(AİHS m. 2, 3, 11, 13, 14)
(Başvuru no: 25660/94)
KARAR
STRAZBURG 24 Mayıs 2005
Bu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Süheyla Aydın/Türkiye Davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),
J.P. COSTA, Başkan,
AB. BAKA,
K. JUNGWIERT,
V. BUTKEVYCH,
D. JOCIENE,
D. POPOVIC, yargıçlar
F. GÖLCÜKLÜ, geçici yargıç
ile Bölüm Sekreteri S. DOLLÉnin katılımı ile Daire olarak toplanmış,
3 Mayıs 2005 tarihinde yapılan bir kapalı oturum sonucunda,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı Süheyla Aydın (başvuran) tarafından, Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna (Komisyon), 4 Ekim 1994 tarihinde yapılan başvurudan (no. 25660/94) kaynaklanmaktadır.
2. Başvuran, İngilterede çalışan avukatlar Kevin Boyle ve Françoise Hampson tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet), Sözleşme kurumları önündeki işlemler için bir ajan tayin etmemiştir.
3. Başvuran, özellikle, kendisinin ve kocasının polis gözetimine alındığını ve burada kendisinin insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye, kocasının da işkenceye maruz kaldığını iddia etmektedir. Aynı zamanda kocasının daha sonra Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü ve yetkili makamların bu cinayete ilişkin etkili bir soruşturma yürütemediğini de öne sürmektedir. AİHSnin 2., 3., 6., 11., 13. ve 14. maddelerine atıfta bulunmaktadır. Ancak esasa ilişkin görüşlerinde, başvuran, AİHSnin 6. maddesine dayanan şikayetini savunmamıştır.
4. Başvuru, 12 Ocak 1998de Komisyon tarafından kabuledilebilir bulunarak 1 Kasım 1999 tarihinde, Komisyonun bu tarihte incelemesini tamamlamamış olması nedeniyle, 11. Nolu Protokolün 5 § 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca AİHMye iletilmiştir.
5. Başvuru, AİHMnin ikinci bölümüne verilmiştir (İçtüzükün 52 § 1. maddesi). Bu bölüm içerisinde davayı görecek olan Daire (AİHSnin 27 § 1. maddesi) İçtüzükün 26 § 1. maddesinde belirtilen şekilde oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilen yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzükün 28. maddesi). Dolayısıyla Hükümet, geçici yargıç olarak Profesör Feyyaz Gölcüklüyü atamıştır (AİHSnin 27 § 2. ve İçtüzükün 29 § 1. maddeleri).
6. Başvuran ve Hükümet esasa ilişkin görüşlerini bildirmiştir.
7. 1 Kasım 2004te AİHM, Bölümlerinin yapısını değiştirmiştir (İçtüzükün 25 § 1. maddesi). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Bölüme verilmiştir (İçtüzükün 52 § 1. maddesi).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
8. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan başvuran 1966 yılında doğmuştur ve kendisine siyasi sığınma hakkı verilen İsviçrede yaşamaktadır. Cesedi 9 Nisan 1994 yılında Diyarbakır dışında bir yerde, elleri arkasından bağlanmış bir şekilde bulunan Necati Aydının eşidir. Necati Aydın tek bir kurşunla başından vurulmuştur.
A. Giriş
9. Taraflar, Dava olayları, özellikle de 18 Mart 1994 ile 9 Nisan 1994 arasında meydana gelen olaylar hakkında anlaşmazlık içindedir.
10. Başvuran tarafından anlatıldığı şekliyle olaylar aşağıdaki B Kısmında yer almaktadır (1430. paragraflar). Hükümetin olaylara ilişkin görüşleri C Kısmında özetlenmiştir (3137. paragraflar). Başvuran ve Hükümet tarafından sunulan belgesel kanıtlar D Kısmında özetlenmiştir (3873. paragraflar).
11. Tarafların üzerinde anlaşamadığı olayları belirlemek için Komisyon, tarafların yardımı ile AİHSnin eski 28 § 1 (a) maddesi uyarınca bir soruşturma yürütmüştür. Görevlendirilen üç delege (JeanClaude Geus, Marek Nowicki ve Marc Vila Amigó), 17 Eylül 1999da Strazburgda, 22 Eylül 1999 ile 24 Eylül 1999 tarihleri arasında da Ankarada kanıtları incelemiştir. Bu delegeler başvuranın yanı sıra şu 11 tanıkla da görüşme yapmıştır: Yasemin Aydın, Şemsettin Aydın, Sezgin Tanrıkulu, Arif Altınkalem, Bekir Selçuk, Rıdvan Yıldırım, Sami Güngör, Ramazan Sürücü, Yusuf Ercan, Ali Uslu ve son olarak Cemil Çelik. Bu tanıklar tarafından verilen sözlü ifadelerin özeti, aşağıdaki E Kısmında yer almaktadır (74129. paragraflar).
12. Üç diğer tanık, Osman Yetkin, Raif Kalkıcı ve Tahir Baboğlu da çağrılmış, ancak Komisyon delegelerinin karşısına çıkmamıştır.
13. Yukarıda anılan tanıkların sorgulanmasından sonra, Komisyon Necati Aydın ile Mehmet Ayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine götüren iki polis memurunun da dinlenmesinin gerekli olduğuna karar vermiştir (bkz. aşağıdaki 116. paragraf). Komisyon, 27 Eylül 1999 tarihinde delegelerin polis memurları ile 28 Ekim 1999da Strazburgda görüşmek istediğini taraflara bildirmiştir. Hükümetten iki polis memurunun kimliğini tespit etmesi ve onları Strazburgdaki duruşmaya çağırması istenmiştir. Hükümet, Komisyona polis memurlarının yazılı olarak değil de şahsen sorguya çekilmesine neden ihtiyaç duyulduğunu sormuş ve Komisyondan kararını gözden geçirmesini istemiştir. Komisyonun tekrar tekrar açıklama yapmasına karşın Hükümet tanıkların kimliklerini tespit edememiş ve 26 Ekim 1999da Komisyona iki polis memurunun kimliklerini tespit etmek için zamanı olmadığını ve bu nedenle sözkonusu duruşmaya katılmalarını sağlayamayacağını bildirmiştir. Bu nedenle komisyon sözkonusu duruşmayı iptal etmek zorunda kalmıştır.
B. Başvuranın olaylara ilişkin görüşleri
14. 1994 yılında başvuran anestezi hemşiresi, kocası Necati Aydın da çevre teknisyeni olarak çalışmaktadır. İkisi de devlet memurudur. Necati aynı zamanda Sağlık İşçileri Sendikasının (Tüm Sağlık Sen) başkanıdır. Daha önce başvuran ve kocası güvenlik kuvvetleri tarafından taciz edilmiş ve yakalanmıştır. Sendika adına yaptıkları etkinlikler güvenlik kuvvetleri ve polisin dikkatini üzerlerine çekmiştir.
15. Mart 1994te başvuran ve kocasının sürekli bir ikametgahı bulunmamaktadır, zira daha önce birçok sefer tayinleri çıkmıştır ve Türkiyenin çeşitli bölgelerindeki işyerlerine taşınmışlardır. Sözkonusu zamanda başvuran altı aylık hamiledir.
16. Başvuran ve kocası 18 Mart 1994 tarihinde, Diyarbakırda, Necatinin akrabası Mehmet Hafif Ayın evindedir. Saat yaklaşık 20:30 civarında polis, daha önce kahvehanede yakaladığı Mehmet Ay ile birlikte eve gelmiştir. Polis memurları daireye girmiştir. Orada bulunanlardan kimlik kartlarını istemişler ve ailenin çeşitli fertlerini sorguya çekmişlerdir. Polis, daha sonra, beş yaşındaki bir çocuk da dahil dairedeki tüm aile fertlerini tutuklamıştır.
17. Tutuklular araçlara bindirilmiştir. Başvuran tek başına bir araca bindirilmiş ve en az iki polis memuru kendisine eşlik etmiştir. Araçlarda tutukluların gözleri bağlanmış ve daha sonra sorgulanmak için Çevik Kuvvet binasına götürülmüşlerdir. Başvuran hamileliği nedeniyle kendisini pek iyi hissetmemektedir.
18. Çevik kuvvet binasına vardıklarında başvuran sorgulanma sırasını beklemek üzere koridorda oturtulmuştur. Koridorda otururken işkence gören kocasının çığlıklarını duyabilmektedir.
19. Başvuran en az üç kez sorguya alınmıştır. İlk seferinde başvurana kocasının belirli zamanlarda nerede olduğu sorulmuştur. İkinci seferinde kocası da mevcuttur. Kocasını görebilmesi için gözbağı bir süreliğine çıkartılmıştır. Kocasını odanın ortasında çıplak ve gözleri bağlı olarak görmüştür. Vücudu ıslaktır ve çömelmiş, titremektedir. Kocası sorguya çekilirken başvuranın dinlemesi sağlanmıştır. Bu sırada Necati, polise, başvuranın verdiği bir yanıtla çatışan bir cevap vermiştir. Bu olduğunda Necati odadan çıkartılmış, başvuran saçından tutularak tokatlanmıştır.
20. Başvuran üçüncü kez sorguya alındığında polis kendisine soyunmasını söylemiştir. Kocası da odadadır. Polis, kocasını, sorularına cevap vermezse başvuranın canını yakmakla tehdit etmiştir. Başvuran korkmuş ve durumu ağırlaşmıştır. Kendisi odadan çıkartılmıştır. Odanın dışında polis memurları kendisine Yusuf Ekinciyi tanır mısın? Cesedi boş bir bahçede bulundu. Kocanın da aynı akıbete uğramasını istemezsin herhalde. demiştir. Odadan her çıkarılışında işkence gören kocasının çığlıklarını duyabilmektedir.
21. Başvuran çevik kuvvet binasından Diyarbakır polis karakoluna götürülmüştür. Hüsniye Ay ve Hüsniye Ayın çocukları ile birlikte, dört gün kaldıkları bir hücreye yerleştirilmiştir. Başvuran, 22 Mart 1994te, yargıç karşısına çıkartılmadan serbest bırakılmıştır. Tutuklu kaldığı süre içerisinde bir avukat, savcı ya da yargıçla temas kurmasına izin verilmemiştir.
22. Yurtsever Kadınlar Derneğinin başkanı olarak Kürt kadınları adına etkinliklerde bulunan ve başvuranın kocasının bir akrabası olan Yasemin Aydın da yakalanmış ve gözetim altındayken işkence görmüştür. Bu işkence asılmalar, dayaklar, elektrik verilmesi, hakaretler ve tecavüz tehditleri şeklinde olmuştur. Gözetim altındayken Necati Aydın ve Mehmet Ayın etkinliklerine ilişkin olarak sorgulanmıştır. Cumhuriyet Savcısı Osman Yetkinin karşısına çıkartıldıktan sonra 29 Nisan 1994te serbest bırakılmıştır.
23. Başvuranın kocası ve kocasının kuzeni Mehmet Ay, sonunda 4 Nisan 1994te (bundan sonra Diyarbakır Mahkemesi olarak anılacak olan) Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi karşısına çıkartılmıştır. Saat 12.45te ikisi tıbbi bir muayeneden geçirilmiştir. Saat 9.00da eşyaları için imza atmışlardır. Yaklaşık 14.00 sularında o gün Diyarbakır Mahkemesine gelmiş olan bir avukat, Sezgin Tanrıkulu, Necati Aydının mahkeme binasına getirildiğini görmüştür. Bundan sonra iki adama neler olduğunu gören yalnızca birkaç kişi bulunmaktadır.
24. İşlemlerin kayıtları, Cumhuriyet Savcısının gözetim altında kalmalarını talep ettiğini, ancak nöbetçi yargıç tarafından o gün serbest bırakılmalarının emredildiğini göstermektedir. Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Ayın serbest bırakılmasına ilişkin olarak Diyarbakır Mahkemesinin Üçüncü Dairesine bir itirazda bulunmuş, ancak bu itiraz 5 Nisanda reddedilmiştir.
25. Sözkonusu kişiler yargıç huzuruna çıktığında yanlarında bir avukat bulunmasına izin verilmemiştir.
26. Diyarbakır Mahkemesinin serbest bırakma kararına karşın iki adam, aile fertleri ve arkadaşlarının beklemekte olduğu mahkeme binasının ön kapısından çıkmamıştır. Sezgin Tanrıkulu, 2 veya 2:30 civarında binadan çıktığında Hafif Aya iki adamı gördüğünü bildirmiştir. Necatinin babası Şemsettin Aydın da beklemektedir. Aslında, birkaç gündür mahkeme binasının dışında oğlunu beklemektedir. Şemsettin, yalnızca dua etmek için kahvehaneye gittiği sırada mahkeme binasının dışında bulunmamıştır, bu da saat 11.30 ile 13.30 arasında bir sırada 15 dakika ve 16 ile 16.30 arasında bir kez daha 15 dakika kadar sürmüştür. Şemsettine göre, Necati bu 15 dakikalık süreler içerisinde serbest bırakılmış olsaydı orada bekleyen diğer insanlar tarafından kendisine haber verilirdi. Tutukluların mahkemeden çıkarken kullanılabileceği tek diğer çıkış Diyarbakır Mahkemesinin bodrumunda, mahkeme kayıtlarının tutulduğu odanın yakınındaki bir kapıdır. Bu çıkış yalnızca polis araçları tarafından kullanılabilmektedir. Kayıt odasındaki kişiler avukatlara Necatinin bu kapıdan çıktığını söylemiştir.
27. Ertesi gün, 5 Nisan 1994te, iki adamın aileleri bilgi almak için Cumhuriyet Savcısına başvurmuştur. Cumhuriyet Savcısı, kendilerine Necati Aydın ve Mehmet Ayın serbest bırakıldığını ve yeniden yakalanmadığını söylemiştir. Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Mahkemesindeki Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuk ile konuştuğunda, Tanrıkuluna Necatinin muhtemelen PKKya katılmaya gittiği söylenmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı sorular soran Arif Altınkaleme de benzer şeyler söylemiştir.
28. 8 Nisan 1994te Yasemin Aydına telefon edilerek kendisini serbest bırakan Cumhuriyet Savcısı Osman Yetkin ile görüşmesi söylenmiştir. Diyarbakır Mahkemesindeki bu görüşmede Yetkinin yanı sıra Diyarbakır Mahkemesinin Üçüncü Dairesinin Başkanı ve başka bir cumhuriyet savcısı ile yargıç da hazır bulunmuştur. Selçuk, toplantıya daha sonra katılmıştır. Bu görüşmede, Necati Aydın ile Mehmet Ayın mahkeme binası içerisinde nasıl kaybolabileceği sorusu tartışılmıştır. Görüşmedeki yargıç, ön girişin dışında yalnızca binanın arkasında, zemin katında Diyarbakır Mahkemesinin mahkumları getirip götürmek için sadece polis tarafından kullanılan tek bir girişi olduğunu not etmiştir. Yargıç telsizlilerin
iki adamı götürmüş olup olmadığını merak etmiş, ancak cümlesini bitirmemiştir.
Görüşmedekiler, aynı zamanda o sırada Diyarbakırda oynanan kirli oyunları da tartışmıştır. Toplantının sonunda Yetkin ile Yasemin Aydın birbirilerinin telefon numaralarını almıştır.
29. Silvan ilçesinde, Pamuklu Nehri yakınlarında, Diyarbakıra yaklaşık 40 kilometre mesafedeki bir tarlada çalışan köylüler, 9 Nisan 1994 tarihinde üç ceset bulmuştur. Cesetler Diyarbakır Silvan anayolundan yaklaşık 100 metre uzaklıkta, sığ bir mezardadır. Cesetlerin elleri arkalarına bağlanmıştır ve her biri, başlarının arkasına sıkılan bir kurşun ile öldürülmüştür. Yaklaşık bir metrelik bir derinliğe yan yana gömülmüşlerdir. Cesetlerden birinin cebinde bulunan bir nikah yüzüğünde Süheyla ismi kazınmıştır. Aileleri, o gece, Necati Aydın ile Mehmet Ayın cesetlerini teşhis etmiştir.
30. Aileler ertesi gün Diyarbakır Devlet Hastanesi morgundan cesetleri teslim almıştır.
Morgu ziyaret etmek isteyen birçok kişi geri çevrilmiştir. Öğretmenler sendikasına mensup üç öğretmen gözetim altına alınmıştır. Gözetim altındayken tehdit edilmişler ve kendilerine Necati Aydın ile Mehmet Ayın bir çatışma sırasında öldüğü söylenmiştir.
C. Hükümetin olaylara ilişkin görüşleri
31. 18 Kasım 1993 tarihinde yakalanan başvuran, 22 Kasım 1993te doktor muayenesinden geçmiştir. Serbest bırakıldığı sırada hazırlanan tıbbi rapora göre vücudunda kötü muamele ya da işkence izi bulunmamaktadır.
32. 4 Nisan 1994te Diyarbakırdaki Terörle Mücadele Dairesi Necati Aydın ile Mehmet Ayın doktor muayenesinden geçmesini talep etmiştir. Bu talebin sonucunda, 4 Nisan 1994te, saat 12.45te başvuranın kocası ve Mehmet Ay bir doktor tarafından muayene edilmişler ve doktor, vücutlarında kötü muamele ya da işkence izi bulunmadığı sonucuna varmıştır.
33. Saat 9.00da, kişisel eşyalarının kendilerine iade edildiğini belirten bir zabıt hazırlayan güvenlik kuvvetleri müdürüne götürülmüşlerdir. Başvuranın kocası bu belgeyi imzalamıştır. O gün daha sonra başvuranın kocası ve Mehmet Ay, serbest bırakılmalarını emreden bir yargıç karşısına çıkartılmışlardır. Necati Aydın ve Mehmet Ay, daha sonra binayı terk etmiştir.
34. 9 Nisan 1994te başvuranın kocasının, Mehmet Ayın ve kimliği belirsiz bir kişinin cesedi Diyarbakırdan 40 kilometre mesafede gömülü bulunmuştur.
35. Yapılan otopsiler sonucunda, cesetlerin ellerinin arkalarında bağlı olmasından hareketle, infaz edildikleri hükmüne varılmıştır. Rigor mortis tam olarak gerçekleşmediğinden, otopsi raporu Necati Aydının yaklaşık 24 saattir ölü olduğunu belirtmiştir. Bu, cinayetin, başvuranın serbest bırakılmasından yaklaşık dört ya da beş gün sonra gerçekleştiği anlamına gelmektedir.
36. Cinayetlerin failleri olan PKK teröristlerinin kimliklerini saptamak için 1994/2233 dosya numarası altında ex officio bir soruşturma açılmıştır. Başvuranın kocasını infaz eden teröristler çok hareketli olduğundan ve sık sık komşu ülkelerde saklandıklarından soruşturma çok yavaş ilerlemiştir. Bu teröristler suç mahalline dönme eğiliminde değildir ve olası tanıklar verecekleri ifadenin sonuçlarından ve tehditlerden korktuğu için sessiz kalmayı tercih ettiğinden tanıkların ifadesini almak zor olmaktadır.
37. Komisyona başvurunun yapılmasının ardından gözetim altındayken kötü muamele ve işkence görme iddialarına ilişkin başka bir ex officio soruşturma açılmıştır. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı, 6 Ekim 1995te, başvuranın iddialarını destekleyen hiçbir kanıt olmadığından kimsenin aleyhinde dava açmamaya karar vermiştir.
D. Tarafların sunduğu belgesel kanıtlar
38. Aşağıdaki bilgiler tarafların sunduğu belgelerden elde edilmiştir.
39. 18 Mart 1994 tarihinde hazırlanan yakalama ve ev araması raporuna göre Necati Aydın, Süheyla Aydın, Mehmet Ay ve diğer dokuz kişi, aynı gün Diyarbakırdaki bir evde yakalanmıştır.
40. 22 Mart 1994 tarihli, başvuranı da içeren dokuz tutuklu hakkındaki bir belgede yer alan tek bir cümle, tutukluların üzerinde kötü muamele izi olmadığını belirtmektedir.
41. Yine 22 Mart 1994 tarihinde, başvuran ve diğer iki tutuklu, Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının sözlü talimatı üzerine Diyarbakır Polisi tarafından serbest bırakılmıştır.
42. 23 Mart 1994te, Necati Aydının kız kardeşi olan Kerime Aydın Diyarbakır Mahkemesindeki Cumhuriyet Savcılığına bir dilekçe vererek kardeşi hakkındaki endişelerini dile getirmiş ve hakkında bilgi talebinde bulunmuştur.
43. 25 Mart 1994te Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Kerime Aydına, kardeşinin Diyarbakır Polisinin terörle mücadele şubesinde tutuklu bulunduğunu bildirmiştir.
44. 28 Mart 1994te polis gözetimi altındayken Mehmet Ayın ifadesi alınmıştır. Kendisinin ve Necati Aydının PKK üyesi olduğunu belirtmiştir.
45. 30 Mart 1994te Necati Aydının ifadesi alınmıştır. PKKnın aktif bir üyesi olduğu iddialarını reddetmiştir. Aynı zamanda kendisinin ve bazı arkadaşlarının sermayesi PKK tarafından karşılanacak ve PKK üyelerini tedavi edecek özel bir hastane kurmaya çalıştığı iddialarını da reddetmiştir. Bir PKK sempatizanı olduğunu ve 1992 yılında yakalandığını, ancak aleyhindeki suçlamaların daha sonra düşürüldüğünü kabul etmiştir.
46. Diyarbakır Devlet Hastanesinde, 4 Nisan 1994 günü saat 12:45te hazırlanan bir rapora göre ne Necati Aydının ne de Mehmet Ayın üzerinde herhangi bir kötü muamele izi bulunmaktadır.
47. 4 Nisan 1994 günü saat 9.00da, Necati Aydın ve Mehmet Ayın 18 Mart 1994te yakalanmalarının ardından el konulan eşyaları kendilerine iade edilmiştir.
48. Diyarbakır Polisinin terörle mücadele şube müdürü Ramazan Sürücü tarafından imzalanan bir yazıdan, 4 Nisan 1994 tarihinde Necati Aydnın, Mehmet Ayın ve Ramazan Keskin adlı birinin Diyarbakır Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu yazıdan ayrıca Ramazan Keskinin de terörle mücadele şubesinde tutulduğu anlaşılmaktadır.
49. Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 4 Nisan 1994te Necati Aydın ve Mehmet Ayı sorguya çekmiştir. Necati Aydın PKK üyesi olmadığını yinelerken Mehmet Ay geçmişte PKKya katılmak istediğini fakat kabul edilmediğini belirtmiştir.
50. Son olarak, 4 Nisan 1994te, Diyarbakır Mahkemesinde Yargıç Raif Kalkıcı Mehmet Ay ve Necati Aydını sorguya çekmiştir. Necati de Mehmet de aynı gün daha önce Cumhuriyet Savcısına verdikleri ifadeleri doğrulamıştır. Daha sonra Yargıç, serbest bırakılmalarını emretmiştir.
51. 5 Nisan 1994 tarihinde, Diyarbakır Mahkemesi Üçüncü Dairesi, Cumhuriyet Savcısının Necati Aydın ile Mehmet Ayın serbest bırakılmalarını emreden karara ilişkin itirazını reddetmiştir.
52. 9 Nisan 1994te iki jandarma subayı, Ali Uslu ve Cemil Çelik (bkz. aşağıdaki 12025 ve 12629. paragraflar), tarafından bir rapor hazırlanmış ve iki jandarma eri tarafından imzalanmıştır. Rapor, Mehmet Korucu adında birinin jandarma karakoluna gelerek Pamukçay bölgesinde bir ceset bulduğunu bildirdiğini belirtmektedir. Askerler 13.30da bölgeye gelmiş ve üç kişinin kısmen gömülmüş cesetlerini bulmuşlardır; adamların elleri arkalarından bağlanmıştır ve her biri tek bir kurşunla başından vurulmuştur. Cesetlerin üzerlerinde kimliklerini belirlemekte kullanılabilecek bir belge bulunmamaktadır. Ancak cesetlerden birinin pantolon cebinde bulunan iki altın yüzükten birinin üzerinde Süheyla ismi kazınmıştır. Daha sonra jandarmalar bulgularını adli makamlara bildirmiştir.
53. Aynı gün, yetki alanı cesetlerin bulunduğu bölgeyi de kapsayan Bismil ilçesi Cumhuriyet Savcısı Rıdvan Yıldırım, bir doktor olan Fevzi Kaymak ile birlikte bölgeye gitmiştir. Cumhuriyet Savcısı ile doktor bir rapor hazırlayarak üç kişinin her birinin başlarına sıkılan tek bir kurşun ile öldürüldüğünü ve kurşunların vücuttan çıktığını kaydetmiştir. Muayene sırasında rigor mortis gerçekleşmemiştir ve dolayısıyla kurbanların yaklaşık 24 saattir ölü olduğu tahmin edilmiştir. Doktor olay yerinde ölüm nedenini beyin tahribatı olarak belirlemiştir ve bu nedenle tam otopsi yapılmasına gerek görülmemiştir. In situ olarak fotoğraflandıktan sonra cesetler Diyarbakır morguna götürülmüştür.
54. Cumhuriyet Savcısı ile doktor tarafından hazırlanan bu rapora göre yüzüklerle birlikte bulunan cesette bazı morluklar vardır. Sol omuzda bir darbe sonucu oluşmuş 3x3 cm boyutunda bir iz vardır; sol omuzun arkasındaki kürek kemiği üzerinde 5x5 ve 3x3 cm boyutlarında, darbeler nedeniyle oluşan iki berelenmiş alan bulunmaktadır; omuzun sağ kürek kemiği bölgesinde bir darbe nedeniyle oluşan 4x4 cm boyutlarında bir morluk vardır ve son olarak kondral kaburga üzerinde, 6x6 boyutlarında bir morluk görülmüştür.
55. Necati Aydın ile Mehmet Ayın cesetleri 10 Nisan 1994te kardeşleri tarafından teşhis edilmiştir. Üçüncü cesedin kimliği belirlenememiştir. Cesetlerin bir kez daha fotoğrafı çekilmiştir. Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Necati Aydın için bir defin ruhsatı çıkartmıştır.
56. Bismil Cumhuriyet Savcısı, 18 Nisan 1994te Necati Aydının kardeşi Mehmet Naili Aydını sorgulamıştır. Aydın, Diyarbakır Mahkemesi tarafından 4 Nisan 1994te kardeşinin serbest bırakılması emrinin verildiğini doğrulamıştır, ancak ailesi hastane çalışanları kendileriyle temasa geçerek Necatinin cesedinin morgda olduğunu söyleyene kadar Necatiden bir haber alamamıştır.
57. Bismil Cumhuriyet Savcısı 26 Nisan 1994te Mehmet Ayın kardeşi Mehmet Nuri Ayı sorguya çekmiştir. Benzer şekilde, Mehmet Nuri Ay da Diyarbakır Mahkemesinin kardeşinin ve Necati Aydının serbest bırakılmasını emrettiğini onaylamıştır. Kurbanların nasıl öldürüldüklerini bilmediğini ve özellikle şüphelendiği kimse olmadığını belirtmiştir. Ay, ayrıca, kardeşi ve Necati Aydının yanında bulunan diğer cesedin Diyarbakırda bir üniversite öğrencisi olan Ramazan Keskine ait olduğunu belirtmiştir.
58. Yine 26 Nisan 1996da Bismil Cumhuriyet Savcısı, Bismil Jandarma Komutanlığından cinayetlerin siyasi bir yönü olup olmadığının araştırılmasını istemiştir.
59. Bismil Cumhuriyet Savcısı, üç kişinin öldürülmesinin siyasi yönleri olduğuna ve bu nedenle kendi bürosunun soruşturmayı sürdürme yetkisi olmadığına karar vermiştir. Daha sonra Cumhuriyet Savcısı soruşturma dosyasını, cinayetleri soruşturma yetkisine sahip olan Diyarbakır Mahkemesine göndermiştir.
60. 3 Mayıs 1995te, Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuk, kendisine Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından (bundan sonra Genel Müdürlük olarak anılacaktır) 4 Nisan 1995te gönderilen, başvuranın Komisyona yaptığı başvuruya ilişkin yazıyı yanıtlamıştır. Selçuk, yazısında, ofisinin cinayetler hakkındaki soruşturmayı takip ettiğini belirtmiştir. Selçuk, her ikisi de PKK için çalışmayı bıraktığı için Mehmet Ay ile Necati Aydının PKK üyeleri tarafından, cinayetleri Devlete isnat ederek Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvuruda bulunmak amacıyla öldürüldüğü kanısındadır. Cinayetlere ilişkin soruşturma bu bilginin ışığı altında yürütülmektedir, ancak henüz cinayetleri işleyen PKK mensuplarını yakalamak mümkün olmamıştır. Selçuk, son olarak, 30 Kasım 1993te Diyarbakır Mahkemesine, başvuranı bir terörist örgüte yardım ve yataklıkla suçlayan bir iddianame sunulduğunu belirtmiştir.
61. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, 6 Ekim 1995te, 1991, 1992 ve 1994 yıllarında polis gözetimi altındayken Süheyla Aydına kötü muamele ettikleri iddialarıyla altı polis memuru hakkında dava açmamaya karar vermiştir. Bu kararda, kendisinden 4 Temmuz 1995 tarihinde bir istinabe müzekkeresi vasıtasıyla alınan ifadesinde sıralanan kötü muamele iddialarının doğru olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmadığı not edilmiştir. Serbest bırakıldığında hazırlanan tıbbi raporlar kötü muamele izinden bahsetmemektedir.
62. Diyarbakır mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Sami Güngör, 27 Kasım 1997de Diyarbakır Polisi ve Diyarbakır Jandarmasından Necati Aydın, Mehmet Ay ve Ramazan Keskin cinayetlerinin faillerini aramalarını istemiştir. Bu Cumhuriyet Savcısına göre cinayetler bir grup PKK üyesi tarafından işlenmiştir.
63. 27 Mart 1998de, Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Diyarbakır Polisinin terörle mücadele şubesine bir yazı göndererek polis gözetimi altında oldukları sırada Necati Aydın ile Mehmet Ayı sorgulayan ve daha sonra 4 Nisan 1994te onları Diyarbakır Mahkemesine götüren iki polis memurunun kimliklerinin tespit edilmesini istemiştir.
64. 15 Nisan 1998 tarihli yanıtında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısına Necati Aydın, Mehmet Ay ve Ramazan Keskinin polis gözetimi altında oldukları sırada polis komiseri Taner Şentürk ve Hüseyin Karaca adındaki bir polis memuru tarafından sorguya çekildiğini bildirmiştir. Daha sonra üç tutuklu Ramazan Sürücü adına Polis Komiseri Ertan Uzundağ tarafından Diyarbakır Mahkemesine gönderilmiştir. Yazı, ayrıca, o dönemde salıverme tutanağı hazırlama uygulaması olmadığından yetkili makamların, üç adamı Diyarbakır Mahkemesine götüren polis memurlarının kimliklerini belirleyemediğini belirtmektedir.
65. 12 Mayıs 1998de Hüseyin Karacanın ifadesi alınmıştır, cesedi Necati Aydın ve Mehmet Ayın cesetleri ile birlikte bulunan üçüncü kişi olan Ramazan Keskini 2 Nisan 1994te sorguya çektiğini söylemiştir. Karaca, Necati Aydın ya da Mehmet Ayı sorgulamadığını ve onları Diyarbakır Mahkemesine götürmediğini belirtmiştir. Hüseyin Karaca, kurbanların Sorgulama dairesinin kaleminde çalışan memurlar tarafından mahkemeye götürüldüğünü düşünmektedir.
66. 22 Mayıs 1998de Diyarbakır Mahkemesindeki Cumhuriyet Savcısı Güngör, cinayetlerin PKK tarafından işlendiğini gösteren bir kanıt olmaması ve bu nedenle vakanın siyasi bir cinayet değil adam öldürme olması nedeniyle cinayetleri inceleme yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı 30 Mayıs 1994 tarihli görevsizlik kararının (bkz. yukarıdaki 59. paragraf) varsayımlara dayandığını eklemiştir. Soruşturmanın devamı için dosya Bismil Cumhuriyet Savcılığına geri gönderilmiştir.
67. İdil ilçesi Cumhuriyet Savcısı, 28 Mayıs 1998 tarihinde yakındaki Bismil kasabasındaki meslektaşı ile temasa geçerek bölgedeki, çoğunluğu 1993 ile 1996 yılları arasında gerçekleşen bazı cinayetlerin muhtemelen aynı kişi ya da kişiler tarafından işlendiğini bildirmiştir. Bu cinayetlerin işleniş tarzında ve kullanılan silahlarda benzerlikler bulunmaktadır. Bu cinayetlerin birbirileriyle ilişkili olduğunu doğrulayabilmek için Bismil Cumhuriyet Savcısından, Bismil bölgesinde işlenen cinayetlerin ayrıntılarını kendisine göndermesini talep etmiştir.
68. Bismil Cumhuriyet Savcısı, 9 Ekim 1998te İdildeki meslektaşına bir yanıt göndererek kendi yetki alanında 1993 ve 1996 yılları arasında üçü 9 Nisan 1994, geri kalan dördü de 14 Eylül 1996 tarihlerinde olmak üzere yedi kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir. 1996 yılında öldürülen dört kişiden çıkarılan kurşunlar jandarmanın adli tıp şubesine gönderilmiştir. 1994 yılında öldürülen üç kişiye ilişkin kurşun ya da kocan bulunamamıştır.
69. 5 Mayıs 1999da Genel Müdürlük Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına bir yazı göndererek cesetlerin bulunduğu mahalde boş kurşun kovanı, kurşun ya da benzeri başka bir kanıt bulunup bulunamadığını ve adli tıp raporu hazırlanıp hazırlanmadığını sormuştur.
70. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Genel Müdürlükün 5 Mayıs 1999 tarihli yazısını Bismil ilçesi Cumhuriyet Savcılığına 6 Mayıs 1999da iletmiştir.
71. Bismil Cumhuriyet Savcısı, 7 Mayıs 1999da bölgede hiçbir kurşun ya da kocan bulunmadığı şeklinde bir yanıt vermiştir.
72. 1996 ile 1999 yılları arasında Cumhuriyet Savcıları ve askerler tarafından hazırlanan, hepsi bir paragraf uzunluğunda olan ve çoğu birbirinin aynı proforma evraklardan oluşan bir dizi belgeye göre, yürütülen soruşturmalara ve cesetlerin bulunduğu bölgeye yapılan ziyaretlere rağmen cinayetlerin faillerini bulmak mümkün olmamıştır. Bu belgeler neler yapıldığını gösteren hiçbir bilgi içermemektedir.
73. Bismil Cumhuriyet Savcısı, 23 Haziran 1999da, Genel Müdürlükün 18 Haziran 1999 tarihli bir talebe yanıt olarak cinayetlere yönelik soruşturmaların halen devam ettiğini ve her üç ayda bir askerler tarafından yapılan soruşturma hakkında ofisine bilgi verildiğini bildirmiştir. Cesetlerin bulunduğu bölgede maktüllerin üzerindeki giysilerin dışında hiçbir kişisel eşya bulunmamıştır.
E. Sözlü İfade
1. Süheyla Aydın, başvuran
74. Olaylar olduğu zaman, başvuran Adanada hemşire olarak çalışmaktaydı. Ne başvuran ne de eşi, sendikaya üye olana kadar herhangi bir makam tarafından rahatsız edilmemiştir. Sendikaya katıldıktan sonra, sendika içindeki etkinlikleri yüzünden tekrar tekrar yakalanmış, tutuklanmış ya da sorgulanmışlardır.
75. Başvuran ve eşi memur olup, birçok kez birlikte yaşamalarını zor hale getiren farklı şehirlerde görevlendirilmişlerdir. Tekrarlanan atamalara mahkemeler aracılığıyla itiraz ettiklerinde, Diyarbakırda bulunmalarının huzur ve güvenlik için bir tehdit oluşturduğunu, bu nedenle de bu şehirden gönderildikleri kendilerine bildirilmiştir. İkisi de görevlerinden istifa etmiş ve Diyarbakırda kalmışlardır. Daha sonra, Necati Adanada başka bir iş bulmuştur. Yakalanmamış olsalardı, Süheyla ve Necati 18 Mart 1994te akşam yemeğinden sonra Adanaya gitmek üzere Diyarbakırdan ayrılacaklardı.
76. Ancak, o gün başvuran, eşi ve aralarında beş yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu diğer kişilerle birlikte tutuklanmıştır. Yakalandıkları zaman, Diyarbakırda Halil Ayın evinde bulunuyorlardı. Bu kişiler Diyarbakırdaki suçüstü bürosuna götürülmüşler ve buraya geldikten sonra gözleri bağlanmıştır. Başvuran binayı iyi biliyordu, çünkü daha önce üç kez burada alıkonmuştu.
77. Dört gün süren tutukluluğu boyunca, başvuran üç kez sorgulanmıştır. Neden sürekli Diyarbakıra geri döndüğü sorulmuştu. Bir polis memuru başvurana, Seni çok kez Diyarbakırdan yolladık, ama hala senden kurtulamadık, demiştir. Bir keresinde saçından tutulmuş ve tokatlanmıştır. Tutuklu bulunduğu sırada, sık sık eşi Necatinin çığlıklarını duymuştur. Bir keresinde, göz bağı yerinden oynamış ve başvuran eşinin çıplak ve ıslak bir durumda olduğunu görmüştü. Eşi titriyordu.
78. Necatiyi sorgulayanlar, sürekli olarak kendisine eğer işbirliği yapmazsa Süheylaya zarar vereceklerini ve üzerindeki giysileri çıkarıp onu çıplak bırakacaklarını söylemişlerdir. Başvuranı tutuklayanlar, başvurana eğer eşinin sonunun Ankarada öldürülen Yusuf Ekinci gibi olmasını istemiyorsa, terbiyeli olması gerektiğini söylemişlerdir (bkz Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95, 16 Temmuz 2002). Başvuran, bir başka tutuklu ve onun çocukları, dört gün tutuldukları Diyarbakır Emniyet Amirliğine gönderilmişlerdir. Tutuklu kaldığı süre içinde başvurandan hiçbir ifade alınmamıştır. Dördüncü gün gece yarısı, tıbbi muayene için hastaneye götürülmüşler (bkz 40. paragraf), doktor, polis memurlarının yanında başvurana vücudunda darbe izlerinin olup olmadığını sormuştur. Başvuran, darbe izi olmadığı yanıtını vermiştir. Başvuran, doktor tarafından fiziksel olarak muayene edilmemiştir. Başvuran bunun üzerine, savcı ya da yargıç huzuruna çıkarılmadan hastanede serbest bırakılmıştır.
79. 4 Nisan 1994te bir avukat başvurana, eşinin o gün Diyarbakır Mahkemesinde yargıç huzuruna çıkarıldığını bildirmiştir. Binaya girmenin mümkün olmadığını bildiği için, başvuran eşini görmeye çalışmamıştır. Kayınpederi Şemsettin ve Mehmet Ayın ailesi zaten mahkemenin dışında beklemekteydiler.
80. O gün Necati ile Mehmet serbest bırakılmayınca, aileleri yargıcın tutuklu yargılanmalarını emrettiğini ve bu yüzden hapishaneye gönderildiklerini düşünmüşlerdi. Ancak, o akşam cezaevi ile iletişime geçtiklerinde, ikisinin de orada olmadığını öğrendiler.
81. Ertesi gün, 5 Nisan 1994te, Şemsettin ve aile avukatları, Necati ile Mehmeti sormak için Diyarbakır Mahkemesi ile iletişime geçmiştir. İki adamın önceki gün serbest bırakıldığı kendilerine söylenmiştir. Bunun üzerine aile üyeleri, iki adamın öldürüldüğünden korkmaya başlamıştır. Necati ile Mehmetin cesetlerinin bulunduğunu öğrendikleri 9 Nisan 1994 akşamına kadar, bilgi edinmek için çaba göstermeye devam etmişlerdir.
2. Yasemin Aydın
82. Tanık da, 17 Mart 1994 akşamı Hafif Ayın evinde olup Necati, Süheyla ve diğerleri ile birlikte tutuklanmıştır. Tanık, tek başına bir hücrede tutulmuş ve işkence gören diğer tutukluların çığlıklarını duymuştur. Polis memurları, tutukluluğunun üçüncü gününde tanığı sorgulamaya başlamıştır. Dövülmüş, elektrik şoku verilmiş, kollarından asılmış ve tecavüzle tehdit edilmiştir.
83. 29 Mart 1994te, diğer 20 tutukluyla birlikte tıbbi muayene için doktora getirilmiştir. Tutukluları hastaneye götüren polis memurları onları tehdit etmiş ve doktora işkenceden bahsetmemelerini söylemişlerdir. Aynı şekilde, doktor tutuklulara eğer daha fazlasının olmasını istemiyorlarsa, kendilerine yapılan hiçbir şeyden bahsetmemelerini tavsiye etmiştir. Bütün tutuklular iyi olduklarını söylemişlerdir. Tanık daha sonra, serbest bırakılmasını emreden ve Diyarbakır Mahkemesinde bir savcı olan Osman Yetkin huzuruna getirilmiştir.
84. Necatinin ortadan kaybolmasının ardından, bazı aile üyeleri onun akıbeti hakkında soruşturma yaparken, tanık onlara katılamamıştı; çünkü tutukluluğu sırasında gördüğü işkence sonucunda ciddi bir şekilde hastalandığı için doktor tedavisi altındaydı.
85. Necati Aydın ile Mehmet Ayın kaybolmasının ardından, ancak cesetlerinin bulunmasından önce, 7 Nisan 1994 tarihinde, Savcı Osman Yetkin, Yaseminden gelip kendisini mahkeme binasında görmesini istemiştir. 8 Nisan 1994te, Yasemin Aydın ve Mehmet Ayın ağabeyi Hamit Ay, Osman Yetkinle görüşmeye gitmiştir. Ancak, gittiklerinde Hamit Ayın Savcıyı görmesi için içeriye girmesine izin verilmemiştir. Yasemin Aydının Osman Yetkinle görüştüğü odada, biri Diyarbakır Mahkemesi Üçüncü Dairenin başkanı olan iki yargıcın yanı sıra bir başka savcı da bulunuyordu. Diyarbakır Mahkemesinin Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuk, ilerleyen bir safhada görüşmeye katılmıştır. Necati Aydın ile Mehmet Ayın başına neler gelmiş olabileceğiyle ilgili bir konuşma gelişmiştir. Yargıçlardan biri, Telsiz telefonlular olabilir mi diye merak ediyorum, demiştir. Odada bulunanlardan bazıları, Diyarbakırda çözemedikleri bazı kirli oyunların oynandığı yorumunda bulunmuşlardır. Necatinin ailesinin bir başka üyesi olan ve benzer şartlarda öldürülen Vedat Aydının öldürülmesini de tartışmışlardır (bkz Şükran Aydın / Türkiye, no. 46231/99). Daha sonra, Yasemine iki adamı bulmak için araştırmaya devam edeceklerine dair söz vermişlerdir.
86. Cesetler bulunduktan üç gün sonra Yaseminden Osman Yetkinle ve Cumhuriyet Başsavcısı ile yeniden görüşmesi istenmiştir. Bu görüşme sırasında, Yasemine ailenin bu kişilerin kaybolmasıyla nasıl başa çıktıkları sorulmuştur. Daha sonra, adamları sağken bulabilmek için daha çok şey yapamadıklarından dolayı özür dilemişlerdir.
3. Şemsettin Aydın
87. Tanık, Necati Aydının babasıdır. Oğlu ve diğer birkaç kişi Mart 1994te yakalanıp tutuklanmıştır. Oğlu ve Mehmet Ay hariç, tutuklanan kişilerin hepsi daha sonra serbest bırakılmıştır. Oğlunun tutuklanmasından sonra, tanık Diyarbakır Mahkemesi binasının dışında oğlunu beklemeye başlamıştır. Bina girişinin yaklaşık 20 metre karşısında, mahkemenin bahçesindeki ağaçların altında otururdu. Her gün sabah 8.30dan itibaren orada beklemeye başlar, yalnızca öğleyin ve akşamüzeri namaz zamanları mahkeme civarında olmazdı. Oğlu onun olmadığı bu zamanlarda serbest bırakılmış olsaydı, orada yakınlarını bekleyen diğer kişilerden ve orada arkadaş edindiği kişilerden haber alırdı. Tanık birkaç kez, tutukluların serbest bırakılmadan önce checkup için getirilebileceklerini duyduğu hastaneye de gitmiştir. Hastanede oğlu hakkında bilgi almak için uğraşmıştır.
88. 4 Nisan 1994te, başvuran, mahkeme tarafından oğlunun serbest bırakılmasının emredildiğini öğrenmiştir. Ancak, oğlu mahkeme binasından dışarı çıkmamıştır. Tanık daha sonra köyüne geri dönmüş ve oğlunun cesedinin hastane morguna götürüldüğünü öğrenene kadar Diyarbakıra geri dönmemiştir.
89. Mahkeme binasının dışında beklediği süre içinde, tanık hiçbir tutuklunun serbest bırakıldığını görmemiştir; mahkeme tarafından serbest bırakılmaları öngörülen tutuklular, alıkondukları yerlere geri götürülüp gece yarısından sonra serbest bırakılmış olabilirler. Tanık, hiçbir zaman oğlunun serbest bırakılmasını ummamış, ancak oğlu hakkında haber alma ümidiyle beklemeye devam etmiştir.
90. Tanığa göre, oğlu solcu görüşleri ve sendika etkinliklerinde yer alması nedeniyle öldürülmüştür. Oğlunun birkaç arkadaşı ve özellikle bir akrabası olan Vedat Aydın, benzer koşullarda öldürülmüştür.
4. Sezgin Tanrıkulu
91. Tanık, Diyarbakırda görev yapmakta olan bir avukattır. Birçok kez müvekkillerini temsil etmek için Diyarbakır Mahkemesi huzuruna çıkmıştır. Mahkemenin usulünü ve mahkeme binasını iyi bilmektedir.
92. Bu başvuruya neden olan olayların olduğu sırada, mahkeme binası bir duvarla çevrili bahçe içinde bulunuyordu. Bahçeye açılan iki kapı vardı. Bu kapılardan biri, mahkemede çalışan personel ve gözaltında tutulan şüphelileri ve tutuklu yargılanan davalıları getirip götürürken memurlar tarafından kullanılıyordu. Diğer kapı, avukatlar ve halk tarafından kullanılıyordu. Mahkeme binasının üç kapısı vardı; bunlardan ikisi resmi kullanım, üçüncüsü ise avukatlarla halkın kullanımı içindi. Avukatların gözaltından mahkemeye getirilen müvekkilleriyle konuşması yasaktı. Tutukluların avukatlara erişimleri yoktu.
93. Gözaltından mahkemeye götürülen bir kişi, bir savcı ya da yargıç tarafından serbest bırakılabilirdi. Bu durumda, polis memurları binanın halk tarafından kullanılan kapısına kadar şüpheliye eşlik eder ve şüpheli burada serbest bırakılırdı. 1994te, mahkeme tahliye belgesi hazırlamazdı; 1995e kadar böyle bir uygulama getirilmemiştir. Kemer, para, saat, yüzük gibi kişisel eşyalar, mahkeme binasındaki yargıç önüne getirilmeden tutukluya iade edilmezdi.
94. 4 Nisan 1994te tanık, bununla ilgisi olmayan bir iş için Diyarbakır Mahkeme binasına gitmiştir. İşini tamamladıktan sonra, 14.00 ya da 14.30 sıralarında ayrılmak üzereyken, Necati Aydın ile Mehmet Ayı iki ya da üç polis tarafından mahkemeye getirilirken görmüştür. Tanık ile Necati birbirlerini görmüş ve gözleriyle selamlaşmışlardır. Tanık mahkemeden ayrıldıktan sonra, kapının dışında bekleyen Mehmet Ayın ağabeyi Hafif Ayı görmüş ve az önce kardeşiyle Necatiyi mahkeme binasına götürülürken gördüğünü Hafif Aya söylemiştir.
95. Diyarbakır Mahkeme binasının dışında tutukluları bekleyen aile üyeleri tanıdık bir görüntüydü. Aile üyeleri, yakınları tutuklanır tutuklanmaz orada serbest bırakılmalarını beklerlerdi, çünkü bir kişi tutuklandığında ne zaman serbest bırakılacağını bilmek mümkün değildi. O zaman, şüphelinin yargıç önüne getirilmeden önce maksimum tutuklu kalma süresi 30 gündü.
96. 4 Nisan 1994 akşamında, Hafif Ay tanığı aramış ve ne kardeşinin ne de Necati Aydının mahkeme binasından çıkmadığını söylemiştir. Hafif Ay, tanığa iki tutuklunun serbest bırakıldığına ya da karakola geri götürüldüklerine dair bilgisi olup olmadığını sormuştur. Ertesi sabah, tanık Cumhuriyet Başsavcısı Selçukla konuşmuştur. Selçuk, yargıcın iki tutuklunun serbest bırakılmasına karar verdiğini doğrulamıştır. İki tutuklunun mahkeme kapısında görülmediğini öğrendikten sonra, Savcı bu iki kişinin PKKya katılmış olabileceğini tanığa söylemiştir.
97. Diyarbakır Mahkemesi Üçüncü Dairenin mahkeme kalemi, mahkeme binasının zemin katında, tutukluları getirip götürmek için polis memurlarının kullandığı çıkış kapısının yanında bulunuyordu. Daha sonraki bir tarihte, kalemde çalışan memurlar, tanığa Necati Aydın ile Mehmet Ayın o kapıdan bırakıldıklarını söylemişlerdir. Tanık, bilgiyi veren kişilerin hayatlarından endişe duyduğu için, bu bilgiyi başka kimseye iletmemiştir.
5. Arif Altınkalem
98. Bu tanık da Diyarbakırda görev yapmakta olan bir avukattır. Bu başvuruya neden olan olayların olduğu sırada, Necati Aydın için çalışmaktaydı. Müvekkili 1994 Martında tutuklandığı zaman, tanığın kendisini görmesine izin verilmemiştir. Bunun nedeni, o zaman yürürlükte olan mevzuatın, Devlet Güvenlik Mahkemesinin yetkisine giren bir suçtan dolayı tutuklanan kişilerin avukatlarına erişmesine izin vermemesiydi. Tanık ayrıca, Necatinin ne zaman yargıç önüne getirileceğinden haberdar edilmeyecekti; ancak tanık bunun maksimum tutukluluk süresi olan 30 gün içinde olacağını biliyordu.
99. 4 Nisan 1994te, tanık diğer birkaç müvekkilini duruşmalarında temsil etmek üzere Diyarbakır Mahkeme binasındaydı. Tanık, bina içinde Necati Aydınla karşılaşmamış, ama daha sonra Necatinin o gün orada olduğunu bir mahkeme memurundan öğrenmiştir.
100. Tanık, 5 Nisan 1994te, Necatinin kendisinin serbest bırakılmasına karar veren yargıç önüne çıkarıldığını, ancak binadan çıkarken görülmediğini öğrenmiştir. Tanık daha sonra Cumhuriyet Başsavcısı Selçukla konuşmaya gitmiştir. Selçuk, Necatinin serbest bırakıldığını ve PKKya katılmış olabileceğini söylemiştir.
6. Bekir Selçuk
101. Tanık, olayların olduğu sırada Diyarbakır Mahkemesinin Cumhuriyet Başsavcısı idi. Necati Aydının PKK üyeliği hakkında sorgulandığını anımsamıştır.
102. Olayların olduğu sırada, tahliye belgesi hazırlama uygulaması yoktu. Bazen, bir savcı ya da yargıç tarafından tahliyesine karar verilen bir tutuklu, polis memurları tarafından güvenli bir yere götürülüp orada serbest bırakılırdı. Aksi takdirde, tutuklu mahkeme binasının dışında serbest bırakılırdı. Hiçbir şekilde tutukluların mahkeme binası içinde serbestçe etrafta dolaşmalarına izin verilmezdi.
103. Bir Cumhuriyet Savcısı olarak, tanığın 4 Nisan 1994te mahkeme binası içinde Necati Aydına eşlik eden polis memurlarının kimliklerini belirlemesi mümkün olabilirdi. Ancak, tanık bunu yapıp yapmadığını ve daha sonra bu polis memurlarını sorgulayıp sorgulamadığını hatırlayamamıştır. Bunu yapmış olabileceğini düşünmüştür. Tanık, polis memurlarının güvenliklerini tehdit etmemek için, hiçbir şekilde polis memurlarının kimliğini ya da kendisine neler söylediklerini bir belgeye kaydedemezdi. Ayrıca, mahkeme binasına giderken Necati Aydına eşlik eden polis memurlarının tarifi, soruşturma için önemli olmayabilirdi.
104. 3 Mayıs 1995te hazırlanan belgede ifade edilen görüşler (bkz paragraf 60) soruşturmalara dayandırılmıştır. Öznel görüşlere dayanmamışlardır. Tanık, Necati Aydın ile Mehmet AYın PKK üyesi olduklarına inanıyordu. Necati, örgütten ayrıldığı için PKK üyeleri tarafından öldürülmüş olabilirdi. Belki de, benzer koşullarda öldürülen Vedat Aydınla aynı soyadı taşıdığı için öldürülmüştür.
105. Ne Necati Aydın ve eşinin yargıç tarafından kanıt yetersizliği nedeniyle serbest bırakılmasına karar verilmesinin, ne de Necati ile Süheylanın PKK ile ilgili bir suçtan hüküm giymemiş olmasının, tanığın Necati ile eşinin PKK üyesi olduğunu düşünmesiyle ilgisi yoktur. Süheyla Aydının PKK üyelerine yardım ve yataklık etme suçlarından beraat etmesi, yargılamayı yürüten mahkeme yargıcının kişisel görüşüydü. Beraat etmesi, Süheyla Aydının PKK etkinliklerinde yer almadığı anlamına gelmiyordu.
106. Tanık, ölen kişilerin aile üyeleri ile görüştüğünü inkar etmiş (bkz.85 ve 86. paragraflar) ve Sezgin Tanrıkulu ve Arif Altınkalem adlı avukatlarla tanışıp tanışmadığını ve Necati Aydının ortadan yok olmasından bahsettiklerini anımsamamıştır (bkz. 96 ve 100. paragraflar).
107. Tanığın Ofisi zaman zaman, bazı memurların PKK üyeleriyle ile irtibat halinde olduğunu gösteren bilgiler alıyordu. Böyle durumlarda ve böyle memurları suçlamak için kanıt elde edemediği zaman, bu memurların başka şehirlere atanmasını sağlıyordu.
108. Tanık, Necati Aydının PKK üyeleri tarafından öldürüldüğü görüşünü devam ettirmiştir; böylece AİHMye Türkiye aleyhinde şikayette bulunulabilecekti (bkz. paragraf 60).
7. Rıdvan Yıldırım
109. Tanık, olayların geçtiği sırada Bismil Cumhuriyet Savcısıdır. Cesetler, onun yetkisi alanındaki bir alanda bulunmuş ve tanık, 9 Nisan 1994te cesetlerin incelemesine katılmıştır (bkz. paragraf 53).
110. Tanık, öldürmeye neden olan koşulları belirlemek için tam bir otopsi yapmanın gerekli olmadığına karar vermiştir; ölüm sebebi belirlenmişti ve bu yeterliydi. Öldürme şekilleri - özellikle başa atılan tek el ateş ve cesetlerin yol kenarına atılması tanığın cinayeti gerçekleştirenlerin PKK üyeleri olduğunu düşünmesine neden olmuştur.
111. Savcılar, ölen kişinin bir yakınından resmi bir istek gelip gelmemesine bakmaksızın, bir adam öldürme olayını soruştururdu. Tanığın Bismilde kaldığı süre içinde, bölgede çok sayıda adam öldürme olayı gerçekleşmiş ve bu adam öldürme olaylarının her biri yetkililer tarafından soruşturulmuştur.
8. Sami Güngör
112. Tanık, Cumhuriyet Savcısı olup 1996 Ekiminde Diyarbakır Mahkemesine atanmıştır. Bu tarihten itibaren, başvuranın eşinin ve diğer iki kişinin öldürülmesine ilişkin soruşturmayı gerçekleştirmiştir. Kendisinden önceki Cumhuriyet Savcısından yaklaşık bin adet benzer dava almıştır.
113. 20 Kasım 1997de imzaladığı bir belgede (bkz. paragraf 62), tanık, Necati Aydının PKK üyeleri tarafından öldürüldüğünü kaydetmiştir. Tanık, o sıralarda o bölgede gerçekleştirilen bir adam öldürmenin soruşturmasını yaparken, başlama noktasının faillerin PKK üyesi olduklarını düşünmek olacağını belirtmiştir. Bunun aksini gösteren kanıtlar ortaya çıkarsa, diğer olasılıklar da soruşturulurdu. 22 Mayıs 1998de tanık, adam öldürmelerin PKK üyeleri tarafından gerçekleştirildiğini gösteren hiçbir kanıt olmadığına karar vermiş ve soruşturma dosyasını yerel savcıya göndermiştir (bkz. paragraf 66).
9. Ramazan Sürücü
114. Tanık, olayların geçtiği sırada başvuran, Necati Aydın, Mehmet Ay, Ramazan Keskin ve diğerlerinin tutuklu bulunduğu Diyarbakır Emniyet Amirliğinin terörle mücadele şube müdürüydü (bkz. paragraf 48).
115. Bir kişi tutuklandığında, kişisel eşyaları o kişiden alınır ve bunun için bir belge imzalaması istenirdi. Tutuklu, yargıç önüne çıkarılacağı zaman, eşyaları geri verilir ve kişiden aynı belgeyi imzalaması istenirdi. Necati Aydın için de aynı şey yapılmıştır (bkz. paragraf 47).
116. 4 Nisan 1994te, iki ya da üç polis memuru Necati Aydın ile Mehmet Aya eşlik etmiştir. Bu polis memurları, tutuklular gözaltındayken onları sorgulayanlarla aynı kişiler olamazlar.
117. Tanık, hiçbir zaman Necati Aydının ortadan kaybolmasını ve daha sonra öldürülmesini araştıran yetkililer tarafından sorgulanmamıştır.
10. Yusuf Ercan
118. Tanık, polis memuru olup olayların geçtiği sırada Diyarbakır Emniyet Amirliğindeki tutuklulardan sorumlu olan kişiydi. Necati Aydının kişisel eşyalarının alınıp daha sonra kendisine geri verildiğini gösteren belgeyi imzalamıştır (bkz. paragraf 47).
119. Tanık, 4 Nisan 1994te Necati Aydın ile Mehmet Aya Diyarbakır Mahkemesine giderken kimin eşlik ettiğini hatırlamamıştır; ancak tutuklu bulundukları yerdeki belgeleri inceleyerek bu polis memurlarının kimlikleri belirlenebilirdi.
11. Ali Uslu
120. Tanık, şu an jandarma olarak görev yapmaktadır. Olayların geçtiği sırada ise Kağıtlı Jandarma Karakolunda komutan yardımcısıydı.
121. Söz konusu günde, bir köylü karakola gelmiş ve tarlalarda üç ceset bulduğunu söylemiştir. Komutalarındaki birkaç askerle birlikte tanık ve amiri, karakoldan yaklaşık beş kilometre ve anayoldan 100 metre uzaklıkta olan olay yerine gitmiştir. Üç adamın nabızlarını kontrol etmişler ve ölü olduklarına karar vermişlerdir.
122. Tanık, cesetlerin bulunduğu bölgeye geldiğinde, üç adamı PKKnın öldürdüğünü, bunun sebebinin de PKK üyelerinin bu üç adamın Devlet makamları için çalıştığından şüphelenmelerinden kaynaklanabileceğini düşünmüştür.
123. Cesetlerin gömüldüğü yere arabayla gelmek mümkün olamazdı; ancak bir traktör oraya ulaşabilirdi. Ancak, olay yerinin yakınlarında ne tekerlek ne de ayak izi vardı. Aynı şekilde, o civarda hiçbir kan lekesi yoktu. Üç adamın cesetlerin bulunduğu yerde öldürülüp öldürülmediğine dair tanığın hiçbir fikri yoktu. Eğer adamlar orada vurulmuşsa, vurulma sesi çok uzak olduğu için karakoldan duyulmazdı.
124. Olay yerine giden tek yol, Silvan ile Diyarbakır arasından geçen yoldu. Bu yol, tanığın karakolundaki askerler tarafından sürekli gözetim altında tutuluyordu. Bu yol üzerinden giden bütün araçlar ve kişiler aranıyordu.
125. Tanığın amiri, kimlik belgeleri için cesetleri aramış, ancak iki evlilik yüzüğü dışında ölen adamların kimliğini belirleyecek hiçbir şey bulamamıştır. Yaklaşık 4050 askerden oluşan yardım ekiplerinden de kanıt için bölgeyi aramalarını istemişlerdir. Hiçbir şey bulunmamıştır.
Daha sonra yerel savcıya haber vermişler ve soruşturmayı ona devretmişlerdir. Tanığın karakolu, araştırma yapan savcıyı üç ayda bir gelişmeler hakkında bilgilendirmeye devam etmiştir. Tanık, civar köylerin sakinlerinin bir şey görüp duyduklarına dair sorgulanıp sorgulanmadıklarını anımsayamamıştır. Eğer önemli bir bilgi olsaydı, söz konusu edilirdi.
12. Cemil Çelik
126. Tanık, şu an jandarma olarak görev yapmaktadır. Olayların geçtiği sırada ise Kağıtlı Jandarma Karakolunun komutanıydı. Tanık, yukarıda adı geçen yardımcısı Ali Uslunun tarif ettiği olay sırasını doğrulamıştır.
127. Bismil Cumhuriyet Savcısı, tanıktan ölümlerin siyasi bir bağı olup olmadığını belirlemesini istemiştir (bkz. paragraf 58). Ölen kişilerin yargıç tarafından serbest bırakılmalarına karar verildikten sonra ortadan kayboldukları tanığa bildirilmemiştir.
Cesetlerin bulunmasından haftalar ve aylar sonra yaptığı araştırma sırasında, tanık cesetlerin bulunduğu yere gitmiş ve önemli bilgiler sağlayabilecek olan yerli halkla konuşmuştur.
Sorguladığı kişilerin isimleri üç aylık raporlarına kaydedilmiştir. 1994ün sonlarında görevini bırakana kadar araştırmasına devam etmiş, ancak araştırma arkasından gelen kişi tarafından devam ettirilmiştir.
128. Ölen adamların ellerini bağlamak için kullanılan ipler tanık ve komutasındaki askerler tarafından kesilmiş ve olay yerinde bırakılmıştır. Tanığa göre iplerin kanıtsal değeri olmadığı için, ipleri alıp incelemenin önemli olmadığını düşünmüştür. Aynı şekilde, olay yerini araştırmalarına yardım etmeleri için ek olarak 4050 asker istemesini de raporuna kaydetmesine gerek yoktu.
129. Diyarbakırdan cesetlerin bulunduğu yere doğru giden bir aracın en az iki kontrol noktasından geçmesi gerekiyordu; birisi Diyarbakırın hemen dışında bulunan ve Diyarbakır Polisinden polis memurlarının bulunduğu kontrol noktası, diğeri ise Kağıtlı jandarma karakolunun dışında, tanığın komutasındaki askerlerin bulunduğu kontrol noktasıdır. Karakolun yanındaki yoldan çok fazla araç geçmediği için, geçen her araç ve içindeki yolcular tamamen aranıyordu. Polis arabaları ya da ambulanslar bile kontrol ediliyordu.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
130. İlgili iç hukukun açıklaması Akkoç / Türkiye davasında bulunabilir (no. 22947/93 ve 22948/93, §§ 4258, ECHR 2000X).
HUKUK
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI
131. Hükümet, kabuledilebilirlik sonrası görüşlerinde, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunda ısrar etmiştir. Hükümet, Komisyonun yalnızca başvuranın 2. madde şikayeti ile ilgili olarak bu konuya değindiğini ve başvuranın yapmış olduğu diğer başvurularla ilgili olarak iç hukuk yollarından yararlanıp yararlanmadığını araştırmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın şikayetlerini daha etkin bir şekilde takip etmekten korkabileceği iddiasını reddetmiştir, çünkü başvuran basınla ve İnsan Hakları Derneğinin Diyarbakır koluyla görüşmekten korkmamıştır.
132. AİHM, Komisyonun kabuledilebilirlik kararında bu konuyla yeterince ilgilendiğini göz önüne alarak, konuyu yeniden incelemenin gerekli olmadığını görmüştür. AİHM, bu nedenle, Hükümetin ilk itirazını reddetmiştir.
II. AİHMNİN İFADELERİ VE OLAYLARIN TESPİTİNİ DEĞERLENDİRMESİ
A. A. Tarafların iddiları
1. Başvuran
133. Başvuran, eşi Necatinin en son polis memurları tarafından Diyarbakır Mahkeme binasına götürülürken sağ olarak görüldüğünü ifade etmiştir. Başvuran, yargıcın eşinin serbest bırakılmasına karar vermesinin ardından gerçekten serbest bırakıldığına dair hiçbir kayıt olmadığını belirtmiştir. Bu noktada, eşi hala polis memurlarının elindeydi. Eşi serbest bırakılmış olsaydı, binanın çıkışına kadar götürülürdü. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısının belirttiği gibi, güvenlik nedeniyle tutukluların mahkeme binası çevresinde refakat edilmeden dolaşmasına izin verilmezdi (bkz. paragraf 102). Eğer eşi serbest bırakılmış olsaydı, mahkeme binası dışında bekleyen aile üyeleri her durumda kendisini görürdü. Başvurana göre, eşi, polis memurları tarafından binanın polisler için ayrılmış olan arka kapısından çıkartılmıştır. Başvuran, davalı Hükümetin olayların tamamının götürdüğü sonucu yalanlamak için hiçbir kanıt sunmadığını belirtmiştir. Özellikle, Hükümet 4 Nisan 1994te başvuranın eşini götüren polis memurlarının kimliklerini belirlememiştir. Söz konusu polis memurları, konu hakkında ifade verecek durumda olan tek kişilerdir.
134. Başvuran ayrıca, Devlet ajanlarından başka hiçbir kimsenin eşini öldürmüş olamayacağını belirtmiştir. Üç adamın - halen yaşarken veya çoktan ölmüşken - eğer yetkili makamların izni ile hareket eden ve denetim noktalarından geçme izni bulunan kişiler tarafından sözkonusu noktaya götürülmemişlerse, o noktaya nasıl götürüldüklerini anlamak güçtür. Başvuran ayrıca, 9 Nisan 1994 tarihli otopsi raporuna göre, ölümden sonra vücudun katılaşması durumunun henüz başlamamış olmasına dikkati çekmiştir. Bu durum, üç adamın 24 saatten az bir süre önce öldürülmüş olduğunu ve adamların öldürülmelerinden dört gün önce kendilerini ele geçiren kişilerin ellerinde olduklarını göstermektedir. Yetkili makamlar, sözkonusu günler boyunca, adamların izlerini bulmak için hiçbir adım atmamıştır. Başvurana göre, bu eylemsizlik yetkili makamların, eşinin Devletin bilgisi altında, bir yere götürülmüş olduğunu bilmediklerine işaret etmektedir.
135. Eşinin öldürülmesine ilişkin olarak başvuran, eşinin Devlet tarafından hedef alınan kişi pozisyonuna düştüğünü belirtmiştir. Halkın Emeği Partisinin bir mensubu olan ve benzer koşullarda öldürülmüş olan bir yakını olan Vedat Aydın gibi, Necati de Sağlık Çalışanları Sendikası başkanıdır ve yüksek profilli bir militandır. Son olarak başvuran, yetkili bir devlet memurundan diğerine devredilen cesetlerin bir köprü altında bulunduğu bir olaya göndermede bulunulan Susurluk raporuna (bkz., Ülkü Ekinci, yukarıda kaydedilen, §§ 92110) değinmiştir. Bu, Necati Aydın ve diğer iki adamın öldürülmesine yapılan bir gönderme olarak anlaşılmıştır.
2. Hükümet
136. 5 Mayıs 1998 tarihinde sundukları kabul edilebilirlik sonrası görüşlerinde, Komisyon, Strazburg ve Ankarada görgü tanıklarını dinlemeden önce Hükümet, başvuranın iddialarının hiçbir temele dayanmadığını ileri sürmüştür. Başvuranın ya da eşinin, gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarına dair hiçbir delil yoktur. Eşi, 4 Nisan 1994 tarihinde serbest bırakılmıştır ve dört gün sonra gerçekleşen ve sorumluluğunun, Devlet ajanlarına yüklenemeyeceği ölümü, soruşturulmaya devam edilmektedir.
B. 38 § 1. (a) madde ve Devlet tarafından varılan sonuçlar
137. Delilleri değerlendirmeden önce AİHM daha önce de yapmış olduğu gibi, AİHSnin 34. maddesi uyarınca öngörülen kişisel başvuru sisteminin etkin şekilde işlemesi için Devletlerin, başvuruların, uygun ve etkin olarak incelemesini olanaklı kılan tüm gerekli olanakları sağlaması gereğinin büyük önem taşıdığını vurgulamıştır (bkz., Tanrıkulu/Türkiye (BD), no. 23763/94, § 70, ECHR 1999IV). Başvuranın, Devlet ajanlarını AİHS tarafından korunan haklarını ihlal etmekle itham ettiği bu nitelikteki davalara ilişkin işlemlerde, belli durumlarda yalnızca sorumlu Hükümetin, sözkonusu iddiaları doğrulayan ya da çürüten bilgilere erişme imkanı olduğu açıktır. Hükümetin yeterli açıklama yapmaksızın ellerinde olan bu tür bir bilgiyi sunmaması, başvuranın iddialarının meşruluğuna ilişkin sonuçlar çıkarmaya neden olur ve sorumlu bir Devletin, AİHSnin 38 § 1. (a) maddesi uyarınca yükümlülüklerine uyma düzeyi hususunda olumsuz bir neticeye yol açar (bkz. Timurtaş/Türkiye, no. 23531/94, §§ 66 ve 70, ECHR 2000VI). Aynı durum, Devletin bir davada olayların saptanmasını zorlaştıran bilgileri sunmadaki gecikmesi için de geçerlidir.
138. Bu bağlamda AİHM, Hükümetin, Komisyonun doküman ve bilgi için taleplerine verdiği cevaba ilişkin bir takım meseleleri gözönünde bulundurduklarını belirtmiştir. Belli belgeler için kişisel talepler dışında, Hükümetten birçok defa Komisyona başvuranın eşinin öldürülmesine ilişkin soruşturmaya ait tüm dokümanları sunması istenmiştir.
139. Sözkonusu dokümanlarla ilgili olarak, AİHM bir grup dokümanın var olduğunun, 1999 senesi Eylül ayında görgü tanıklarının, Komisyon delegeleri tarafından incelenmesi sırasında ortaya çıktığını gözlemlemiştir. Dokümanların bir kısmı, sözkonusu tarihte Hükümet temsilcileri tarafından meydana getirilmişken, diğer bir kısmı bilirkişi heyetinin toplanmasından sonra ortaya çıkarılmıştır. Sözkonusu dokümanlar, aşağıda kaydedilenleri kapsamaktadır:
(a) Necati Aydın, Mehmet Ay ve Ramazan Keskinin Diyarbakır Mahkemesine gönderilmesini öngören 4 Nisan 1994 tarihli doküman (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 48).
(b) 18 Nisan 1994 tarihinde Mehmet Naili Aydından alınmış olan ifade (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 56).
(c) 26 Nisan 1994 tarihinde Mehmet Nuri Aydan alınmış olan ifade (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 57).
(d) Bismil Cumhuriyet Savcısından alınmış olan 26 Nisan 1994 tarihli bir mektup (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 58).
(e) 30 Mayıs 1994 tarihli yetkisizlik kararı (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 59).
(f) Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuktan alınmış olan 3 Mayıs 1995 tarihli mektup (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 60).
(g) Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısından alınmış olan 27 Mart 1998 tarihli mektup (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 63).
(h) Diyarbakır Polis Karakolundan alınmış olan 15 Nisan 1998 tarihli mektup (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 64).
(i) 12 Mayıs 1998 tarihinde Hüseyin Karacadan alınmış olan ifade (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 65) ve son olarak,
(j) 22 Mayıs 1998 tarihli yetkisizlik kararı (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 66).
140. Talep edilmiş olduğu gibi bu önemli belgeler, Ankarada görgü tanıklarının ifadesi alınmadan önce ortaya çıkarılmış olsa idi, bu durum Komisyonun, diğer ilgili görgü tanıklarını teşhis etmesini ve onları Mahkemeye çağırmasını mümkün kılardı.
141. Ayrıca AİHM, daha önceki iki olayda Yasemin Aydın ile iletişim kuran Cumhuriyet Savcısı Osman Yetkinin ya da Necati Aydının (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 50) serbest bırakılması kararını veren Yargıç Raif Kalkıcının ifade vermek için Komisyon Delegeleri huzuruna çıkmadığını belirtmiştir. Osman Yetkinin Komisyon Delegeleri huzuruna çıkmamasına ilişkin olarak, Hükümet bulunduğu adresten ayrılıp bilinmeyen bir yere gitmiş olduğu için Yetkin ile iletişim kuramadıklarını belirtmiştir. Yetkinin yerini tespit etme hususunda ne gibi çalışmalar yaptıklarına ilişkin Hükümetten bir açıklama gelmemiştir. Raif Kalkıcının Komisyon delegeleri huzuruna çıkmamasıyla ilgili olarak AİHM, duruşmalar sırasında Hükümeti temsil etmekte olan avukatın, görgü tanıklarının Komisyon huzuruna çıkmamasına ilişkin resmi bir yazılı açıklama yapılacağını ifade ettiğini gözlemlemiştir.
Ancak, Hükümetten bu tür bir açıklama gelmemiştir. Kalkıcının, Necati Aydının serbest bırakılması kararını veren yargıç olduğunu ve bu nedenle, Aydını canlı olarak gören son kişilerden biri olduğunu gözönüne alan AİHM, Hükümetin Kalkıcıyı Mahkemeye çağırmamasına ilişkin üzüntülerini sunmuştur.
142. Son olarak AİHM, 4 Nisan 1994 tarihinde Hükümetin, Necati Aydına refakat eden polis memurlarını teşhis etmediğini ve Mahkemeye çağırmadığını gözlemlemiştir (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 13). Hükümetin, Komisyonun polis memurlarını şahsen dinlemesine ilişkin kararını sorgulamasıyla ilgili olarak (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf
13), AİHM şu an bu Mahkeme için geçerli olduğu gibi, bir görgü tanığının olayların değerlendirilmesiyle ilişkili olup olmadığına, ilişkiliyse, bunun derecesine ve bu tür görgü tanıklarından ifadenin ne şekilde alınması gerektiğine karar vermenin Komisyonun yükümlülüğü olduğunu hatırlatmıştır (bkz. Orhan/Türkiye, no. 25656/94, § 271, 18 Haziran 2002).
143. AİHM, Hükümetin Komisyonun ilgili dokümanlar, bilgi ve görgü tanıklarına ilişkin taleplerine cevap olarak gecikmeler ve ihmaller hususunda hiçbir tatmin edici açıklamada bulunmamış olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, bu hususta Hükümetin tutumundan gerekli sonuçları çıkarabileceği kanısındadır. Ayrıca AİHM, sorumlu Hükümetin Sözleşme işlemlerindeki işbirliğinin önemine atıfta bulunarak (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 137) ve bu nitelikteki bir ifade alma uygulamasından doğabilecek kaçınılmaz zorlukların farkında olarak (bkz. Timurtaş, yukarıda kaydedilen, § 70), Hükümetin AİHSnin 38 § 1. (a) maddesi uyarınca, olayları tespit etme görevinde Komisyona ve AİHMye tüm gerekli olanakları sağlama yükümlülüğünü yerine getiremediği sonucuna varmıştır.
C. AİHMnin olayları değerlendirmesi
144. Başvurana göre, kocası Necati Aydın yargıcın 4 Nisan 1994 tarihindeki kararı ardından hiçbir zaman fiziksel olarak serbest bırakılmamıştır. Daha sonra vurulmuş ve Devlet ajanları tarafından öldürülmüştür. Hükümet bunu reddetmiştir.
145. AİHM ilk olarak, gözaltında tutulan kişilerin savunmasız bir durumda olduklarını ve yetkili makamların, onları korumakla yükümlü olduklarını hatırlatır. Daha önce, bir kişinin sağlığı yerinde olduğu halde gözaltına alınması ve serbest bırakıldığı sırada vücudunda yaralanma izlerinin görüldüğü durumlarda Devlet, bu yaralanmaların ne şekilde oluştuğuna dair makul bir açıklamada bulunmakla yükümlüdür (bkz., diğer yetkili makamlar arasında, Selmouni/Fransa (BD), no. 25803/94, § 87, ECHR 1999V). Yetkili makamların bir kişinin gözaltında tutulduğu sırada gördüğü muameleye ilişkin açıklamada bulunma yükümlülüğü, özellikle kişinin hayatını kaybettiği durumlarda kesinlikle gereklidir (bkz. Salman/Türkiye (BD), no. 21986/93, § 99, ECHR 2000VII). Bu nedenle yetkili makamlar, serbest bırakılana kadar tutuklu kişinin sağlık durumunda sorumludur ve tutuklu bir kişinin serbest bırakıldığını kanıtlamak sorumlu Devletin yükümlülüğüdür.
146. AİHM, başvuranın eşinin polis tarafından 18 Mart 1994 tarihinde gözaltına alındığının ve 4 Nisan 1994 tarihinde serbest bırakılmasına karar veren Diyarbakır Mahkemesinin huzuruna çıkarıldığının taraflar arasında ihtilaflı olmadığını belirtmiştir. İhtilaflı olan durum, Necati Aydının Hükümet tarafından iddia edildiği gibi 4 Nisan 1994 tarihinde fiziksel olarak serbest bırakılıp bırakılmadığıdır.
147. Deliller değerlendirilirken, AİHM genel olarak makul şüphenin ötesinde kanıt standardını uygular (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 6465, § 161). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun sonuçların bir arada var olmasından ya da benzer reddedilemeyecek fiili karinelerin bir arada var olmasından kaynaklanabilir. Sözkonusu olayların, tamamen veya büyük ölçüde, yetkili makamların yegane bilgisi dahilinde bulunduğu durumlarda, gözaltında tutuldukları sırada onların kontrolünde tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, yaralanma ve gözaltında tutulma sırasında ortaya çıkan ölümler hususunda güçlü fiili karineler belirecektir. Aslında tatmin ikna edici bir açıklamada bulunma hususundaki beyyine külfetinin, yetkili makamlara ait olduğu kabul edilebilir (bkz. Salman, yukarıda kaydedilen, § 100).
148. Sonuç olarak, Hükümetin sahip olduğu çok önemli dokümanları, başvurunun incelenmesinin ileri aşamalarına kadar ortaya çıkarmamasına, polis memurlarını teşhis etmemelerinin (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 13) ve AİHMnin olayları tespit etmesini önleyecek biçimde diğer önemli görgü tanıklarını Mahkemeye çağırmamalarının (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 12) eklendiği sözkonusu davaya benzer davalarda, dokümanların ve görgü tanıklarının, başvuran tarafından ileri sürülen iddiayı neden doğrulayamadıklarını sonuca ulaşacak şekilde tartışmak Hükümetin yükümlülüğüdür (bkz. Akkum ve Diğerleri/Türkiye, no. 21894/93, § 211, 24 Mart 2005).
149. Hükümet, teşhis edemedikleri ve Mahkemeye çağırmadıkları görgü tanıklarının, başvuranın iddiaları ile bağlantılı olacak delilleri olmadığı sonucu çıkarılabilecek hiçbir iddia ileri sürmemiştir.
150. Daha da önemlisi AİHM, sözkonusu başvuruya yol açan olayların gerçekleştiği tarihte bir tutuklu, Cumhuriyet Savcısı ya da yargıç tarafından serbest bırakıldığı zaman Diyarbakır Mahkemesinde salıverilmeye ilişkin dokümanların düzenlenmesi hususunda bir uygulama olmadığını gözlemlemiştir (bkz. yukarıda kaydedilen paragraflar 93 ve 102). Suçlulara yalnızca Mahkeme binasının kapısına kadar (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 93) ya da Mahkeme binası dışında güvenli bir bölgeye kadar eşlik edilecek (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 102) ve orada serbest bırakılacaklardır.
151. AİHM ayrıca, olayların gerçekleştiği tarihte Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi kapsamına giren bir suç işlemiş olmasından şüphe edildiği için polis tarafından gözaltına alınan bir şüphelinin, gerekli bir takım koruma vasıtalarından faydalanmasının engellenmiş olduğunu gözlemlemiştir. Özellikle bu tür suçluların, itham edilene kadar avukatlarına erişme imkanları olmamıştır. Ayrıca, yargıç huzuruna çıkarılmaları gerekmeden önce 30 güne kadar gözaltında tutulabilmeleri mümkün olmuştur. Aile üyelerine veya yasal temsilcilere, şüphelilerin hangi tarih ve zamanda yargıç huzuruna çıkarılacakları hususunda bilgi verilmemiştir.
152. Suçlulara sağlanması gereken etkin koruma vasıtalarının önemi aşırı şekilde vurgulanamaz. AİHSnin 5. maddesi uyarınca şikayetler incelenirken AİHM, bir demokraside yetkili makamlarca keyfi olarak gözaltında tutulma durumundan korunmaya ilişkin kişi haklarını teminat altına almaya dair maddedeki garantilerin asıl önemini vurgulamıştır (bkz., diğerleri arasında, Timurtaş, yukarıda kaydedilen, § 103, ve orada kaydedilen davalar). Tehlikede olan konuların, koruma vasıtalarının yokluğunda hukukun üstünlüğünün zarar görmesi ile sonuçlanacak ve suçluları, yasal korumanın en temel şekillerinin ötesinde tutacak şekilde kişilerin fiziksel özgürlüklerinin korunması ve kişisel güvenlik olduğu sonucuna varmıştır (bkz. Kurt/Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998III, § 123).
153. Şahısların Zorla Kaybolmadan Korunmaları Hakkında Bildirgenin 11. maddesi de gözönüne alınabilir (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı 47/133, tarih 18 Aralık 1992). Sözkonusu maddeye göre, özgürlükten mahrum bırakılan tüm kişiler, gerçekten serbest bırakıldıkları ve ayrıca, haklarını korumak için fiziksel bütünlükleri ve güçlerinin teminat altına alındığı koşullarda serbest bırakıldıkları hususunda güvenilir bir teyide izin verecek şekilde serbest bırakılmalıdır.
154. Hükümetin yukarıda kaydedilmiş olduğu gibi 4 Nisan 1994 tarihinde Necati Aydına eşlik eden polis memurlarını teşhis edememesi ve Mahkemeye çağırmamasını ve salıverilmeye ilişkin bir doküman bulunmamasını gözönüne alan AİHM, Hükümetin Necati Aydının aslında 4 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır Mahkemesinden serbest bırakılmış olduğuna dair beyyine külfetinden kurtulamadığı sonucuna varmıştır. AİHM, Necati Aydının Devlet gözetiminde kalmış olduğunu tespit etmiştir. Buna bağlı olarak, Hükümetin yükümlülüğü Necati Aydının hala Devlet ajanlarını elinde bulunduğu sırada nasıl öldürülmüş olduğunu açıklamaktır. Hükümet tarafından bu tür bir açıklama yapılmamasını gözönünde bulunduran AİHM, Hükümetin Necati Aydının öldürülmesine ilişkin açıklamada bulunamadığı sonucuna varmıştır.
III. AİHSNİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI
155. AİHSnin 2. maddesi aşağıda kaydedildiği gibidir:
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.
A. Necati Aydının Öldürülmesi
1. 1. Tarafların Görüşleri
156. Başvuran, eşinin AİHSnin 2. maddesinin ihlali anlamına gelecek şekilde Devlet ajanları tarafından öldürüldüğünü ifade etmiştir.
157. Hükümet, başvuranın eşinin iddia etmiş olduğu şekilde öldürüldüğünü reddetmiştir. Başvuranın eşinin Mahkeme binasını, yargıç serbest bırakılmasına karar verdikten hemen sonra terk etmiş ve kişisel eşyalarının kendisine iade edilmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir. Necati Aydının serbest bırakılması ve öldürülmesi arasında geçen 4 ila 5 günlük süre, yetkili makamları şahsın ölümüne dahil edebilmek için çok uzundur. Hükümet, iddialarını desteklemek için başvuran tarafından hiçbir delil sunulmadığını ileri sürmüştür.
2. 2. AİHMnin Değerlendirmesi
158. Yaşam hakkını koruma altına alan ve yaşamdan mahrum bırakılmanın haklı gösterilebileceği durumları ortaya koyan 2. madde, AİHSdeki en temel koşullardan biridir ve hiçbir derogasyona izin verilemez. 3. madde ile birlikte, 2. madde Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumlardan temel değerlerinden birini ortaya koyar. Yaşamdan mahrum bırakılmanın haklı görülebileceği koşullar, kesin bir şekilde yorumlanmalıdır.
Kişilerin korunması için bir vasıta görevini gören AİHSnin kapsam ve amacı, 2. maddenin yorumlanması ve koruma vasıtalarını pratik ve etkin bir hale getirmek için uygulanmasını da gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri/İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A Serisi no. 324, sayfa 4546, § 14647).
159. 2. maddenin metni bir bütün olarak okunduğu zaman, yalnızca kasıtlı adam öldürmeleri değil aynı zamanda, kasıtsız bir sonuç olarak yaşamdan mahrum bırakılma ile sonuçlanabilecek güç kullanımına izin verilen durumları da kapsadığını gösterir. Ancak, öldürücü gücün kasıtlı ve niyet edilmiş kullanımı, gerekliliğinin değerlendirilmesinde göz önüne alınması gereken faktörlerden yalnızca biridir. Güç kullanımlarından herhangi biri, 2. maddenin alt paragrafları olan (a) ve (c)de ortaya konan amaçların gerçekleştirilmesi için kullanılan kesinlikle gerekli ibaresinden daha fazla olmamalıdır. Bu terim, AİHSnin 8. maddesinin 2. paragrafı ve 11. maddesi uyarınca Devlet eylemlerinin, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına karar vermede normalde uygulanandan daha sıkı ve zorlayıcı bir gereklilik testine başvurulması gerektiğini gösterir. Sonuç olarak, kullanılan güç izin verilmiş amaçların gerçekleştirilmesi ile sıkı sıkıya orantılı olmalıdır (ibid., sayfa 46, §§ 14849).
160. 2. maddenin sağladığı korumanın önemi gözönüne alındığında AİHM, yalnızca Devlet ajanlarının hareketlerini değil aynı zamanda bunu çevreleyen tüm koşulları değerlendirerek yaşamdan mahrum bırakmaları, en dikkatli incelemelere tabi tutmalıdır. 2. maddenin 2. paragrafından belirtilen amaçların birini gerçekleştirmek için Devlet ajanları tarafından güç kullanımı, zamanında iyi amaçlar için geçerli olarak algılanan dürüst bir düşünceye dayanan fakat zamanla yanlış anlaşılagelen durumlarda haklı görülebilir (ibid., sayfa 5859, § 200).
161. AİHM daha önce, Hükümetin en son Devlet ajanlarının ellerinde olduğu sırada canlı olarak görülen ve daha sonra vahşi bir ölümle hayatı son bulan Necati Aydının (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 154) öldürülmesine ilişkin bir açıklamada bulunmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Necati Aydının öldürülmesi hususunda AİHSnin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar verilmiştir.
B. Soruşturmanın yetersiz olduğuna ilişkin iddialar
1. Tarafların Görüşleri
(a) (a) Başvuran
162. Başvuran, eşinin ortadan kaybolması ve müteakip ölümüne ilişkin soruşturmanın, sözkonusu maddenin usuli gereklerine uyulmadığını gösterecek şekilde yetersiz olduğunu belirterek AİHMden AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiğini saptamasını istemiştir. Başvuran, eşinin öldürülmesine ilişkin soruşturmada özellikle aşağıda kaydedilen eksiklikleri tespit etmiştir:
(a) Onaylanmamış olduğu halde alıkonmasının beş günü boyunca, 4 Nisan 1994 ve 9 Nisan 1994 tarihleri arasında, yetkili makamlar Necati Aydını bulmaya çalışmak için çaba göstermemiştir, özellikle Necati Aydına Mahkeme binasına kadar eşlik eden polis memurları sorgulanmamıştır,
(b) Cesetlerin bulunmuş olduğu yerde hiçbir adli araştırma yapılmamıştır,
(c) Necati Aydının vücudu üzerinde tam bir otopsi yapılmamıştır,
(d) Kullanılmış silah tipini veya müteveffanın sözkonusu noktada öldürülüp öldürülmediğini tespit etmek için hiçbir girişimde bulunulmamıştır,
(e) Eşinin ellerinin arkasında bağlanması için kullanılmış olan ip olay yerinde öylece bırakılmış ve herhangi bir adli test uygulanmak üzere alınmamıştır,
(f) Adli amaçlarla hiçbir fotoğraf çekilmemiştir,
(g) Yetkili makamlar, Necati Aydının bilgi vermesi mümkün olan yakınlarının ifadelerini almamışlardır,
(h) Araştırmaya dahil olan Cumhuriyet Savcılarının ve araştırma görevlilerinin her biri, müteveffanın teröristler tarafından öldürülmüş olduğu kanısındadır,
(i) Araştırma dosyası, jandarmaların verdiği faillerle ilgili hiçbir bilgi olmadığına ilişkin üç aylık yanıtlardan oluşmaktadır. Ancak, failleri bulmak amacıyla bir hazırlık çalışması yapılmış olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır.
(b) (b) Hükümet
163. Hükümet, terörizme karşı mücadele faillerin teşhis edilmesini zorlaştırmış olduğu halde, başvuranın eşinin öldürülmesine ilişkin soruşturmanın, kesintiye uğramadığını ve halen devam etmekte olduğunu belirtmiştir. Sözkonusu davanın, Devlet ajanları tarafından bir kişiye karşı yapılan kasıtlı bir eylemle değil, kişiler arasında vuku bulmuş olan olaylara ilişkin suç tahkikatıyla ilgili oluğunu vurgulamışlardır. AİHS, soruşturmanın süresi ve şekline ilişkin belirli hiçbir hakkı içermemektedir.
3. 3. AİHMnin değerlendirmesi
164. AİHM, AİHSnin 2. maddesi uyarınca yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün, Devletin AİHSnin 1. maddesi uyarınca kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanımaya ilişkin genel görevi ile bağlantılı olarak yorumlandığında, kişiler güç kullanımı sonucunu öldürüldüklerinde etkin bir resmi soruşturmanın yapılmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, McCann ve Diğerleri, yukarıda kaydedilmiş olan, sayfa 49, § 161, Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Raporlar 1998I, sayfa 329, § 105). Bu bağlamda AİHM, Hükümet tarafından belirtilenin aksine, sözkonusu yükümlülüğün adam öldürmeye, Devletin bir ajanının neden olduğu açık olan davalarla sınırlı olduğunu belirtir (bkz. Salman, yukarıda kaydedilmiş olan, § 105).
165. Soruştuma yapmakta olan yetkililerin, Necati Aydının ortadan kaybolmasına ilişkin bilgilendirilip bilgilendirilmedikleri konusuna dair AİHM, ilk olarak Sezgin Tanrıkulu ve Arif Altınkalem isimli avukatların müteveffa ile ilgili bilgi almak için 5 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır Mahkemesine gittiklerini gözlemlemiştir (bkz. yukarıda kaydedilen paragraflar 96 ve 100). Mahkemede kendilerine Necati Aydının PKKya katılmaya gitmiş olabileceğini söyleyen Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuk ile karşılaşmışlardır. Bu iki avukat tarafından Komisyon delegelerine verilen güvenilir ve tutarlı ifadeleri gözönüne alan AİHM (bkz. yukarıda kaydedilen paragraflar 9197 ve 98100), verdikleri ifadelerin doğruluğundan şüphe etmek için bir neden görememektedir. Ancak, Selçukun delegelere avukatlarla karşılaştığını hatırlamadığını bildirdiğini belirtmiştir (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 106). Delegelere verdiği ifadenin kaçamak nitelikte olduğu görgü tanığını güvenirliği hakkında AİHMnin ciddi şüpheleri bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, kendisi tarafından ifade edilmiş olan bazı görüşlerin niteliğinden endişe duymaktadır. Bu bağlamda AİHM, özellikle yalnızca yargıçların kişisel görüşlerini yansıtan (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 105) Mahkemenin beraat hükümlerine ilişkin yorumlarına ve PKK ile bağlantısı olduğundan şüphe edilen fakat bu konuda hiçbir delil olmayan devlet memurlarının yerlerinin değiştirildiğine ilişkin sözlerine (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 107) işaret etmiştir. AİHM, savcı yardımcısından gelen bu tür yorumların, hukukun üstünlüğü ilkesine itibar edilmediğini gösterdiği sonucuna varmıştır.
166. Ayrıca, Necati Aydının ortadan kaybolmasından sonra fakat cesedinin bulunmasından önce, Yasemin Aydın isteği üzerine Cumhuriyet Savcısı Osman Yetkin ile görüşmüştür. Yasemin Aydın delegelere, Selçuk, bir grup yargıç ve Cumhuriyet Savıcısının da aynı zamanda odada bulunduklarını söylemiştir. Selçuka göre, sözkonusu görüşme gerçekleşmemiştir. Ancak Hükümet, görüşmenin gerçekleşmiş olduğunu açık şekilde reddetmemiştir, ve Yetkini ve diğer iki yargıcı Mahkemeye çağırmayarak (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 12), yalnızca Sözleşme organlarının olayları tespit etme olasılığını engellemekle kalmamış, aynı zamanda Yasemin Aydının ifadesini çürütme olasılığını da yok etmiştir.
167. Sonuç olarak AİHM, yetkili adli makamlara Necati Aydının ortadan kaybolmasının derhal bildirilmiş olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle, bildirildiği andan itibaren sözkonusu yetkili makamlara, Necati Aydının ortadan kaybolmasına ilişkin etkin bir soruşturma açma yükümlülüğü yüklenmiştir.
168. Hükümet tarafından sözkonusu makamların, ortadan kaybolmayı takip eden günlerde herhangi bir adım atıldığını gösteren hiçbir doküman sunulmamıştır. Özellikle ve başvuranın belirtmiş olduğu gibi, Necati Aydına Mahkeme binasına kadar eşlik eden polis memurlarının teşhis edildiği ve sorgulandığını gösteren hiçbir doküman bulunmamaktadır. Selçukun belirtmiş olduğu gibi, bu olumsuz durumun nedeninin sözkonusu şahısların sorgulanmasının yetkili makamlarca önemli görülmediği olması mümkündür (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 103). Her halükarda, polis memurları Selçuk tarafından teşhis edilmiş ve sorgulanmış olsaydı dahi, Selçuk sözkonusu polis memurlarının isimleri ya da ifadelerini kaydetmeyeceğini açıkladığı için, ifadeleri kaydedilmiş olmayacaktı (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 103).
169. Ayrıca AİHM, Necati Aydını gözaltına alan terörle mücadele şubesi polis şefi ve aynı zamanda Necati Aydının, Diyarbakır Mahkemesine gönderilmesini isteyen (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 48) yetkili olan Ramazan Sürücünün, kendisinden ifade alınması sözkonusu tarihte oldukça gerekli olduğu halde, yetkili makamlarca hiçbir zaman sorgulanmamış olduğunu gözlemlemiştir. Benzer şekilde, sorumlu Hükümet tarafından Necati Aydının Diyarbakır Mahkemesine gönderilmesini denetleyen polis memuru olan Ertan Uzundağın (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 64) sorgulanmış olduğunu gösteren hiçbir doküman sunulmamıştır.
170. AİHM, birçok insanın güneydoğu bölgesinde öldürülmekte olduğu günlerde Cumhuriyet Savcılarının pasif kaldığı sonucuna varmıştır.
171. Başvuranın eşinin öldürülmesine ilişkin olarak AİHM, Necati Aydının cesedinin bulunmasının, 2. madde uyarınca ölümünü çevreleyen koşullara ilişkin etkin bir soruşturma açma yükümlülüğünü beraberinde getirmiş olduğu ipso facto kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998IV, sayfa 1778, § 82, ve Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Raporlar 1998VI, sayfa 2438, § 100). Ayrıca, CMUKnın 153. maddesi uyarınca kendi yargı yetkisi dahilinde işlenmiş bir suçun bildirildiği bir Cumhuriyet Savcısı, olayla ilgili gerekli soruşturmaları açma yükümlülüğü altındadır.
172. Etkili soruşturma yapma yükümlülüğü, uygun olduğu hallerde, muhtemel kötü muamele ve yaralanma izlerinin tam ve doğru olarak elde edilmesini ve ölüm sebebi dahil olmak üzere klinik bulguların objektif analizini kapsar (bkz. yukarıda anılan Salman, § 105).
173. Jandarmaların 9 Nisan 1994 tarihinde hazırladığı rapordan (bkz yukarıdaki 52. paragraf) ve Komisyon delegelerine bu jandarma subaylarınca verilen ifadeden (bkz. yukarıdaki 12025. ve 12629. paragraflar), cesedin bulunduğu yerde detaylı bir inceleme yapılmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, AİHM, başvuran tarafından ortaya konulan noksanlıklara atıfta bulunacak (bkz. yukarıdaki 162. paragraf) ve ayrıca tam otopsinin önemini vurgulayacaktır.
174. AİHM, Cumhuriyet Savcısı Rıdvan Yıldırım ve Dr. Fevzi Kaymak tarafından 9 Nisan 1994 tarihinde hazırlanan raporun, yalnızca, üç ceset üzerinde bulunan mermi giriş ve çıkış deliklerinin sayısını içerdiğini not eder. Muayeneyi yapan Dr. Kaymak, göründüğü kadarıyla, mermi izlerinin ya da diğer kanıtların hala vücutta olma olasılığını dikkate almamıştır. Merminin hangi mesafeden atıldığı veya kullanılmış olan silahın tipini belirlemeye yönelik hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Ölümün bir kurşun yarasından kaynaklandığı tespiti, Dr. Kaymak ve Cumhuriyet Savcısı Rıdvan Yıldırımın tam otopsinin gerekli olmadığı sonucuna varmaları için yeterli olmuştur (bkz. yukarıdaki 53. paragraf).
175. Son olarak, Necati Aydının vücudunda birkaç ekimoz gözlemlenmesine rağmen, hiçbir detaya girilmemiş ve bunların nasıl oluştuğunun belirlenmesine dair hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Dolayısıyla bu rapor, cinayet faillerinin ve ölüm nedeninin gerçekten belirlenmesinde faydalı olabilecek herhangi bir ipucu ortaya koymaya muktedir değildir.
176. AİHMnin Bismil Cumhuriyet Savcısı Rıdvan Yıldırım tarafından yapılan soruşturmaya ilişkin olarak yalnızca eleştirel mütalaası bulunabilir. Örneğin, Yıldırım, soruşturmasının başlangıcında Necati Aydının ve diğer iki merhumun teröristlerce öldürüldüğüne ve bu sebeple kendisinin cinayeti soruşturma yetkisi olmadığına karar vererek dosyayı Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısına göndermiştir (bkz. yukarıdaki 59. paragraf).
177. Yıldırımın öldürülenlerin gerçekten PKK mensuplarınca öldürüldüğü sonucuna varmasından önce, Hükümet tarafından, ciddi adımlar atıldığını gösteren hiçbir belge sunulmamıştır.
178. Yıldırıma 10 Nisan 1994 kadar erken bir tarihte Necati Aydının kimliği hakkında ve 4 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır Mahkemesinin beraat kararını vermesinden beri kayıp olduğu hakkında bilgi verilmiş olmasına rağmen, Yıldırım, Necati Aydını 4 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır Mahkemesine getiren polis memurlarının kimliklerini tespit etmeye yönelik hiçbir adım atmamıştır. Aynı şekilde, Adliye binasında Necati Aydını görmüş veya duymuş olabilecek personele de soru sormamıştır. Buna ek olarak, Diyarbakırdan cesetlerin bulunduğu yere doğru yol alan her aracın en az iki kez aranacağı gerçeği (bkz. yukarıdaki 124 ve 129. paragraflar), Yıldırımın, üç kişinin, bir ya da her iki kontrol noktası tarafından fark edilmeden, gömülecekleri yere götürülmüş olamayacağını anlamasını sağlamalıydı. Ancak, ne Komisyona ne de AİHMye, Yıldırımın bu kontrol noktalarındaki personeli sorguladığına dair hiçbir belge sunulmamıştır.
179. Dolayısıyla, her ne kadar Türk ceza hukuku kapsamında yükümlülüğü bulunsa da, Yıldırımın 30 Nisan 1994 tarihinde üç kişinin teröristler tarafından öldürüldüğü ve sonunda da yetkisi olmadığına karar vererek dosyayı Diyarbakır Mahkemesine göndermesinden önce hiçbir detaylı hazırlık soruşturması yürütmediği görülmektedir (bkz. yukarıdaki 59. paragraf).
180. AİHM, olayların sorumluluğunun PKKya yüklenmesinin, takip eden soruşturmaya dair ve adli işlemler açısından özel bir ehemmiyetinin olduğunu not eder, zira terör suçlarına bakma yetkisi Devlet Güvenlik Mahkemelerine verilmiştir (bkz.yukarıda anılan Akkoç, § 90).
181. AİHM, 22 Mayıs 1998 tarihinde Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının verdiği, yani Yıldırımın 30 Mayıs 1994 tarihinde verdiği görevsizlik kararının varsayımlar temelinde alındığına dair vardığı sonuca katılmaktadır (bkz. yukarıdaki 66. paragraf). Ancak, savcıların bu bariz sonuca varmasının dört yıl sürmesinden dolayı esef duyar.
182. AİHM, bu dört yıl zarfında hiçbir detaylı adım atılmadığını (bkz. yukarıdaki 5966. paragraflar) ve bu süre zarfında atılan adımların, Genel Müdürlük tarafından gönderilen yazıların soruşturma yetkililerinin eline geçmesinden sonra gerçekleştiğini gözlemler; bu yazılarla soruşturma yetkililerine, AİHS kurumlarının başvuruyu incelemesi konusundaki gelişmeler hakkında bilgi verilmiştir.
183. Bu dört yıllık sürede atılan adımlardan birisi, 5 Mayıs 1995 tarihinde, cinayetlerin, AİHS organlarına başvuruda bulunabilmek amacıyla PKK tarafından gerçekleştirildiği kanısında olan Selçuk tarafından Genel Müdürlüğe gönderilen yazıdır. AİHMye göre, Selçukun görüşü, o tarihte bölgedeki benzer cinayetlerde yürüttükleri soruşturmalarda savcıların sergilediği yaklaşımı özetlemektedir. Cumhuriyet Savcısı Güngörün açıkça ifade ettiği üzere, O tarihte bölgede bir öldürme vakasının soruşturmasında, başlangıç noktası, ölümü gerçekleştirenlerin PKK mensubu olduğu idi. Faillerin PKK mensubu olmadığına dair kanıt ortaya çıktığı takdirde, diğer olasılıklar da soruşturulurdu (bkz. yukarıdaki 113 paragraf). Ancak, AİHMnin bildiği kadarıyla - bu davada bu tür bir kanıtın ortaya çıkmamasına rağmen, Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı dört yıl sonra, cinayete PKKın karıştığına dair hiçbir kanıt olmadığına karar vermiş (bkz. yukarıdaki 66. paragraf) ve 1998 yılında dosyayı Bismil Cumhuriyet Savcılığına geri göndermiştir.
184. 1998 yılında soruşturma dosyasının tekrar kendisine gönderilmesinden sonra Bismil Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturmaya ilişkin olarak, AİHM yine, sunulan belgelerden anlaşılabileceği üzere hiçbir detaylı girişimde bulunulmadığını gözlemler. Bismil Cumhuriyet Savcısının tek girişimi, 7 Mayıs 1999 ve 23 Haziran 1999 tarihlerinde (bkz. yukarıdaki 71. ve 73. paragraflar) Genel Müdürlüğe, cesetlerin bulunduğu yerde mermiye rastlanmadığı, soruşturmanın devam ettiği ve Savcılığın soruşturmanın gidişatından her üç ayda bir haberdar edildiğini ifade ettiği yazıları göndermiş olmasıdır. Jandarmalarca hazırlanan bu üç aylık, şekli raporlara ilişkin olarak, AİHM bu raporların herhangi bir soruşturma kanıtı olarak görülemeyeceğini tespit etmiştir. AİHM, geçen bunca seneden sonra, cesetlerin bulunduğu yerde yapılan mükerrer keşiflerin, nasıl olup da faillerin kimliğine dair ipuçlarını ortaya çıkarmaya muktedir olduğunu anlayamamaktadır (bkz. yukarıdaki 72. paragraf).
185. Yukarıda değinilen incelemesinde belirlenen çok ciddi noksanlıklar çerçevesinde, AİHM, AİHSnin 2. maddesinin gerektirdiği gibi başvuranın kocasının öldürülmesine yönelik olarak yerel mercilerin, yeterli ve etkili bir soruşturma bir yana, anlamlı bir soruşturma yapamadığı sonucuna varmıştır.
186. Dolayısıyla, AİHM, usule ilişkin kolu bağlamında AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
IV. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
187. Başvuran, gözaltında tutulduğu esnada gözlerinin bağlandığını ifade etmiştir. Gözlerinin kapatılmasının, alıkonulan kişinin yönünü kaybettirdiğini bu kişiyi alıkoyan ve soruya çekenlerin önünde savunmasız duruma soktuğunu öne sürmüştür. Başvuran, ayrıca, işkence yapılırken kocasının çığlıklarını dinlemek zorunda bırakıldığını ifade etmiştir. Kendisine tokat atıldığını; kocasına baskı yapmak amacıyla polislerin kendisini çırılçıplak soymakla tehdit ettiğini ve kocasının sonunun Yusuf Ekinci gibi olabileceğini söylemiştir (bkz. yukarıdaki 78. paragraf). Ayrıca, bütün bunlar kendisine yapılırken, altı aylık hamile idi.
188. Polis gözaltındayken, kocasının maruz kaldığı muameleye ilişkin olarak, başvuran, kocasının çıplak ve ıslak halde sorguya çekildiğini ve işkence yapılırken bağırdığını duyduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, AİHMnin dikkatini, Necatinin vücudunun yara berelerle kaplı olduğunu gösteren 9 Nisan 1994 tarihli otopsi raporuna da çekmiştir.
189. Başvuran, gerek kendisinin gerekse kocasının serbest bırakılmasından sonra hazırlanan ve ikisinde de yara bere izine rastlanmadığının ifade edildiği tıbbi raporların herhangi bir değerinin olmadığını zira bunların düzgün bir tıbbi muayene yapılmadan hazırlandığını; doktorun sadece, polislerin de bulunduğu ortamda, kendisine herhangi bir şikayetinin olup olmadığını sorduğunu belirtmiştir.
190. AİHSnin 3. maddesi şöyledir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
191. Hükümet, başvuranın veya kocasının, gözaltındayken kötü muamele veya işkenceye maruz kaldığını reddetmiştir. Bu iddiaların olgusal açıdan bir temeli olmadığını öne sürmüştür.
192. AİHM, bir kişinin sağlığı yerindeyken polis gözaltına alınıp serbest bırakıldığında sağlığının zarar gördüğünün tespit edildiği durumda, bu tahribatın nasıl meydana geldiğine dair makul açıklamayı yapmak görevinin sorumlu Devlete ait olduğunu tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra yukarıda anılan Selmouni, § 87).
193. AİHM, başvuranın kocasının ölene değin Devlet görevlilerinin elinde olduğunu halihazırda tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 154. paragraf). Hükümetin, başvuranın kocasının vücudundaki izlerin, gözaltından önce mevcut olduğunu ileri sürmediğini gözlemler. Her halükarda, 4 Nisan 1994 tarihli tıbbi rapora göre, başvuranın kocasının vücudunda kötü muamele izleri bulunmamaktaydı (bkz. yukarıdaki 46. paragraf). Dolayısıyla, başvuranın vücudundaki bu yaralanmaların 4 ve 9 Nisan 1994 tarihleri arasında gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Hükümet tarafından, Necati Aydının vücudundaki izler ve yaralara dair, makul bir açıklama bir yana, hiçbir açıklama yapılmamıştır.
194. Bu yaralanmaların niteliğine ilişkin olarak, AİHM, bunların büyük çaplı olduğunu ve 9 Nisan 1994 tarihli rapora göre, alınan darbelerden kaynaklandığını gözlemler (bkz. yukarıdaki 54. paragraf). Dolayısıyla, kazayla oluşmuş olmaları muhtemel değildir. Dolayısıyla, Hükümetçe açıklanmayan bu darp izlerinin, yetkililerin sorumlu olduğu bir kötü muamele türü olarak görülmesi gerekmektedir.
195. Belli bir kötü muamele türünün işkence olarak tanımlanıp tanımlanamayacağını belirlerken, 3. maddede ifade bulan, bu mefhumla, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele arasındaki fark, nazarı itibara alınmalıdır. Buradaki maksat, daha önceki davalarda not edildiği üzere, AİHSnin, bu ayrım ile, çok ciddi ve zalim bir ıstıraba sebebiyet veren kasıtlı insanlık dışı muameleye ayrı bir olumsuz damga vurması gerektiği idi (bkz. yukarıda anılan İrlanda - İngiltere, ss.6667, § 167). Muamelenin vahametine ek olarak, Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalim, İnsanlık Dışı ve Küçük Düşürücü Muamele ve Cezaya Karşı Sözleşmede kabul edildiği üzere, 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe giren, işkenceyi, diğerlerinin yanı sıra, bilgi almak, cezayla tehdit etmek ve korkutmak amacıyla kasıtlı olarak büyük acı ve sıkıntı verilmesi şeklinde tanımlayan ve bu açıdan maksadı olan bir ilke de bulunmaktadır (Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesi; bkz. yukarıda anılan Salman, § 114).
196. Necati Aydının, kendisinden bilgi almak veya sendika faaliyetlerinden ötürü kendisini cezalandırmak için bu tür bir muameleye maruz kaldığı yadsınamazsa da, AİHM, bu tür bir sonuca ulaşmak için yetersiz bulunduğu kanısındadır.
197. Ancak, kötü muamelenin niteliği ve derecesini göz önüne alarak, AİHM, bunun, AİHSnin 3. maddesi kapsamında en azından insanlık dışı muameleye ulaştığını tespit etmiştir.
198. Dolayısıyla, AİHM, başvuranın kocasının ölmeden önce maruz kaldığı muameleden ötürü, AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
199. Gözaltında olduğu süre boyunca başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği muameleye ilişkin olarak, AİHM, başvuranın kendi iddialarından başka, şikayetini destekleyecek hiçbir kanıt olmadığını gözlemler. Dolayısıyla, AİHM, bu bağlamda, herhangi bir sonuca ulaşamamıştır.
V. AİHSNİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
200. Başvuran, kocasının sendika faaliyetleri sebebiyle öldürüldüğünü ileri sürmüştür. Hem kendisi hem de kocası yargılanmış ve PKKya mensubiyete ilişkin suçlardan beraat etmişlerdir. Beraatlarını takiben, yetkililer, ikisinin de bölgeden çıkarılmasına çalışmıştır. Bu ise, Sağlık Sendikasının lideri olarak Necatinin işinde aksamaya neden olmuştur.
201. Başvuran, bir kimsenin, sendika faaliyetleri nedeniyle Devlet yetkilileri tarafından kanun dışı şiddet görme riski taşıyan kişiler kategorisine girdiği durumda, 2. ve 11. madde kapsamındaki konuların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmüştür. AİHMnin, AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine dair hüküm vermesini talep etmiştir; AİHSnin 11. maddesi şöyledir:
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
202. Hükümet, başvuran ve kocasının katıldığı sendika faaliyetlerinin yetkililerini alakadar edecek bir konu teşkil etmediğini ve yalnızca PKKyla olduğu iddia edilen bağlantılarına dair haklarında soruşturma yapıldığını ifade etmiştir.
203. AİHM, bu şikayetlerin, 2. madde kapsamında dikkate alınan olgulardan kaynaklandığını not eder. 2. madde kapsamında vardığı sonuçların ışığında, (bkz. yukarıdaki 161. ve 186. paragraflar), AİHM, bu şikayetleri ayrı ayrı incelemenin gerekli olduğu kanısında değildir.
VI. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
204. Başvuran, kocasının öldürülmesine yönelik soruşturmadaki temel noksanlıkların AİHSnin 13. maddesinin de ihlaline yol açtığını ifade etmiştir. 13. madde şöyledir:
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
205. Hükümet, etkili iç hukuk yollarının başvurana açık olduğunu ancak kendisinin bundan faydalanmayı seçtiğini yeniden teyit etmiştir. Ayrıca, kocasının kaçırılması ve öldürülmesine ilişkin soruşturma halen devam etmekteydi.
206. AİHM, AİHSnin 13. maddesinin, yerel hukuki düzende her ne şekilde teminat altına alınırsa alınsın, AİHS hak ve özgürlüklerinin özünü uygulamak amacıyla, ulusal düzeyde bir hukuk yolunun sağladığını tekrarlar. Sözleşmeci Devletlere bu madde kapsamındaki AİHS yükümlülüklerine uyma hususunda belli bir takdir yetkisi verilmesine rağmen, şu halde 13. maddenin etkisi, AİHS kapsamında savunulabilir bir şikayetin konusuna eğilecek hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmak ve uygun tazmini temin etmektir. 13. madde bağlamındaki yükümlülüğün kapsamı, başvuranın AİHS çerçevesinde yaptığı şikayetin niteliğine bağlıdır. Ancak, 13. maddenin gerekli kıldığı tazminin hem uygulamada hem de hukuki açıdan etkili olması ve özellikle, hayata geçirilmesinin, sorumlu Devlet yetkililerinin hareketleri ve ihmalleri ile haksız bir biçimde engellenmemesi gereklidir (bkz. Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Raporlar 1996VI, s. 2286, § 95, Aydın - Türkiye, 25 Eylül 1997 kararı, Raporlar 1997VI, ss. 189596, § 103, ve yukarıda anılan Kaya, ss. 32930, § 106).
207. Yaşam hakkının temel ehemmiyetinin ışığında, 13. madde, uygun olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, yaşam hakkının elden alınmasından sorumlu olanların belirlemesi ve cezalandırılmasını sağlayacak kapsamlı ve etkili bir soruşturma yapılmasını ve müştekinin soruşturma işlemlerine etkili erişimini gerekli kılar (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 33031, § 107).
208. Bu davada sunulan kanıtlar temelinde, AİHM, sorumlu Devletin AİHSnin 2. ve 3. maddeleri kapsamında başvuranın kocasının ölümünden ve ayrıca ölümüne değin maruz kaldığı insanlık dışı muameleden sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla, başvuranın şikayeti bu bağlamda 13. maddenin maksadı itibarıyla savunulabilir niteliğe sahiptir (bkz. yukarıda anılan Salman, § 122 ve orada anılan diğer kararlar).
209. Dolayısıyla, yetkililerin, başvuranın kocasının ölümüne ve maruz kaldığı insanlık dışı muameleye ilişkin koşullara yönelik etkili soruşturma yapma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda ortaya konulan nedenlerden ötürü (bkz 164ten 186ya kadar olan paragraflar), 13. madde bağlamında hiçbir etkili cezai soruşturma yapıldığı düşünülemez; ki bu maddenin gerektirdikleri, 2. madde ile şart koşulan soruşturma yükümlülüğünün kapsamından daha geniş olabilir (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 33031, § 107). Dolayısıyla AİHM, başvurana, insanlık dışı muamele ve kocasının ölümüne ilişkin olarak etkili hukuk yolu sağlanmamıştır ve böylelikle, tazminat talebi de dahil olmak üzere, ulaşabileceği diğer hukuk yollarına da ulaşması engellenmiştir. 210. Sonuç olarak, AİHSnin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
VII. YETKİLİLERİN AİHSNİN 2., 3. VE 13. MADDELERİNİ İHLAL ETTİĞİ İDDİASI
211. Başvuran, AİHSnin 2. maddesine dayanarak, şüphenin özellikle güvenlik güçleri ve kanunu uygulayan memurlara yönelik olduğu, yaşam hakkı ihlallerinin soruşturulmamasının, Türkiyede sisteme özgü ve sistematik olduğunun belirlenmesi için sağlam ve çeşitli kanıtların bulunduğunu öne sürmüştür. Bu, özelikle, Komisyon ve AİHMnin, Türkiyedeki ulusal yetkililerin etkili soruşturma yapmadığına hükmettiği çok sayıda davada kanıtlanmıştır.
212. AİHSnin 3. maddesine atıfta bulunarak, başvuran ayrıca, Türkiyede işkencenin bir uygulama olduğunu ve Türk yetkililerin halen etkili soruşturma yapmadığını ve işkence yapanların adalet huzuruna çıkarılmasını sağlamayarak işkenceyle mücadeleye karşı ciddi bir adım atmadıklarını ileri sürmüştür. Bu iddialarını desteklemek için, başvuran, Komisyon ve AİHMnin tespitlerine ve Avrupa İşkence ile İnsanlık Dışı ve Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi dahil olmak üzere, birkaç uluslararası organa atıfta bulunmuştur.
213. Son olarak, AİHSnin 13. maddesine dayanarak, başvuran, özellikle kendi durumunda olmak üzere, güvenlik görevlilerinin öldürmelerine ilişkin olarak yetersiz bir hukuk yolu uygulamasının bulunduğundan şikayetçi olmuştur.
214. 2., 3. ve 13. madde kapsamındaki tespitlerini göz önüne alarak, AİHM, bu davada tespit edilen noksanlıkların, yetkililerce benimsenmiş olan uygulamaların bir parçası olup olmadığının belirlenmesini gerekli görmemektedir.
VIII. İHSNİN 2. ve 13. MADDELERİ BAĞLAMINDA 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
215. Başvuran, kocasının AİHSnin 2. ve 13. maddeleri bağlamındaki haklarının 14. madde ile bağlantılı olarak, etnik kökeni nedeniyle ihlal edildiğini öne sürmüştür. 14. madde şöyledir:
Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.
216. Başvuran, özellikle, Kürt kökenli bir insan olarak kocasının, Kürt kökenli olmayan bir insana oranla, yaşam hakkından daha az yararlandığını öne sürmüştür.
217. Hükümet, Kürt kökenli Türk vatandaşlara farklı muamele yapıldığına kati olarak itiraz etmiştir. Tüm vatandaşların eşitliği, köken, ırk, din veya inanca bakılmaksızın, hem kanunen hem de uygulamada geçerlidir.
218. AİHM, AİHSnin 2. ve 13. maddelerinin ihlaline dair tespitlerini not eder ve AİHSnin 14. maddesiyle bağlantılı olan bu şikayetlerin incelenmesinin gerekli olduğu kanısında değildir.
IX. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
219. AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. A. Maddi Tazminat
220. Başvuran, kocasının kazancına ilişkin tahmini kayıpla ilgili olarak 65.408.80 Sterlin talep etmiştir. O tarihte Türkiyedeki ortalama ömrü göz önüne alarak, aktüaryel tabloya göre yapılan hesaplamalar yukarıdaki tutarın elde edilmesiyle sonuçlanmıştır.
221. Hükümet başvuran tarafından yapılan talep hakkında herhangi bir yorum yapmamıştır.
222. Başvuranın gelir kaybına ilişkin olarak, AİHMnin içtihadı, başvuranın öne sürdüğü zararla AİHS ihlali arasında açık bir sebep sonuç bağlantısı olmasının gerektiğini ve bunun, uygun olan davalarda, gelir kaybına ilişkin olarak tazminatı da kapsayabileceğini belirlemiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Barbéra, Messegué ve Jabardo İspanya (50. madde, 13 Haziran 1994 kararı, Seri A no. 285C, ss. 5758, §§ 1620 ve Çakıcı Türkiye (BD), no. 23657/94, § 127, AİHM 1999IV). AİHM (bkz. yukarıdaki 161. paragraf) yetkililerin, başvuranın kocasının öldürülmesine ilişkin olarak AİHSnin 2. maddesi uyarınca sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Bu koşullarda, 2. maddenin ihlaliyle, başvuranın, kocası tarafından sağlanan maddi desteği kaybetmesi arasında doğrudan bir sebepsonuç bağlantısı bulunmaktaydı.
223. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, başvurana 30.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Manevi Tazminat
224. Başvuran, ölen kocasına yönelik ihlallerin tümüne ilişkin olarak, dul eşi olarak kendisi ve ayrıca çocukları için, kendisi tarafından kullanılmak üzere, 80.000 Sterlin talep etmiştir. Başvuran ayrıca, gözaltındayken maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele, yetersiz soruşturma ve iç hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle 25.000 Sterlin talep etmiştir.
225. Hükmet bu taleplerle ilgili görüş bildirmemiştir.
226. AİHM, yetkililerin başvuranın kocasının ölümünden sorumlu olduğunu ve ayrıca ölümünden önce maruz kaldığı insanlık dışı muameleden sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca bu bağlamda 2. ve 3. maddenin ihlaline ek olarak, AİHSnin 2. maddesindeki usuli yükümlülüğe aykırı olarak ve AİHSnin 13. maddesini ihlal etmek suretiyle, yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmediğini ve bu ihlallere ilişkin olarak bir hukuk yolu sağlamadığını tespit etmiştir. Bu koşullarda, benzer davalarda verdiği tazminat hükümlerini göz önüne alarak, eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, ölen eşinin varisleri için başvurana, 21.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
227. Ayrıca, 13. madde ihlaline ilişkin olarak, maruz kaldığı zarardan ötürü, başvurana, 3.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvuranın, gözaltındayken kötü muameleye uğradığı iddiasına ilişkin olarak AİHM, bu bağlamda AİHSnin herhangi bir 3. madde ihlali tespit etmediği not eder (bkz. yukarıdaki 199. paragraf). Dolayısıyla bu başlık altında herhangi bir tazminat ödenemez.
228. Son olarak, AİHM, yukarıdaki tutarların ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden İsviçre frankına çevrilmesine karar vermiştir.
C. Mahkeme Masrafları
229. Başvuran, başvurunun yapılması sürecinde tahakkuk eden ücretler ve masraflar için 17.926.25 Sterlin talep etmiştir. Bu tutar, Strazburg ve Ankaradaki duruşmalara katılmaya ilişkin ücretler ve masrafları kapsamaktadır. Başvuranın iddiaları şunlardan ibarettir:
(a)İngilterede çalışan avukatlarının ücreti için 4.830 Sterlin;
(b)Türkiyede çalışan avukatlarının ücretleri için 7.380 Sterlin
(c)İngilterede çalışan avukatlarının idari masrafları için 940.50 Sterlin
(d)Türkiyede çalışan avukatlarının idari masrafları için 704 Sterlin; ve
(e)Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP)nin idari ve çeviri masrafları için 4.071.75 Sterlin.
230. Hükümet, bu taleplerle ilgili olarak herhangi bir görüş bildirmemiştir.
231. Elindeki bilgi temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AİHM, mahkeme masraflarına ilişkin olarak, her türlü vergi dahil olmak üzere, başvuranın belirlediği şekilde İngilteredeki temsilcilerinin banka hesaplarına yatırılmak üzere 20.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
D.Gecikme faizi
232. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin ön itirazının reddine;
2. Sorumlu Devletin, AİHSnin 38. maddesinde yer alan, olguları belirlemelerinde Komisyon ve AİHMye gerekli tüm olanakları sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğine;
3. Hükümetin, AİHSnin 2. maddesini ihlal ederek başvuranın kocasının ölümünden sorumlu olduğuna;
4. Sorumlu Devletin yetkililerinin, başvuranın kocasının ölümünün koşullarına yönelik etkili soruşturma yürütmemesine ilişkin olarak AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
5. başvuranın kocasının ölümünden önce maruz kaldığı muameleye ilişkin olarak AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
6. başvuranın gözaltındayken maruz kaldığı iddia edilen muameleye ilişkin olarak AİHSnin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. AİHSnin 11. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığına;
8. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
9. yetkililerin AİHSnin 2., 3., ve 13. maddelerini ihlal edecek bir davranışı olup olmadığının belirlenmesinin gerekli olmadığına;
10. AİHSnin 2. ve 13. maddeleriyle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığına;
11. (a) Sorumlu Devletin başvurana, AİHSnin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, her türlü vergi dahil olmak üzere, ödeme tarihindeki kur üzerinden İsviçre frankına çevrilmek üzere, 30.000 Euro (otuz bin Euro) maddi tazminat ödemesine;
(b) Sorumlu Devletin, başvurana, aynı üç aylık süre içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden İsviçre frankına çevrilmek üzere
(i)merhum kocasının varisleri için 21.000 Euro (yirmi bir bin Euro) manevi tazminat
(ii) başvurana 3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro) manevi tazminat ve (iii) yukarıdaki tutarlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(c) Sorumlu Devletin başvurana, aynı üç aylık süre içinde, kendisinin İngilterede belirlediği banka hesabına yatırılmak üzere, her türlü katma değer vergisi ile birlikte, ödeme tarihindeki kur üzerinden Sterline çevrilerek mahkeme masrafları için, 20.000 Euro (yirmi bin Euro) ödemesine;
(d) üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
12. başvuranın adil tazmine ilişkin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve 24 Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy