(Yaşama Hakkı, işkence Yasağı, Adil Yargılanma Hakkı, Etkili Başvuru Hakkı, Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması ve Ayrımcılık Yasağı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
Başkan, J.P.Costa Üyeler, A.B.Baka, K.Tungwiert, V.Butkevyeh, W.Thomas-sen, M.Ugrekhelidze ve F.Gölcüklü
Başvuru No: 22876/93
Karar Tarihi: 14 Mayıs 2002
Çeviren ve Özetleyenler: Ahmet KAYA, Kom. Yrd., Ankara Emniyet Müdürlüğü, M.Bedri Eryılmaz, Yard. Doç. Dr.. Polis Akademisi Başkanlığı, Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Bir Türk vatandaşı olan ve Türkiye'nin güneydoğusunda, Mardin'in Mazıdağı İlçesine yakın olan Karataş Köyünde yaşamakta olan başvuru sahibi, bayan Şemse Önen,, saldın sonucu ölen erkek kardeşi ile anne-babası ve hayatta kalan Hamdullah, Melek, İskender, Sevgi, Sultan, Medine, Mehmet Nuri, Ercan, İshan ve Mekiye adlı kardeşleri adına başvuruyu yapmıştır.
Bu başvuru, öncelikle ve özellikle, silahlı Balpınar köyü korucuları tarafından başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülmesi ile ilgili etkin soruşturma yapılmaması iddiasını içermektedir. Başvuru sahibine göre, kendisinin ve yakınlarının tabi kaldığı muamele (evlerinin silahlı saldırıya uğraması, ailesinin ve kardeşinin Öldürülmesine şahit olması) işkence, İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muameledir. Başvuru sahibine göre, hunhar saldın hakkında, devletin etkili bir soruşturma yürütmüyor olması, kendisi ve hayatta olan 10 yakını için, 3. Madde anlamında aşağılayıcı muamele sayılmalıdır. Başvuru sahibi, ilave olarak, yetkililerin ölüm olayının faillerini bilerek araştırmamasının Sözleşmenin 6. ve 13. Maddelerinin de ihlalini oluşturduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi, ailesine yöneltilen saldın ile, Sözleşmenin 8. Maddesinde korunan özel hayata ve aile hayatına saygı duyulmasını isteme hakkı ihlal edildiğini de iddialarına eklemiştir.
Başvuru sahibi, son olarak, Güney doğu kaynaklı başvurulan ve bu başvurularda verilen kararlan örnek göstererek, bu bölgedeki hak ihlallerini yetkililerin gerektiği gibi araştırmayarak Kürt kökenli vatandaşlara yönelik bir ayrımcılığı örneği gösterdiğini iddia etmiştir. Neticede,
Mahkeme,
1- Hükümetin başvurunun gerçekliği ile ilgili ilk itirazının reddine,
2- Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili ilk itirazdaki esaslara oybirliğiyle katılmaya,
3- Sözleşmenin 2.maddesinin ihlali kapsamında başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin devlet görevlileri tarafından oybirliğiyle öldürülmediğine,
4- Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin ölümünü çerçeveleyen koşullara dair davalı devletin yetkililerince etkin ve tam bir soruşturma yapılmasında ihmalin yaşanmasından dolayı Sözleşmenin 2.maddesinin oybirliğiyle ihlal edildiğine,
5- İç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili hükümetin itirazının oybirliğiyle reddine,
6- Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin ölümünün Sözleşmenin 3. maddesi anlamında Devletin sorumluluğunu doğurmadığının oybirliğiyle kabul edilmesine,
7- Mahkeme, yetkililerin etkili soruşturma yapmamasının 3. Madde anlamında aşağılayıcı muamele sayılıp sayılmayacağı konusunda karar vermesinin oybirliğiyle söz konusu olmadığına,
8- Başvuru sahibi ve yaşayan kardeşleri açısından 1'e karşı 6 oyla sözleşmenin 13.maddesinin ihlal edildiğine,
9- Başvuru sahibinin şikayetinin sözleşmenin ö.maddesine göre incelenmesine gerek olmadığına,
10- Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülmesinin Sözleşmenin S.maddesine göre davalı devletin sorumluluğu ile ilişkili olmadığına,
11- Yetkililerinin etkin soruşturmadaki ihmalinin sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açtığına dair başvuru sahibinin şikayetini incelemeye oybirliğiyle gerek olmadığına,
12- Sözleşmenin 2,3,6,8 ve D.maddeleri ile bağlantılı olarak ele alınan 14. maddenin oybirliğiyle ihlal edilmediğine,
13- Davalı devletin 3 ay içinde aşağıdaki miktarların başvuru sahibine ve diğerlerine ödemesine,
i) Manevi zarar bakımından başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'ye 16.000 Euro, diğer yaşayan kardeşlerine 13.000 Euro verilmesine;
ii) Mahkeme masrafları olarak vergileri de dahil olmak üzere 15.000 pound ve 2.500 pound sayın Böyle ve Sayın Leach'e verilmesine,.
iii) Euro olarak belirlenen miktarlar için %7.25, Sterling olarak belirlenen miktarlar için %7.5 gecikme faizi uygulanmasına karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Aytekin v. Türkiye, 23 Eylül 1998 1998-8, s.2825-29, && 77-86.
2. Çakıcı v. Türkiye no.22657/94 AİHM 1999-4, & 127.
3. Ergi v. Türkiye 28 Temmuz 1998, 1998-4 raporları, & 116.
4. Guerra ve diğerleri, v. İtalya, 1998-1 raporları, & 44.)
5. Gül v. Türkiye, no.22676/93.
6. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1995, 1998-4 raporları, s. 1734, & 88.
7. Gündem v. Türkiye 25 Mayıs 1998, 1998-3 raporları, s. 1136, & 74.
8. ilhan v. Türkiye, no.22277/93 & 105, AİHM 2000-7.
9. Kaya v.Türkiye 19 Şubat 1998. 1998-1 raporları, s.322.324 78,176)
10. Mccann ve diğerleri v. İngiltere 27 Eylül 1995, Seri A No: 324, S.49 161
11. Oğur v. Türkiye, no.21594/93, AİHM, 1999-5 & 98.
12. Yasa v. Türkiye 25 Mayıs '1998,1998-6 raporları, s.2441-2442, && 112 ve 114.
13. Yunan Stran rafineleri ve stratis Andreadis v. Yunanistan, 9 Aralık 1994 seri A no.301-B, 5.77 & 32
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair "Sözleşmenin" ilgili 11 Nolu protokolünün yürürlüğe girmesinden önce uygulanabilir koşullarına göre mahkemeye gönderilmiştir.
Dava, bir Türk vatandaşı olan Şemse Önen'in hayatta kalan on kardeşi, ölen Orhan adlı erkek kardeşi ve anne-babasının (ebeveynlerinin) adına 15 Eylül 1993'te, Sözleşmenin önceki 25.maddesine göre Türkiye aleyhine Komisyona sunulmuş bir başvuru neticesinde açılmıştır.
2. "Başvuru sahibi", 16 Mart 1993'te, ailesinin evine saldın yapılması sonrası erkek kardeşi ve anne-babasının öldürülmesinden ve olayın koşullarına dair etkin soruşturma yapılmamasından dolayı Sözleşmenin 2, 3, 6, 8, 13. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
3. Komisyon, 15 Mayıs 1995'te, başvuruyu kabul edilebilir saymıştır. Komisyonun 10 Eylül 1999 tarihli raporunda, (Sözleşmenin önceki 31.md.) yeterli etkin soruşturma yokluğundan dolayı Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ancak başvuru sahibinin şikayetlerinin kalan kısmıyla ilgili Sözleşmenin herhangi bir ihlali olmadığını ifade etmektedir.
OLAYLAR
Davanın Koşulları
9. Başvuru sahibi olan, bayan Şemse Önen, 1969 doğumlu, bir Türk vatandaşıdır. Davaya konu olan olayın geçtiği zamanda Şemse Önen Türkiye'nin güneydoğusunda, Mardin'in Mazıdağı İlçesine yakın olan Karataş Köyünde yaşamaktadır. Başvuru sahibi, saldın sonucu ölen erkek kardeşi ile anne-babası ve hayatta kalan Hamdullah, Melek, İskender, Sevgi, Sultan, Medine, Mehmet Nuri, Ercan, İshan ve Mekiye adlı kardeşleri adına başvuruyu yapmıştır. Bu başvuru, iddiaya göre silahlı Balpınar köyü korucuları tarafından başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülmesinden ve bu konuyla ilgili etkin soruşturma yapılmamasından dolayı yapılmıştır.
10. 1980'lerden beri, Kürt özerkliği lehine Kürt nüfusunun bulunduğu bölgelerde özellikle PKK ile güvenlik güçleri arasında şiddetli bir çatışma devam etmektedir. Hükümete göre, PKK'nın ana terörist faaliyetlerinden biri, PKK'nın mal varlığını kötüye kullananları ve davalarına aykırı hareket edenleri öldürmektir. Olayların akışı esnasında, Türkiye'nin güneydoğusunda bulunan 11 ilin 10'u 1987'den beri olağanüstü yönetim altında bulunduğu belirtilmiştir.
11. Davanın olayları özellikle, öldürme koşullan ve yetkililerin, ölüm olayları ilgili soruşturma çabalan kabul edilmemektedir.
A. Başvuru Sahibinin Olayları Anlatımı
12. Olayın ortaya çıktığı zamanlarda, başvuru sahibinin ve ailesinin yaşamakta olduğu, daha önceden köy koruculuğu sistemini kabul etmeyen Karataş Köyü ile komşu köy olan Balpınar Köyü arasında bu sebepten ileri gelen gerginlikler yaşanmıştır. Bu karşı çıkma, jandarma tarafından köylülere uygulanan baskıyla sonuçlandırılabilmiştir.
13. 15 Kasım 1992'de veya yakın tarihlerde, dört Balpınar köyü korucusu PKK ile yapılan çatışma sonucu öldürülmüştür. Aynı gün, çatışmadan hemen sonra, Jandarma ve köy korucuları Karataş Köyü'ne saldırmıştır. Bu saldın bir kaç saat sürmüştür. Bir sonraki gün Karataş Köyü muhtarı, valiye köyünün jandarma ve köy korucuları tarafından baskı ve şiddete maruz bırakıldığını şikayet etmiştir. Saldırıya dair herhangi bir soruşturma yapılmamıştır.
14. 16 Mart 1993'ten birkaç hafta önce, muhtarın ve başvuru sahibinin evleri, Balpınar Köyü korucuları tarafından ağır silahlarla birkaç kez kurşun yağmuruna tutulmuştur. Muhtar, Balpınar köyü korucuları tarafından uygulanan baskıyı valiye şikayet etmiş ve bu olayların sona erdirilmesini rica etmiştir.
15. 16 Mart 1993 gününün gecesinde, başvuru sahibinin büyük kardeşi, Orhan Önen ve anne-babası, İbrahim ve Mome Önen öldürülmüştür. Balpınar köyü korucuları tarafından Orhan Önen'in öldürülmesi sırasında, başvuru sahibinin babası, eve zorla girenlerden birinin başındaki örtüyü çekerek silahlı adamların Balpınar köyü korucularından sorumlu Ali Ertaş ve daha önceden Balpınar köyü korucusu olan Ali Ertaş'ın yeğeni, Orhan Ertaş olduğunu haykırmıştır. Başvuru sahibinin annesi silahlı saldın sonucu ciddi şekilde yaralanmış ve hastaneye giderken yolda ölmüştür.
16. Fosfat Jandarma Karakolu Komutanı, Salih Kaygusuz, arızalı minibüsün yerine yaralıyı hastaneye ulaştırmak için herhangi bir araç temin etmeyi reddederek ve haksız bir şekilde minibüsün Mazıdağı'na gitmesini erteleyerek, başvuru sahibinin annesinin hastaneye ulaşmasını, ciddi şekilde geciktirmiştir.
17. Bu öldürme olaylarının sonraki soruşturması, açık ifadelerle ne yeterli olmuş ne de etkinliği sağlanmıştır. Fakat gerçekte Balpınar Köyü korucularının soruşturmaya dahil edilmesi örtbas edilmiş ve Ali ve Orhan Ertaş'ın mahkumiyeti engellenmiştir. Soruşturmanın ilk başlarından sonraki kapsamlı kovuşturmalara kadar, yetkililer öldürme olaylarından dolayı PKK'yı sorumlu tutmuş ve başvuru sahibinin soruşturmanın herhangi bir aşamasından bilgilendirilmesini ihmal etmiştir.
B. Hükümetin Olaylarla ilgili Yorumu
18. 8 Ekim 1992'de, PKK güçleri, Balpınar Köyünün yakınındaki Kırmızıtepe yamacında bulunan Balpınar köy korucularına saldırmıştır. Çatışma, yirmi dakika kadar sürmüştür. Herhangi bir can kaybı olmamıştır. O tarihe kadar, saldırının failleri bulunamamıştır.
19. 15 Kasım 1992'de, Karataş köyünün yakınlarındaki bir yolda, PKK dokuz Balpınar Köy korucusunu pusuya düşürmüştür. On beş dakika süren ve yapılmakta olan çatışmada, dört köy korucusu öldürülmüş ve dört kişi de yaralanmıştır. Çatışma ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Fosfat Jandarma Karakol Komutanı, Salih Kaygusuz, yapılan soruşturma boyunca hayatta kalan beş köy korucusunun ifadelerini almıştır. O tarihe kadar, saldırının failleri bulunamamıştır.
20. 16 Mart 1993 günü saat 20.15 sıralarında, Mazıdağı'ndan yaklaşık bir kilometrelik bir mesafede Mazıdağı-Kaletepe'deki PTT radyo bağlantı istasyonuna PKK tarafından roket atar ve ağır silahların kullanıldığı bir saldın düzenlenmiştir. Köy korucuları silahla karşılık vermiştir. Çatışma yaklaşık on-on beş dakika sürmüştür. Herhangi bir can kaybı olmamıştır. Çatışmadan kısa bir süre sonra Mazıdağı Merkez Jandarma Karakolundan jandarmalar olay yerine ulaşmıştır. Bir sonraki gün, PTT istasyonuna giden yol üzerinde bir tane kara mayını bulunmuştur. Mazıdağı savcısının sorumluluğu altında Mazıdağı Merkezi Jandarma Karakolunda saldın ile ilgili ilk soruşturma yapılmıştır.
21. Ayrıca, 16 Mart 1993 gününün akşamında, üç Karataş'lı köylünün öldürülmesi olayı Mazıdağı Savcısına iletilmiştir. Güvenlik sebeplerinden dolayı savcı bir sonraki günün sabahında saat 08.00'da olay yerine ulaşmıştır. Doktorlar tarafından yapılan mağdurların otopsisinde hazır bulunarak savcı soruşturmayı yürütmüştür.
22. Başvuru sahibinin anne-babası ve kardeşlerinin öldürülmesiyle ilgili kanıtları da kapsayan soruşturmada bütün gerekli adımlar atılmıştır. Soruşturmanın ilk aşaması tamamlandıktan sonra Mazıdağı savcısı, 7 Temmuz 1993'te, görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına gönderilmiştir. Bu soruşturma Ali ve Orhan Ertaş'a karşı takibat kurumu olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde sonuçlanmıştır.
6 Mayıs 1994'te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin talimattan ile yapılan soruşturmalar doğrultusunda Ali Ertaş, Mahmut Denli ve Mecit Kaya'nın ayrıca ifadeleri Mazıdağı ilk derece mahkemesi tarafından alınmıştır. Başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'nin ifadeleri artık Karataş köyünde oturmadıklarından ve yeni adresleri bulunamadığından dolayı alınamamıştır.
23.28 Aralık 1994'te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi delil yetersizliğinden dolayı Ali ve Orhan Ertaş'ı serbest bırakmıştır. Bu karardan sonra soruşturma devam etse de başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşini öldürenlerin failleri bulunamamıştır.
24. Hükümet, alınan bir bilgide PKK'nın başvuru sahibinin kardeşine bir taksi verdiğini ve bu taksinin başvuru sahibinin kardeşinin kendi özel işlerinde kullandığının ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Öyle ki başvuru sahibinin kardeşi Orhan bu tutumuyla ailesini çok muhtemel ki terörist organizasyonu PKK'nın hedefi haline getirmiştir.
C. Ulusal Yetkililer Önündeki Yargılama Usulleri
1. İlk Soruşturma
25. 16 Mart 1993 günü yaklaşık olarak 21.30 sularında, yasadışı PKK terör örgütüne mensup bir grup teröristin İbrahim Önen'e ait eve girdiği ve ateş ettiğine dair Mazıdağı ilçe Jandarma Karakolunda görevli jandarmalar tarafından olay raporu tanzim edilmiştir: İbrahim ile Orhan Önen vurulmuş ve öldürülmüştür. Mome ile Şemse Önen yaralanmış ve Mome Önen hastaneye giderken yolda ölmüştür. Raporda fazla ayrıntılar olmaksızın dokuz tane kaleşnikov marka silahtan atılan kovana değinilmiştir.
Aynı tarihte Fosfat Jandarma Karakolu Komutanı, Salih Kaygusuz, Önen ailesinin iki odalı evinin iç kısmının krokisini çizmiştir. Krokide evin bir odasında, İbrahim ve Mome Önen'in cesetleri, İbrahim Önen ile ön kapı arasındaki kan lekesi ve dört tane kovan bulunmaktadır. Evin diğer odasında Orhan Önen'in cesedinin bulunduğu yer ve dört tane kovan gösterilmektedir. Orhan Önen'in cesedinin bulunduğu odada herhangi bir kan lekesi gösterilmemektedir. Krokide sadece evin içinde bulunanlar kaydedilmiştir. Evin yakın çevresi hakkında herhangi bir bilgi yer almamıştır.
26. 17 Mart 1993 tarihli otopsi incelemesine göre, 16 Mart 1993'te saat 20.00'de üç kişinin öldürüldüğüne dair gelen bilgi doğrultusunda, uzman ekibi güvenlik tedbirlerinden dolayı Karataş köyüne 17 Mart 1993 günü saat 08.00 sularında varabilmiştir. Ekip, Mazıdağı savcısı Yekta Çobanoğlu, Mazıdağı Sağlık Merkezinden tıp doktoru, Sedat işçi, bir katip, bir otopsi asistanı ve şoföründen oluşmaktadır. Raporda ayrıca, Mome'nin hastaneye giderken yolda öldüğü ve köye geri getirildiği belirtilmiştir, İbrahim, Mome ve Orhan Önen'in cesetleri akrabaları olan Mehmet Hadi Araç tarafından teşhis edilmiştir. Ekip tarafından ortaya konan inceleme raporunda akciğerlerin kanaması, kan kaybı ve hayati fonksiyonların durması ölümlerin ayrı ayrı olması sonucunu doğurmakta olduğu ve fişeklerin girişleri ve çıkışları dair bilginin yer aldığı belirtilmiştir, ölüm sebebinin açık, tabii olduğu bildirildiği için klasik otopsi yapılmasına ihtiyaç duyulmadığına karar verilmiştir.
27. 1 ve 5 Nisan 1993'te, Mazıdağı İlçe Jandarma Karakolu subayı, Cengiz Keşler ve Fosfat Jandarma Karakolu Komutanı Salih Kaygusuz tarafından başvuru sahibinin ve kız kardeşi, Mekiye'nin ifadeleri alınmıştır.
4 Nisan 1993 tarihinde, Salih Kaygusuz 16 Mart 1993 tarihinde yaşanan olaylarla ilgili olarak Balpınar Köy korucularından Mehmet oğlu, 1960 doğumlu Mecit Kaya ve Kasım oğlu, 1953 doğumlu Ali Ertaş'ın ifadelerini almıştır. Ali Ertaş, Balpınar köy koruyucularından sorumlu olduğunu ve 16 Mart 1993 tarihinde Balpınar köyünün batısındaki Kırmızıtepe'de devriye görevinde bulunduğunu ifade etmiştir. Başvuru sahibinin anne-babası ve erkek kardeşinin öldürülmesine karıştığı iddiasını reddetmiş iftiraya uğradığını belirtmiştir. Mecit Kaya'nın 17 Mart 1993 günü sabahına kadar Ali Ertaş'la beraber Kırmızıtepe mevkiinde devriye görevi yaptığını belirtmesiyle Ali Ertaş'ın ifadesi doğrulanarak teyit edilmiştir Ayrıca, Mecit Kaya ne Balpınar köyünün ne de Ali Ertaş'ın öldürme olaylarına karışmadığını beyan etmiştir.
5 Nisan 1993'te, Salih Kaygusuz 16 Mart 1993 tarihinde Balpınar köyünde olmadığını beyan eden, Şeyhmus oğlu, 1969 doğumlu Orhan Ertaş'ın ifadesini almıştır. Olay günü Mersin ilinde eşyaları kamyona yüklediğini ve kamyonuyla İstanbul'a yola çıktığını belirtmiştir. Ayrıca, işinden dolayı Balpınar'da fazla kalmadığını beyan etmiştir.
28. 7 Nisan ve 17 Mayıs 1993 tarihlerinde, balistik inceleme gerçekleştirilmiştir. 19 Nisan 1993 tarihli Diyarbakır adli tıp laboratuarının balistik raporuna göre, 7.62 mm. çapındaki dokuz tane kaleşnikov kovanının olay yerinde aynı çapta farklı silahlardan ateşlendiği ortaya çıkarılmıştır. Yani altı tane kovan bir silahtan, ikisi farklı bir silahtan ve biri başka bir silahtan ateşlenmiştir. Mazıdağı savcısına gönderilen 17 Mayıs 1993 tarihli raporda, Diyarbakır Adli Tıp Laboratuarı, öldürülme olayının Ali Ertaş'ın kaleşnikov marka silahından alınan beş adet boş kovana uymadığı, ve bu yüzden dokuz adet boş kovanın Ali Ertaş'ın silahından ateşlenmediği sonucuna varmıştır.
29. 7 Temmuz 1993 tarihinde, Mazıdağı savcısı Yekta Çobanoğlu, dava ile ilgili görevsizlik kararı vermiştir. Kararda, başvuru sahibini anne-babası ve erkek kardeşinin siyasi saikle öldürülmesinden şüphelenilen Ali ve Orhan Ertaş listeye dahil edildiği kaydedilmiştir. Soruşturmayı müteakip, Üçe Jandarma Komutanı PKK terör örgütünün teşhis edilemeyen üyelerinin öldürmeye iştirak ettiği sonucuna vardığı, fakat başvuru sahibinin ve kız kardeşi Mekiye'nin ayrı ayrı beyanına göre babalarının failleri Ali ve Orhan Ertaş olarak tanıdığı kararda ifade edilmiştir. 2845 sayılı yasanın uygulama alanı içinde olan bir suç söz konusu olduğundan, Mazıdağı savcısının görevsizlik kararına ve dava dosyasının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2. Devlet Güvenlik Mahkemesindeki Soruşturma
30. 13 Eylül 1993'te, savcının dava dosyasının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına göndermesinden sonra, savcı Tanju Güvendiren, balistik incelemeyle ilgili bazı ilave tedbirler almıştır. Kıyaslama için gerekli olan altı köy korucusunun kaleşnikov marka silahlarından altı tane benzer fişek alınmasına karşın, inceleme için niçin beş tane mermi kovanı gönderildiğine dair savcı soruşturma başlatmıştır. Ayrıca, savcı jandarmadan Diyarbakır'daki adli tıp laboratuarında balistik incelemeye almak için Ali Ertaş'a verilen Kaleşnikovu ve köy korucularına verilen diğer kaleşnikovları, köy korucularına verilen kaleşnikovlara ait teslim makbuzlarını ve Karataş köy korucularının listesinin temin edilmesini istemektedir. Silahların eksik olarak yerleştirilmesi durumunda, hangi fişeğin hangi silahtan çıktığının tespit edilmesi ve bu boş kovanların balistik inceleme için adli top laboratuarına gönderilmesi amacıyla savcı, silahların ateş edilmesine ve boş kovanların sayılmasına dair talimat vermiştir.
19 Ekim 1993'te, Mazıdağı İlçe Jandarma Komutanı, Devlet Güvenlik Mahkemesindeki savcıya altmış beş adet silah, Balpınar Köyü korucularının mühimmat dağıtım makbuzlarını ve altmış beş adet boş kovan tanesi göndermiştir. Silahların ateşleme koşullan ile ilgili herhangi bir bilgi sağlanamamıştır. 27 Ekim 1994'te, Diyarbakır'daki Kriminal Polis Laboratuarı, Devlet Güvenlik Mahkemesine 7.62 mm. çapında altmış beş adet boş kovanın hiçbirinin başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin vurulduğu yerdeki dokuz kovanla uyuşmadığı sonucuna dair bir balistik inceleme raporu sunmuştur.
31. 6 Ocak 1994'te, savcı Tanju Güvendiren, Ali ve Orhan Ertaş'ı 6136 sayılı kanunun 13/2. Maddesi ve Türk Ceza Kanununun 31, 33. ve 448. maddelerine göre siyasi amaçla başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülmesinden dolayı suçlamıştır.
21 Ocak 1994'te, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu arada Mazıdağı ilk derece mahkemesinden Ali ve Orhan Ertaş ile Mecit Kaya ve Mahmut Denli'nin ifadelerinin alınmasına ve Şemse ile Mekiye Önen'den kanıtların alınmasını talep etmiştir. Bu talimat, 16 Mart 1994 tarihine kadar başka bir incelemeyi erteletmiş-tir. O tarihe kadar mahkeme talimatlarının ulaşmadığını ve balistik inceleme için şüphelilerin el konulan silahlan Diyarbakır Polis Laboratuarına gönderildiğinin dava dosyasından anlaşıldığını beyan etmiştir. Şahitlerin dinlenilmesi, ve daha ayrıntılı adli laboratuar raporunun hazırlanması için yukarıda belirtilen talimatların uygulanması esnasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi soruşturmayı 28 Aralık 1994 tarihine kadar birkaç kez ertelemiştir.
32. Bu arada, 4 Mayıs 1994 tarihli ve Karataş Köyü muhtarı Muhittin Araç, Jandarmalar Yusuf Koçer ve Salih Günay tarafından imzalanan bir ifadeye göre, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'nin Diyarbakır ilinde cezaevi yakınlarında yaşadığı ve adreslerinin bulunmadığı belirtilmiştir. Balpınar muhtarı İzzettin Kaya ve aynı jandarmalar tarafından imzalanan 4 Mayıs 1994 tarihli başka bir ifadede, Orhan Ertaş'in şu anki olduğu yer ve semtin bilinmediği beyan edilmiştir. 6 Mayıs 1994'te Mazıdağı savcısı Yekta Çobanoğlu, Mazıdağı ilk Derece Mahkemesi hakimi, Ayhan İstikbal'in huzurunda, Mahmut Denli, Mecit Kaya ve Ali Ertaş'ın ifadeleri alınmıştır. Orhan Ertaş'ın bulunmadığı beyan edilmiştir. Ali Ertaş, Orhan Ertaş'ın Balpınar'dan daha önceden ayrıldığını, Orhan'ın bulunduğu yer konusunda bilgisi olmadığı her halükarda Orhan Ertaş'ın uzun şiiredir köyde bulunmadığı beyan edilmiştir. Başvuru sahibi ve kız kardeşi ile ilgili olarak, çevrede görünmediği, celpnamelere karşılık verilen cevapta Diyarbakır'da, cezaevi yakınlarında ikamet etmedikleri beyan edilmiştir. 29 Haziran 1994'te Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'nin adreslerinin bulunmamasından dolayı ifadelerinin alınmadığı beyan edilmiştir.
33. 28 Aralık 1994'te, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi ve kız kardeşi davalının yolduğunda davayı görmüştür. Davacı, başvuru sahibi ve kız kardeşinin sadece suçlanan kişilerin isimlerinin babası tarafından belirtildiğini duyduğunu, fakat onların bu düşüncelerini destekleyecek başka bir kanıtlan olmadığını beyan etmiştir. Davacı, suçlunun şüpheden yararlanması ve serbest bırakılması gerektiğini bu koşullarda ispat etmiştir. 28 Aralık 1994 tarihli hükümle, Devlet Güvenlik Mahkemesi, oybirliğiyle Ali ve Orhan Ertaş'a yapılan suçlamalar karşısında beraat kararı vermiştir.
D. Komisyonun Olaya Dair Bulguları
34. Davanın gerçekleri, özellikle öldürme koşullan ve sonraki soruşturmanın yeterliliğini ilgilendiren durumlar ihmal edildiği için Komisyon katılan tarafların yardımıyla bir soruşturma açmıştır. Komisyon, yazılı ifadeleri içeren belgesel kanıtları kabul etmiştir. Başvuru sahibinin ve on iki şahidin sözlü kanıtlan (tanıklıkları) üç delege tarafından Ankara'da 30 Mart, 1 ve 2 Nisan 1998'de yapılan oturumda dinlenmiştir.
35. Yazılı kanıtlara ilişkin olarak Komisyon özellikle başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye Önen'in ifadelerine dikkat etmiştir. Komisyon ayrıca olay raporu ve krokiye itibar etmiştir. Komisyonun olayla ilgili bulgulan şöyle özetlenebilir
1- Genel Olarak Olayın Geçmişi
39. Balpınar ve Karataş köyleri, 1990'lann ilk yıllarından beri önemli PKK faaliyetlerine maruz kalan bir bölgede, yerleşik halde bulunmaktadır. Bahse konu olan olaylardan önce 16 Mart 1993'te, PKK güçlerinin PTT radyo bağlantı üssüne saldırdığı karşı gelinmeyen bir durumdur. Karataş, Balpınar ve yaklaşık kırk köyün sakinleri Metina aşiretindendir. Olayın geçtiği zamanlarda Karataş köyüyle beraber bir başka köyün dışında bu aşirete bağlı bütün köylerin köy korucuları olduğu ve köy koruculuğu sistemine katılmaları için baskı uyguladığı ortaya çıkmıştır. Birçok şahit Karataş köyünün köy koruculuğu sistemini reddetmesinin Balpınar köyü ile Karataş köyü arasında gerginlikle sonuçlandığını ifade etmiştir. Mazıdağı savcısı, Karataş sakinlerinin Türk Devletine karşı olduğuna dair söylentilerin olduğunun ve bu yüzden köy korucularının kendilerine düşman olduğunu doğrulamıştır. Balpınar köy korucuları kendi başlarına yetkilendirilmemektedir. Onlar, en yakın Fosfat Jandarma Karakolu Komutanından emirleri almaktadır ve bu emirler doğrultusunda rapor sunmak zorundadır.
40. Bu konu hakkında Komisyon belirli bulgulan ortaya koyamamasına rağmen, bölgedeki PKK faaliyetlerinin yaşandığı dönem boyunca Karataş köyünün köy koruculuğu sistemini kabul etmemesi neticesinde Karataş köyü sakinleri ile Balpınar köyü korucuları arasında gerginlikler yaşanmasını inanılması güç bulmamıştır.
2- Başvuru Sahibinin Anne-Baba ve Erkek Kardeşinin Öldürülmesi
41. Komisyon başvuru sahibi ve kız kardeşi tarafından sunulan kanıtı yeterli bulmuştur. Başvuru sahibinin ve kız kardeşinin babalarının Öldürülmesinin iki faili Balpınar'dan Ali ve Orhan Ertaş olarak tanıdığını haykırmasında şüphe edilecek bir sebep bulunmamaktadır. Soruşturmada yer alan öldürmeler başvuru sahibinin erkek kardeşini kasıtlı öldürme planının bir sonucudur. Öldürme olayının muhtemel etkisine karşılık olarak olayın geçtiği zamanlarda Balpınar köyü korucuları ile Karataş sakinleri arasındaki gerginliklerin daha öncesinden Karataş'ta evlere yapılan saldırıyla sonuçlandığı da göz ardı edilmemelidir. Orhan Önen'in Balpınar köy korucularının öldürülmesi ile ilgili olarak PKK'nın faaliyetlerine karıştığından dolayı Orhan Önen'in olası bir hedef olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Diğer yandan hükümetin Orhan Önen'in PKK'nın yararına kullanması gerektiği halde kendi özel işleri için kullandığı için PKK tarafından öldürme amacının ortaya çıkması yalnızca Hükümetin mücadelesini gerçekleştirememesiyle sonuçlanmamış, ayrıca başvuru sahibinin sunmuş olduğu maddi kanıtlara da ters düşmüştür.
42. Öldürme koşullarına gelindiğinde, katillerin, Karataş köyü muhtarının köyde olmadığını ve başvuru sahibinin kız kardeşinin babalarının olayın faillerini Ali ve Orhan Ertaş olarak tanıdığını haykırdığı, Komisyon tarafından saptanmıştır. Ayrıca, Mahmut Denli ve Mecit Kaya'nın kanıtlan doğrultusunda 16 Mart 1993 günü gecesinde, Ali Ertaş'ın da bulunduğu Balpınar köyü korucularının nöbet görevinde olması en azından soruşturmaya açık bir konudur, ilave olarak Balpınar Köy korucularının olaya karıştığı şüphesi, Mazıdağı karakolunda başvuru sahibi ve kız kardeşinin Ali ve Orhan Ertaş'ı teşhis etmesi ile kuvvetlenmiştir. Kanıtlar, katillerin kimlikleri ile ilgili şüpheleri arttırmış gözükse de başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülme iddiası mantıklı şüphenin ötesinde ispat için ihtiyaç duyulan standarttaki kanıtlan karşılayamamıştır. Bu hususta başvuru sahibinin Delegeler önünde faillerin görünüşünü tasvir ettiği Komisyon tarafından beyan edilmiştir.
Başvuru sahibinin erkek kardeşi ve annesini vuran kişi, uzun açık saçlı, ela gözlü ve açık tenli olarak tarif ediliyorken başvuru sahibinin babasını vuranın siyah gözleri ve bıyığı olduğu tasvir edilmektedir. Başvuru sahibinin kız kardeşi Mekiye, Orhan'ı vuran şahsın ela gözlü olduğunu teyit etmektedir. Fakat eve zorla giren diğer kişiyi görmediğini ifade etmektedir. Başvuru sahibi ayrıca, 5 Nisan 1993'te, Mazıdağı Jandarma Karakoluna gittiğinde Ali ve Orhan Ertaş'ı gördüğü ve onları aynen olay günü gördüğü iki adam olarak anımsadığına dair kanıtlan ortaya koymuştur. Bu durum başvuru sahibinin kız kardeşi tarafından, aynı durumda Orhan Ertaş'ın uzunluğu, yapısı, ela gözleri, burun ve teninden katillerden birisi olarak tanındığı doğrulanmıştır. Komisyon, kanıtların dikkatle tahlil edilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Olay gecesinde olduğu gibi ani ve sansasyonel olayların koşullarında başvuru sahibi ve kız kardeşinin her adamın özelliklerinin tam ve açık ifadesini şekillendirebilmesi en azından şüphe doludur. Özellikle başvuru sahibinin kız kardeşi, Mekiye, yüzü bir örtü ile maskeli olan kardeşinin katilini çok hızlı giderken görmüştür. Ayrıca, Orhan'ı zayıf, koyu tenli ve siyah saçlı Ali'yi aynı boyda, iri yapılı, açık tenli ve kızıl kahverengi saçlı olarak tarif eden Muhittin Araç tarafından Ali ve Orhan'a ait tasvirin tezat olduğu ifade edilmiştir.
Bu iki adamın sonraki teşhisleri ile ilgili kanıtlara gelince, Komisyon 5 Nisan 1993'te, Mazıdağı Jandarma Karakolunda başvuru sahibi ve kız kardeşini Ali ve Orhan Ertaş'ı gördüğüne dair şüpheye bir sebep bulmamıştır. Bu iki insanın teşhisinin kendiliğinden olup olmadığı veya başvuru sahibi ve kız kardeşinin babalan tarafından isimlerinin haykırıldığı Ali ve Orhan'ı fark edip etmedikleri emin olunamayan durumlardır.
43. Son olarak, Fosfat Jandarma Karakol Komutanı, Salih Kaygusuz'un başvuru sahibinin yaralı annesinin tıbbi muayene koşullarını ciddi manada ertelediği veya Jandarma güçlerinin başvuru sahibinin yaralı annesine gerekli yardımı yapmayı ihmal ettiği belli değildir. Bu hususta, Komisyon başvuru sahibinin Mazıdağı'nda tıbbi yardım aldığı ana ve silahlı saldırının zamanına ilişkin bulgularına itibar etmiştir.
3- Öldürmeyle ilgili Özel Seviyede Yapılan Araştırma ve Soruşturmalar
44. Başvuru sahibinin annesinin hastaneye gönderilmesinden sonra Mazıdağı İlçe Jandarma Karakolunda, Karataş'taki olaylarla ilgili kendisinin rapor verdiği ve öldürme olaylarından PKK'nın sorumlu olduğundan şüphelendiği, Salih Kaygusuz tarafından sunulan kanıttan anlaşılmaktadır. Güvenlik nedenlerinden dolayı savcının Karataş köyüne ertesi sabah geldiği söylenilmektedir. Daha sonra Jandarma timine Karataş bölgesinin güvenliğini sağlamak için talimat vermiştir. Salih Kaygusuz tarafından yönetilen iki tim daha sonra bir timle birleşmiştir. Derhal, kendisi ve 1. tim Karataş bölgesine gitmiştir. Gece yansında olay yerine ulaşmışlar ve başvuru sahibinin evinde üç maktulün cesedini bulmuşlardır.
45. Öldürme olayının gerçekleşmesinden üç saat sonra yerel jandarmanın Karataş'a varmasına rağmen, Komisyon bu gecikmenin radyo bağlantı şebekesine yapılan silahlı saldın nedeniyle olduğunu kabul etmiştir. Jandarmalar olayın geçtiği yerin güvenliği sağlasalar da herhangi bir talimat yokluğunda Mazıdağı savcısının olay yerine varışı bu acil durumda (etkisiz) pasif olarak beklenmiştir.
46. Salih Kaygusuz'a göre köylüler öldürme olayı ile ilgili herhangi bir bilginin Jandarma timine verilmesinde isteksizdirler. Öldürme olaylarının yerinin güvenliği sağlandıktan sonra, Salih Kaygusuz ve diğer jandarmalar soruşturma aşamalarını başlatma adına talimat almadıkları için sadece savcının gelişini beklemişlerdir.
47.17 Mart 1993 günü sabahleyin Mazıdağı savcısı Yekta Çobanoğlu ve aralarında Dr. Sedat işçi bulunduğu bir soruşturma ekibi Karata; köyüne gitmişlerdir. Karataş köyüne vardıktan sonra ve mağdurların cesetlerinin otopsi incelenmesine başlanılmadın önce, savcı kısaca öldürme olayının geçtiği yeri incelemiş ve Salih Kaygusuz'a olay yerinin krokisini çizmesine ve olay yerinden boş kovanları toplamasına dair talimat vermiştir. Her bir kovan sayılmaksızın ve yerleri kaydedilmeksizin toplam dokuz kovan bir çantaya konularak savcıya verilmiştir. Soruşturma takımı adına veya tarafından olay yerinin fotoğrafları çekilmemiştir.
48. Olay yeri krokisine dair kaydedilen bilgi noksan gözükmektedir. Otopsi inceleme raporuna ve Dr.Sedat İşçi'nin ifadesine karşın, kroki Orhan Önen'in cesedinin bulunduğu yerde büyük bir kan lekesinin olduğunu göstermemektedir. Bundan başka, krokiyi çizen Salih Kaygusuz ve Yekta Çobanoğlu başvuru sahibinin annesinin cesedinin hareket ettirildiğini fark etmesine rağmen, bu gerçek krokiye aktarılmamıştır. Başvuru sahibinin babasının cesedinin evin dış tarafından hareket ettirildiğini soruşturma ekibi üyelerinin krokinin çizildiği anda fark edememesini Komisyon kabul etmesine rağmen sonraki soruşturma, krokinin evin iç tarafı ile ilgili olduğuna ve yakın çevreyle ilgili herhangi bir bilgi içermediğine dair bilgi tarafından desteklenememektedir.
49. Otopsi inceleme raporuna göre, Komisyon başvuru sahibinin erkek kardeşinin yatağa uzanmış halde, yüzünün birçok yerinde sayısız kurşun, göğsünde bir kurşun ve dizinde bir kurşun ile vurulduğunu beyan etmiştir. Komisyon krokiye göre Orhan Önen'in öldürüldüğü diğer odada sadece beş kovanın bulunduğu gerçeği ve bir tek kurşunun o odada bulunmadığına dair kanıtla, kayıtlı gözlem raporunu bağdaştırmanın zor olduğunu kabul etmiştir. Bundan başka başvuru sahibinin babasının evin dış tarafında vurulduğu ve öldürüldüğünü gösteren sağlam bir kanıtın olmasına rağmen, kroki sadece evin içinde bulunanlara dair bilgileri içermektedir. Bu durum Salih Kaygusuz tarafından inkar edilmesine rağmen, Komisyon evin dış tarafında beş tane boş kovanı da kapsayan dokuz tane kayıtlı kovandan fazla kovanın gerçekten bulunduğunu ve toplandığını göz ardı etmemiştir.
50. Cesetlerin incelenmesinden ve gömülmesi için izin verilmesinden sonra soruşturma ekibi Karataş köyünden ayrılmışlardır. Soruşturma ekibinin Karataş köyünü ziyareti boyunca savcı, başvuru sahibi ve kız kardeşinin o an köyde bulunduğunu bilmesine rağmen ne savcı ne de diğer resmi yetkililer, onların veya Karataş sakinlerinin ifadelerini almıştır.
51. 17 Mart 1993 gününe kadar savcı, öldürme olayından PKK'nın sorumlu olduğundan şüphelenmiş, ve aynı gün gönderilen bir telgrafla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısını konuyla ilgili bilgilendirmiştir. Komisyon üyelerine savcının verdiği delile rağmen Yekta Çobanoğlu, bunun geçici bir fikir olduğu Mazıdağı'ndaki Nüfus Müdürlüğünden ölüm belgelerinin verilmesi için 17 Mart 1993 tarihli ayrı ayrı ortaya konan ricaların içeriğinin başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşi açısından basit olarak "Yasadışı terör örgütü, PKK tarafından öldürüldüğü" şeklinde ifade edilmesinin istenmesi ve sonuç olarak onların öldürülmesinin resmi olarak PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğini vurgulamıştır.
52. 1 Nisan 1993 tarihinde başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye 16 Mart 1993'te yaşanan olaylar hakkında Fosfat Jandarma Karakolu Komutanı Salih Kaygusuz'a ifade vermiştir. Başvuru sahibi babasının eve zorla girenlerin isimlerini bağırarak söylediğini ve yine eve zorla girenlerin fiziki özelliklerinin tarifini de verdiğini belirtmiştir. Mekiye ise babasının sadece bir kişinin ismini söylediğini ve eve zorla girenlerin fiziki görünümüne ait herhangi bir tarif vermediğini belirtmiştir. Salih Kaygusuz'a göre, Ali ve Orhan Ertaş'ın öldürme olayına karıştığı ilk defa duyulan bir iddiadır.
53. Salih Kaygusuz delegelere verdiği ifadede kendisinin Muhittin Araç, Tahir Önen ve Mahmut Denli'den ayrıca ifadelerini aldığını çok kolay olarak hatırlamaktadır. Komisyon delegelerinin isteği üzerine sunulan ifadelerden de hükümet 21 Ocak 1999 tarihli bir yazıda Salih Kaygusuz'un bu üç kişinin soruşturmasına katılmadığını belirtmiştir. Komisyon ayrıca dava dosyasının Fosfat Jandarma Karakolunda bu Uç kişinin her birisinden alınan ifadeleri içermediğini beyan etmiştir.
54. Komisyon, Yekta Çobanoğlu'nun PKK'nın öldürme suçunu işlediğine dair oldukça sabit suçlamasını yerinde bulmuştur. Yekta Çobanoğlu kendi deneyiminden ve jandarmalar tarafından ifade edilen görüşlerden esinlenerek bu olayla ilgili fikrin geçici olduğunu beyan etmesine rağmen, Komisyon bu şüphenin iddia edilen geçici yanını desteklememiştir. Gerçekte, 17 Mart 1993 tarihine ait yazılı haberleşmenin içeriğinden Yekta Çobanoğlu'nun faillerin kimliğine ait sabit fikirlerinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu esas 17 Mart 1993'te, başvuru sahibi ve kız kardeşi ile konuşulmasının ihmal edilmesiyle birleşmesi neticesinde soruşturmanın ilk aşamasında zaman kaybı ortaya çıkmıştır.
55. Mazıdağı Jandarma Karakolunda 5 Nisan 1993 günü başvuru sahibi ve kız kardeşinin Ali ve Orhan Ertaş'la karşılaşmasına ilişkin olarak, Komisyon Yekta Çobanoğlu yüzleştirme talimatını vermediği için bu karşılaşmanın bir tesadüf eseri olduğunun göz ardı edilemeyeceğini kabul etmiştir. Başvuru sahibi ve kız kardeşinin soruşturma yürüten yetkililer tarafından failleri ya fotoğrafların toplanması ile ya da kimlik gösterimi ile teşhis etmek için davet edildiğine dair kanıtta bu yüzleştirme gerçekleşmemiştir. Komisyon, Ali ve Orhan Ertaş'a ait fotoğrafların hiç birisinin başvuru sahibine ve kız kardeşine gösterilmediğini ve hiçbir yerde ve zamanda resmi bir yüzleştirme emrinin verilmediğini kabul etmiştir. Komisyon ayrıca 5 Nisan 1993'te Fosfat Jandarma Karakolunda Orhan Ertaş'tan alınan ifadeden başka sunulan kanıttan hemen hemen hiçbir çabanın gösterilmediğini veya Orhan Ertaş'tan daha fazla ciddi şekilde kanıt elde edilemediğini beyan etmiştir. Orhan Ertaş'ın suç işlendiği anda başka yerde olduğunu ispat etmesini doğrulaması için hiçbir çabanın gerçekleşmediği gözükmektedir. Örneğin iddia edildiği üzere Mersin'de eşyaları yüklediğinden bulunan kişilerden veya eşyayı dağıttığı kimselerden 16 ve 17 Mart 1993'te, nerede olduğunun doğrulanmasını gerektiği kontrol edilebilirdi. Orhan Ertaş'ın 16 ve 17 Mart 1993 tarihinde, onu gören kişilerin isminin verilmesinin gerçekten istendiğine dair Fosfat Jandarma Karakolunda verdiği ifadeden bu durum ortaya çıkmamıştır.
Ali Ertaş tarafından geliştirilen suç işlendiği zaman kendisinin başka bir yerde olduğu iddiasına ilişkin olarak, Mecit Kaya ve Mahmut Denli tarafından verilen ifadelerde Ali Ertaş'ın öldürme olayının yaşandığı anda, Kırmızıtepe'de olduğunun desteklenmesine dikkat çeken Komisyon, on iki-on dört kişilik takımlardan oluşan toplam altmış beş Balpınar köy korucusu olduğuna dair kanıtın verilmesinden sonra Mecit Kaya'dan başka Kırmızıtepe'de o akşam her bir takım üyesinin ayrı ayrı durumlarını doğrulamak amacıyla ilgili zamanda Ali Ertaş gibi aynı birlikte nöbette olan diğer köy korucularından kanıt alınmadığını kayda değer bulmuştur.
4. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesindeki Yargılama Usulü
56. Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Tanju Güvendiren dava dosyasını aldıktan sonra soruşturmanın noksan olduğunu beyan etmiştir. Soruşturmayı tamamlamak için Karataş'ta köy korucuları tarafından kullanılan silahlardan alınmış kovanların kıyaslanmasını kapsayan 13 Eylül 1993 tarihli yazı ile Mazıdağı İlçe Jandarma Karakoluna bir dizi talimat göndermiştir. 19 Ekim 1993"e Mazıdağı ilçe Jandarma Komutanı Balpınar köy korucularından alınan altmış beş boş kovan ve altmış beş silahın makbuzunu Devlet Güvenlik Mahkemesindeki savcıya göndermiştir. Bu yazı ne zaman ve ne şekilde bu kovanların elde edildiği ile ilişkin bilgileri içermektedir.
Tanju Güvendiren, Ali ve Orhan Ertaş'a karşı yapılan suçlamalar lehinde somut kanıt bulunmamasına ve PKK'nın ölümlerinden sorumlu olduğuna inanmasına rağmen, yine de terörizmle ilgilendiren ölüm suçlarına karar vermede yargılama yetkisi olan Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde 6 Ocak 1994'te, Ali ve Orhan Ertaş'a aleyhine siyasi amaçla adam öldürme suçundan dolayı yargılamayı başlatmıştır. Tanju Güvendiren suçluların daha fazla ifadelerini almayı veya duruşma öncesi gözaltı veya tutuklama emrini gerekli bulmamıştır.
Sonraki aşamalarda Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Ali ve Orhan Ertaş'tan, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye ile Mecit Kaya ve Mahmut Denli'den ifadelerin alınmasını emretmiştir. 6 Mayıs 1994'te, bu sayılan kişilerin hepsi Mazıdağı tik Derece Mahkemesi hakimine ifadelerini vermeleri üzerine çağırılmıştır. Ancak, sadece Ali Ertaş, Mecit Kaya ve Mahmut Denli bu davete iştirak etmiştir. Orhan Ertaş, başvuru sahibi ve kız kardeşinin nerede olduklarına ilişkin, Devlet Güvenlik Mahkemesine çağrılan gitmiş ve sonuç olarak onlardan daha fazla ifade alınmamıştır. Jandarmalar ve Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibi ve kız kardeşinin Diyarbakır'da cezaevi yakınlarında oturduğuna dair bilgi almasına rağmen, Komisyon yerlerinin tayini hususunda herhangi bir çabanın gerçekleşmediğini beyan etmiştir. Orhan Ertaş'ı bulmak için herhangi bir çabanın gerçekleştirilmediği veya bu konuda talimat verilmediği ortaya çıkmıştır. Komisyon, Karataş Köyü muhtarı Muhittin Arac'ın başvuru sahibi ve kız kardeşinin Diyarbakır'da oturduğunu fakat hiçbir zaman kırsal alanda Jandarmaya adresle ilgili bilginin istenilmediğini kanıtladığını beyan etmiştir. Karataş Köyü muhtarı 14 Mayıs 1994 tarihli bir belgedeki imzasının, jandarmanın gelecekte ihtiyaç duyacağı belgelerin muhtar tarafından imzalanmasının bölgede normal karşılandığını iddia ederek açıklamıştır. Salih Kaygusuz, Ağustos 1993'te, Fosfat Jandarma Karakolundan ayrıldığı için kendisinden bu konu ile ilgili ayrıntılı açıklama alınmamıştır. Bu koşullarda Komisyonun bulgu elde etmesi bu bakımdan imkansızdır. Açık olan şey Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibi ve kız kardeşinin Diyarbakır'da cezaevi yakınlarında oturduğuna dair bilgilendirmedir. Bu hususta Komisyon başvuru sahibinin erkek kardeşinin Karataş'tan ayrılışından bu güne kadar Önen ailesinin her zaman Diyarbakır'da aynı adreste oturduğuna dair kanıta itibar etmiştir.
57. İlk soruşturmadaki bazı eksiklikleri gidermek amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Tanju Güvendiren tarafından bütünleyici soruşturma tedbirleri ile ilgili talimat verilmesi uygundur. Ölümlerden beri geçiş süresinin verilip verilmemesinin şüpheye açık olsa da soruşturmanın ilk aşamasında bu önlemleri alabildiğince etkin sayılabilir. Ayrıca, Tanju Güvendiren PKK'nın öldürme olayı ile ilgili sorumlu olduğuna başlangıçtan beri inanması Ali ve Orhan Ertaş'ın yaygın suçların görüldüğü bir mahkemeden çok Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde suçlanması sonucunu doğurduğunu açıklamaktadır. Bu durum Ali Ertaş'tan başka diğer yaşayan insanların hiçbirinin Devlet Güvenlik Mahkemesine ifade vermemesi gerçeği tarafından desteklenmiştir.
HUKUKİ BOYUT
1. Hükümetin ilk itirazları
69. Hükümet ön itiraz olarak, başvuru sahibinin, Komisyon önünde, başvuru formunu imzaladığını hatırlamadığını, "bir yere" parmak basmış olabileceğini söylemesi üzerine, başvuru sahibi tarafından yapılan bir başvuru olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, Hükümet, sözleşmenin 35&I maddesi gereğince iç hukuk yollarının başvuru sahibi tarafından tüketilmediği gerekçesi ile, mahkemenin davaya bakma yetkisi olmadığı itirazını ileri sürmüştür.
73. Mahkeme, başvurunun gerçekliği itirazının Komisyon tarafından yapılan kabul edilebilirlik aşamasında ve hatta esastan incelemenin yapıldığı aşamada ileri sürülmediğini, Komisyon önünde dinlenen tanık ifadelerinin bu itirazı doğrulamadığını ileri sürerek ret etmiştir.
74. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde başvuru sahibinin ailesinin ve kardeşinin ölümünden dolayı yargılanan iki kişi olduğunu, başvuru sahibinin bu yargılamaya müdahil olarak katılabileceğini, bu kişilerin beraatı halinde kararın temyizini isteyebileceğini ve gerekirse hukuk davası açarak failler hakkında tazminat davası açabileceğini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğini hatırlatmış ve olayda Mahkemeyi Aytekin v. Türkiye (23 Eylül 1998 Kararı, 1998-VII, s.2825-29, par.77-86) davasındaki yaklaşımını benimsemeye davet etmiştir.
75. Başvuru sahibi, iç hukuk yollarını tüketmenin bir mantığının olmadığını, var olan çözüm yollarının etkisiz, yetersiz ve sonuç üretmekten uzak olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, ülkede Sözleşmede korunan hak ve özgürlüklere uymamam konusunda idari bir uygulama olduğunu savunmuştur. Başvuru sahibi, Aytekin v. Türkiye kararının kendisine uygulanamayacağını, bu kararda, başvuru sahibinin, yürütülen ve bir kişinin mahkumiyeti ile sonuçlanan cezai işlemler hakkında bilgi sahibi olduğunu, hatta Temyiz aşamasında rol aldığını belirtmiştir. Bu davada ise, başvuru sahibi, başlatılan ve yürütülen soruşturmalar hakkında bilgilendirilmediğini, kendisinin nerede yaşadığının dahi araştırılmadığım ve yargılanan söz konusu iki kişinin de beraat ettiğini, hatta sanıklardan birinin hiçbir zaman mahkemeye çıkarılmadığını, belirtmiştir.
76. Komisyon, başvuruyu kabul edilebilir bulduğu kararında, başvuru sahibinin belirttiği gibi, şikayet edilen hususlarda etkili çözüm yollarının bulunduğu hususunda ikna olmadığından, Türkiye'de, İnsan Hakları ihlallerine göz yuman idari bir uygulama olup olmadığı hususunu değerlendirme ihtiyacı hissetmemiştir. Yürütülen cezai soruşturma hakkında bilgi istenmesine rağmen, Komisyona yeni bilgi verilmemiştir. Komisyon, yürütülen soruşturmada gözle görülür bir gelişme olmaması ve işlendiği iddia edilen suçların ciddiliğine rağmen soruşturmanın yavaş yürütülmesi karşısında, yürütülen soruşturmanın eski madde 26 anlamında etkili bir çözüm yolu oluşturacağı hususunda tatmin olmamıştır. Komisyon, ayrıca, başvuru sahibi tarafından suçlanılan köy korucuları hakkında bir yandan dava açılırken, hükümetin, toplanan delillerin bu kişilerin suçsuzluğunu ortaya koyduğunu ve saldırının sorumlusunun PKK olabileceğini ileri sürmesine bir anlama verememiştir.
77. Mahkemeye, Komisyonun bireysel başvuruyu kabul edilebilir bulmasından itibaren, iç hukukta yürütülen soruşturma hakkında yeni daha detaylı bilgiler sunulmuştur. Mahkeme, başvuru sahibi gibi, ileri sürdüğü sebeplerle, bu davanın Aytekin v Türkiye davasından farklı olduğuna inanmaktadır. Mahkeme, yine başvuru sahibinin, 2.ve 13 madde ile ilgili olarak ileri sürdüğü, saldın ve ölüm olayının şartlarının araştırılması ile ilgili olarak etkili bir soruşturmanın yürütüldüğü konusundaki endişelerine katılmaktadır. Mahkeme sonuç olarak, tüketilmesi gereken cezai ve hukuki anlamda etkili çözüm yollarının varlığını inanmamaktadır.
2. İkinci Maddenin ihlali iddiası
78. Başvuru sahibi, ailesinin ve kardeşinin 16 Mart 1993 tarihinde köy korucularınca haksız bir şekilde kasten öldürüldüğünü ve bunun 2. Maddenin ihlali olduğu iddiasında bulunmuştur. Ayrıca, başvuru sahibine göre, öldürme olayının yetkililerce araştırılmaması aynı maddenin ayrı bir ihlal sebebidir.
79. Hükümet her iki iddianın varlığını inkar ederken, Komisyon ilk iddiayı (başvuru sahibinin ailesinin ve kardeşinin devlet kuvvetlerince öldürüldüğü, başvuru sahibinin yaralı annesinin tedavi görmesinin jandarma tarafından engellendiği) ret etmiş, ikinci iddiayı ise kabul etmiştir.
80. Komisyona göre, saldın sonrası yapılan araştırma ve daha sonra yürütülen soruşturmalar bir takım eksiklikler içermektedir. Komisyona göre, olay yeri incelemesi iyi yapılmamış, olay sonrası bazı tanıkların ifadesi alınmamış, Orhan Ertaş'tan olay saatinde nerede olduğu araştırılmamış ve Devlet Güvenlik Mahkemesince bazı tanıklardan hayati önem taşıyan bilgiler alınmamıştır. Bu bulgular muvacehesinde, madde 2 anlamında etkili bir soruşturma yapılmamıştır ve bu sebeple 2. maddenin ihlali söz konusudur.
85. Mahkeme, Komisyon gibi, başvuru sahibinin yakınlarının devlet güçleri tarafından öldürüldüğünü ortaya koyacak yeterli delil olmadığını düşünmektedir. Yine, Mahkeme, komisyon gibi, başvuru sahibinin yandı annesinin tedavisinin jandarma tarafından geciktirildiği veya gerekli yardımın yapılmadığı sonucuna ulaşılamayacağına karar vermiştir.
88. Mahkemeye göre, 17 Mart 1993'de Mazıdağı'ndan gelen soruşturma ekibinin gerçekleştirdiği araştırma ve soruşturma tam ve yeterli kabul edilemez;
Olay sonrası çizilen krokinin alanı sadece evin içini kapsamakta, evin etrafı hakkında bilgi içermemekte olup çok dar tutulmuştur. Olay yerinde bulunan boş kovan sayısı ve bulunduğu yerlerin kaydı tutulmamıştır. Bulunan boş kovanlar ayrı ayrı numaralandırılmamıştır. Olay sonrası olay yerinin fotoğrafı çekilmemiştir. Savcı, 17 Mart 1993'de, olayın iki tanığı, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'nin Karataş'da olduğunu bilmesine rağmen, bu kişilerin bilgisine müracaat etmediği gibi köyün diğer sakinlerinin ifadesine baş vurmamıştır. Olayın üzerinden iki haftadan daha fazla bir zaman geçmesinden sonra, 1 Nisan 1993'de, başvuru sahibinin babasının ölmeden önce haykırdığı iki ismin suçun faili olabileceği akla gelmiştir. Ali ve Orhan Ertaş'ın fotoğrafları başvuru sahibine ve kardeşine gösterilmediği gibi yüzleştirme de yaptırılmamıştır. 5 Nisan 1993'de, başvuru sahibi ve kardeşi, adı geçen kişilerle, Mazıdağı Jandarma Karakolunda tesadüfen karşılaşmışlardır. 5 Nisan 1993'de Fosfat Jandarma Karakolunda almandan başka, Orhan Ertaş'ın ifadesi alınmamış, başka bir delil elde edilme yoluna gidilmemiş, 16 ve 17 Mart 1993 tarihlerinde nerede olduğu araştırılmamıştır. Ali Ertaş'ın olay günü Kırmızıtepe'de olduğu iddiası, iki arkadaşı tarafından söylenmesine rağmen, bu husus görevde olan diğer köy korucularına sorularak tasdik ettirilmemiştir.
Mahkemeye göre, güvenlik güçleri, olayın faillerinin PKK olduğu, devlet güçleri olamayacağı varsayımı ile, ciddi ve etkili bir soruşturma yapmamıştır.
89. Benzer eleştiriler, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yürütülen soruşturmalar için getirilebilir. Savcılık, balistik inceleme yönünde yeni inceleme taleplerinde bulunmuş olmasına rağmen, Ali ve Orhan Ertaş'ın gözaltına alınmasını emretmiş olmasına rağmen gereği yerine getirilmemiştir.
90. Ali ve Orhan Ertaş, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye, Mecit Kaya ve Mahmut Denli, hakkında, Devlet Güvenlik Mahkemesince, 6 Mayıs 1994'de, tanık olarak dinlenmek üzere ihzar müzekkeresi çıkartılmış olmasına rağmen, sadece Ali Ertaş, Mecit Kaya ve Mahmut denli mahkemede hazır bulunmuştur. Diğer tanıkların nerede olduğu tespit edilememiş ve bu önemli tanıkların tanıklığına hiçbir zaman müracaat edilememiştir. Bu kişilerin yaşadıktan yerlerin bulunması hususunda bir araştırmaya da girişilmemiştir.
Var olan deliller muvacehesinde, savcılık, sanıkların beraatını istemiş ve Devlet Güvenlik Mahkemesi, serbest bırakmak zorunda kalmıştır.
91. Bu sebeplerle, Mahkeme, Komisyon gibi, ölüm olayı hakkında, yetkililerin tam ve etkili bir soruşturma yürütmediği kanaatine varmıştır.
92. Bu şartlar altında, iç hukuktaki cezai ve hukuki çözüm yollarının etkili olduğu söylenemez. Bu nedenle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği yönündeki itirazı yerinde değildir.
3. Üçüncü Maddenin ihlali iddiası
93. Başvuru sahibi, ayrıca, Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibine göre, kendisinin ve yakınların tabi kaldığı muamele (evlerinin silahlı saldırıya uğraması, ailesinin ve kardeşinin öldürülmesine şahit olması) işkence, İnsanlık dışı ve aşağılayıcı muameledir. Başvuru sahibine göre, hunhar saldırı hakkında, devletin etkili bir soruşturma yürütmüyor olması, kendisi ve hayatta olan 10 yakını için, 3. Madde anlamında aşağılayıcı muamele sayılmalıdır.
94. Hükümet ise, ilk iddia ile ilgili olarak, olayın faillerinin Devlete ait kolluk kuvvetleri olmayıp PKK olduğu savunmasında bulunmuştur.
95. Mahkemede Komisyon gibi, olayın faillerinin Devlete ait kolluk güçleri olduğu ortaya konmadığından 3. maddenin ihlalinin söz konusu olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Yürütülen soruşturmanın eksiklikler içermesinin ise 3. Madde altında gündeme getirilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, bu son iddia, daha önce Komisyon önünde dile getirilmemiş olduğundan, Mahkemenin bu konuda karar verme yetkisi de yoktur.
4. Madde 611 ve 13. Madde ihlali iddiası
96. Başvuru sahibi, ayrıca, yetkililerin ölüm olayının faillerini bilerek araştırmaması Sözleşmenin 6. ve 13. Maddelerinin de ihlalini oluşturur.
97. Mahkeme bu iddiayı 6. Madde yerine daha genel bir yükümlülük yükleyen 13. Madde çerçevesinde değerlendirmeyi daha uygun bulmuştur. Bu nedenle, 6. Madde anlamında bir ihlal olup olmadığı hususunda karar vermeyecektir.
100. Mahkemeye göre, başvuru sahibi 13. Madde anlamında "tartışılabilir bir iddia" (an argubale claim) ortaya koymuştur. Bir ihlalin sorumlularının bulunarak cezalandırılması adına 13 maddenin ortaya koyduğu tam ve etkili soruşturma yapma mecburiyeti 2. Maddenin ortaya koyduğu mecburiyetten daha geniş ve daha katı bir nitelik taşımaktadır. 2. Maddi ile ilgili yürütülen soruşturmanın yetersizliğinin ortaya konduğu hatırlanırsa, davalı Devletin 13. Madde anlamında da yükümlülüklerini yerine getirmediği söylenebilir. Bu nedenle, söz konusu davada 13. Maddenin de ihlali söz konusudur. Bu bulgu karşısında, Mahkeme, 13. Madde anlamında çözüm yollarının etkisizliği yönündeki genel bir uygulamanın varlığı iddiasını araştırma gereğini duymamıştır.
5. Madde 8 ihlali iddiası
101. Başvuru sahibi, ailesine yöneltilen saldın ile, Sözleşmenin 8. Maddesinde korunan özel hayata ve aile hayatına saygı duyulmasını isteme hakkı ihlal edilmiştir iddiasında bulunmuştur.
103. Mahkeme, Komisyon gibi, olayın sorumlularının devlete bağlı güvenlik güçleri olduğunun şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya konmadığını, bu nedenle, 8. Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığını düşünmektedir.
6. Madde 14 ihlali iddiası
105. Başvuru sahibi, kendisinin ve ailesinin Kürt kökenli olmasından dolayı, ihlali iddia edilen hakların kullanımı bağlamında kendisine ve ailesine ayrımcılık yapıldığını iddia etmiştir. Başvuru sahibi, şu ana kadar Güney doğu kaynaklı başvurular sonucu verilen kararların açıkça ortaya koyduğu gibi, bu bölgedeki hak ihlallerini yetkililer gerektiği gibi araştırmayarak bu ayrımcılığı göstermektedirler. Güneydoğudaki bu olaylar genelde Kürt kökenli vatandaşlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.
106. Mahkeme, Komisyon gibi, başvuru sahibinin Sözleşmede korunan hakların kullanımında böyle bir ayrımcılığa uğradıklarını ispat eden verilerin bulunmadığını, bu nedenle, 2.3.6.8. ve 13 madde bağlamında 14. Maddenin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.
MADDE 41'İN UYGULANMASI
Manevi Zarar
110. Başvuru sahibi, (1) ölen her yakını için 15.000 Sterling, (2) kendisinin de yaralandığı olaya tanık olarak kardeşi ile birlikte çektikleri acıdan dolayı 15.000 Sterb'ng, (3)ailesini ve yakınlarını kaybetmenin üzüntüsünden dolayı da hayatta kalan 10 kardeşi için 15.000 sterling manevi tazminat istemiştir.
111. Mahkeme, hükümetin ileri sürdüğü gibi, sadece başvuru sahibine değil, başvuru sahibinin haklarını aradığı bir hakkın ihlalinden mağdur diğer aile üyelerine de, Sözleşmenin 41.maddesinin uygulanmasının mümkün olduğunu düşünmektedir.
Mahkeme, yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmemesi ile uğranıldığı iddia edilen zarar arasında illiyet bağını sadece yukarıda belirtilen (2). ve (3). durumlar için kurabilmiştir. Mahkemeye göre, ölen anne, baba ve kardeşlerinin faillerinin bulunması adına yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmemesi hayatta olan 10 kişi üzerinde ciddi bir stres ve belirsizlik oluşturmuştur. Daha önce verilen kararlan da göz önüne alarak, Mahkeme, başvuru sahibi ve Mekiye Önen için 16.000 Euro, diğer aile üyeleri, ihsan, Ercan, Mehmet Nuri, Medine, Sultan, Sevgi, İskender, Melek ve Hamdullah Önen için de 13.000 Euro manevi tazminata hükmetmiştir.
Maddi Zarar
113. Başvuru sahibi, daha önce Etibank'ta işçi ve taksi şoförü olarak çalışmanın yanında çiftçilik yaparak ailenin geçimini sağlayan İbrahim ve Orhan Önen'in ölmesinden dolayı kaybedilen kazançtan ve Diyarbakır'a taşınmak zorunda kalmaktan dolayı ödenilen ev kirasından dolayı maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
115. Mahkeme, yetkililerin etkili soruşturma yapmaması ile uğranılan zarar arasına illiyet bağı kurulamaması üzerine, maddi tazminat talebini ret etmiştir.
Ücretler ve Masraflar
116. İç hukukta ve Mahkemede yürütülen işlemler sırasında harcanan masrafları talep etmiştir. Başvuru sahibi, avukat Kevin Böyle için 18.810 Sterling, Londra'daki Kürt İnsan Hakları Projesi isimli kuruluşla birlikte çalışan Philip Leach ve diğerleri için 4.059.50 Sterling, Türkiye'deki iki avukat için 9.333 Sterling, tercüme ve özet parası olarak 2.882.50 Sterling, seyahat ve konaklama masrafları için 1.087.72 Sterling talep etmiştir.
118. Mahkeme, talep edilen miktarın 330.000 Sterlingden fazlasının gerekli olmadığına karara vermiştir.
Gecikme Faizi
119. Mahkeme, Euro olarak belirlenen miktarlar için %7.25 Sterling olarak belirlenen miktarlar için de %7.5 gecikme faizi ödenmesini kararlaştırmıştır.
MAHKEME BU GEREKÇELERLE;
1. Hükümetin başvurunun gerçekliği ile ilgili ilk itirazını reddetmiştir.
2. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili ilk itirazdaki esaslara oybirliğiyle katılmamıştır.
3. Sözleşmenin 2.maddesinin ihlali kapsamında başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin devlet görevlileri tarafından öldürülmediğine oybirliğiyle karar bağlanmıştır.
4. Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin ölümünü çerçeveleyen koşullara dair davalı devletin yetkililerince etkin ve tam bir soruşturma yapılmasında ihmalin yaşanmasından dolayı Sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edildiği oybirliğiyle kabul edilmiştir.
5. İç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili hükümetin itirazı oybirliğiyle reddedilmiştir.
6. Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin ölümünün Sözleşmenin 3. maddesi anlamında Devletin sorumluluğunu doğurmadığının kabul edilmesi oybirliğiyle karara bağlanmıştır.
7. Mahkeme, yetkililerin etkili soruşturma yapmamasının 3. Madde anlamında aşağılayıcı muamele sayılıp sayılmayacağı konusunda karar vermesinin söz konusu olmadığını oy birliğiyle karara bağlamıştır.
8. Başvuru sahibi ve yaşayan kardeşleri açısından sözleşmenin 13.maddesinin ihlal edildiği 1'e karşı 6 oyla karara bağlanmıştır.
9. Başvuru sahibinin şikayetinin sözleşmenin ö.maddesine göre incelenmesine gerek olmadığını oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.
10. Başvuru sahibinin anne-baba ve erkek kardeşinin öldürülmesinin Sözleşmenin 8. maddesine göre davalı devletin sorumluluğu ile ilişkili olmadığının benimsenmesi oybirliği ile karara bağlanmıştır.
11. Yetkililerinin etkin soruşturmadaki ihmalinin sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açtığına dair başvuru sahibinin şikayetini incelemeye gerek olmadığına oybirliğiyle karara bağlanmıştır.
12. Sözleşmenin 2,3,6,8 ve 13.maddeleri ile bağlantılı olarak ele alınan 14. maddenin ihlal edilmediği oybirliğiyle karara bağlanmıştır.
13. Davalı devletin 3 ay içinde aşağıdaki miktarların ödemesi gerekmektedir;
i) Manevi zarar bakımından başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'ye 16.000 euro, diğer yaşayan kardeşlerine 13.000 euro;
i) Mahkeme masrafları olarak vergileri de dahil olmak üzere 15.000 pound ve 2.500 pound sayın Böyle ve Sayın Leach'e verilecektir.
içi) Euro olarak belirlenen miktarlar için %7.25, Sterling olarak belirlenen miktarlar için %7.5 gecikme faizi uygulanacaktır.
Yorum (*)
Bu dava da, Türkiye 'nin Mahkeme içtihatlarına kazandırdığı ve yine kendisinin devam ettirdiği "adam öldürme olayları sonrası yürütülen soruşturmanın tam ve etkili olması gerekir" içtihadının " olaya uygulanması sonucu alınan mahkumiyetin bir diğer örneğidir. Yine bir ölüm olayı vardır. Olayın failleri belli değildir. Devlet suçun faillerini bulmak zorundadır. Fakat faili bulma adına yürütülen soruşturmalar, soruşturmanın sonucunu etkileyecek şekilde eksik yapılmakta ve suçun faillerini bulma azim ve kararlığına sahip olunduğu tam olarak ortaya konamamaktadır.
Söz konusu olayda da, güvenlik güçleri, olayın faillerinin PKK olduğu, devlet güçleri olamayacağı varsayımı ile, ciddi ve etkili bir soruşturma yapmamıştır. Mahkeme, bu olayda da, yapılan soruşturmada, hem hazırlık hem de son soruşturmada, bazı eksiklikler tespit etmiştir;
1. Olay sonrası çizilen krokinin alanı sadece olayın vuku bulduğu evin içini kapsamakta, evin etrafı hakkında bilgi içermemekte olup çok dar bir alanı kapsamaktadır.
2. Olay yerinde bulunan boş kovan sayısı ve bulunduğu yerlerin kaydı tutulmamıştır.
3. Bulunan boş kovanlar ayrı numaralandırılmamıştır.
4. Olay sonrası olay yerinin fotoğrafı çekilmemiştir.
5. Savcı, 17 Mart 1993'de, olayın iki tanığı, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye'nin Karataş'da olduğunu bilmesine rağmen, bu kişilerin bilgisine müracaat etmediği gibi köyün diğer sakinlerinin ifadesine başvurmamıştır.
6. Olayın üzerinden iki haftadan daha fazla bir zaman geçmesinden sonra, 1 Nisan 1993'de, başvuru sahibinin babasının ölmeden önce haykırdığı iki ismin suçun faili olabileceği akla gelmiştir.
7. Ali ve Orhan Ertaş 'm fotoğraftan başvuru sahibine ve kardeşine gösterilmediği gibi yüzleştirme de yaptırılmamıştır. 5 Nisan 1993'de, başvuru sahibi ve kardeşi, adı geçen kişilerle, Mazıdağı Jandarma Karakolunda tesadüfen karşılaşmışlardır.
8. 5 Nisan 1993'de Fosfat Jandarma Karakolunda alınandan başka, Orhan Ertaş'ın ifadesi alınmamış, başka bir delil elde edilme yoluna gidilmemiş, 16 ve 17 Mart 1993 tarihlerinde nerede olduğu araştırılmamıştır. Ali Ertaş 'in olay günü Kırmızıtepe 'de olduğu iddiası, iki arkadaşı tarafından söylenmesine rağmen, bu husus görevde olan diğer köy korucularına sorularak tasdik ettirilmemiştir.
9. Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı, balistik inceleme yönünde yeni inceleme taleplerinde bulunmuş olmasına ve sanıklar Ali ve Orhan Ertaş'ın gözaltına alınmasını emretmiş olmasına rağmen gereği yerine getirilmemiştir.
10. Ali ve Orhan Ertaş, başvuru sahibi ve kız kardeşi Mekiye, Mecit Kaya ve Mahmut Denli, hakkında, Devlet Güvenlik Mahkemesince, 6 Mayıs 1994'de, tanık olarak dinlenmek üzere ihzar müzekkeresi çıkartılmış olmasına rağmen, sadece Ali Ertaş, Mecit Kaya ve Mahmut denli mahkemede hazır bulunmuştur. Diğer tanıkların nerede olduğu tespit edilememiş ve bu önemli tanıkların tanıklığına hiçbir zaman müracaat edilememiştir. Bu kişilerin yaşadıkları yerlerin bulunması hususunda bir araştırmaya da girişilmemiştir.
Ve neticede, var olan deliller muvacehesinde, savcılık, sanıkların beraatını istemiş ve Devlet Güvenlik Mahkemesi, serbest bırakmak zorunda kalmıştır.
(*) Yorumlayan, M.Bedri Eryılmaz, Yani. Doç. Dr.. Polis Akademisi Başkanlığı, Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy