/AT Sayılı Direktif ile Değişikliğe Uğrayan 98/34/AT Sayılı Direktif
42. Teknik standartlar ve düzenlemeler alanında bilgi ve bilgi toplumu hizmetleri hakkında kurallar sağlanması konusunda bir usul belirleyen ve 98/48/AT sayılı Direktif ile değişikliğe uğrayan 22 Haziran 1998 tarih ve 98/34/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi şu şekilde öngörmektedir:
1. Madde
-İşbu Direktifin amaçlarına uygun olarak, (
)
2. hizmet; herhangi bir bilgi toplumu hizmeti, yani hizmet alıcısının bireysel talebi üzerine ve elektronik vasıtalarla, uzaktan çoğunlukla ücret karşılığı sağlanan herhangi bir hizmet anlamına gelir.
Bu tanımın amaçlarına uygun olarak:
- belli bir mesafeden ibaresi; hizmetin taraflar eş zamanlı hazır bulunmaksızın sağlanmasını ifade eder;
- elektronik vasıtalarla ibaresi; hizmetin, verilerin işlenmesi (sayısal sıkıştırma dâhil) ve saklanmasına yönelik elektronik donanım aracılığıyla önce gönderilmesini ve varış yerinde alınmasını ve tamamen kablo, radyo, optik vasıtalar veya diğer elektromanyetik araçlarla aktarılmasını, iletilmesini ve alınmasını ifade eder.
- hizmet alıcısının bireysel talebi üzerine ibaresi; hizmetin bireysel talep üzerine verilerin iletimi yoluyla sağlanmasını ifade eder.
Ek 5te bu tanımın kapsamına girmeyen hizmetleri gösteren bir liste hazırlanmış.
İşbu Direktif, şu hizmetleri kapsamamaktadır:
- radyo yayıncılığı hizmetleri,
- 89/552/AET sayılı Direktifin 1. maddesinin (a) fıkrasının kapsamına giren televizyon yayıncılığı hizmetleri.
3. Avrupa Birliği Adalet Divanı İçtihadı
43. Avrupa Birliği Adalet Divanı, 23 Mart 2010 tarihli bir kararda (Birleştirilen C-236/08 - C-238/08 Google Fransa ve Google Davaları (2010) ECR I-2417), kullanıcı yorumu içerikli bir hizmet sağlayıcısının yükümlülüğünün 2000/31 sayılı Direktifin 14. maddesi gereğince sınırlandırılmasının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi için, söz konusu hizmet sağlayıcısının oynadığı rolün, sakladığı veriler hakkında bilgisi veya bu bilgiler üzerinde denetimi olmadığını gösterecek şekilde yalnızca teknik, otomatik ve pasif olması anlamında tarafsız olup olmadığının incelenmesinin gerekli olduğuna kanaat getirmiştir. Şayet bir kullanıcı yorumu içerikli hizmet sağlayıcısı, saklanan veriler hakkında bilgi veya bu bilgiler üzerinde denetim sahibi olacak şekilde etkin bir rol oynamamış ise; elektronik ticarete ilişkin Direktifin 14. maddesi, içerisinde belirlenen kuralın söz konusu sağlayıcıyı kapsadığı anlamına geldiği şeklinde yorumlanması gereklidir. Şayet böyle bir rol oynamamışsa, söz konusu hizmet sağlayıcısı, söz konusu verilerin veya söz konusu ilan sahibinin faaliyetlerinin hukuka aykırı nitelikte olduğu hakkında bilgi aldıktan sonra, ilgili verileri kaldırmak ya da bu verilere erişimi engellemek üzere süratle harekete geçmiş ise, bir ilan sahibinin talebi üzerine sakladığı verilerden sorumlu tutulamaz.
44. Avrupa Birliği Adalet Divanı, 12 Temmuz 2011 tarihli bir kararda (LOréal ve Diğerleri davası, C-324/08 (2011)), 2000/31 sayılı Direktifin 14/1 hükmünün, bir sanal pazar operatörünün, saklanan veriler hakkında bilgi veya bu veriler üzerinde denetim sahibi olmasına izin verecek şekilde etkin bir rol oynamadığı durumlarda, söz konusu operatörü kapsadığı şeklinde yorumlanması gerektiğine karar vermiştir. Operatör, yardım sağladığında böyle bir rol oynamıştır ki; bu da özellikle söz konusu satılık ilanlarının daha iyi şekilde sunulması veya artırılmasıyla sonuçlanmıştır. Bununla birlikte, sanal pazar operatörünün bu tür bir etkin rol oynamayıp, bunun sonucunda da sağlanan hizmetin 2000/31 sayılı Direktifin 14/1 hükmü kapsamına girdiği durumlarda; şayet gayretli bir ekonomik operatörün söz konusu satılık ilanlarının yasaya aykırı olduğunu idrak etmesini gerektiren olay veya koşulların farkına varmış ve bunların farkına vardıktan sonra 2000/31 sayılı Direktifin 14/1 (b) hükmü uyarınca ivedilikle harekete geçmemiş ise; söz konusu operatörün, tazminat ödenmesi yönünde bir mahkeme hükmüyle sonuçlanması ihtimali karşısında, bahsi geçen madde kapsamında sağlanan sorumluluk muafiyetini kendisine dayanak olarak kullanması mümkün değildir.
45. Avrupa Birliği Adalet Divanı, 24 Kasım 2011 tarihli bir kararda (Scarlet Extended C-70/10 davası (2011)), bir internet hizmet sağlayıcısı aleyhine, söz konusu sağlayıcının, paylaşımı telif haklarına aykırı olan dosyaların aktarımını engelleme amacıyla, başvuranın fikri mülkiyet Hakları bulunduğunu iddia ettiği ve müzik eseri, sinema eseri veya görsel-işitsel eser içeren elektronik dosyaların söz konusu sağlayıcının ağı üzerindeki hareketini tespit edebilecek, masrafları yalnızca kendisine ait ve sınırlı bir süre için olmak üzere, önleyici bir tedbir olarak ayrım yapmaksızın tüm müşterilerine uygulanan ve başta eş düzeyler arası yazılım olmak üzere hizmetleri vasıtasıyla gerçekleşen tüm elektronik iletişimleri filtrelemeye yönelik bir sistem kurmasını gerektiren bir mahkeme kararı çıkarılmasının mümkün olmadığına hükmetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
45. Başvuran, internet haber portalındaki okuyucular tarafından eklenen yorumlardan sorumlu tutulmasının, Sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Söz konusu madde şu şekildedir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
46. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
47. Hükümet; başvuran şirketin, hakaret içeren yorumlan yazan veya ifşa edenin kendisi olmadığı iddiasına işaret etmiştir. Hükümet; Mahkemenin bu görüşe katılması halinde, başvurunun konu bakımından Sözleşme hükümlerine uygun olmayacağını, zira Sözleşmenin yazma ya da ifşa etme eyleminde bulunmayan bir kişinin ifade özgürlüğünü korumadığını kaydetmiştir. Bu kapsamda başvuran şirket, yorumları silinmiş olan kişilerin ifade özgürlüğünün ihlal edilmesinin mağduru olduğunu iddia edemezdi. Bununla birlikte, Hükümet, küçük düşürücü yorumları ifşa edenin gerçekte başvuran şirket olduğu kanaatindeydi.
48. Başvuran şirket, buna katılmamıştır. Üçüncü kişilerin ifade özgürlüğünü kullanımı üzerinde önleyici sansür politikası uygulaması konusunda kendisine dayatılan yükümlülüğün, aynı zamanda kendi ifade özgürlüğünü de, yani üçüncü kişiler tarafından oluşturulan ve yayınlanan bilgileri yayma özgürlüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
49. Mahkeme; internet portalına eklenen yorumlar nedeniyle başvuran şirket aleyhine hakaret davası açıldığını; yorumları ifşa edenin (veya yayınlayanın - Eston dilindeki avaldama/avaldaja sözcükleri, hem ifşa etmek/ifşa eden hem de yayınlamak/yayınlayan anlamlarına gelmektir; bk. yukarı, örneğin 36. ve 38. paragraflar) - yazan kişiler ile birlikte - başvuran şirket olduğunun düşünüldüğünü; başvuran şirketin kendi inisiyatifiyle yasaya aykırı yorumların ifşa edilmesini engellememiş veya bu yorumları kaldırmamış olmaktan sorumlu tutulduğunu kaydetmektedir. Yerel mahkemeler, şirketi, davacı tarafın uğradığı manevi zarar için tazminat ödemek zorunda bırakmıştır. Dolayısıyla başvuran şirket, yerel mahkemelerin kararlarından doğrudan etkilenmiştir. Mahkeme, başvuran şirketin şikâyetinin ifade özgürlüğüyle ilgili olduğu ve Sözleşmenin 10. maddesinin kapsamına girdiğini düşünmektedir. Bu nedenle, Hükümetin itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
50. Mahkeme ayrıca, başvurunun, Sözleşmenin 35/3 (a) hükmü anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını kaydetmektedir. Başvuru, başka gerekçelerle de kabul edilemez değildir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğuna hükmedilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların Savunmaları
(a) Başvuran
51. Başvuran şirket, yerel mahkemelerin ifade özgürlüğüne (bilgi yayma hakkı) müdahale ettiğini ileri sürmüştür. İş modelini tamamen değiştirmeye ve haber portalına eklenen her yorumu - ki sayısı günde 10.000e kadar çıkmaktaydı - izlemeye mecbur bırakıldığını iddia etmiştir. Yüksek Mahkemenin kararından önce bazı teknik ve manüel usuller uygulanmış olmakla birlikte, söz konusu faaliyetin kapsamı ve bunun hukuki sonuçları, ilgili karar neticesinde önemli ölçüde değişmiştir.
52. Başvuran şirket, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin "yasayla öngörülmemiş" olduğunu savunmuştur. Yüksek Mahkemenin dayandığı Medeni Kanun hükümlerinin, hakaret içerikli bilgi yayınlamama konusunda negatif bir yükümlülük içerdiğini ileri sürmüştür. Başvuran şirketin görüşüne göre, iç hukukta, kendisinin üçüncü kişiler tarafından eklenen tüm içerikleri önceden izlemesini gerektiren hiçbir hüküm bulunmamaktaydı. Yerel mahkemelerin ilgili mevzuatı yorumlayışı, öngörülebilirlik koşulunu karşılamamıştı. Başvuran şirket ayrıca, hizmet sağlayıcılarının üçüncü taraf içeriklerini ifşa etme sorumluluğunun, Estonya hukukuna Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanunu olarak aktarılan Elektronik Ticarete ilişkin AB Direktifi uyarınca sınırlandırıldığını ileri sürmüştür.
53. Başvuran şirket, mevcut davada L.nin şöhret ve haklarının söz konusu olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, L.nin hakları konusundaki muhtemel ihlalden, söz konusu yorumları yazan kişilerin sorumlu olduğunu kaydetmiştir. Başvuran şirketin sorumlu tutulmasının, hiçbir meşru amacı bulunmamaktaydı.
54. Başvuran şirket, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın demokratik bir toplumda gerekli olmadığını ileri sürmüştür. Yayınladığı makalenin tarafsız bir makale olduğunu ve dolayısıyla yorum yapan kişilerce yapılan ve yayınlanan yorumları, başvuran şirketin eylemlerinin teşvik etmediğini veya tetiklemediğini kaydetmiştir. Bireylerin kişisel haklarının, ilk olarak hizmet sağlayıcısı tarafından işletilen ihbar üzerine kaldırma sistemi, ikinci olarak yorumları yazanlar aleyhine dava açma olanağı olmak üzere, iki ayaklı bir sistemle korunmasının yeterli olduğunu iddia etmiştir.
55. Başvuran şirket, Avrupa Birliği Adalet Divanındaki Google Fransa ve Google ve L Oréal ve Diğerleri davalarına atıfta bulunarak, "etkin bir rol" oynamamış olduğunu; sadece, sunucusu üzerinde yorumları saklamış, hizmet kullanım şartlarını belirlemiş, (dolaylı olarak) bu hizmeti için ücretlendirilmiş ve müşterilerine (okuyucular, yorumcular) genel bilgiler vermiş olduğunu savunmuştur.
56. Başvuran şirket ayrıca Deklarasyona ve Elektronik Ticarete ilişkin Direktifin 15. maddesine atıfta bulunmuş ve bir sunucunun, yer verdiği bilgileri araştırmak ya da izlemek zorunda olmadığını ileri sürmüştür. Başvurana göre, böylesi aşırı külfetli bir yükümlülük, ifade ve bilgi özgürlüğüne aykırıydı. Başvuran şirketin, portalındaki yorum alanında yer alan yasaya aykırı yorumların sayısını düşürmek için gayretle eylemde bulunmuş ve çeşitli teknik ve manuel işlemler uygulamış olması; üçüncü taraflarca eklenen yasaya aykırı içerikten sorumlu olduğu anlamına gelmemelidir. Aksi halde, yasadışı bilgileri ortadan kaldırmak için hiçbir tedbir almamış sunucular cesaretlendirilmiş ve gayretli sunucular cezalandırılmış olur.
57. Sonuç olarak, başvuran şirket, yorumlara yer vermede yalnızca pasif bir rol oynamış olduğunu, yasaya aykırı yorumlar hakkında hiçbir etkin bilgisinin bulunmadığını ve de L.nin ilgili uyarısından önce yasaya aykırı yorumların farkında olmadığını veya farkında olmasının gerekmediğini ve bunun ardından yorumlan hızla kaldırmış olduğunu iddia etmiştir. Dolayısıyla, başvuran şirket, gayretli bir ekonomik operatörün uyması gereken standartlara uygun olarak hareket etmiş ve haber portalının yorum alanı vasıtasıyla bilgi yayma özgürlüğüne orantısız bir şekilde müdahale edilmiştir.
(b) Hükümet
58. Hükümet, Delfinin Estonyadaki en büyük internet portallarından biri olmaya devam ettiğini ileri sürmüştür. Yayınladığı makalelere geniş çapta yorum yapılmaktaydı ve insanlar bunu kimliklerini belirtmeden yapabilmekteydi. Bu nedenle Hükümet, başvuranın iş modelini değiştirmek zorunda kalmış olduğu yönündeki iddiasını reddetmiştir. Hükümet ayrıca, başvuran şirketin mevcut başvuruya yol açan yargılamalardan da önce bazı durumlarda kendi inisiyatifiyle yorumları izlediğini kabul ettiğine işaret etmiştir.
59. Hükümet, zarar vermekten kaçınma yükümlülüğünün hukukta açık bir dayanağı bulunduğunu ve kapsamlı içtihatlarla desteklendiğini (bk. yukarı, 31. ila 39. paragraflar) iddia etmiştir. Bir medya yayını, sıklıkla yayınladığı şeyden sorumludur ve başvuran şirket tarafından yayınlanan bir feragatname bu sorumluluğu engelleyemez; zira Borçlar Kanununa göre hukuka aykırı bir şekilde sebep olunan zararın sorumluluğunu ortadan kaldıran veya kısıtlayan bir sözleşme, hükümsüzdür. İç hukuk uyarınca, medya yayınlarını yazan kişiler ve bu yayınların sahipleri, müşterek ve muhtelif sorumluluklara sahiptir.
60. Hükümet; yorumların yayınlanmasının başvuran şirketin denetiminde olması ve uygulamada Delfinin de kısmı denetim gerçekleştirmesi nedeniyle; kendisinin diğer kişilerin onurunu korumak zorunda olduğunu ve ilgili kısıtlamanın, başvuran şirket bakımından meşru bir amacı bulunduğunu ileri sürmüştür.
61. Hükümet, kısıtlamanın demokratik bir toplumda gerekli olduğunu iddia etmiştir. Mevcut davada yorumlar içerisinde yer alan kaba, hakaret içerikli ve aşağılayıcı değer yargılarının, gerçeğe dayalı makul hiçbir dayanağı bulunmamaktaydı. Bu nedenle, yorumların içerisinde, portal yöneticisini yorumların doğruluğunu denetlemek amacıyla herhangi bir çalışma yapmasını gerektirecek hiçbir şey yoktu. Delfi eklenen yorumları kendi inisiyatifiyle kaldırmadığı ve hukuka aykırı olduklarının farkına varmış olduğu için; Estonya mahkemeleri haklı olarak Delfinin ihmalinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Yorumların başvuran şirketin görüşü olmadığı ve içeriklerinden yorumları yazan kişilerin sorumlu olduğunu ifade eden feragatname, başvuran şirketin sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.
62. Hükümet, yorumları izleme ve onur kırıcı yorumları site yöneticisine bildirme yükümlülüğünün zarar görmesi muhtemel taraflara yüklenmesinin ne uygun ne de haklı olduğunu ileri sürmüştür. Mevcut davanın koşullarının da ispatladığı üzere, bu tür bir sistem üçüncü tarafların hakları açısından yeterli koruma sağlamamıştır. İnternet yoluyla iletilen tüm bilgiler o kadar hızlı yayılmıştır ki; uygunsuz yorumlar nihayet silindiğinde, söz konusu haberler ve eklenen yorumlardaki kamu menfaati azalmıştı. Bir kişinin onurunu korumak üzere haftalar ve hatta günler sonra alınan tedbirler, artık yeterli değildi; zira onur kırıcı veya yasaya aykırı yorumlar çoktan halka ulaşmış ve zararını vermişti. İnternetin kontrol edilmesi sıradan bir kişi açısından imkânsız bir iş olduğundan, belli bir portal üzerinde denetim sahibi olan taraf, gerekli olan yerlerde kişilik haklarının ihlal edilmesini engellemek üzere eylemde bulunma görevine sahipti.
63. Hükümet, Estonyanın hakaret davalarında - cezai sorumluluğun aksine - daha az kısıtlayıcı hukuki sorumluluk uygulamayı tercih etmiş olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bir hukuk davasında karar veren mahkeme bir bilgisayarın IP adresini ve bulunduğu adresi tespit edebilmiş dahi olsa, gerçekte yorumu yazan kişinin tespit edilmesi son derece zordu. Dolayısıyla, Delfi yorumcuları tespit etmemiş ve bu da zarar gören kişilerin kimliği bilinmeyen yorum sahipleri aleyhine hukuk mahkemelerine başvurmalarını oldukça zor hale getirmiştir. İlaveten Hükümet, devletin bir internet portalı üzerinde yorum yapan kişilerin kimliğinin açıklanmasını mecbur kılan bir düzenlemeyi yasalaştırmasının, aşırı müdahale teşkil edeceğini değerlendirmiştir. Bu nedenle, hukuk yargılamaları esnasında hakaret konusunda içerik hizmetleri sağlayan bir portal sahibine daha fazla (müşterek ve muhtelif) sorumluluk yüklenmesi daha uygun ve orantılıydı. Hükümet, bu bağlamda Delfinin, ziyaretçilerini, yorumlar yazan kişilerin kimliğini açıklamaksızın, portalında makalelerine yorum yapmaya davet eden kâr amaçlı bir şirket olduğuna işaret etmiştir. Aynı zamanda, kazandığı gelir portalda yayınlanan reklamlara bağlıydı ki; bu da yorum sayısına bağlıydı. Hükümet; yerel mahkemelerin, Delfinin ticaretin gerektirdiği gayrete uygun olarak hareket etmediğine - başka kişilerin haklarının ihlal edilmesi riskinin önüne geçebilecek önlemler almamıştı - hükmeden tespitine atıfta bulunmuştur. Aynı zamanda, yerel mahkemeler Delfiye görevlerini nasıl yerine getirmesi gerektiğini belirtmemiş ve bunu sağlamanın çeşitli yolları olduğunu düşünerek, konuyu başvuran şirkete bırakmıştır.
64. Hükümet, başvuran şirketin, Delfinin makalelerine eklenen yorumları yayınladığı sırada, Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanununun amaçlarına uygun olarak, bir yer verme hizmeti sağlayıcısı olmadığını ileri sürmüştür. Bir yer verme hizmeti sağlayıcısı, yalnızca veri saklama hizmeti sunmaktaydı; buna karşın söz konusu verilerin eklenmesi, kaldırılması ve içeriği (saklanan verilerin kaldırılması veya değiştirilmesi yetkisi dâhil olmak üzere), hizmet kullanıcılarının kontrolündeydi. Delfinin yorum alanında, yorum yapan kişiler, giriş yaptıkları anda andan itibaren yorumlarının kontrolünü kaybetmekte ve yorumlarını değiştirememekte veya silememekteydiler. Dolayısıyla Delfi, yorumlar bakımından teknik bir aracı değil, bir içerik hizmeti sağlayıcısıydı. Gerektiğinde yorumları silmekte ve değiştirmekteydi ve hatta Yüksek Mahkeme kararından önce de bu şekilde yapmış ve dolayısıyla kendisine makalelerine ilişkin yorumlarla ilgili veriler konusunda bilgi veya bu veriler üzerinde denetim sağlayacak şekilde etkin bir rol oynamıştır. Delfi nin, örneğin tarama yoluyla, hakaret içerikli yorumları en aza indirmek üzere tedbirler almış olması, gerçekte Delfi nin sorumluluğunun farkında olduğunu göstermiştir.
65. Hükümet ayrıca, söz konusu yorumların ilgili halka açık şirketi değil, bizzat bu şirketin yönetim kurulunun bir üyesini hedeflediğine ve bu nedenle, basının "halk gözlemcisi" rolünü gerçekleştirmesiyle haklı çıkarılamayacağına işaret etmiştir. Yorumlarda, onur kırıcı ve sert bir dile başvurulmuş ve genel olarak kabul edilebilir derecede mübalağa veya provokasyonun ötesine geçilmiştir; makul herhangi bir halk tartışmasını teşvik etmiş değildir.
66. Hükümet son olarak, başvuran şirketin manevi zarar nedeniyle L.ye ödemesine hükmedilen tutarın (320 avroya karşılık gelmektedir), ifade özgürlüğü üzerinde "caydırıcı bir etkisi" olmadığına kanaat getirmiştir.
2. Üçüncü Taraf Müdahilinin İddiaları
67. Varşovada bulunan Helsinki İnsan Hakları Vakfı, internette bilgi yayınlanmasına ilişkin sorumluluk hakkında, Polonya hukukuna dair bir inceleme yayınlamıştır. Vakıf, Polonya içtihadının tutarsız olduğunu kaydetmiştir. Bazı davalarda haber portalları okuyucular tarafından eklenen yorumlardan sorumlu tutulmamış, başka davalarda blog sahipleri veya forum yöneticileri üçüncü taraflarca yapılan yorumlardan sorumlu tutulmuştur. Helsinki Vakfı, ön kısıtlamanın özellikle kısıtlayıcı bir tedbir olduğunu yinelemiş ve ayrıca ihbar üzerine kaldırma usulü hususunda da daha açık düzenleme gerektiren pek çok sorun bulunduğuna işaret etmiştir.
3. Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Bir Müdahalenin Varlığı
68. Mahkeme, tarafların iddialarının başvuran şirketin mevcut davadaki rolü konusunda farklılık gösterdiğini kaydetmektedir. Hükümet, hakaret içerikli yorumları ifşa edenin başvuran şirket olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatindeyken; başvuran şirket, yorumların üçüncü taraflarca yayınlandığını ve başvuranın bilgi yayma özgürlüğüne müdahale edildiğini (bk. yukarı 48. ve 49. paragraflar) değerlendirmiştir. Başvuran şirketin faaliyetlerine atfedilmesi gereken kesin rol dikkate alınmadığında, aslen yerel mahkemelerin başvuran şirket hakkındaki kararlarının Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğüne müdahale teşkil etmiş olduğu taraflar arasında tartışma konusu değildir. Mahkeme, aksi yönde karar vermek için hiçbir gerekçe görmemektedir (bk. ayrıca yukarı 50. paragraf).
69. Başvuran şirketin ifade özgürlüğüne yönelik bu tür bir müdahalenin "yasayla öngörülmüş olması", 10. maddenin 2. fıkrası ışığında bir veya daha fazla meşru amacının bulunması ve "demokratik bir toplumda gerekli" olması gerekmektedir.
(b) Yasaya Uygunluk
70. Mahkeme; vatandaşa davranışını düzenleme imkânı vermek üzere yeterli açıklıkla ifade edilmediği takdirde, bir normun, 10/2 hükmü anlamında "yasa" olarak kabul edilemeyeceğini yinelemektedir; vatandaş, -gerekirse uygun tavsiye ile - belli bir eylemin yol açabileceği sonuçlan, söz konusu koşullar içerisinde makul olan derecede öngörebilmelidir. Bu sonuçların, mutlak bir kesinlikle öngörülebilir olması gerekli değildir. Kesinlik istenilir bir şey olmakla birlikte, beraberinde aşırı katılık getirebilir ve yasanın, değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekmektedir. Buna göre, çoğu yasa kaçınılmaz olarak, az çok belirsiz ve yorumlanması ve uygulaması bir alıştırma sorunu teşkil eden terimlerle ifade edilmektedir. (bk., örneğin, Undan, Otchakovsky-Laurent ve July / Fransa (BD), No. 21279/02 ve 36448/02, § 41, AİHM 2007-IV).
71. Mahkeme ayrıca, öngörülebilirlik kavramının kapsamının önemli ölçüde söz konusu metnin içeriğine, kapsaması öngörülen alana ve hitap ettikleri kişilerin sayısı ve statüsüne bağlı olduğunu yinelemektedir. İlgili kişinin, söz konusu koşullar içerisinde makul olan derecede, belli bir eylemin yol açabileceği sonuçları değerlendirmek için uygun hukuki tavsiyeler alması gerekse dahi, bir kanunun öngörülebilirlik koşulunu karşılaması mümkündür. Bu durum, bir mesleki faaliyette bulunan ve meslekleriyle iştigal ettikleri sırada bir hayli dikkatli hareket etmek zorunda olmaya alışkın kişiler için bilhassa doğrudur. Bu sebeple bu kişilerden bu tür faaliyetin doğurduğu riskleri değerlendirmede özel dikkat göstermeleri beklenebilir (bk. Cantoni / Fransa, 15 Kasım 1996, § 35, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1996-V kararına daha fazla atıfla Lindon, Otchakovsky-Laurent ve July ve Chauvy ve Diğerleri / Fransa, No. 64915/01, §§ 43-45, AİHM 2004-VI).
72. Mahkeme, mevcut davada tarafların görüşlerinin, başvuranın ifade özgürlüğüne müdahalenin "yasayla öngörülmüş" olup olmadığı konusunda farklılık gösterdiğini kaydetmektedir. Başvuran şirket; iç hukukun üçüncü kişilerce eklenen içeriğin önceden izlenmesi konusunda pozitif yükümlülük getirmediğini ve sorumluluğunun Elektronik Ticarete ilişkin AB Direktifi uyarınca sınırlı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, medeni hukukun ilgili hükümlerine ve yerel içtihada değinmiştir; buna göre medya yayıncıları, yazarları ile birlikte yapılan yayınlardan sorumludur.
73. Başvuran şirketin, Elektronik Ticarete İlişkin AB Direktifi ve Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanunu uyarınca sorumluluğunun sınırlı olduğu şeklindeki iddiası ile ilgili olarak; Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvuran şirketin faaliyetlerinin bu yasaların kapsamına girmediğine karar vermiş olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, ulusal mahkemelerin yerine geçmek gibi bir görevi olmadığını yinelemektedir. İç mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, başta mahkemeler olmak üzere öncelikle ulusal makamların görevidir. Mahkemenin rolü, bu tür bir yorumlamanın etkilerinin Sözleşme ile uygun olup olmadığını belirlemektedir (bk., diğerleri arasında, Pérez de Rada Cavanilles / İspanya, 28 Ekim 1998, § 43, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII).
74. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemelerce yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle Anayasa, Medeni Kanun (Genel İlkeler) ve Borçlar Kanununun ilgili hükümleri uyarınca (bk. yukarı 31. ila 36. paragraflar), başvuran şirketin, küçük düşürücü yorumların yayınlanmasından sorumlu olduğunun düşünüldüğünü kaydetmektedir. Bu hükümlerin oldukça genel ve örneğin Bilgi Toplumu Hizmetleri Kanununa kıyasla ayrıntıdan yoksun olmasına karşın (bk. yukarı 37. paragraf), Mahkeme, bu hükümlerin ilgili içtihat ile birlikte, bir medya yayıncısının, medya yayınında yapılan hakaret içerikli her tür açıklamadan sorumlu olduğunu açıklığa kavuşturmuş olduğu kanısındadır. Mevcut davada bir internet portalında makale ve yorum yayınlanma işinin aynı zamanda gazetecilik faaliyeti anlamına geldiğine karar verilmiş ve bir girişimci olarak söz konusu sitenin yöneticisinin bir yayıncı olarak kabul edilmiş olması; Mahkemenin nazarında, mevcut haksız fiil hukukunun yeni teknolojileri ilgilendiren, alışılmışın dışında bir alana uygulanması olarak görülebilir ( Karşılaştırma için bk., örneğin, Bernh Larsen Holding AS ve Diğerleri / Norveç, No. 24117/08, § 126, 14 Mart 2013; söz konusu kararda Mahkeme, yerel mahkemenin, aslen belgelerin basılı kopyasına ilişkin olarak hazırlanmış yasal hükümlerin elektronik olarak saklanan belgeler için de geçerli olduğunun düşünülmesi şeklindeki yorumunu sorgulamak için hiçbir neden görmemiştir). Bu, söz konusu Medeni Kanun hükümlerinin, başvuran şirketin sorumluluğu açısından yeterince açık bir yasal dayanak teşkil etmediği veya hukuk kurallarının aşamalı olarak açıklığa kavuşturulmasının yasaya aykırı görüldüğü anlamına gelmemektedir (Karşılaştırma için bk.,, mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Radio France ve Diğerleri / Fransa, No. 53984/00, §§ 20 ve 30, AİHM 2004-11). Nitekim genel kanun hükümleri zaman zaman, ayrıntılı mevzuattaki girişimlere kıyasla, değişen koşullara daha iyi uyum sağlanmasıyla sonuçlanabilmektedir (Karşılaştırma için bk.,, Times Newspapers Ltd. / Birleşik Krallık (No. 1 ve 2), No. 3002/03 ve 23676/03, §§ 20, 21 ve 38, AİHM 2009; söz konusu kararda "internette yayın yapma kuralı" geçmişi aslen 1849 yılına giden bir kurala dayanmaktaydı ve Editorial Board of Pravoye Delo ve Shtekel / Ukrayna, No. 33014/05, §§ 60-68, AİHM 2011 (alıntılar); kararda normalde oldukça ayrıntılı olan medya kanununda internet yayınlarına yeterince atıfta bulunulmaması Sözleşmenin 10. maddesi gereğince hukukilik sorununa yol açmıştır).
75. Mahkeme buna göre, profesyonel bir yayıncı olarak başvuran şirketin en azından mevzuat ve içtihada aşina olması gerektiğini ve hukuki konularda tavsiye almasının da mümkün olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, Delfi haber portalının Estonyadaki en büyük sitelerinden biri olduğunu ve yorum alanına eklenen yorumlara daha önce belli ölçüde kötü nam atfedilebilmiş olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuran şirketin faaliyetleriyle ilgili riskleri değerlendirebilecek bir konumda olduğunu ve makul derecede, bu eylemlerinin yol açabileceği sonuçları öngörmüş olması gerektiğini düşünmektedir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu müdahalenin, Sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkrası anlamında, "yasayla öngörülmüş" olduğunu tespit etmektedir.
(c) Meşru Amaç
76. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının, başkalarının şöhret ve haklarını koruma meşru amacını gütmüş olduğunu düşünmektedir. Mahkeme, başvuran şirketin, gerçek yorum yazarlarının sorumluluğu hakkındaki iddiasını dikkate almıştır. Bununla birlikte, Mahkemenin nazarında, ilke olarak gerçek yazarların da sorumlu olması, başkalarının şöhret ve haklarına yönelik her tür zarardan başvuran şirketin sorumlu tutulmasındaki meşru amacı ortadan kaldırmamaktadır. Mevcut davada üçüncü taraflarca yazılan yorumlardan şirketin sorumlu tutulmasıyla, başvuran şirketin Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında sahip olduğu hakların aşırı şekilde kısıtlanmış olup olmadığı sorusu; söz konusu kısıtlamanın "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusu olup; aşağıda ele alınacaktır.
(d) Demokratik Bir Toplumda Gereklilik
(i) Genel İlkeler
77. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna ilişkin temel ilkeler, Mahkeme içtihadında oturmuş olup, aşağıdaki gibi özetlenmiştir (bk., diğer emsaller arasında, Hertel / İsviçre, 25 Ağustos 1998, § 46, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1998-VI; Steel ve Morris / Birleşik Krallık, No. 68416/01, § 87, AİHM 2005-II; İsviçre Rael Hareketi / İsviçre (BD), No. 16354/06, § 48, AİHM 2012 (alıntılar) ve Animal Defenders International / Birleşik Krallık (BD), No. 48876/08, § 100, 22 Nisan 2013):
"(i) İfade özgürlüğü; demokratik bir toplumun temel dayanaklarından ve bu toplumun gelişimi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesine yönelik temel koşullardan birini teşkil etmektedir. Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasına konu olan ifade özgürlüğü; olumlu karşılanan veya hakaret içerikli olmadığı ya da ilgilenilmesine gerek olmadığı düşünülen "bilgi" veya "fikirler" için geçerli olmakla kalmayıp; aynı zamanda hakaret eden, sarsan veya rahatsız eden "bilgi" veya "fikirler" için de geçerlidir. Bunlar 'demokratik bir toplumu var eden çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gerekleridir. 10. maddede belirtilen bu özgürlük, istisnalara tabidir; bununla birlikte bu istisnaların (...)katı bir biçimde yorumlanması ve herhangi bir kısıtlamaya ihtiyaç duyulduğunun ikna edici şekilde ortaya konulması gerekir (...)
(ii) Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında 'gerekli sıfatı, 'zorlayıcı bir toplumsal gereksinimin varlığım ifade etmektedir. Sözleşmeci Devletler, bu tür bir gereksinim olup olmadığını değerlendirmede belli bir takdir payına sahiptir; ancak bu, gerek yasaları gerekse bağımsız bir mahkeme tarafından alınmış olanlar da dâhil bunları uygulamaya yönelik kararlan kapsayan Avrupa denetimi ile bir arada yürümektedir. Bu nedenle Mahkeme, 'bir kısıtlamanın, 10. madde tarafından korunan ifade özgürlüğüyle bağdaştırılabilir olup olmadığı konusunda nihai karan verme yetkisine sahiptir.
(iii) Denetleyici yargı yetkisini kullanırken Mahkemenin görevi yetkili ulusal makamların yerini almak değil; daha ziyade bu makamların takdir yetkileri uyarınca vermiş olduğu kararlan 10. madde kapsamında yeniden gözden geçirmektir. Bu; söz konusu denetimin davalı devletin takdir payını makul, dikkatli bir şekilde ve iyi niyet içerisinde kullanıp kullanmadığını belirlemekle sınırlı olduğu anlamına gelmez; Mahkemenin yapması gereken, hakkında şikâyette bulunulan müdahaleye davanın bütünü ışığında bakmak ve 'güdülen meşru amaçla orantılı olup olmadığım ve ulusal makamların söz konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için ileri sürdüğü gerekçelerin 'ilgili ve yeterli olup olmadığım belirlemektin(...) Mahkeme bunu yaparken, ulusal makamların 10. madde içerisinde yer alan ilkelerle bağdaşan standartlar uygulamış olduğuna ve dahası ilgili olaylar hakkında kabul edilebilir bir değerlendirmeye dayanmış olduğuna kanaat getirmelidir (...)"
78. Mahkeme ayrıca, basının demokratik bir toplumda yerine getirdiği temel işlevi yinelemektedir. Her ne kadar basın başta başkalarının şöhret ve Hakları ve gizli bilgilerin ifşasının önlenmesi ihtiyacı konusunda olmak üzere belli sınırları aşmamalıysa da; görevi, kamu menfaatini ilgilendiren tüm konularda - yükümlükleri ve sorumluluklarıyla tutarlı bir şekilde -bilgi ve düşünce yaymaktır (bk. Jersild / Danimarka, 23 Eylül 1994, § 31, Seri A No. 298; De Haes ve Gijsels / Belçika, 24 Şubat 1997, § 37, Kararlar ve Hükümler Derlemesi, 1997-I ve Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç (BD), No 21980/93, § 58, AİHM, 1999-III). İlaveten Mahkeme gazetecilik özgürlüğünün belli derecede mübalağa ve hatta provokasyona olası başvuruyu da kapsadığını dikkate almaktadır (bk. Prager ve Oberschlick / Avusturya, 26 Nisan 1995, § 38, Seri A No. 313 ve Bladet Tromsø ve Stensaas, yukarıda anılan, § 59). Sade bir vatandaş için müsaade edilebilir eleştirinin sınırları, hükümetler veya siyasetçiler için olandan daha dardır
(bk. örneğin, Castells / İspanya, 23 Nisan 1992, § 46, Seri A No 236; İncal / Türkiye, 9 Haziran 1998, § 54, Kararlar ve Hükümler Derlemesi, 1998-IV ve Tammer / Estonya, No. 41205/98, § 62, AİHM 2001-I).
79. Mahkeme, özel yaşama saygı gösterilmesini isteme hakkının bir parçası olan şöhretin korunması hakkının, Sözleşmenin 8. maddesi tarafından korunan bir hak olduğunu yinelemektedir (bk. Chauvy ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 70; Pfeifer / Avusturya, No. 12556/03, § 35, 15 Kasım 2007 ve Polanco Torres ve Movilla Polanco / İspanya, No. 34147/06, § 40, 21 Eylül 2010). Bununla birlikte, 8. maddenin devreye girmesi için, bir kişinin şöhretine yönelik saldırının belli seviyede ciddiyete ulaşması ve kişinin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını kullanmasına halel getirecek şekilde gerçekleştirilmesi gereklidir (bk. A. / Norveç, No. 28070/06, § 64, 9 Nisan 2009 ve Axel Springer AG / Almanya (BD), No 39954/08, § 83, 7 Şubat 2012).
80. "Başkalarının şöhretini veya haklarını koruma" menfaatleri için, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğüne müdahale edilmesine yönelik bir ihtiyaç olup olmadığını incelerken Mahkemenin, yerel makamların Sözleşme tarafından güvence altına alınan ve başka davalarda birbiriyle çatışabilen iki değer, yani bir yanda 10. madde tarafından korunan ifade özgürlüğü ile diğer yanda 8. maddede belirtilen özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında adil bir denge kurulmuş olup olmadığını belirlemesi gerekebilir (bk. Hachette Filipacchi Associés / Fransa, No. 71111/01, § 43, 14 Haziran 2007; MGN Limited / Birleşik Krallık, No. 39401/04, § 142, 18 Ocak 2011 ve Axel Springer AG, yukarıda anılan, § 84).
81. Mahkeme, ilke olarak 8. ve 10. maddeler kapsamında güvence altına alınan hakların eşit derecede gözetilmesi gerektiğine ve bir başvurunun neticesinin, ilke olarak, başvurunun Mahkemeye onur kırıcı bir makale yayıncısı tarafından Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında yapılmış olması veya söz konusu makaleye konu kişi tarafından Sözleşmenin 8. Maddesi kapsamında yapılmış olmasına göre değişiklik göstermemesi gerektiğine karar vermiştir. Dolayısıyla, takdir payının, ilke olarak, her iki durumda da aynı olması gerekmektedir (bk. Hachette Filipacchi Associés (ICI PARİS), yukarıda anılan, § 41; Timcine / Romanya (k.k.), No. 28999/03, § 144, 12 Ekim 2010 ve Mosley / Birleşik Krallık, No 48009/08, § 111, 10 Mayıs 2011 davalarına ilave atıflarla Axel Springer AG, yukarıda anılan, § 87 ve 106, AİHM 2012)
82. Mahkeme, ifade özgürlüğü hakkının özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı karşısında dengelendiği durumlarda, dengeyi sağlamada kullanılan ilgili ölçütlerin şu unsurları içermekte olduğuna kanaat getirmiştir: Genel menfaati ilgilendiren bir tartışmaya katkısı olması, ilgili kişinin ne kadar tanındığı, bilginin konusu, ilgili kişinin önceki tutumu, bilgileri elde etme yöntemi ve bilgilerin doğruluğu, yayının içeriği, biçimi ve sonuçlan ve uygulanan müeyyidenin ağırlığı (bk. Axel Springer AG, yukarıda anılan, § 89-95 ve Von Hannover (No. 2), yukarıda anılan, §§ 108-113).
(ii) İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
83. Mevcut davaya dönülecek olursa, Mahkeme ilk olarak, okuyucuların başvuran şirketin internet haber portalında yayınlanan haber makalesine tepki olarak ekledikleri yorumların küçük düşürücü olduğu konusunda hiçbir tartışma olmadığını kaydetmektedir. Nitekim başvuran şirket, zarar gören taraf kendisine ihbarda bulunur bulunmaz yorumları ivedilikle kaldırmış ve Mahkeme önünde söz konusu yorumları "ihlal içerikli" ve "yasaya aykırı" olarak nitelemiştir. Bununla birlikte, başvuran şirketin küçük düşürücü yorumlar konusundaki hukuki sorumluluğunun ifade özgürlüğüne yapılmış orantısız bir müdahale anlamına gelip gelmediği konusunda tarafların görüşleri farklılık göstermektedir. Bir başka deyişle, sorun, yerel adli makamlarca belirlendiği üzere, başvuran şirketin internet sitesine eklenen yorumların üçüncü kişilerin kişilik haklarını ihlal etmemesini temin etme sorumluluğunun, Sözleşmenin 10. maddesinde belirlenen güvencelere uygun olup olmadığıdır.
84. Mahkeme, bu sorunu çözmek için, sırasıyla, mevcut davanın koşullarında önem taşıdığına kanaat getirdiği bir dizi etkeni incelemeye başlayacaktır. Mahkeme ilk olarak, yorumların bağlamını, ikinci olarak başvuran şirketin küçük düşürücü yorumları engellemek veya kaldırmak amacıyla uyguladığı tedbirleri, üçüncü olarak başvuran şirketin sorumluluğuna alternatif olarak gerçek yorum yazarlarının sorumluluğunu ve dördüncü olarak yerel yargılamaların başvuran şirket açısından sonuçlarını inceleyecektir.
85. Mahkeme, Delfi haber portalında yayınlanan haber makalesinin belli ölçüde kamu menfaatini ilgilendiren bir konuyu ele aldığını kaydetmektedir. Söz konusu makale; bir taşıma şirketinin feribotlarını bir güzergâhtan diğerine aktarmasını ve bunu yaparken buz yolları olması muhtemel yerlerdeki buzu kırmasını ve bunun sonucunda da söz konusu şirketin verdiği feribot hizmetlerine kıyasla adalara daha ucuz ve daha hızlı bağlantı sağlayan bu tür yolların açılmasının haftalarca ertelenmiş olmasını tartışmaktaydı. Makalenin kendisi dengeli bir makaleydi; taşıma şirketinin bir yöneticisine açıklama sunma olanağı verilmişti ve söz konusu makale onur kırıcı hiçbir üslup içermemekteydi. Nitekim makalenin kendisi yerel yargılamalar sırasında hakaret olduğuna dair herhangi iddiaya sebebiyet vermemişti. Bununla birlikte, makale, taşıma şirketinin çok sayıda insanı olumsuz bir şekilde etkileyen faaliyetlerini ele almıştır. Bu nedenle Mahkeme; başvuran şirketin, söz konusu makaleyi yayınlayarak, taşıma şirketi ve yöneticileri aleyhine olumsuz tepkilere yol açabilecek olduğunun ve Delfi haber sitesindeki yorumların genel namı göz önünde bulundurulduğunda, olumsuz yorumların, ortalamanın üzerinde bir riskle, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının ötesine geçerek haksız hakaret veya nefret içerikli söylem seviyesine ulaşabileceğinin farkına varmasının mümkün olduğunu düşünmektedir. Ayrıca söz konusu makaleyle ilgili olarak eklenen yorumların sayısının ortalamanın üzerinde olduğu ve okuyucular ve yorum ekleyenler arasında konu hakkında büyük çapta ilgi olduğuna işaret ettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran şirketin, başkalarının şöhretine zarar vermekten sorumlu tutulmaktan kaçınabilmek amacıyla, mevcut davanın koşullarında belli ölçüde temkinli olmasının beklendiği sonucuna varmaktadır.
86. Mahkeme; başvuran şirket tarafından uygulanan tedbirlerle ilgili olarak, yorumlardan - başvuran şirketin değil - yorumlan yazanların sorumlu olduğunu ve kullanım kurallarına aykırı olan ya da tehdit, hakaret, edebe aykırı ifadeler veya kaba sözler içeren yorumlar eklemenin yasak olduğunu belirten feragatnameye ilaveten, başvuran şirketin uygulamada genel iki mekanizmasının olduğunu kaydetmektedir. Birincisi, belli kaba sözcüklerin köklerine dayalı yorumların silinmesine yönelik otomatik bir sistemi vardı. İkinci olarak, uygulamada ihbar üzerine kaldırma sistemi vardı ki; buna göre herhangi bir kişi, bir yorumu site yöneticilerinin dikkatine sunmak amacıyla, yalnızca bu amaç için tasarlanmış bir düğmeye tıklamak suretiyle, şirketi uygunsuz yorum hakkında bilgilendirebilmekteydi. Ayrıca bazı durumlarda sitenin yöneticileri uygunsuz yorumlan kendi inisiyatifleriyle kaldırmaktaydı. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran şirketin üçüncü kişilerin şöhretlerine zarar vermeye neden olmaktan kaçınma görevini tamamıyla ihmal etmiş olduğunun söylenemeyeceği kanaatindedir. Bununla birlikte, başvuran şirket tarafından kullanılan sözcüğe dayalı otomatik filtrenin alt edilmesinin nispeten kolay olduğu görülmekteydi. Hakaret veya tehditlerin bazılarını önleyebilmiş olmasına karşın, başka pek çok hakaret veya tehdit konusunda bunu gerçekleştirememiştir. Dolayısıyla, işe yararlığından şüphe duymak için hiçbir sebep bulunmamasına karşın, Mahkeme sözcüğe dayalı filtrenin bu durumda üçüncü kişilere zarar verilmesinin önlenmesinde yetersiz kaldığını düşünmektedir.
87. Mahkeme ayrıca başvuran şirketin kullandığı ihbar üzerine kaldırma sistemini göz önünde bulundurmuştur. Nitekim başvuran şirketin bu sistemi uygulayarak gayrette bulunma görevini yerine getirip getirmediği sorusu, mevcut davada taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlık hususlarından biriydi. Mahkeme ilk olarak, Delfi sitesinin ihbar üzerine kaldırma sistemine ilişkin teknik çözümün kullanıcılar açısından kolaylıkla erişilebilir ve uygun olduğunu kaydetmektedir; zira bu amaçla sunulan bir düğmeye tıklamaktan başka hiçbir adım atılmasına gerek yoktu. Bir yorumun neden uygunsuz olarak değerlendirildiğine ilişkin sebepler belirtmeye veya başvuran şirkete ilgili talebi içeren bir yazı göndermeye gerek yoktu. Her ne kadar mevcut davada ilgili kişi başvuran şirketin kendi internet sitesinde sunduğu ihbar üzerine kaldırma özelliğini kullanmayıp, talebini yazılı olarak bildirmeye ve postayla göndermeye başvurduysa da; bu, kişinin kendi seçimiydi ve her hâlükârda başvuran şirketin, ihbarın alınmasının ardından küçük düşürücü yorumları gecikmeksizin kaldırmış olduğu konusunda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, o an itibariyle kamu söz konusu yorumlara altı haftadır erişebilmekteydi.
88. Mahkeme, ilgili kişinin yerel mahkemelerce de paylaşılan görüşüne göre, başvuran şirket tarafından kullanılan ön otomatik filtreleme ve ihbar üzerine kaldırma sisteminin, üçüncü kişilerin haklarına yönelik yeterli koruma sağlamadığını kaydetmektedir. Yerel mahkemeler, bu hususta, haber makaleleri yayınlamanın ve okuyucuların bu makaleler hakkındaki yorumlarını açıklamanın başvuran şirketin profesyonel faaliyeti olduğuna önem atfetmiştir. Söz konusu faaliyet, okuyucu sayısı ve yanı sıra reklam gelirinin bağlı olduğu yorum sayısıyla ilgiliydi. Mahkeme, bu iddianın, başvuran şirketin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılığını belirlemede önemli olduğunu düşünmektedir. Ayrıca, büyük bir internet haber portalında küçük düşürücü yorumlar yayınlamanın, bu yorumların, mevcut davada olduğu üzere, geniş bir okuyucu kitlesine ulaşacağı anlamına geldiği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, - şöhreti mevzu bahis olabilecek bir kişinin değil - başvuran şirketin, yayınlanacak bir makale hakkında bilgi sahibi olacak, bu makalenin yol açacağı olası yorumların mahiyetini tahmin edebilecek ve her şeyden önce, küçük düşürücü ifadelerin açıklanmasını önlemeye yönelik teknik veya manüel tedbirler alacak konumda olduğunu kaydetmektedir. Nitekim yorumların gerçek yazarları, bir kez Delfi haber sitesine eklendikten sonra yorumlarını değiştirememekte veya silememekteydi; yalnızca başvuran şirket bunu yapmak için gerekli teknik araçlara sahipti. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran şirketin, elindeki denetimi son raddesine kadar kullanmadıysa da, sitesinde yayınlanan yorumlar üzerinde önemli derecede denetim gerçekleştirdiğini düşünmektedir.
89. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemelerin başvuran şirkete üçüncü kişilerin haklarını nasıl koruyacağını göstermek üzere emirler vermemiş ve seçimi başvuran şirkete bırakmış olmasını da göz önünde bulundurmuştur. Dolayısıyla, başvuran şirkete, aralarından sadece birkaçının ismi verilecek olursa, yorum eklemelerine izin vermeden önce kullanıcılara ön kayıt şartı getirme, başvuran şirketin açıklamadan önce yorumları izlemesi veya eklendikten sonra yorumların hızlıca gözden geçirilmesi gibi özel hiçbir tedbir dayatılmamıştı. Mahkeme, bu bakımdan başvuran şirkete bırakılan hareket alanının, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ağırlığını azaltmada önemli bir etken olduğunu düşünmektedir.
90. Mahkeme, başvuran şirketin zarar gören kişinin yorumların gerçek yazarları aleyhine dava açabileceği şeklindeki yorumunu göz önünde bulundurmuştur. Bununla birlikte, Hükümetin, hukuk davası açabilmek için bireyin, hakkında dava açılması gerekli olan kişilerin kimliğini tespit etmesinin çok zor olduğu şeklindeki karşı savına daha fazla önem vermektedir. Nitekim küçük düşürücü yorumları yazan kişilerin kimliğini tespit etme yükümlülüğünü, yalnızca teknik nedenlerle, zarar gören kişiye yüklemek, mevcut dava gibi bir davada orantısız görünecektir. Mahkeme; 8. madde uyarınca devletlerin bireyler arası ilişkiler alanında özel hayata saygı gösterilmesini temin etmeye yönelik tedbirlerin alınmasını gerektirebilecek nitelikteki sorumluluklarını hatırda tutarak (bk. ilave atıflarla Von Hannover (No. 2), yukarıda anılan, § 98); zarar gören bir tarafın, başvuran şirketin önerisinden anlaşıldığı üzere, yalnızca küçük düşürücü yorumların yazarları aleyhine dava açmasına olanak verecek önlemlerin, mevcut davada zarar gören kişinin özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı konusunda etkili koruma sağlayabileceğine ikna olmamıştır. Mahkeme, kayıtlı olmayan kullanıcıların yorumlarına izin vermenin başvuran şirketin seçimi olduğunu ve böyle yaparak başvuran şirketin bu yorumların sorumluluğunu belli ölçüde üstlenmiş olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini kaydetmektedir.
91. Mahkeme bu bağlamda, internet kullanıcılarının ifade özgürlüklerini kullandıkları sırada kimliklerinin ifşa edilmemesi isteklerinin önemine dikkat etmektedir. Aynı zamanda, internetin yaygınlaşması ve bilgilerin bir kez yayınlandıktan sonra halka mal olma ve sonsuza dek dolaşımda kalma olasılığı - veya bazı amaçlarla tehlikesi - temkinli olunmasını gerektirmektedir. İnternet üzerinde bilgi ifşasının kolaylığı ve internette önemli miktar bilgi yer alıyor olması, küçük düşürücü ifadeleri tespit etmenin ve kaldırmanın zor bir iş olduğu anlamına gelmektedir. Bir internet haber portalı operatörü açısından durum, mevcut davada olduğu üzere, budur; ancak, interneti devamlı olarak izlemeye yönelik kaynaklara sahip olması daha az muhtemel ve zarar görmesi olası bir kişi açısından, bu daha da külfetli bir iştir. Mahkeme, bu son unsurun söz konusu hak ve çıkarların dengelenmesinde önemli bir etken olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, hakarete uğrayan kişinin hakaret davası sonucu tazminat alma riskinin sıklıkla hakaret eden kişiden daha iyi bir mali durumda olan medya şirketine kaydırılmasının, medya şirketinin ifade özgürlüğü hakkına orantısız bir müdahale olmadığına karar verdiği Krone Verlag (No. 4) kararına atıfta bulunmaktadır (bk. Krone Verlag GmbH & Co. KG / Avusturya (No. 4), No. 72331/01, § 32, 9 Kasım 2006).
92. Mahkeme son olarak, başvuran Girketin zarar gören kişiye manevi tazminat olarak 320 EUR karşılığı ödeme yapmak zorunda olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, başvuran şirketin Estonyada bulunan en büyük internet haber portallarından birinin profesyonel operatörü olduğunu da göz önünde bulundurarak, bu tutarın yerel mahkemelerce tespit edilen ihlalle orantısız olduğunun düşünülmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı görüşündedir.
93. Mahkeme; başta yorumların hakaret ve tehdit edici mahiyeti, yorumların başvuran şirketin kâr amacıyla profesyonel olarak yönetilen haber portalında yayınladığı bir makaleye tepki olarak eklenmiş olması, başvuran şirketin diğer tarafların şöhretlerine zarar verilmesinden kaçınmak ve yorumların yazarlarının sorumlu tutulması anlamında gerçekçi bir ihtimal ortaya koymak amacıyla aldığı tedbirlerin yetersizliği ve başvuran şirkete uygulanan ölçülü müeyyide olmak üzere yukarıdaki bilgiler temelinde; mevcut davada yerel mahkemelerin okuyucuların internet haber portalına eklediği küçük düşürücü yorumlardan başvuran şirketin sorumlu olduğu yönündeki hükmünün haklı ve başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik ölçülü bir kısıtlama olduğunu düşünmektedir.
Dolayısıyla Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediğine; Karar vermiştir.
İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme iç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy