(Yaşama, Kişi Güvenliği ve Özgürlüğü ve Etkili Başvuru Hakları ile Kötü Muamele Yasağı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Eski 2. Daire Kararı
Başkan: A.B. Baka, Üyeler: P. Lorenzen, M. Fischbach, M. Tsatsa-Nikolovska, E. Levits ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 27699/95
Karar Tarihi: 15 Ocak 2004
PROSEDÜR
1. Dava, 26 Haziran 1995'te bir Türk vatandaşı olan Hatice Tekdağ (başvuru sahibi) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerini Korumaya İlişkin Sözleşme(Sözleşme)'nin eski 25. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyon (Komisyon) una yapılan 27699/95 no.lu başvurudan kaynaklanmaktadır.
3. Başvuru sahibi, kocasının (eşinin) resmi yetkililerce kaçırıldığını ve öldürüldüğünü ve eşinin ortadan kayboluşuyla ilgili etkili ve sonuç getirecek bir soruşturma yapılmadığını iddia etmiştir. Söz konusu kişi Sözleşmenin 2, 3, 5, 10, 13, 14 ve 18 no.lu maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
OLAYLAR
I. DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR
8. Başvuru sahibi, Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olup Diyarbakır'da oturmaktadır. 13 Kasım 1994 günü Dağkapı (Türkiye)'de kaybolan (A.T.) Ali Tekdağ'ın karısıdır.
A. Olaylar
9. Başvuru sahibinin kocasının kayboluşuyla ilgili olan olaylar çelişkilidir.
10. Başvuru sahibinin olaylara ilişkin görüşleri, aşağıda 1. bölümde, hükümetin görüşleri ise 2. bölümde verilmiştir. Tarafların sunduğu evraklar ve Ankara'daki duruşmalarda dinlenilen şahitlerin ifadeleriyse B bölümünde ele alınmıştır.
1.Başvuru Sahibinin Olaylara İlişkin Görüşleri:
11. 13 Kasım 1994 tarihinde saat sabah 11:00 civarında başvuru sahibi ve kocası Diyarbakır'ın Küçükkadı köyünde alışverişe çıkmışlardır. Dağkapı'da otobüsten indikleri sırada A.T. başvuru sahibine bir işi olduğunu söyler ve kendisini 5 dakika kadar beklemesini ister. Otobüs durağı istikametinde gözden kaybolur.
12. A.T. 2 dakikadan kısa bir süre içinde geri döner, fakat başvuru sahibiyle konuşacağı yerde yüzüne bile bakmadan önünden yürüyüp geçer gider. Başvuru sahibi seslendiğinde ise "Yaklaşma" diyerek el - kol işaretleri yapar ve yan sokağa girer. Telsizli ve uzun namlulu silah taşıyan kişilerce takip edilmektedir.
13. Silah sesi duyulur ve herkes, başvuru sahibi de dahil, kendisini yere atar. Ateş kesildiğinde sivil polisler olay yerine gelirler. A.T.'yi yakınlarda ki bir binaya götürürler; birkaç dakika sonrada beyaz bir minibüsle onu alıp giderler. A.T. ise kendisini yere attığı sırada başından yaralanmıştır ve başından kanlar akmaktadır. Olay yerinin hemen yanındaki bulunan bankanın önünde bir askeri araç vardır ama içindeki askerler olaya müdahale etmezler. Necmettin isimli bir satıcı olaya şahit olur.
14. Başvuru sahibi, kocasını, polislerin götürdüğü o günden sonra bir daha görmez. Başvuru sahibi, şahit Seyfettin Demir'in kendisini Diyarbakır Çevik Kuvvet Şubesinde nezarette tutulduğu esnada A.T.'yi nezarette gördüğünü ve Kasım 1994'de de A.T.'yi nezarette gören bütün şahitlerin ifadelerini doğrulamaktan korktuklarını belirtir.
15. 16 Kasım 1994'de, başvuru sahibi, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet başsavcısına kocası ile ilgili yazlı müracaatta bulunur; ancak dilekçesi polis tarafından geri çevrilir. En sonunda Başsavcı Bekir Selçuk kendisiyle görüşmeyi kabul edene kadar, 30 gün, dilekçe yazmaya devam eder.
16. Başvuru sahibi, konuya ilgilenecek olan Selçuk'a kocasının ortadan kayboluşunu rapor eder. Birkaç gün sonra tekrar geldiğinde Selçuk daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğunu söyler. Başvuru sahibi, Özgür Gündem gazetesinde bir makaleye göre, şahitlerin kocasını hapiste gördüklerini ama bu ifadelerini doğrulamaktan korktuklarını açıklar. Bununla birlikte Seyfettin Demir ifade vermeyi kabul ettiğini söyler. Selçuk ise diğer şahitlerin isimlerini öğrenmek ister ve güvenlik kuvvetlerinin başvuru sahibinin kocasını kaçırmış olmasının söz konusu olamayacağını belirtir.
17. Başvuru sahibi, 40 gün sonra, İl Valisi Doğan Hatipoğlu'yla görüşür ve durumu ona açıklar. Hatipoğlu, olayları inceleyeceğini söyler. Başvuru sahibi tekrar geldiğinde ise soruşturmayı yürütecek kaynak ve imkânlar olmadığını söyler.
18. Bir süre sonra başvuru sahibi, kızı Nuran (21 yaşında) ile birlikte Selçuk'u tekrar görmeye gider. Selçuk ise kocasının nezaret altında tutulduğunu kabul etmez ve A.T.'nin pek çok kanunsuz olaydan sorumlu olduğunu söyler. Selçuk, A.T.'nin eğer alıkonulmuş olsa, bu suçlardan itham edilip mahkemeye sevk edilmesi gerekeceğinden bahseder.
19. A.T. Türk Güvenlik Güçleri tarafından, daha önce de, 19 kere gözaltına alınmış ve bunların 17sinde tutuklanmıştır. Tanınmaktan çekindiği için ve polisin "Tekdağ" adını gördüğünde (onu) alıkoyduğu gerekçesiyle kimlik değiştirip Mehmet Aslan adını almıştır.
20. Yaklaşık 7 ay sonra, polisler başvuru sahibinin evini basarlar.
2. Hükümetin Olaylara İlişkin Görüşleri
21. A.T.'nin ortadan kayboluşuyla ilgili ilk yazılı soruşturma talebi, annesi tarafından 5 Ocak 1995 tarihinde kaleme alınır. Bu talep Diyarbakır İl Valisi'ne iletilir; o da Olağanüstü Hal Merkezi'ne iletilir; oradan da Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilir. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 9 Ocak 1995'te A.T. nezarete alınmasının söz konusu olmadığını belirten bir cevap verir.
22. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcılığı'ndan Adalet Bakanlığı'na gönderilen bir yazıda ise, başvuru sahibine, A.T.'nin nezarete alınmadığını ve eğer yazılı olarak cevap isterse kendisine bunun yazılı olarak verilebileceğinin söylendiğini belirtir.
23. A.T.'nin kanunsuz kimlik değiştirmesi, onun hala sahte kimlik kullandığını ve PKK terör örgütüne katılmış olabileceği şeklinde yorumlanmaktadır.
24. Başvuru sahibinin kızı, 7 Kasım 1995'te PKK'ya destek sağlamak ve yataklık etmekten tutuklanır. Başvuru sahibinin erkek kardeşinin ölümüyle ilgili bir soruşturma da, onun terörist grup Hizbullah tarafından öldürüldüğünü gösterir.
25. 21 Ocak 1996'da, Evrensel Gazetesi, kaynağı belli olmayan bir takım haberler yayınlar. Bu habere göre A.T.'nin, ithamen, Silvan'daki Zırhlı Birlikler Karargahında gözetim altındayken öldürülmüştür. Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanan, gazetenin editörü, kaynağın kim olduğunu açıklamayı reddeder.
3. Mahalli Soruşturma
26. A.T'nin ortadan kayboluşuyla ilgili soruşturma dosyası, yargı mercilerinin güvenlik güçlerine verdiği soruşturma talimatlarını, güvenlik güçlerinin (kolluk kuvvetlerinin) Cumhuriyet Savcılarına verdiği bilgileri ve alınan adli kararları da içeren 108 evraktan oluşmaktadır.
B. Tarafların Sunduğu Belgeler
27. Taraflar, A.T.'nin kaçırılma iddiasına ilişkin soruşturmayla ilgili çok çeşitli belgeler sunmuşlardır. Mevzu ile ilgili esas belgeler aşağıdaki gibidir:
a. Başvuru sahibinin yetkili mercilere yaptığı diğer başvurular:
28. Başvuru sahibi iddialarını iki ayrı evrakla daha yinelemiştir.
(i) 11 Şubat 1995 tarihli başvuru sahibinin kocasının ortadan kayboluşuyla ilgili ifadesi
(ii) 22 Mart 1997 tarihli Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na gönderilen ifade
b.Mahalli Soruşturma Evrakları
29. A.T.'nin ortadan kayboluşuyla ilgili dosya, 1998/130 nolu Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın ön araştırma dosyasıdır. 108 belgeden oluşur. Bu dosyayla sonradan birleştirilen daha önceki altı soruşturma dosyası aşağıdaki gibidir:
(i) Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının 1996/748 nolu dosyası (bu soruşturma görevsizlik kararı ile sonuçlanmıştır.)
(ii) Silvan Cumhuriyet Savcısının 1996/70 nolu dosyası (bu soruşturma görevsizlik kararı ile sonuçlanmıştır.)
(iii)Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının 1996/695 nolu dosyası (bu soruşturma görevsizlik kararı ile sonuçlanmıştır.)
(iv) Silvan Cumhuriyet Savcısının 1996/685 nolu dosyası (bu soruşturma iddia makamının takipten vazgeçmesiyle son bulmuştur.)
(v) Silvan Cumhuriyet Savcısının 1996/286 nolu dosyası (bu soruşturma Adalet Bakanlığı'nın müdahalesi ile başlamış ve görevsizlik kararıyla sona ermiştir.)
(vi)Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının 1996/7840 nolu dosyası (bu soruşturma görevsizlik kararı ile son bulmuştur.)
(vii) Silvan Cumhuriyet Savcısının 1996/286 nolu dosyası(bu soruşturma tekrar açılmış ve görevsizlik kararıyla sona ermiştir.)
A.T.'nin ortadan kayboluşuyla ilgili belgeler aşağıdakilerdir:
(i) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nün 9 Ocak 1995 tarihli Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği yazı;
(ii) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nün 8 Mart 1995 tarihli Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği yazı;
(iii) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nün 8 Mart 1995 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı'na gönderdiği yazı;
(iv) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nün 20 Mart 1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısına gönderdiği yazı;
(v) Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanlığı'nın 31 Mart 1996 tarihli yazısı;
(vi) Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı'nın 11 Nisan 1996 adli takipten vazgeçmeye dair kararı
(vii) Silvan Cumhuriyet Başsavcısı'nın 6 Mayıs 1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'na gönderdiği yazı; ki bu yazıda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
"13.11.1994 tarihinde nezaret altına alındığı ve ardından Silvan Zırhlı Birlikler Üssü'ne götürülerek nezaret altında öldürüldüğü iddia edilen Ali Tekdağ isimli kişiyle ilgili ve Hatice Tekdağ'ın ekteki Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yaptığı başvurudaki iddialarla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığımızın yürüttüğü soruşturmaya ilaveten,
1. Olayın gerçekleştiği tarihte Refah Partisi Diyarbakır Başkanlığı binasında koruma görevlisi olarak bulunan polislerin kimliklerini belirleyin; ne bildiklerini ve iddialarla ilgili neler gördüklerini araştırın ve
2. Diyarbakır E -Tipi Cezaevi'ndeki mahkum Seyfettin Demir adlı kişiyle görüşüp neler bildiğini ve iddialarla ilgili neler gördüğünü öğrenin, ve sonucu Cumhuriyet Savcılığımıza gönderin.
(viii) Silvan Cumhuriyet Savcısının 21 Haziran 1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Savcısına gönderdiği yazı, bu yazıda şöyle denmektedir:
"Sizden 06.05.1996 tarihli ve aynı sayıdaki yazınıza Refah Partisi Diyarbakır Başkanlığı binasında koruma görevlisi olarak bulunan polislerin ve Diyarbakır E -Tipi Cezaevi'nde mahkum ve mevkuf olarak bulunan Seyfettin Demir adlı şahsın, 13.11.1994te Diyarbakır'da nezaret altına alındığı ve ardından da Silvan Zırhlı Birlikler Üssü'ne götürülüp öldürüldüğü iddia edilen Ali Tekdağ isimli şahısla ilgili ne bildiklerini ve ne gördüklerinin araştırılarak; sonucu bir bütün olarak bize oluşturacak şekilde daha detaylı bir cevap vermenizi rica ederim.
(ix) Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın görevsizlik ve dosyayı Silvan Cumhuriyet Başsavcısı'na sevkiyle ilgili kararı;
(x) Cumhuriyet Savcısı'nın 31618 no.lu 6 Eylül 1996 tarihli Diyarbakır Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gönderdiği yazı; bu yazıda şöyle denmektedir;
"Bu yazıyla,(1) aşağıda açık kimliği verilen şikayetçinin Müdürlüğünüze İnsan Hakları Projesine başlıklı ekte sunulmuş yazısındaki, kocasının kaybolduğu ve nezaret altındayken onu görenlerin olduğu iddiaları doğrultusunda, bahsettiği kişilerin kimliklerinin ve adreslerinin araştırılması,(2) aynı yazıda şikayetçinin kocasını gözaltındayken gördüğünü iddia ettiği, Diyarbakır E-Tipi Cezaevi'nde yatan Seyfettin Demir'in de şahit olarak şahit olarak çağrılması ve ekli dilekçeye istinaden görüşülmesi talep edilmektedir.
(xi) Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının 18 Eylül 1996 tarihli Diyarbakır E-Tipi Ceza Evinde yazdığı yazı; bu yazıda şu ifadeler yer almaktadır.
"E-Tipi Cezaevi Müdürlüğü'ne. İlimiz sınırları içinde bulunan E-Tipi Cezaevinde yatan Seyfettin Demir'in duruşmayla ilgili olarak hazır bulunmasını sağlayın.
(xii) Cumhuriyet Savcısı'nın 36866 nolu 6 Şubat 1998 tarihli Diyarbakır Asayiş Şube Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xiii) Cumhuriyet Savcısı'nın 36866 nolu 13 Nisan 1998 tarihli Diyarbakır Asayiş Şubesi Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xıv) Cumhuriyet Savcısı'nın 36866 nolu 27 Eylül 1998 tarihli Diyarbakır Asayiş Şubesi Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xv) Cumhuriyet Savcısı'nın 29010 nolu 15 Ekim 1999 tarihli Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xvi) Rana Yılmaz'ın 5 Kasım 1999 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Hasan Şakrak'a yazdığı yazı:
(xvii) Cumhuriyet Savcısı'nın 39945 nolu 9 Kasım 1999 tarihli Diyarbakır D.G.M Cumhuriyet Başsavcısı'na yazdığı yazı:
(xviii) Cumhuriyet Savcısı'nın 38172 nolu 10 Şubat 2000 tarihli Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xix) Cumhuriyet Savcısı'nın 39945 nolu 29 Mart 2000 tarihli Diyarbakır Personel Şube Müdürlüğü'ne yazdığı yazı:
(xx) Cumhuriyet Savcısı'nın 39945 nolu 29 Mart 2000 tarihli Diyarbakır D.G.M. Başsavcısı'na gönderdiği yazı:
C. Tanıkların Sözlü İfadeleri
30. Mahkeme 13 ve 14 Ekim 2000'de duruşma yapmış ve 9 görgü şahitlerinin sözlü ifadesini almıştır.
31. Başvuru sahibi daha önceki söylediklerini/ifadelerini tekrar etmiştir. Başvuru hususunda tehdit aldığı iddiaları ve korkutulmak istendiği iddialarıyla ilgili olarak evini basan kişilerin tariflerini yapamamış kimliklerini bilememiştir. Evini basanların polis olduklarını zannetmiştir.
32. Selçuk dönemin Diyarbakır DGM Başsavcısıdır. A.T. ile karşılaştığını ve onun ortadan kayboluşuyla ilgili herhangi bir araştırma yürüttüğünü hatırlamamıştır. Başvuru sahibinin iddia ettiği gibi silahlı bir olayın da kendisine intikal etmediğini söylemiştir. Güvenlik güçlerinin Cumhuriyet savcısı'nın haberi/bilgisi olmadan birisini alıkoyabileceklerini inandırıcı bulmamıştır. Başvuru sahibiyle yaptığı görüşme sırasında da başvuru sahibine kocasının kendi dairesinin baktığı bir davayla ilgili olarak gözaltına alınmadığını bildirmiştir.
33. Hasan Şakrak, 1999'dan beri bu davayla ilgilenmiş olan Diyarbakır Cumhuriyet Savcısıdır. A.T'nin ortadan kayboluşuyla ilgili ve başvuru sahibinin polisler tarafından korkutulduğu iddiasıyla ilgili soruşturmayı yürüten bizzat Hasan Şakrak'tır. Soruşturma dosyasında başvuru sahibi ve kızları Yasemin ile Remziye'nin ifadeleri bulunmaktadır. Yasemin ve Remziye ifadelerinde iddia edildiği gibi her iki olayı gören şahıslar olduğundan bahsetmişlerdir. Şakrak, A.T ile ilgili belgenin büyük bir bölümünün kendi eline geçmediğini belirtmiştir. Seyfettin Demir adını hiç duymamıştır ve hazırladığı dosyada Seyfettin Demir ile ilgili evrak bulunmamaktadır.
34. Ramazan Sürücü o tarihte Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde Terörle Mücadele Şube Müdürüdür. A.T'nin ortadan kayboluşunda Seyfettin Demir'in ne gibi bir rol oynadığı hususunda hiç bir fikri yoktur. A.T'nin kendi birimince gözaltına alındığı iddiasını reddetmiştir. Ayrıca A.T'nin erkek kardeşinin Hizbullah tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü ve Terörle Mücadele Ekiplerinin katilleri yakaladığını beyan etmiştir.
35. Ahmet Duran Alp zamanın Çevik Kuvvet Şube Müdürüdür. Bu birimde 400 üniformalı görevli polis çalışmaktadır. A.T. adını hiç duymadığını ifade etmiştir.
36. Necmi Çakar, Ramazan Sürücü'nün emrinde çalışan Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi sorgu büro amiridir. A.Tnin birkaç kez gözaltına alındığını ve PKK ile bağlantıları hususunda sorgulandığını beyan etmiştir. Çakar A.T.nin erkek kardeşini Hizbullah örgütü militanlarının öldürdüğünü bilmektedir. Sorgulama amirliği memurlarının sivil plakalı minibüslerle birlikte sıradan polis arabalarını ve araçlarını kullanabileceklerini belirtmiştir.
37. Hasan Şenay, Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısıdır. Başvuru sahibine iddia edilen tarihte A.T.'nin polis nezaretine alınmadığını belirten iki ayrı imzalı belge vermiştir (bu yazılar hükümet tarafından mahkemeye sunulmamıştır). Bu belgeler Polis Karakollarından Müdürlüğe gönderilen gözaltı tutanaklarındaki bilgilerle uyumludur.
38. Kürşat Kılıçarslan o tarihte Astsubay Çavuş olup Pirinçlik Jandarma Karakol komutanıdır. Yardımcısının adı G. Alp'tir. Kendi yetki alanı içerisinde cereyan eden olaylarla ilgili kişilerin ifadelerini almak jandarmanın görevidir. Şahit ise A.T'nin kim olduğuna dair bir şey bilmemekte ve ismini bile hatırlamamaktadır.
39. Münir Büyükelçi, Silvan Cumhuriyet Savcısıdır ve bir süre için A.T.'nin kayboluşuyla ilgili soruşturmanın yürütülmesinden sorumlu olmuştur. Olayları çözmeye yarayacak pek çok adıma imza atmıştır. Silvan Zırhlı Birlikler Karargâhında, gözaltı sırasında iddia edilen cinayetle ilgili şikayetçilerin ve Evrensel Gazetesi editörünün ifadelerini almıştır. Büyükelçi, çok ciddi ve kapsamlı bir soruşturma başlattığını ancak sorularının hiçbirisine cevap alamadığından, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na sevk ettiğini belirtmiştir. Büyükelçi, 6 Mayıs 1996 ve 21 Haziran 1996 tarihli yazılarla Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'ndan olay yeri yakınında bulunan Refah Partisi binasındaki koruma görevlisi polislerin ve en önemli tanık Seyfettin Demir' i bulmalarını almalarını istemiştir. Talepleriyle ilgili olarak, kendisine, hiçbir bildiri yapılmamıştır. 1994'te Diyarbakır'da hapiste bulunduğu bildirilen Seyfettin Demir'in de kendisine hiçbir şekilde gönderilmediği açıkça belli olmaktadır. Hatta olay olduğu sırada orada oturanlarla, olayın olası şahitlerinin ifadelerinin dinlenmesi konusunda hiçbir gayreti olmamıştır.
Büyükelçi, Hükümet tarafından olay yerinde oluşturulan soruşturma dosyasını incelemekle görevlendirilmiş ve açıklamalarıyla Hükümet'in soruşturma dosyasının büyük bir kısmını Mahkeme'ye göndermediği açığa çıkmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Olağanüstü Hal
40. Yaklaşık olarak 1985 yılından beri Türkiye'nin güneydoğusunda, güvenlik güçleriyle, PKK(Kürdistan Çalışma Partisi) militanları arasında ciddi çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmalar sivil veya güvenlik güçlerine mensup binlerce hayata mal olmuştur.
41. Türkiye'nin, Güneydoğusundaki illeriyle ilgili olarak, Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, iki önemli Kanun Hükmünde Kararname(KHK) çıkarılmıştır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan 285 sayılı KHK olup 11 Güneydoğu ilinden 10'unu kapsayan bir Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurulmuştur. Söz konusu KHK'nin 4. maddesinin (b) ve (d) bentleri uyarınca tüm özel ve genel kolluk kuvvetleriyle ve Jandarma Asayiş Komutanlığının sevk ve idaresi Bölge Valiliği'ne verilmiştir.
42. İkinci KHK, 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 sayılı KHK Bölge Valisinin yetkilerini güçlendirmiştir. Söz konusu KHK' nin 8. Maddesi uyarınca:
"Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve Olağanüstü Hal dahilindeki il valilerine bu KHK ile tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında hiçbir cezai, mali veya yasal sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla hiçbir yasal işleme başvurulamaz. Bu, kişilerin sebepsiz yere uğradıkları zararlardan dolayı devletten tazminat talep etme haklarına aykırı değildir."
B. İdari Sorumluluğa İlişkin Anayasal Hükümler
43. Türk Anayasasının 125. Maddesi aşağıdaki gibidir:
"İdarenin her türlü kararı ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. İdare, kendi işlem ve tedbirlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
44. Bu hüküm Olağanüstü Hal ve savaş hali de dâhil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi değildir. Bu maddenin son hükmü "sosyal risk" kuramına dayalı, mutlak ve objektif sorumluluk taşıyan idarenin sorumlu tutulabilmesi için, mutlaka hatalı olduğunun kanıtlanmasını da gerekli kılmaktadır.
C. Ceza Hukuku ve Usulü
45. Türk Ceza Kanunu(TCK) şu fiilleri suç saymıştır;
- Bir bireyi kanunsuz olarak özgürlüğünden mahrum bırakmak
- Bir kişi/bireyi işkence ve kötü muameleye maruz bırakmak
- Taksiren adam öldürme, taammüden adam öldürme ve cinayet
46. Bütün bu suçlarla ilgili şikayetler, CMUK Kanununun 151. ve 153. Maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısına ya da yerel idari mahkemelere yapılabilir. Cumhuriyet Savcısı ve polis, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği şüphesini uyandıracak bir durumla karşılaşır karşılaşmaz, TCKnın 148. maddesi gereğince, Savcının kamu davası açılıp açılmayacağına karar vermesiyle, hemen soruşturma açmakla mükelleftir. Bir şikayetçi, savcının cezai kovuşturma başlatılmasına gerek olmadığı yönündeki kararına itiraz edebilir.
47. Şikayet konusu suçları işlediği iddia edilenler kamu görevlisi veya devlet memuru veya yerel idare kurullarından lüzumu muhakeme alınması gerekir. İdare Kurulu kararlarına temyiz edilebilir; İdare Kurullarının verdiği men-i muhakeme kararları bölge İdare Mahkemeleri tarafından re'sen incelenir. Eğer şikayet konusu fiilleri işlediğinden şüphe edilenler askeri personelse, askeri muhakemelerce yargılanırlar ve Askeri Ceza kanunu 152. maddesi hükümlerince muhakeme edilirler.
D. Medeni Hukuk Hükümleri
48. Memurlar tarafından işlenen, maddi ve manevi zarara sebebiyet veren bir fiil için, ister cezai işlem gerektiren bir suç isterse işkence olsun, olağan medeni hukuk mahkemelerine tazminat davası açılabilir. Medeni Kanunun 41. Maddesi uyarınca gerek kasten gerek ihmal ve tedbirsizlik ya da kanunsuz bir surette zarar gören bir kişi, bu zararı verdiği iddia edilen kişiye karşı tazminat davası açabilir. Medeni Hukuk Mahkemesi, Medeni Kanunun 46. maddesi uyarınca maddi kayıpları ve Medeni Kanunun 47. Maddesi uyarınca da manevi kayıpları tazmin eder.
E. 285 Sayılı KHK'nın Etkisi
50. Terör suçlarının söz konusu olduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcılarının yetkileri, Türkiye çapında ayrı birim olarak kurulmuş olan DGM Mahkemelerinin savcı ve mahkemelerine geçer.
51. Olağanüstü Hal Bölgesinde göreli güvenlik güçleri mensuplarının işlediği iddia edilen suçlarda Cumhuriyet Savcısının yetkisi dışındadır. 285 Nolu KHK'nın 4§1 hükmü, Bölge Valisi'nin emir-komuta zinciri altındaki tüm güvenlik güçlerinin görevleri sırasında işledikleri suçlarla ilgili kovuşturmada 1914 nolu Memur Kanununa tabi olmalarını öngörmektedir. Bundan dolayıdır ki, güvenlik güçlerinin bir mensubu tarafından suç işlendiği ihbarını alan bir savcı görevsizlik kararıyla, dosyayı İdare Kuruluna göndermekle mükelleftir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra, davayı soruşturma görevi savcınındır.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN OLAYLARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMESİ
A. Tarafların İddiaları
1. Başvuru Sahibi
52. Başvuru sahibi, kocasının Dağkapı, Diyarbakır'da göz altına alındığı sırada ortadan kaybolduğundan şikayetçi iken yetkililer böyle bir şeyi kabul etmemektedir. Başvuru sahibi, Mahkemeden sözleşmenin 2, 3 ve 5. maddeleri gereğince kocasının ortadan kayboluşunda karşı davalı Hükümetin sorumlu olduğuna ve söz konusu maddelerinin ihlal edildiğine karar vermesini talep etmektedir.
2. Hükümet
53. Hükümet, Mahkeme'ye, PKK'nın terörist eylemlerinden dolayı, Türkiye'nin güney doğusunda Olağanüstü Hal ilan edildiğini bildirmiştir. Bu bölgede faili meçhul adam kaçırma, adam öldürme ve pek çok benzeri şiddet olayları yaygındır. Ancak, yargılama sistemi her suçun failini bulacak şekilde işlemektedir. Kayıplarla ilgili şikayetler, Cumhuriyet savcısına yapılır ve o da bunları işleme sokup ön araştırma başlatır.
54. Hükümet, başvuru sahibinin kocasının alıkonulduğu iddiasını reddetmiştir ve başvuru sahibinin iddia ettiği olayların hiçbir görgü tanığıyla kanıtlanmadığını belirtmiştir. Hükümet, başvuru sahibinin, A.T. 'yi gözaltı sırasında gördüğünü iddia ettiği kişilerin kimlik ve adreslerini ibraz edememiştir. Hükümet de, A.T. 'nin PKK sempatizanı olduğunu ve kimliğini değiştirerek muhtemelen PKK'ya katıldığı sonucuna varmıştır. Hükümet, sonuç olarak başvuru sahibinin kocasının güvenlik güçleri tarafından alıkonulduğunun her türlü makul şüpheden uzak, kati surette kanıtlanmamasından dolayı bu ortadan kayboluşun kendi mesuliyetleri olmadığını belirtmiştir.
B. Genel Prensipler
55. Mahkeme, delilleri değerlendirerek, delilin her türlü makul şüpheden uzak, kati surette olma ilkesini benimsemiştir. (Orhan v. Türkiye, A.İ.H.M. 2002/2565694 § 264 no.lu kararına bakınız). Böyle bir delil ise yeterince güçlü, açık, net ve birbirini tamamlayan çıkarımların ve benzeri birbirini çürütmeyen, mantıki kuvvetli ihtimallerin bir araya gelmesiyle mümkündür. Bu bağlamda, tarafların delil toplarken tavrı da göz önüne alınmalıdır. (18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi 25 No.lu, 65.sayfa 161. par. İrlanda v. Birleşik Krallık kararına bakınız.)
C. Mahkeme'nin 38 § 1(a) No.lu Madde Uyarınca Değerlendirmeleri
57. Mahkeme, Sözleşmenin eski 25. maddesinde (yeni 34. madde) yer alan bireysel başvuru hakkının çok önemli olduğunu ve devletlerin başvurulardan sonra gerekli ve etkili bir soruşturma için gerekli olan bütün kolaylıkları sağlamak zorunda olduklarını önceki kararlarında ortaya koymuştur (Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94, 70, ECHR 1999-IV). Bu türdeki olayların incelenmesinde, başvuru sahibi birey, Sözleşmenin koruduğu haklarının devlet tarafından ihlal edildiğini ileri sürüyorsa, belirli durumlarda sadece davalı devlet, iddiayı destekleyen ya da çürüten bilgilere ulaşmaya muktedirdir. Hükümet, kendi elinde olan bu tür bilgileri tatmin edici bir açıklaması olmadan vermeye yanaşmazsa, başvuru sahibinin iddialarının haklı olduğu sonucuna varılması yanında, davalı devletin Sözleşmenin 38. maddesinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmesi hakkında da olumsuz etkide bulunabilir. Aynı durum, devletin olayın aslına ilişkin bilgileri vermede gecikmesi durumunda da geçerlidir (Orhan v. Türkiye, 25656/94, par.266.).
58. Yukarıdaki prensipler ışığında ve Sözleşmenin 38§1(a) maddesine göre, Hükümet'in rolü ve yükümlülükleriyle ilgili olarak, Mahkeme, Hükümet'in özellikle olayların sunumundaki üç husus üzerinde davayla ilgili icraatını incelemiştir.
59. Hükümet, davanın esasları ve 14 Ocak 1996daki kabulüyle ilgili gözlemlerini de içeren tahkikat dosyasının tamamını Mahkemeye sunmada ihmalkâr davranmıştır. Mahkeme'nin temsilcileri tarafından yapılan araştırmalarda, savcı, Münir Büyükelçi'den 13 Kasım 2000'de tüm tahkikat dosyasını incelenmesinin istendiği ve Hükümet'in bu dosyanın büyük bir bölümünü Mahkeme'ye iletmediği açıkça görülmüştür. Mahkeme tarafından, Hükümet'ten 25 Kasım 2000 tarihli bir yazıyla, daha sonradan, sunulan belgelerin niçin daha önce sunulmadığı açıklaması istenmiştir. Mahkeme, bu yazıda, ithamen, delegelerin izlediği ilk duruşmalarda güncellenmiş olan dosyaların sunulduğu ve pek çok evrakın duruşma sonrasında sağlandığını belirtmiştir. Buna cevaben Hükümet de, gecikmenin nedenini Adalet ve Dışişleri Bakanlığı arasındaki iletişim problemlerine ve maddi yazı hatalarına bağlamıştır.
60. Mahkeme bu hususta Hükümetten tekrar tekrar elindeki tüm evrakları sunarak dosyayı tamamlamasını istemiştir. Evraklar Ankara'da son dakikada sağlanmış ve olayların tesisinde temel teşkil etmiştir. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen birimler arasındaki iletişim problemlerini ve maddi yazı hatalarının soruşturma dosyasının tamamlanmasındaki gecikmenin ikna edici bir açıklama getiremediği kanaatini varmıştır.
61. Mahkeme, bundan dolayı, Hükümet'i gecikmelere ikna edici açıklama getirmede ve Mahkeme'nin ilgili evrak ve bilgi taleplerine cevap vermede ihmalkâr bulmuştur. Mahkeme, buna binaen, benzer bir başka davadaki (yukarıda bahsedilen Orhan kararı, §274 bakınız) Hükümet'in icraatını örnek alabileceğini ileri sürmüştür. Böylesi bir araştırma durumunda da ortaya çıkan potansiyel zorlukları ve davalı Hükümet'in Sözleşme organlarıyla işbirliğinin önemini de göz önüne alarak, Mahkeme, Hükümet'in delileri tesis etme görevinde destek sağlamak üzere, Sözleşme'nin38 § 1(a) No.lu maddesinde de belirtilen anlamda gereken düzenlemeleri yerine getirmede yetersiz olduğu kanaatine varmıştır.
D. Mahkeme'nin Olaylara İlişkin Değerlendirmesi
62. Başvuru sahibi, Devlet güvenlik güçleri bünyesindeki birtakım gizli güçlerin kocasını kaçırıp öldürdüğünü iddia etmektedir.
63. Mahkeme, başvuru sahibinin sözlü ifadesinin hem Mahkeme temsilcilerine hem de ulusal makamlara verdiği yazılı ifadelerini doğruladığını gözlemlemiştir. Verdiği bilgilerin tümü, kocasının kaybolmasının ardından verdiği tüm ifadelerle ve yaptığı başvurularla tutarlıdır. Mahkeme, bununla birlikte, başvuru sahibinin kocasının Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde veya Silvan yakınlarındaki bir askeri üste alıkonulduğu hususundaki ifadeleri, Mahkeme temsilcileri huzurunda, Ramazan Sürücü, Ahmet Duran, Necmi Çakar, Hasan Şenay ve Kürşat Kılıçaslan tarafından reddedilmiştir (yukarıdaki 34. ve 38. paragraflara bakınız). Tamamı güvenlik güçlerine mensup diğer şahitler, başvuru sahibinin iddialarını destekleyecek tek bir şey bile söylememişlerdir.
65. Mahkeme, başvuru sahibinin iddiaları lehine tanıklık yapacak olan ve A.T.'yi polis nezareti sırasında gördüğü iddia edilen tanık Seyfettin Demir temsilcilerin huzuruna çıkmamıştır. 3 Nisan 1995'te hapisten tahliyesinin ardından nerede olduğu taraflar tarafından bilinmemektedir.
66. Bütün bu gelişmelerin ışığı altında, Mahkeme, herhangi bir görgü şahidinin ifadesi veya başvuru sahibinin iddialarını destekleyecek bir delil bulamadığını belirtmiştir. Başvuru sahibinin kocasının bir askeri üste alıkonulduğun dair tek kanıtın kulaktan dolma olarak bir gazeteden geldiğini vurgulamıştır (yukarıdaki 25.maddeye bakınız). Dahası, evraklarla, sözlü ve yazılı olarak sunulan deliler, yukarıda da belirtildiği gibi, eksik, istikrarsız ve hatta bazı noktalarda çelişkilidir. Mahkeme, bunlardan bağlayıcı bir karara varamamıştır. Şahitlerin ifadelerinden de A.T. 'nin tutuklanıp tutuklanmadığını bile anlayamamıştır. Mahkeme, bu nedenle, başvuru sahibinin kocasının resmi görevlilerce öldürüldüğü iddialarının yeterince kanıtlanamadığı görüşüne varmıştır.
67. Başvuru sahibinin; yetkililerin, kocasının kaybolmasından önceki PKK ile bağlantı şüpheleri, başvuru sahibinin kocası ve aile üyelerine uyguladığı baskılar gibi birtakım şüphe uyandırıcı ileri sürdüğü iddialar bu kararı değiştirmez.
68. Yukarıdaki bilgiler ışığında, Mahkeme, başvuru sahibinin ileri sürdüğü hususları Sözleşme'nin farklı maddeleri uyarınca inceleyecektir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
69. Başvuru sahibi, kocasının devlet görevlerince kaçırılıp öldürüldüğü ve yetkilerinin bu konuda etkin ve yeterli bir soruşturma yürütmediğini iddia ederek Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür
A. Tarafların İddiaları
1. Başvuru sahibi
70. Başvuru sahibi, her türlü şüphelerden uzak olarak, Devlet'in güvenlik güçlerinin kocasını alıkoyduklarını ve kocasının ölümünün de güvenlik güçleri veya onların adamları tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Başvuru sahibi, ayrıcada davalı hükümetin, A.T.'nın yaşam hakkını koruyamadığı ve kocasının kaybolmasıyla ilgili ve olası bir ölüm durumunda ise şüpheli hususlarla ilgili bağımsız, etkin ve kapsamlı bir soruşturma gerçekleştirilmediğini ileri sürmektedir.
2. Hükümet
71. Hükümet ise bu iddiaların doğru olmadığını öne sürmektedir. Hükümet, başvuru sahibinin kocasının güvenlik güçlerince alıkoyulduğuna dair iddialarını ispatlayamadığını savunmaktadır. Sözleşme'nin 2. maddesiyle ilgili hiçbir ihlal de yoktur. Hükümet buna ek olarak, başvuru sahibinin kocasına kaybolmasına dair soruşturmanın seyrinin, Sözleşmenin gereklerine uygun olduğunu iddia etmektedir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Yaşama hakkının korunması ihlaline dair iddia
72. Yasal olarak kişiyi yaşam hakkından mahrum etmenin mümkün olduğu durumları belirleyen ve bu hakkı koruyan 2. madde, Sözleşmenin en önemli hükümlerinden biri olup, buna hiçbir müdahaleye izin verilmez. 3.maddeyle birlikte bu madde Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerden birini garantiye almaktadır. Yaşama hakkından mahrum etmenin mümkün olduğu şartlar, bu nedenle, titiz bir şekilde yorumlanmalıdır. Birey olarak insanları korumaya yönelik Sözleşmenin amaç ve hedeflerinin, 2. maddeye göre yorumlanması ve uygulamada etkin bir hale gelmesi için de bu şekilde tatbik edilmesi gerekir (A serisi 324 nolu, 27 Eylül 1995 tarihli, McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık kararı 146 ve 147. par.).
73. 2. maddeyle sağlanan korumanın önemi ışığında, Mahkeme, yaşama hakkı mahrumiyetini, devlet görevlilerinin icraatlarını değil ayrıca da ortam ve şartları da dikkate alacak bir biçimde dikkatli araştırmalar yapmayı gerekli görmüştür (Orhan kararı par. 326.).
74. Mahkeme, 1993 yılında, Türkiye'nin Güneydoğusundaki çatışmalar neticesinde, PKK'ya destek sağlamalarından şüphelenilen insanları hedef alan kontrgerilla unsurların olduğu söylentileriyle ilgili açılan davalardaki kararlarına dikkat çekmiştir. Faili meçhul cinayetler olarak bilinen ve içinde belli başlı bazı Kürtleri ve gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda adam öldürme olaylarının olduğu da tartışılamaz (22535/93 nolu Mahmut Kaya v.Türkiye par. 89; 2 Eylül 1998 tarihli Yasa v. Türkiye).
75. Bununla birlikte, Mahkeme için, Sözleşme amaçlarına uygun olarak, delil teşkil eden kanıtlar, standart biçimde her türlü makul şüpheden uzak olmalıdır. Ayrıca, böylesi bir delil, yeterince güçlü, açık ve birbirini tamamlayan çıkarımların ve birbirini çürütmeyen mantıki, kuvvetli ihtimallerin bir araya gelmesinden oluşmalıdır. (18 Ocak 1978 tarihli İrlanda v. Birleşik Krallık par.161)
76. Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının kaçırıldığı ve öldürüldüğü iddialarını yeteri derecede kanıtlanamadığına dair yukarıdaki kararına atıfta bulunmuştur. Bütün bu iddia edilen olayların hiçbir görgü şahidi olmadığı görülmektedir. A.T.'nin Devlet'in güvenlik güçlerince gözaltına alındığı da kanıtlanamamıştır. Başvuru sahibinin gösterdiği şahitler ya bulunamamış ya da isim vermek istememişlerdir.
77. Tüm bu yukarıda belirtilenler açısından, Mahkeme, dava dosyasındaki materyallerin, her türlü makul şüpheden uzak, başvuru sahibinin kocasının kaçırıldığını ve Devlet görevlilerince veya Devlet mercileri adına bazı kişilerce öldürüldüğünü kanıtlamak için yeterli olmadığı kanaatine varmıştır. Bu sebeple 2.maddenin ihlali söz konusu değildir.
2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası
78. Mahkeme, Sözleşme'nin 1. maddesinde tanımlanan hak ve özgürlükleri, devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanımak yükümlülüğünde oldukları ifadesini 2. madde ile birlikte ele alarak, yaşama hakkını korumayla ilgili sorumluluğu tekrarlamakta ve kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda etkili bir resmi soruşturma yapılması gerektiğini vurgulamaktadır (mutatis mutanti, McCann ve Diğerleri v. İngiltere, s. 161 ve Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports 1998-I, s. 105). Bu yükümlülük kapsamına Devlet görevlileri uyguladığı şiddetten kaynaklanan kasıtlı adam öldürme ile ilgili davalar girebilir, ancak bu yükümlülük sadece bu davalarla sınırlı kalmaz.
79. Mahkeme, ayrıca, Sözleşme'nin 2. maddesinin Akit Devletlere yaşama hakkının korunmasının yasal güvence altına alınmasını gerektirdiğini hatırlatmıştır. Bu ise asgari olarak, bir devlet için, hayata kastetmeyi yasaklayan ve bu yasakları uygulayacak gerekli düzenlemeleri yapacak ve polise bu konuda ihlalleri önleyecek ve soruşturma yetkisi verecek şekilde yasalar koyma yükümlülüğü anlamına gelmektedir (1998-Vlll Raporları, 28 Ekim 1998 tarihli Osman v. Birleşik Krallık kararı, par.115). Ancak bu müspet yükümlülük, Devlet'e, bir öldürme olayının faillerini mutlaka tespit etme ve bunlar hakkında kovuşturma yapma zorunluluğunu getirmez.
80. Davanın özel şartlarına gelince, Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının kayboluşu ve ölümü iddialarıyla ilgili bir soruşturmanın yapıldığını dikkate almıştır. Ancak soruşturmada bazı eksiklik ve ihmaller vardır. Bu hususta, Mahkeme, soruşturmanın yürütülmesinde görevli farklı savcılar arasında gerçek bir iletişimin olmadığını tespit etmiştir. Örneğin A.T. ile ilgili belgelerin büyük bölümü, 1999 soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Şakrak'a iletmiştir. Şakrak'ın, başvuru sahibinin asıl şahidi Seyfettin Demir'den haberi bile olmamıştır. (yukarıdaki 33.paragrafa bakınız.) O dönem soruşturmayı yürüten Silvan Cumhuriyet Savcısı Büyükelçi, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'ndan olay mahallinde görevli polisleri ve asıl şahit olarak gösterilen Seyfettin Demir'i bulmaları istenmiştir. (yukarıdaki 39. paragrafa bakınız.) Büyükelçi bu taleplerine her hangi bir cevap alamamıştır ve dahası 1994'de Diyarbakır'da hapiste bulunan Seyfettin Demir'le ilgili bilgi kendisine iletilmemiştir.
81. Mahkeme, ayrıca, Cumhuriyet Savcılarının, başvuru sahibinin sağladığı bilgileri takiben, soruşturmayı derinleştirmede başarısız olduklarını ve söz konusu kaçırma olayıyla bağlantılı muhtemel şahitleri tespit konusunda kendi inisiyatiflerini kullanmak için hiçbir çaba sarf etmediklerini düşünmektedir.
82. Bütün bu bahsedilenlerin ışığında, Mahkeme, yerel mercilerin, başvuru sahibinin kocasının ölümüyle ilgili yeterli ve etkili bir soruşturmayı yürütme hususunda başarısız olduğu kanaatine varmıştır. Bundan dolayıdır ki, usul açısından, Sözleşme'nin 2.maddesinin ihlali söz konusudur.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
83. Başvuru sahibi, kocasının başına neler geldiğini öğrenemediğine işaret etmektedir. Eşinin ortadan kayboluşu sonucu onun yokluğuyla yaşamak zorunda kalmasının insanlık dışı bir muamele olduğundan yakınmaktadır. Ayrıca dilekçelerine verilen eksik bilgiler ve A.T'nin kaderiyle ilgili uzun bir belirsizlik döneminden bahsedilmiştir ki, bu da kendisini umutsuzluk ve çaresizlik girdabına sokmuştur.
84. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarının doğru olmadığını ve bunların asılsız olduğunu ileri sürmüştür.
85. Mahkeme, bir aile ferdinin mağdur olup olmadığının, ciddi bir insan hakları ihlali mağdurunun akrabalarında oluşması kaçınılmaz kabul edilen duygusal baskı dışında, o kişinin şahsına ve kişiliğine zarar veren bir takım faktörlerin varlığına bağlı olduğuna işaret etmiştir. Söz konusu unsurlar, aile bağının yakınlığı -bu bağlamda evlilik bağı ağırlık kazanır-, akrabalığın derecesi, aile ferdinin olaylara ne ölçüde şahit olduğu, kaybolan kişiyle ilgili bilgi edinmede aile ferdinin çabaları, bu müracaatlara yetkililerin cevap veriş şekli gibi unsurları içerir. Böyle bir ihlalin özü aile ferdinin kaybolmasında değil, daha çok konu kendilerine iletildiğinde otoritelerin tepkilerinde ve koydukları tavırda yatar. Özellikle bu açıdan bir akraba, mercilerin tavırlarından dolayı mağdur olduğunu iddia edebilir. (Çakıcı v. Türkiye, 23657/94)
86. Bu davada, Mahkeme, ilk olarak, başvuru sahibinin iddia ettiği gibi kocasının kaçırılmasında devletin herhangi bir görevlisinin veya herhangi bir kişinin devlet namına hareket ettiğinin her türlü makul şüpheden uzak surette kanıtlanamadığı şekilde yukarıdaki kararına işaret etmektedir. Hatta yetkililerin, başvuru sahibinin dilekçelerine verdiği cevaplarda, insanlık dışı ve aşağılayıcı diye tanımlanacak hiçbir tavra veya davranışa rastlanmamıştır. Mahkeme, davayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının arasındaki koordine eksikliği ve savcıların soruşturmayı derinleştirmedeki başarısızlıklarının, başvuru sahibi açısından, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlaliyle ilgili özel şartları ortaya çıkarmadığı kanaatine varmıştır. Bu nedenle Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
87. Başvuru sahibi, kocasının gözaltına alınma sebepleri hususunda kendisinin bilgilendirilmediğinden ve kocasının tutuklanmasının ardından ise usulüne uygun olarak yargı önüne çıkarılmadığından ve kendisinin bu gözaltının yasal olmadığına karar verecek adli işlemleri yaptıramadığından yakınmıştır.
88. Başvuru sahibi, kocasının hiçbir güvenlik garantisi olmadan gözaltına alındığını iddia etmiştir. Hiçbir nezarethane kaydına gözaltına alındığına dair bir kayıt yoktur. Başvuru sahibi, kaydı bulunmayan bir bireyi gözaltına almanın keyfi özgürlük kısıtlamalarına karşı, adli müdahale gibi, olması gereken garantilerin tam bir ihlali olduğunu beyan etmiştir.
89. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarının doğru olmadığını ve bunların asılsız olduğunu ileri sürmüştür.
90. Mahkeme, başvuru sahibinin iddia ettiği gibi kocasının kaçırılmasında devletin herhangi bir görevlisinin veya herhangi bir kişinin devlet adına hareket ettiğinin her türlü makul şüpheden uzak surette kanıtlanmadığına dair yukarıda kararına atıfta bulunmaktadır. Ayrıca, A.T.'nin gözaltında tutulup tutmadığına dair ifadelerden de bir sonuç çıkarılamayacağını da hatırlatmaktadır. Bu nedenle, başvuru sahibinin iddia ettiği maddelerin ihlaline karar verecek hiçbir kanıt yoktur.
91. Dolayısıyla, Mahkeme, 5.maddenin ihlali olmadığı kanaatine varmıştır.
V. SÖZLEŞMENİN 13. MADESİNİN İHLALİ İDDİASI
92. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 13. maddesi çerçevesinde, kendisinin etkili bir şekilde mercilere başvuru hakkından mahrum bırakıldığından yakınmaktadır.
93. Başvuru sahibi, kocasının ortadan kaybolmasıyla ilgili müracaatlarında etkili bir soruşturmanın yapılmasında yetkililerin yetersiz kaldığını beyan etmiştir. Kocasının kaybolmasına dair yer, durum ve şartlarla, ilgili bilgilerin fazlasıyla bir soruşturmayı hak ettiğini savunmaktadır. Ayrıca, başvuru sahibi, Güney Doğu Anadolu'da hukuken etkili bir şekilde hak iddia etmenin pek mümkün olmadığını ve kendi davasında da bu durumun görüldüğünü iddia etmiştir.
94. Hükümet, başvuru sahibinin bu iddialarını reddetmiş ve yetkililerin söz konusu kişinin şikâyetine dair titiz ve etkili bir soruşturma yürüttüklerini savunmuştur.
95. Mahkeme, Sözleşme'nin 13. maddesinin, iç hukuk düzeninde hangi biçimde korunmuş olurlarsa olsunlar, Sözleşme'deki hak ve özgürlüklerin esasının uygulanması için ulusal düzeyde bir hukuk düzeninin mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatır Bu suretle 13. madde, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerini nasıl yerine getirecekleri hususunda Sözleşmeci devletlere her ne kadar belirli bir ölçüde takdir yetkisi tanımış olsa da, Sözleşme'deki haklara dair şikâyetlerin hem esasını ele almasına hem de uygun bir karşılık verebilmesine imkân tanıyan bir hukuk yolunu sağlamayı gerektirmektedir. 13. madde bağlamındaki yükümlülüğün kapsamı, başvuru sahibinin Sözleşme'deki haklara dair şikâyetlerinin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği bir hukuk yolu, hukuken olduğu gibi uygulamada da, özellikle bu hukuk yolunun kullanılması, davalı devletin yetkililerinin eylemleri veya ihmalleriyle haksız yere engellenmeme anlamında 'etkili' olmalıdır (Aksoy v. Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, Reports 1996 -VI, § 95, ve Aydın v. Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, Reports 1997-VI, § 103; ve yukarıdaki Kaya v. Türkiye kararı, § 89).
96 Yaşamın korunması hakkının temel önemi nedeniyle 13. madde, gerektiğinde tazminat ödenmesinden başka başvuru sahibinin soruşturma prosedürlerine etkin bir biçimde katılmasını sağlayan ve ölümden sorumlu kişilerin belirlenmesine yönelik etkin ve derinleştirilmiş araştırmaların yapılmasını gerektirir (bak. yukarıdaki Kaya kararı s. 330-331 par. 107).
97. Mahkeme, her türlü makul şüpheden uzak bir şekilde Devlet görevlilerinin veya ima edilen başka şahısların, başvuru sahibinin kocasının kaybolmasından sorumlu olduklarının kanıtlanmadığını hatırlatmaktadır. Ancak bu durum, Mahkemenin yerleşmiş içtihadına göre, 2. madde uyarınca yapılan bir şikayetin 13. maddenin tartışılabilir amaçlarından birisi olmasını engellemez (yukarıda bahsedilen Orhan kararı, par. 386; Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23, par. 52, yukarıda bahsedilen Kaya kararı, s. 330-31, par. 107, ve yukarıda bahsedilen Yasa kararı, par.113).
98. Yetkililer, bundan ötürü, başvuru sahibinin kocasının kaybolmasıyla ilgili etkili bir soruşturma yapmak zorundaydı. Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı (80-84. paragraflara bakınız.) 13. madde uyarınca, 2. madde hükümlerince belirlenen soruşturmadan daha kapsamlı gerekleri olan etkili bir adli soruşturmanın gerçekleştirilmemiş olduğu düşünülmektedir. (yukarıda bahsedilen Orhan, par. 387; ve yukarıda bahsedilen Tanrıkulu par.119.)
99. Mahkeme, Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıştır.
VI. SÖZLEŞMENİN 2, 3, 5, 10, 13 VE 18. MADDELERİYLE BİRLİKTE 14. MADDENİN İHLALİ İDDİASI
100. Başvuru sahibi, Sözleşme'nin 14. maddesinin ihlal edilerek, kocasının Kürt kökenli olduğu için öldürüldüğünü iddia etmektedir.
101. Başvuru sahibi Türkiye'nin güneydoğusunda Kürtlere karşı bir ayrımcılık politikası güdüldüğünü savunmaktadır.
102. Hükümet, bu iddiaların sağlam bir temele dayanmadığı haricinde bir yorum yapmamıştır.
103. Mahkeme, başvuru sahibinin, iddialarını sunulan deliller ışığında incelemiş, ama asılsız bulmuştur. Bu nedenle 14. maddenin ihlali söz konusu değildir.
VII. SÖZLEŞMENİN 18. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
104. Başvuru sahibi, Sözleşme'de kendisine tanınan hak ve özgürlüklerin, sözleşme'ye uymayan amaçlarla kısıtlandığını iddia etmiştir.
105. Mahkeme, kendisine sunulan deliller ışığında bu iddiayı incelediğini ve asılsız bulduğunu belitmiştir. Buna binaen de bu maddenin ihlali söz konusu değildir.
VIII. SÖZLEŞMENİN 34. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
107. Başvuru sahibi, ilk olarak, Devletin Sözleşme prosedürleri süresince ve özellikle de delil toplama görevi esnası sırasında Sözleşme'nin 34.maddesine aykırı hareket ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, bu bağlamda, kendisi ve aile fertlerinin sürekli olarak Mahkemeye başvuru konusunda Devlet yetkililerince sindirilmek istendiğini savunmuştur. Özellikle sivil polislerin kocasının kaybolmasından yaklaşık 8 ay kadar sonra evini bastığını iddia etmiştir.
108. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarını reddetmiş ve Sözleşme'nin 34.maddesine harfiyen riayet ettiklerini iddia etmiştir.
109. Mahkeme, Hükümetin delil toplama görevi süresince olan tavrını, 38. maddenin 1(a) bendi bağlamında incelendiğini ve birtakım kararlar verdiğini belirtmektedir. Buna binaen, durumu Sözleşme'nin 34.maddesi açısından incelemeye gerek olduğunu düşünmektedir. (yukarıda adı geçen Orhan, par.402.)
110. Başvuru sahibinin Devlet yetkililerince sindirilme iddialarına gelince, Mahkeme, başvuru sahibinin geceleyin evini basanların kimliğini bilemediğine ve tarif edemediğine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, iddia edilen baskını yapanların sivil polisler olduğu, sadece başvuru sahibinin varsayımıdır. Bu sebeplerle, Mahkeme, başvuru sahibinin bu şüpheli olayda detaylı bilgiyi sağlayamaması ve çelişkili ifadelerini göz önüne alarak bu iddiaların asılsız olduğu kanaatine varmıştır.
lX. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Maddi Zarar
112. Başvuru sahibi, kocasının kaybolmasının ardından 335.616 poundluk (GBP) İngiliz Sterlini kadar zarara uğradığını iddia etmiştir.
113. Hükümet ise başvuru sahibinin iddialarını ispatlayacak hiçbir delil sunamadığını ileri sürmüştür.
114. Mahkeme, söz konusu durumda, sözleşmenin ihlaline sebebiyet verecek hiçbir bağlantı olmadığını tespit etmiştir.
B. Manevi Zarar
115. Başvuru sahibi 60.000 poundluk (GBP) manevi tazminat talep etmiştir. Bu hususta kocasının kaybolmasından dolayı şiddetli bir ızdırap ve acı çektiğine, üzüntü içinde kaldığına dikkat çekmektedir.
116. Hükümet ise bu miktarın haddinden fazla olduğunu ve adil olmadığını iddia etmiştir.
117. Mahkeme, davalı Devlet tarafından başvuru sahibine bu kalem altında tahakkuk edecek vergiler hariç 14.000 Euro (EUR)'lık tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Ücretler ve Masraflar
118. Başvuru sahibi, bu kalem altında toplam 23.301.64. İngiliz Sterlini talep etmiştir.
119.Hükümet bu talebin fazla olduğunu savunmuştur.
120. Mahkeme, ise davalı Devlet'in başvuru sahibine bu kalem altında, 14.000 Euro ödemesine ancak bu miktardan 1.513 Euroluk Avrupa Konseyi adli yardımının çıkartılmasına karar vermiştir.
D. Gecikme Faizi
121. Mahkeme, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranının yüzde 3 puan artırılarak uygulanmasına karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE MAHKEME;
1. Oy birliğiyle, başvuru sahibinin kocasının kaçırıldığı ve Devlet görevlilerince veya devlet adına hareket eden kişilerce öldürüldüğü iddialarıyla ilgili Sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Oy birliğiyle, ulusal mercilerin, başvuru sahibinin kocasının ölümüyle ilgili etkili ve yeterli bir soruşturmayı gerçekleştirmedikleri iddiası ile ilgili olarak Sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Oy birliğiyle, Sözleşmenin 3.maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Oy birliğiyle, Sözleşmenin 5.maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Altıya karşı bir oyla, Sözleşmenin 13.maddesinin ihlal edildiğine;
6. Oy birliğiyle, Sözleşmenin 2,3,5,10.13 ve 18.maddeleriyle birlikte 14. maddelerinin ihlal edilmediğine;
7. Oy birliğiyle, Sözleşmenin 18.maddesinin ihlal edilmediğine;
8. Oy birliğiyle, Sözleşmenin 38.maddesi 1.fıkrası gereğince yerine getirmesi gereken yükümlülüğü yerine getirmediğine;
9. Oy birliğiyle, Hükümet yargılama işlemleri sırasındaki tavrıyla ilgili 34.maddenin ihlali olup olmadığına dair ve başvuru sahibinin sindirilme şikâyetlerinin dayanaksız olduğunu ayrıca incelemeye gerek olmadığına;
10. Altıya karşı bir oyla,
a) Davalı Hükümetin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde aşağıdaki miktarları, başvuru sahibine ödemesine;
i) Manevi tazminat olarak 14.000 Euro;
ii) Mahkeme gider ve masrafları için, içinden 1513 Euro düşülerek, 14.000 Euro;
iii) Bu yukarıdaki miktarlardan tahakkuk edebilecek vergiler;
b) Bu miktarlara uygulanacak faiz oranın Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranının yüzde 3 puan artırılarak tespit edilmesine,
11. Başvuru sahibinin hakkaniyete dair daha fazla tazminat taleplerinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy