(AİHS. m. 9, 10, 11, 14, 25, 27, 28, 29, 44, 11 NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 2, 3, 14, 68, 69) (2820 S. K. m. 78, 80, 81, 90, 101) (HANDYSIDE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (JERSILD - DANİMARKA DAVASI) (TÜRKİYE BİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (YAZAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (LAWLESS - İRLANDA DAVASI) (SOSYALİST PARTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Örgütlenme, İfade ve Düşünce Özgürlüğü ve Ayrımcılık Yasağı İhlali İddiaları)
Başkan: J.-P. Costa, Üyeler: L. Loucaides, C. Bîrsan, K. Jungwiert, V. Butkevych, A. Mularoni ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 26482/95
Karar Tarihi: 12 Aralık 2003
Birinci başvuru sahibi olan Türkiye Sosyalist Partisi 6 Kasım 1992 'de kurulmuş bir siyasal partidir. Diğer başvuru sahipleri ise bu partinin kurucularıdır. 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi STP'nin kapatılmasına karar vermiştir. Başvuru sahipleri de kapatılmanın haksız olduğu iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurmuşlardır.
Hükümet, başvuru sahiplerinin bu iddialarını reddetmiş ve STP'nin programında yer alan amaçların; yeni bir siyasal düzene ve Türk Devletinin Anayasal ilkeleri ile bağdaşmayan bazı kanunlara hazırlık yapmak gibi, Türk toplumunun bir kısmını isyana ve yasadışı eylemlere teşvik niteliğinde bulunduğunu belirtmiştir. Bundan başka Hükümet, STP'nin "Kürt ve Türk halkları arasında ayrım yaparak ve "Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkına" dayanarak, Türk Ulusu içinde etnik bağlılığa dayalı bir ayırım oluşturmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Ulus içinde etnik kökene dayanan bir azınlık oluşturmayı öneren bu yaklaşım ulusal birlikle bağdaştırılamaz. Oysa, ulusal birlik kavramı hiçbir ayırım yapılmaksızın vatandaşların eşit hakka sahip olmasına dayanmaktadır. Hükümet, bu koşullar altında, STP'nin kapatılmasının "demokratik bir toplumda gerekli" olduğunu ve kamu düzeninin ve başkalarının hakkının korunması olan sosyal bir zorunluluğa cevap verdiğini düşünmektedir.
Mahkeme ise;
1. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 9., 10. ve 14. maddelerinin ihlalinin bulunup bulunmadığını araştırmaya gerek olmadığına;
3. STP tarafından maruz kalınan zarar başlığı altındaki tazminat isteminin reddine;
4. Diğer başvuru sahipleri tarafından maruz kalınan manevi zarar için tespit edilen ihlalin bizzat kendi başına adil tatmin olduğuna;
5. a) Sözleşmenin 44/2. maddesine göre bu kararın kesinleştiği günden itibaren sayılmak üzere üç ay üçünde davalı Devletin başvuru sahiplerine harcamalar ve masraflar olarak 10.000 Euro vermesine,
b) 3 aylık sürenin sonundan itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar meblağın Avrupa Merkez Bankasının o günkü faiz oranının % 3 fazlasıyla faiz uygulanmasına;
6. Fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Handyside v. Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976
2.Jersild v. Danimarka, 23 Eylül 1994
3. Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye, 30 Ocak 1998
4. Yazar ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru numaraları: 22723/93, 22724/93 ve 22725/93, 9 Nisan 2002
5. Sosyalist Parti ve Diğerleri v. Türkiye, 25 Mayıs 1998
6. Ahmed ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 2 Eylül 1998
7. Goodwin v. Birleşik Krallık 27 Mart 1996
8. Okçuoğlu v. Türkiye kararı, başvuru no: 24246/94, 8 Temmuz 1999
9. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
PROSEDÜR
1. Bu davanın kökeninde, Türkiye Cumhuriyetine karşı bir siyasal parti olan Sosyalist Türkiye Partisinin ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan on üç kişinin (İlhami Alkan, Süleyman Zeyyat Baba, Murat Beşer, Sedat Cengiz, Nihat Çağlı, Mehmet Ali Doğan, Aydemir Güler, Kemal İbrahim Okuyan, Uğur Pişmanlık, Ahmet Hamdi Samancılar ve Hüseyin Yıldız, Neşenur Domaniç ve Selma Kuzulugil) (başvuru sahipleri) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) eski 25. maddesine göre 3 Şubat 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açtıkları dava bulunmaktadır.
2. Başvuru sahipleri Mahkemede, İstanbul'da bir avukat olan Sayın H. Durna tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti ise (Hükümet) Mahkemedeki işlemler için herhangi bir temsilci atamamıştır.
3. Başvuru sahipleri STP'nin kapatılmasının özellikle, örgütlenme, ifade ve düşünce özgürlüklerini ihlal ettiğini ve partileri tarafından savunulan siyasal görüşleri nedeniyle yapılan ayırımcılığın kurbanları olduklarını iddia etmişlerdir.
4. Komisyon 12 Ocak 1998 tarihinde davanın kısmen kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir. Daha sonra ise, Sözleşmenin 11 numaralı Protokolünün 5/3. maddesinin ikinci cümlesine göre, incelemeyi 1 Kasım 1999 tarihinden önce tamamlayamaması nedeniyle aynı tarihte davayı Mahkemeye göndermiştir.
5. Başvuru, Mahkeme İçtüzüğünün 52/1. maddesine göre Mahkemenin 1. Dairesine verilmiştir. Türkiye'den seçilen hakim olan Sayın Rıza Türmen'nin davadan çekilmesi üzerine (28. madde) Hükümet ad hoc hakim olarak Sayın Feyyaz Gölcüklü'yü atamıştır (Sözleşmenin 27/2. ve İçtüzüğünün 29/1. maddeleri).
6. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme Dairelerinin oluşumunu değiştirmiştir (İçtüzüğün 25/1. maddesi). Bu değişiklik üzerine dava ikinci daireye verilmiştir (52/1. madde).
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
7. Birinci başvuru sahibi olan Türkiye Sosyalist Partisi (bundan sonra STP olarak anılacaktır) Anayasa Mahkemesi tarafından 30 Kasım 1993'de verilen bir karar üzerine kapatılmış olan bir siyasal partidir. Diğer başvuru sahipleri ise bu partinin kurucularıdır.
8. STP 6 Kasım 1992 tarihinde kurulmuş ve bununla ilgili bildirim İçişleri Bakanlığına yapılmıştır.
9. 25 Kasım 1993 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı STP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesinde, Partiyi Anayasal ilkeleri ve Siyasal Partiler Kanununu ihlal etmekle suçlamıştır. Partinin amaçlarının ve programının toprak bütünlüğüne ve ulusun birliğine zarar verdiğini iddia etmiştir.
10. 4 Mart 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısının iddianamesini STP Başkanına göndermiş ve STP başkanını savunmasını vermeye davet etmiştir.
11. 7 Mayıs 1993 tarihinde sunulan savunmada STP'nin avukatı öncelikle partinin sorumlularının da katılacağı bir duruşma yapılmasını talep etmiştir. Özellikle, Siyasal Partiler Kanununun Anayasa tarafından sağlanan temel haklara aykırı hükümler içerdiğini iddia etmiştir. Ayrıca, Anayasanın antidemokratik hükümlerinin yerine, uluslararası hukuk ilkelerinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bundan başka, Başsavcının iddianamesinin, Partinin programından seçilen belirli pasajların yanlış yorumlamasına dayanması nedeniyle tarafsızlıktan uzak olduğunu iddia etmiştir.
12. 16 Haziran 1993 tarihinde Başsavcı, davanın esası ile ilgili iddianamesini Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
13. 29 Temmuz 1993 tarihinde STP'nin avukatı esas ile ilgili yazılı savunmasını sunmuştur.
14. 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi STP'nin kapatılmasına karar vermiştir.
15. 9 Ağustos 1994 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararında Anayasa Mahkemesi, bu dava ile ilgili önemli Anayasal ilkeleri hatırlatmıştır. Bu ilkelere göre, kökenleri ne olursa olsun Türk topraklarında yaşayan kişiler ortak bir kültür etrafında bir birlik oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar "Türk Ulusu"nu oluşturmaktadır. "Ulus"u oluşturan etnik gruplar azınlık veya çoğunluk biçiminde bölünmemektedir. Anayasa Mahkemesi, Anayasaya göre, Türk vatandaşları arasında etnik veya ırksal kökene dayanan hiçbir siyasal veya yargısal düzen ayırımına izin verilemeyeceğini hatırlatmıştır: Bütün vatandaşlar ayırım yapılmaksızın tüm medeni, siyasal ve ekonomik haklardan yararlanabilmektedirler.
16. Kürt kökenli Türk vatandaşları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi özellikle, bu kişilerin Türkiye'nin tüm bölgelerinde diğer Türk vatandaşları ile aynı haklardan yararlandıklarını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bundan Kürt kimliğinin Anayasa tarafından tanınmadığı sonucu çıkmayacağını eklemiştir: Kürt kökenli vatandaşların Kürt kimliklerini ifade etmeleri engellenmemektedir. Kürtçe tüm özel yerlerde, işyerlerinde, yazılı basında, sanat ve edebiyatta kullanılabilmektedir.
17. Anayasa Mahkemesi, onaylamasa bile Anayasal hükümlere herkesin saygı göstermesi gerektiği ilkesini hatırlatmıştır. Anayasa, farklılıkların ortaya konulmasını değil, ırksal ayırıma dayanan ve anayasal düzene son vermeye yönelik propaganda yapılmasını yasaklamaktadır. Anayasa Mahkemesi ayrıca, Lozan Antlaşmasına göre, azınlık oluşturmak için farklı bir dil ve etnik kökenin yalnız başına yeterli olmadığını hatırlatmıştır.
18. STP'nin programının içeriği ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, bu programın Türkiye'de kendine özgü bir dile ve kültüre sahip olan ayrı bir Kürt halkı bulunduğunu kabul ettiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, STP Kürtler için kendi kaderini tayin hakkı verilmesini istemekte ve "bağımsızlık savaşı" yürütme hakkını desteklemektedir. Anayasa Mahkemesi, STP tarafından takınılan tavrın terörist grupların tavrına benzer olduğunu ve bizatihi şiddete karşı yasadışı bir tahrik oluşturduğunu ileri sürmüştür.
19. Anayasa Mahkemesi, STP'nin eylemlerinin Sözleşmenin 11/2. maddesinde dile getirilen kısıtlamalar ve 17. madde hükümleri içine girdiği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, Yeni bir Avrupa İçin Paris Şartının ırkçılığı, etnik kökenden kaynaklanan nefreti ve terörizmi kınadığını hatırlatmıştır. Bunun dışında, Helsinki Nihai Senedi sınırların dokunulmazlığı ve toprak bütünlüğü ilkelerine saygı hakkını garanti altına almaktadır.
20. Anayasa Mahkemesi, STP'nin programının Devletin toprak bütünlüğüne ve ulusun birliğine zarar verdiği gerekçeleriyle Siyasal Partiler Kanununun 101. maddesi uyarınca STP'nin kapatılmasına karar vermiştir.
21. Anayasa Mahkemesi, özellikle Programın aşağıdaki paragraflarını gerekçe olarak göstermiştir:
"Ulusal özgürlük hareketi: günümüzde Dünyadaki en önemli dinamiklerden birisi Kürt ulusunun hareketidir. Bu hareketin varlığı ve genişlemesi, ulusal özgürlük hareketleri arasında özel bir yer tutmaktadır. Bu savaşın devamı yeni dinamiklerin oluşmasına dayalıdır."
"Orta Doğu: Köprü konumunda olan Türkiye dengesizlik ve istikrarsızlık üreten çeşitli dinamiklerin kesişim noktasında yer almaktadır ve en soldaki ulusal kavga, Kürt hareketinin içerisinden çıkmaktadır."
"Kürt halkı kendi dilini ve kendi kültürünü koruyabilecek ve sürdürebilecektir."
"Ayrılma da dahil olmak üzere halkların kendi kaderini tayin hakkı kanunlar ve uluslararası araçlarla garanti altına alınacaktır."
"Kendi kaderini tayin hakkını sağlamak için sosyalist ve devrimci güçlere çağrı."
"Türk ve Kürt halklarının birlikte yaşamasını temin etmek amacıyla sosyalist özgürlük sürecinde propaganda usulleri kullanılacaktır."
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
22. Anayasanın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir;
2. Madde
"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
3/1. Madde
"Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir."
14. Madde (2001 değişikliğinden önceki hali)
"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi ve zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar."
68. Madde
"Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. (...)
Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
(...) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. (...)"
69. Madde
"Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır. (
)
Siyasi partilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokrasi esaslarına aykırı olamaz. (
)
Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder.
Siyasi partilerin kapatılması, Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine, Anayasa Mahkemesince karara bağlanır.
Temelli kapatılan siyasi partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasi partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamayacakları gibi, kapatılmış bir siyasi partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasi parti de kurulamaz. (
)"
23. Olayların geçtiği dönemde 2820 sayılı Kanunun ilgili maddeleri şu şekildedir:
78. Madde
"Siyasi partiler:
(...) Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler."
80. Madde
"Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar."
81. Madde
Siyasi partiler:
a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk ve dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek, yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar. (...)"
90. Madde (4. Bölümün birinci maddesi)
"Siyasi partilerin tüzük, program veya faaliyetleri Anayasa ve bu kanun hükümlerine aykırı olamaz."
101. Madde
"Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı:
a) Parti tüzüğünün veya parti programının (...) bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlere aykırı olması,
b) Parti büyük kongresince, merkez karar ve yönetim kurulunca (...) bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı karar alınması veya genelge veya bildiriler yayınlanması (...) veya parti genel başkan veya genel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddeler hükümlerine aykırı olarak sözlü veya yazılı beyanda bulunması (...) hallerinde karar verilir."
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLALİ İDDASI
24. Başvuru sahipleri, STP'nin kapatılmasının Sözleşmenin 11. maddesi ile garanti altına alınan örgütlenme özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. 11. madde şu hükmü taşımaktadır:
"1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir."
1. Müdahalenin bulunup bulunmadığı konusu
25. Hükümet ve başvuru sahipleri STP'nin kapatılmasının STP'nin örgütlenme özgürlüğüne müdahale olduğunu kabul etmektedirler.
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı konusu
26. Böyle bir müdahalenin "kanun ile öngörülmesi", 2. paragrafta belirtilen meşru amaçlardan birine yöneltilmesi ve bu amaçlara ulaşmak için "demokratik bir toplumda gerekli olması" halleri hariç olmak üzere 11. maddeyi ihlal etmektedir.
a. Kanun ile öngörülmüş olması
27. Taraflar, özellikle Anayasanın 2., 3., 14. ve eski 68. maddelerine ve 2820 sayılı Siyasal Partiler Kanununun 78., 80., 81., ve 101. maddelerine dayanan Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar sonucunda yapılan müdahalenin "kanun ile öngörülmüş" olduğu konusunda hemfikirdirler (yukarıdaki 22. ve 23. Paragraflar). Mahkemenin bu analizden ayrılmak için herhangi bir nedeni bulunmamaktadır.
b. Meşru amaç
28. Hükümete göre, ihtilaf konusu müdahale bir çok meşru amaca yönelmiştir: kamu güvenliğinin korunması, başkalarının hakları ile ulusal güvenlik ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması.
29. Başvuru sahipleri asla ne Türkiye'den Kürtlerin ayrılmasını ve ne de yeni bir Kürt devleti kurulmasını istemediklerini teyit etmektedirler.
30. Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirlerin 11. maddenin 2. paragrafı anlamında meşru amaçlardan en azından birine yönelmiş olabileceğini düşünmektedir: "ulusal güvenliğin" korunması.
c. Demokratik bir toplumda gereklilik
i. Tarafların İddiaları
31. Başvuru sahipleri, STP'nin programının, özel olarak Türkiye'nin ve Kürt hareketinin değil, şu andaki Dünyanın global olarak analizini yaptığını ve bu programın belli bir halkın ayrılmasını değil, halkların isteğe bağlı olarak bir arada yaşaması konusunu vurguladığını ve "vatandaşları şiddete, düşmanlığa ve etnik ayırıma" davet etmediğini savunmaktadır.
32. Ayrıca, STP'nin programının "genel olarak halkların kendi kaderini belirlemesi hakkını, kendi dil ve kültürlerini geliştirme ve koruma hakkını ve Türk ve Kürt halklarının isteğe bağlı birlikte yaşamalarını" savunduğunu ileri sürmüşlerdir.
33. Hükümet ise STP'nin programında yer alan amaçların; yeni bir siyasal düzene ve Türk Devletinin Anayasal ilkeleri ile bağdaşmayan bazı kanunlara hazırlık yapmak gibi, Türk toplumunun bir kısmını isyana ve yasadışı eylemlere teşvik niteliğinde bulunduğunu belirtmiştir.
34. "Temel Yasa" yürürlükte olduğu sürece, "böylesi bir siyasetin yakın bir gelecekte gerçekleşemeyeceği nedeniyle, bu politikadan uzaklaşılmadığı" gerekçesiyle Marksizm - Leninizm'in amaçlarının gündemde olmadığı yolundaki Komünist Partinin iddialarının reddedildiği Alman Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapan Hükümet, STP'nin programının açık bir biçimde "Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal düzeni ile ilgili olarak bir küçümsemeyi" ifade ettiğinin altını çizmiştir.
35. Bundan başka Hükümet, STP'nin "Kürt ve Türk halkları arasında ayrım yaparak ve "Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkına" dayanarak, Türk Ulusu içinde etnik bağlılığa dayalı bir ayırım oluşturmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Ulus içinde etnik kökene dayanan bir azınlık oluşturmayı öneren bu yaklaşım ulusal birlikle bağdaştırılamaz. Oysa, ulusal birlik kavramı hiçbir ayırım yapılmaksızın vatandaşların eşit hakka sahip olmasına dayanmaktadır. Hükümet, bu koşullar altında, STP'nin kapatılmasının "demokratik bir toplumda gerekli" olduğunu ve kamu düzeninin ve başkalarının hakkının korunması olan sosyal bir zorunluluğa cevap verdiğini düşünmektedir.
ii. Mahkemenin Değerlendirmesi
36. Mahkeme, 11. maddeyi uygulama alanındaki bağımsız rolüne karşın, 11. maddenin 10. madde ışığı altında da incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Düşüncelerin ve bu düşünceleri ifade etmenin korunması 11. madde tarafından sağlanan örgütlenme ve toplantı özgürlüğünün amaçlarından birisini oluşturmaktadır. Çoğulculuğu devam ettirme ve demokrasinin iyi işlemesi konusunda siyasi partilerin rolü bağlamında bu durum siyasi partiler söz konusu olunca daha da önemlidir.
37. Mahkemeye göre, ifade özgürlüğü, demokratik toplumun vazgeçilmez temel taşlarından birisi olup, bu toplumun ilerlemesinin ve her insanın gelişmesinin başlıca şartlarındandır. 2. fıkra hükmü saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğü, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen "bilgi" ve "düşünceler" için değil aynı zamanda Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan, çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirir (bakınız diğer kararlar yanında, Handyside v. Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar ve Jersild v. Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar). Eylemlerinin ifade özgürlüğünün toplu olarak kullanılması nedeniyle, siyasi partiler Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinin korumasından öncelikle yararlanırlar. (Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye, 30 Ocak 1998).
38. Mahkeme daha önce siyasi partilerin Devletin Anayasal veya yasal düzenini veya kanunlarının değiştirilmesi için iki koşulla kampanya yürütebileceklerine karar vermiştir: (1) Bu amaçla kullanılan araçlar tüm bakış açılarından yasal ve demokratik olmalıdır; (2) Önerilen değişikliğin bizzat kendisi temel demokratik ilkelerle bağdaşır olmalıdır. Bundan zorunlu olarak, sorumlularının şiddete başvurmayı kışkırttığı veya demokrasinin bir veya daha fazla kuralına saygı göstermeyen veya demokrasiyi yıkmayı amaçlayan siyasi bir projeyi öneren siyasi partinin; bu gerekçelerle maruz kaldığı yaptırımlara karşı Sözleşmenin korumasından yararlanamayacağı sonucu çıkmaktadır (Yazar ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru numaraları: 22723/93, 22724/93 ve 22725/93, 9 Nisan 2002; ayrıca bakınız, mutatis mutandis, Lawless v. İrlanda, 1 Temmuz 1961 tarihli karar; Sosyalist Parti ve Diğerleri v. Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar; Refah Partisi ve Diğerleri v. Türkiye no. 41340/98, 42342/98, 41343/98 ve 41344/98).
39. Bundan başka, demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğini araştırmada 11/2. maddede yer alan "gerekli" sıfatı "zorlayıcı bir sosyal ihtiyaç" anlamına gelmektedir.
40. Mahkemenin, Devletlerin yetkili yargı mercilerinin yerine geçme görevi bulunmamaktadır. Ancak, Devletlerin takdir yetkisi çerçevesinde aldıkları kararları 11. madde açısından denetlemekle görevlidir. Bundan, davalı Devletin bu yetkiyi iyi niyetle, özenle ve makul bir biçime kullanıp kullanmadığını araştırmakla yetinmesi gerektiği sonucu çıkmamaktadır: Söz konusu müdahalenin "izlenen meşru amaçla orantılı" olup olmadığını ve bunu haklı çıkarmak için ulusal yetkililer tarafından ileri sürülen gerekçelerin "yerinde ve yeterli" görünüp görünmediğini tespit etmek için Mahkeme söz konusu müdahaleyi olayların bütünlüğünün ışığı altında ele almalıdır. Mahkeme bunu yerine getirirken ulusal yetkililerin kuralları 11. maddede kabul edilen ilkelere uygun olarak uyguladıklarına iyice kanaat getirmesi gerekmektedir. (bakınız, mutatis mutandis, Ahmed ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 2 Eylül 1998 tarihli karar ve Goodwin v. Birleşik Krallık 27 Mart 1996 tarihli karar).
41. Mahkeme öncelikle, STP'nin eylemlerine bile başlamadan kapatıldığını ve bu önlemin sadece parti programına dayanılarak alındığını belirtmektedir. Bu nedenle ulusal yetkililer gibi Mahkeme de, söz konusu müdahalenin gerekliliğini değerlendirme konusu üzerinde duracaktır.
42. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin; STP'nin Kürtler için kendi kaderini tayin hakkı istediğini ve "bağımsızlık savaşı" yürütme hakkına destek çıktığını düşündüğünü tespit etmiştir. STP, programında Türk ve Kürt halkı arasında bir farklılık oluşturmak suretiyle azınlık yaratma konusunda niyetini ortaya koymuştur. Bu nedenle, Anayasa bölgesel otonomi gibi kendi kaderini tayin hakkını da yasaklamaktadır.
43. Mahkeme söz konusu pasajların bir bütün halinde okunduğunda, temel olarak demokratik kurallar içinde Türk ve Kürt halklarını içine alan bir sosyal düzen kurmayı amaçladığını görmektedir. Bu programa göre, "propaganda araçları Türk ve Kürt halklarının birlikte yaşamasını temin etmek amacıyla sosyalist bir özgürlük süreci içinde kullanılacaktır". Gerçekten de burada, halkların kendi kaderini tayin hakkı sorunu da bulunmaktadır; bununla birlikte bu öneri kendi muhtevası içinde ele alındığında Türkiye'den ayrılmayı teşvik etmemektedir (yukarıdaki 21. Paragraf).
Mahkemeye göre, böyle bir siyasi projenin Türk Devletinin şu andaki yapısı ve ilkeleri ile uyum içinde olup olmadığı gerçeği, bu siyasi projeyi demokratik kurallara aykırı kılmamaktadır. Devletin şu andaki örgütlenme biçimini değişik olarak ortaya koysa bile, farklı siyasi projelerin önerilmesine ve tartışılmasına izin verilmesi demokrasinin gereğidir. Elverir ki bu siyasi projeler demokrasinin kedisine zarar vermeyi amaçlamış olmasın (bakınız yukarıda belirtilen Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, sayfa 1257, § 47).
44. Mahkeme; demokrasinin iyi işlemesinde siyasi partilerin temel rolü konusunda (yukarıda anılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri kararı, sayfa 17, § 25), siyasi partilerle ilgili olarak 11. madde ile amaçlanan istisnaların; sadece örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı çıkarabilecek zorunlu ve inandırıcı nedenler olarak sıkı bir yorumu gerektirdiğini hatırlatmaktadır. 11/2. madde anlamında bir zorunluluğun varlığına karar verme konusunda Sözleşmeci Devletlerin azaltılmış bir takdir yetkisi dışında takdir yetkisi bulunmamaktadır.
45. Mahkeme, analizinde STP'nin programında, dikkate alınması gerekli temel bir unsur olan şiddete, başkaldırıya veya demokratik ilkeleri başka yoldan reddetmeye herhangi bir çağrı görmemektedir (bakınız mutatis mutandis, Okçuoğlu v. Türkiye kararı, no: 24246/94, 8 Temmuz 1999).
46. Mahkemeye göre, demokrasinin temel özelliklerinden birisi bir ülkenin karşılaştığı sorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyalogla çözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, bir siyasal grubu, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olarak tartışmak istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatmin edecek çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ile endişe duymamalıdır (bakınız yukarıda anılan Türkiye Birleşik Komünist ve Diğerleri v. Türkiye kararı, paragraf 57). Oysa, programına bakılarak değerlendirilecek olursa, STP'nin bu konudaki amacının tamamen böyle olduğu anlaşılır.
47. Bununla birlikte, bir siyasi partinin programının toplumun önünde belirtilenlerden farklı amaç ve niyetler ihtiva ettiğine dair hüküm verilemez. Bunu teyit etmek için, söz konusu programın içeriğinin, yetkililerinin eylemleri ve tavırları ile birlikte karşılaştırılması gerekmektedir (bakınız yukarıda sözü edilen Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri kararı, sayfa 27, paragraf 58, ayrıca yine yukarıda anılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, sayfa 1257 - 1258, paragraf 48).
48. Oysa bu durum karşısında kurulur kurulmaz kapatılan STP'nin faaliyet göstermeye zamanının olmaması nedeniyle Parti Programının, bazı kişilerin somut eylemleri tarafından yalanlandığı görülmemiştir. Bu durumda, STP sadece ifade özgürlüğünün kullanımı ile ilgili tutumu nedeniyle cezalandırılmıştır.
49. Mahkeme, incelediği olayda yer alan koşulları, özellikle de terörizme karşı savaşla bağlantılı zorlukları da dikkate almak zorundadır (bakınız diğer kararlar yanında: İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar ve ayrıca Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996). Bununla birlikte, STP'nin hiçbir eyleminin bulunmaması nedeniyle, Mahkeme, Türkiye'de terörizmin maruz bıraktığı problemlerden bu Partiyi sorumlu tutma konusunda herhangi bir neden görmemektedir.
50. Sonuç olarak, ilk eylemlerine bile girişmeden önce hemen ve kesin olarak STP'nin kapatılmasına karar verilmesi kadar radikal bir önlemin; hedeflenen amaçla orantısız olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle de STP'nin kapatılmasının demokratik bir toplumda gerekli olmadığı belirlenmiştir.
51. Açıklanan nedenlerle Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 9, 10 VE 14. MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI
52. Başvuru sahipleri aynı zamanda Sözleşmenin 9., 10. ve 14. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu iddiaların 11. madde kapsamında incelenen aynı olaylara dayanması nedeniyle Mahkeme bu iddiaların ayrıca incelenmesini gerekli görmemiştir.
III. SÖZLEŞEMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
54. STP maddi zarar olarak, kişisel varlıklarının kullanma hakkını, üyelerin ve sempatizanların aidatlarını ve Hazine yardımını engelleyen kapatılma ve tüzel kişiliğinin kaybedilmesi sonucunda maruz kaldığı iddia edilen zarara karşılık olmak üzere 10.000.000 Fransız Frankı (1.524.490 Euro) talep etmiştir.
55. Maddi ve manevi zarar olarak başvuru sahiplerinden her biri ise 3.000.000 (457.347 Euro) talep etmiştir.
56. Hükümet maddi ve manevi zarar olarak başvuru sahipleri tarafından talep edilen miktarların abartılı olduğunu iddia etmektedir.
57. Mahkeme, STP ile ilgili olarak Partinin talebine dayanak olarak hiçbir belge sunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, bu talebi karşılamayacaktır (bakınız yukarıda belirtilen Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri kararı, Paragraf 69).
58. Mahkeme, STP'nin kurucuları olan başvuru sahiplerinin manevi zarara maruz kaldığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, 11. maddenin ihlal edildiği tespit edildiğinden yeteri kadar manevi zararın tazmin edildiğine karar vermiştir.
B. Masraflar ve Harcamalar
59. Masraflar ve harcamalar başlığı altında başvuru sahipleri 140.000 Fransız Frankı (21.342 Euro) talep etmektedir.
60. Hükümet, bu konuda herhangi bir şey ileri sürmemiştir.
61. İçtihatlarındaki kriterlerden yola çıkan ve hakkaniyete dayanan Mahkeme, masraflar ve harcamalar başlığı altında toplam olarak başvuru sahiplerine 10.000 Euro verilmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
62. Mahkeme faiz oranını Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranının % 3 fazlası olarak belirlemiştir.
TÜM BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
6. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlaline;
7. Sözleşmenin 9., 10. ve 14. maddelerinin ihlalinin bulunup bulunmadığını araştırmaya gerek olmadığına;
8. STP tarafından maruz kalınan zarar başlığı altındaki tazminat isteminin reddine;
9. Diğer başvuru sahipleri tarafından maruz kalınan manevi zarar için tespit edilen ihlalin bizzat kendi başına adil tatmin olduğuna;
10. a) Sözleşmenin 44/2. maddesine göre bu kararın kesinleştiği günden itibaren sayılmak üzere üç ay üçünde davalı Devletin başvuru sahiplerine harcamalar ve masraflar olarak 10.000 Euro vermesine,
b) 3 aylık sürenin sonundan itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar meblağın Avrupa Merkez Bankasının o günkü faiz oranının % 3 fazlasıyla faiz uygulanmasına;
6. Fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy