(Yaşama, Adil Yargılanma ve Etkili Başvuru Hakları ile Kötü Muamele ve Ayırımcılık Yasakları İhlalleri İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Daire Kararı
Başkan: J.-P. Costa; Üyeler: A.B. Baka, Gaukur Jörundsson, K. Jungvviert, V. Butkevych, W. Thomassen, ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 27602/95
Karar Tarihi: 16 Temmuz 2002
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Ömer YILMAZ, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi Başkanlığı
Başvuru sahibi Ülkü Ekinci'nin kocası, tanınmış bir avukat olan Yusuf Ekinci 24 Şubat 1994 günü özel arabasıyla evine gitmek üzere iş yerinden çıkmış fakat daha sonra kendisinden haber alınamamıştır. Ertesi gün saat 12:30 sıralarında Yusuf Ekinci'nin cesedi Gölbaşı'ndaki E-90 TEM otoyolunda bulunmuştur. Aynı gün Gölbaşı cumhuriyet savcısı olayla ilgili olarak soruşturma başlatmış ancak yapılan tüm araştırma, soruşturma ve çabalara rağmen günümüze kadar olay aydınlatılamamış ve fail veya failler bulunamamıştır.
Bu arada Türkiye'de Susurluk olayı meydana gelmiş ve başvuru sahibi bu olay üzerine hazırlanan raporlarda adı geçen Behçet Cantürk ile kocası arasındaki ilişkiden ötürü kocasının öldürülmesi olayı ile ilgili olarak yürütülen soruşturma hakkında çeşitli üst düzey Devlet görevlilerinden yardım istemiştir. Ancak kendi deyimiyle bu çabalarından bir sonuç alamayınca 4 Mayıs 1995 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin Yaşama Hakkı, Adil Yargılanma ve Etkili Başvuru Hakları ile Kötü Muamele ve Ayrımcılık Yasaklarını düzenleyen 2, 3, 6, 13 ve 14. Maddelerinin ihlal edildiği iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurmuştur.
Hükümet ise özenli bir soruşturmanın hala devam ettiğini ve başvuru sahibinin ilgili iddialarının temelsiz ve kanıtlanamaz olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme;
1. Oybirliğiyle Hükümetin, başvurunun zaman aşımı ön itirazının reddine
2. Oybirliğiyle Hükümetin, başvuru şartlarının oluşmadığı ön itirazının reddine
3. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin, kocasının sorumlu Devletin görevlilerinin sorumluluğu altında öldürüldüğü iddiası bağlamında Sözleşme'nin 2. Maddesinin ihlal edilmediğine
4. Bire karşı altı oyla, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı ile ilgili olarak sorumlu Devletin görevlilerinin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütmedeki başarısızlıkları bağlamında Sözleşme'nin 2. Maddesinin ihlal edildiğine
5. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin belirttiği şekilde Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlal edilmediğine
6. Bire karşı altı oyla, Sözleşme'nin 13. Maddesinin ihlal edildiğine
7. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin Sözleşme'nin 6. Maddesi bağlamındaki şikayetinin incelenmesine gerek olmadığına
8. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 14. Maddesinin bir ihlali olup olmadığının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına
9. Bire karşı altı oyla
(a) Sorumlu Devletin başvuru sahibine yargılamanın sonuçlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde Sözleşme'nin 44. Maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aşağıdaki ücretleri ödemesine
(i) Ödemenin yapılacağı tarihte Türk lirasına çevrilmek üzere manevi tazminat olarak 15.590 Euro
(ii) Başvuru sahibinin Birleşik Krallık'taki sterlin hesabına yatırılmak üzere tüm vergiler dahil masraf ve harcamalar için 5.200,85 İngiliz sterlini
(b) Davanın sonuçlanmasından sonra son ödeme tarihi olan üç aydan sonra yıllık olarak tazminatlara aşağıdaki faizlerin uygulanmasına
(i) Euro olarak ödenecek tazminata yıllık %7.25
(ii) İngiliz sterlini olarak ödenecek tazminata yıllık %7.5
10. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin hakkaniyeti uygun bir tazminata ilişkin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
(3) Madde 2
Yaşama Hakkı (Yaşamı Korumada Pozitif Yükümlülük Bağlamında)
Mahkeme, Sözleşmenin 2. Maddesinin, Sözleşmenin en temel maddelerinden biri olduğunu ve hiçbir istisnaya tabi olmadığını hatırlatır. Sözleşmenin 3. Maddesi ile beraber bu madde Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluşturur, insan hayatının korunması için bir araç olan Sözleşmenin konusu ve amacı 2. Maddenin şartlarının somut ve etkin bir şekilde uygulanması ve yorumlanmasını gerektirir (bkz. Avşar v. Türkiye, no: 25657/94, par. 390, ECHR 2001-VII). (par.135)
Delillerin değerlendirmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını kabul etmektedir. Bu tip deliller; yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Bu bağlamda, bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır ( 18 Ocak 1978' de verilen İrlanda v. Birleşik Krallık kararı, Seri A No.25, s.65, paragraf: 161). Delillerin değerlendirilmesinde Mahkeme kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılamaz olarak tam olarak ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (Bkz. Matyar v.Türkiye kararı par. 108). (par 142)
(4) Madde 2
Yaşama Hakkı (Etkili Soruşturma Yapmaya İlişkin Usul Yükümlülüğü Bağlamında)
Mahkeme 2. maddede yaşama hakkını korumayla ilgili sorumluluğu tekrarlamakta ve bu maddeyi, 1. maddede yer alan "Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlükleri devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanırlar" cümlesi ile birlikte değerlendirerek, kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda, devletlerin etkili bir soruşturma yürütme yetkisini beraberinde getirdiğine inanmaktadır. Bu zorunluluk sadece devlet görevlilerince yapıldığının açık olduğu olaylarla sınırlı olmayıp maktulün aile üyelerinden birisinin veya üçüncü şahısların öldürme olayından soruşturma yetkililerini resmi şekilde haberdar etmelerini de kapsar. Sadece, yetkililerin başvuru sahibinin kocasının öldürülmesinden haberdar edilmeleri gerçeği Sözleşmenin 2. Maddesi bağlamında ölümü oluşturan şartların açığa çıkartılması için etkili bir soruşturma yapma zorunluluğunu doğurur (Tanrikulu v. Türkiye (GC), no. 23763/94, §§ 101 ve 103, ECHR 1999-IV). Soruşturmanın etkililiğinin minimum başlangıç noktasını oluşturan araştırmanın doğası ve derecesi her bir dava için farklı şartlara dayanır. Bu, ilgili tüm gerçeklerin ve soruşturmanın nesnel gerçekleri temelinde değerlendirilir (Velikova v. Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, ECHR 2000-VI). (par.144)
(5) Madde 3
İşkence, Gayri İnsani Yahut Haysiyet Kırıcı Ceza veya Muamele Yasağı
Yetkililerin etkili bir soruşturma yürütememelerinin Sözleşme'nin 3. Maddesine aykırı bir muamele oluşturup oluşturmayacağı sorusu bağlamında Mahkeme, bu şikayetin, usul gerekleri ile ilgili olan 2 ve 13. Maddeler uyarınca yapılan şikayetlerden ayrı olduğunu ve 3. Madde uyarınca kötü muamele olmadığını düşünmektedir, (par. 149)
(6) Madde 13
Etkili Başvuru Hakkı
Mahkeme, ulusal hukuk düzeninde her ne şekilde meydana gelirse gelsin, Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşme ile garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde sağlanmasını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla 13. madde, etkili başvuru hakkına ilişkin iç hukuk kuralının, her ne kadar Akit Devletlere Sözleşme' den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken bu yükümlülükleri nasıl yerine getirecekleri yönünde belli bir takdir yetkisi verilmiş ise de, Sözleşme' ye dayanan "tartışılabilir şikayetin" kapsamına ilişkin bir soruşturma yapılmasını ve uygun olan yardımın temin edilmesini gerektirir. 13. madde altındaki yükümlülük alanı, başvuru sahibinin Sözleşme uyarınca meydana gelen şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yollan, yasal bakımdan olduğu gibi, uygulamada da "etkili" olmalı özellikle başvuru hakkının kullanılması sorumlu Devletin yetkili makamlarının uygulamadaki kabul edilemez eylem ve ihmalleri ile engellenmemelidir. 13. madde; tazminat ödenmesine ek olarak, soruşturma prosedürüne şikayetçinin etkili biçimde ulaşabilmesini de kapsayacak biçimde, yaşam hakkından mahrum bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak tam ve etkili bir soruşturma prosedürünü gerektirmektedir (bkz. Avşar v. Türkiye loc. cit. par. 429). (par. 157)
(7) Madde 6
Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme, başvuru sahibinin işlem yapılması için ulusal makamlara herhangi bir başvuruda bulunma çabası olmadığı için sözkonusu davada bu mahkemelerin başvuru sahibinin iddialarına cevap verip veremeyeceklerinin tespitinin mümkün olmadığını düşünmektedir. Başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen soruşturmadaki görevlilerin tutumu ve bunun kocasının öldürülmesinden kaynaklanan şikayetlerinin dindirilmesine yardımcı olabilecek etkili iç hukuk yollarına müracaat etmesine yapmış olduğu etkiler ile ilgili olarak bir mahkemeye başvurabilme imkanından yoksun olma şikayeti konusunda ise Mahkeme, bu şikayeti Devletler üzere daha genel bir zorunluluk olan ve Sözleşme'nin düzenlemelerinin ihlalleri iddiaları bağlamında etkili müracaat sağlama zorunluluğu getiren 13. Madde altında incelemenin uygun olacağına karar vermiştir. Bu yüzden Mahkeme, Sözleşme'nin 6. Maddesinin ilk fıkrası bağlamında bir ihlal olup olmadığının araştırılmasının gerekli olmadığına karar vermiştir, (par. 156)
(8) Madde 14
Ayırımcılık Yasağı
Mahkeme, başvuru sahibinin 14. Madde bağlamında yapmış olduğu şikayetin, aksi kanıtlanana kadar, Sözleşme'nin 2, 3, 6 ve 13. Maddeleri altında ele alınan gerçeklerin dışında olduğunu düşünmektedir ve bu şikayeti ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir (bkz. Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, par. 131, ECHR 2000-III). (par. 163)
(10) Madde 41
Hakkaniyete Uygun Tatmin
Mahkeme, bir ihlalin mevcut olduğunu tespit ettiği bir yargılamanın, sorumlu Devlete, bu tip ihlalleri sona erdirmesi ve ihlalden önceki durumu (restitutio in integrum) yeniden tesis edebilecek şekilde sonuçlarının tazmin etmesi yasal zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla beraber eğer ihlalden önceki durumun yeniden tesis edilmesi uygulamada mümkün değilse sorumlu Devletler Mahkemenin ihlal bulduğu konuda bir yargılama yapıp yapmamakta serbesttirler ve Mahkeme bu konuda prensip olarak sonuca etki edecek emirler veya dayatıcı ifadeler kullanmaz. Bu, kararların bağlayıcılığı ve uygulanması, Sözleşme'nin 46. Maddesi uyarınca hareket eden Bakanlar Komitesi'nin görevidir (Akdivar ve Diğerleri v. Türkiye, 1 Nisan 1998, Raporlar 1998-11, s. 723, § 47). (par. 179)
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Yasa v. Türkiye, 2 Eylül 1998 1998-VI
2. Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94, ECHR 1999-IV
3. Özgür Gündem v. Türkiye, no. 23144/93, ECHR 2000-HI
4. Kılıç v. Türkiye, no. 22492/93, ECHR 2000-III
5. Akkoç v. Türkiye numaralar: 22947/93 & 22948/93, ECHR 2000-X
6. Avşar v. Türkiye, no. 25657/94, ECHR 2001-VII
7. Matyar v. Türkiye, no. 23423/94, 21 Şubat 2002
8. H.L.R. v. Fransa, 29 Nisan 1997,1997-111
9. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978
10. Velikova v. Bulgaristan, no. 41488/98, ECHR 2000-VI
11. Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998,1998-111
12. Çakıcı v. Türkiye (GC), no. 23657/94 ECHR 1999-IV
13. Orhan v. Türkiye, no. 25656/94,18 Haziran 2002
14. Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, ECHR 2000-111
15. Akdivar ve Diğerleri v. Türkiye, 1 Nisan 1998, Raporlar 1998-11
16. Ergi v. Türkiye, 28 Temmuz 1998
17. Akkoç v. Türkiye, 10 Ekim 2000
PROSEDÜR
1. Dosya, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") eski 25. Maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı olan Ülkü Ekinci (başvuru sahibi)'nin hem kendi adına hem de eski kocası adına 4 Mayıs 1995 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa insan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") yapmış olduğu 27602/95 numaralı bir başvurudan kaynaklanmaktadır. Komisyon, 3 Aralık 1995 tarihinde Komisyonun Usul Kurallarının 48 . maddesinin 2 (b) fıkrası uyarınca başvuruyu sorumlu Devlete bildirmiştir.
2. Başvuru sahibi, Mahkeme önünde Kuzey Londra (Birleşik Krallık) Üniversitesi'nde görevli Profesör W. Brovning tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru sahibi, kocası Yusuf Ekinci' nin Türk otoritelerinin yardımı ve bilgisi ile bir veya daha fazla bilinmeyen kişilerce öldürüldüğünü ve ölümü hakkında etkin bir soruşturma yapılmadığını iddia etmiş ve Sözleşmenin 2, 3, 6, 13 ve 14. Maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
4. Başvuru, Sözleşmenin 11 No.lu Protokolü'nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkemeye intikal ettirilmiştir (11 No.lu Protokolün 5-2 fıkrası).
5. Başvuru, Mahkeme' nin Birinci Dairesinin ihtisas alanına girmektedir. (Mahkeme Kuralları'nın 52/1 fıkrası). Bu Dairede, dosyayı inceleyecek Kurul (Sözleşmenin 27/1 fıkrası) Mahkeme Kuralları'nın 26/1 fıkrası uyarınca oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilen hakim, Rıza Türmen davadan çekilmiş (28. Kural) Hükümet buna bağlı olarak ad hoc yargıç olarak Rıza Türmen yerine Feyyaz Gölcüklü'yü görevlendirmiştir (Sözleşmenin 27/2 fıkrası ve 29/1. Kural).
6. 8 Haziran 1999 tarihli bir kararla Kurul başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.
7. Kurul, tarafların da görüşünü aldıktan sonra değerler hakkında herhangi bir duruşmaya ihtiyaç olmadığına karar vermiştir.
8. Başvuru sahibi ve Hükümet dava konusuyla ilgili savunmalarını tamamlamışlardır (59/l. Kural).
9. 1 Kasım 2001'de Mahkeme Dairelerinin oluşumunu değiştirmesinden sonra (25/1. Kural) dosya yeni kurulan ikinci Daireye (52/1. Kural) verilmiştir. Bu dairede başvuruyu ele alacak Kurul ad hoc hakim olarak Feyyaz Gölcüklü'yü de içermektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
10. Başvuru sahibinin kocası Yusuf Ekinci, oldukça tanınan Kürt kökenli bir Türk ailesinin üyesi olarak Lice'de (Güneydoğu Türkiye) doğmuştur. Avukatlık yapmaktadır ve Ankara Barosu üyesidir. Çalışmaları süresince Türkiye işçi Partisi adına çalışmıştır ve Doğu Devrimci Kültür Ocakları üyesidir. En son değinilen faaliyeti yüzünden Mayıs 1971' de tutuklanmıştır. Altı ay cezaevinde yattıktan sonra beraat etmiştir. Beraatını takiben siyasette hiçbir şekilde aktif bir rol almamıştır.
11. 24 Şubat 1994 günü saat 18:30 sıralarında Yusuf Ekinci, özel arabasıyla şehrin diğer yakasında olan evine gitmek için Ankara'nın merkezindeki ofisinden ayrılmıştır. Ofisinden çıkmadan önce kendisini saat 17:00 sıralarında arayan başvuru sahibi dahil birkaç kişiyle konuşmuştur. Ofisteki yardımcısı Güngör S.E.'yi de arabasına almıştır. Başvuru sahibinin eşi, ancak eve kadar yetecek yakıtı olduğu için Güngör S.E.'yi yolda bir yerde indirmiştir.
12. Yusuf Ekinci eve dönemeyince başvuru sahibi ve Güngör S.E. akşam vaktinde yerel hastane ve polis karakollarını araştırmışlar fakat Ekinci'nin nerede olduğu hakkında bir bilgi edinememişlerdir. Başvuru sahibi, kocasının, bir ay önce kaybolan ve cesedi daha sonra bulunan Liceli Behçet Cantürk ile aynı kaderi yaşamasından kaygılandığı için gece yansı bir aile dostu ve aynı zamanda İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olan Mehmet Kahraman'ı aramış ve kendisinden yardım istemiştir. Mehmet Kahraman'ın, başvuru sahibini daha da çok korkutan ilk söylediği: "Bu Yusuf'a yapılamaz"dır.
13. 25 Şubat 1994 günü sırasıyla saat 02:00 ve 07:30'da başvuru sahibi adsız iki telefon almıştır. Telefonun diğer ucunda kimse konuşmamıştır. ikinci arama esnasında başvuru sahibi daktilo sesleri duymuştur. Saat 09:30 gibi telefon tekrar çalmış, başvuru sahibi cevap verdiğinde bir kadın "ben cehennemin derinliğiyim" demiş ve telefonu kapatmıştır.
14. Aynı gün ilerleyen zamanlarda saat 12:30 gibi Ankara'nın dışında, Gölbaşı'ndaki E-90 TEM otoyolunda Doktorlar Sitesine 1.5 ve Eskişehir yoluna 1 km mesafede yol işçileri Yusuf Ekinci'nin cesedini bulmuşlar ve polise haber vermişlerdir. Yusuf Ekinci silahla vurularak öldürülmüştür. Arabası, cesedinin bulunduğu yerden 1-2 kilometre uzakta bulunmuştur. Arabanın benzin deposu boştur.
15. Aynı gün Gölbaşı cumhuriyet savcısı Yusuf Ekinci'nin ölümü ile ilgili olarak adli soruşturma başlatmıştır.
16. Başvuru sahibine göre Yusuf Ekinci'nin cesedi bulunduğu zaman paltosunun düğmeleri iliklidir. Kimlikleri, az bir miktar nakit para ve gözlükleri ise kayıptır. Yüzüğü ve pahalı saati ise polis tarafından başvuru sahibine teslim edilmiştir.
Yerel Soruşturma
a. Polis Kayıtları
17. Bir polis memuru tarafından çizilen 25 Şubat 1994 tarihli bir krokide, Yusuf Ekinci' nin kafasında sekiz adet mermi bulunduğu kaydedilmiştir.
18. Yusuf Ekinci'nin cesedinin, bulunması üzerine düzenlenen 26 Şubat 1994 tarihli polis tutanağında, cesetten 500 metrelik bir yarıçap uzaklığındaki alanda veya yakınlarında herhangi bir silah veya kovan bulunmadığı ve arabasının cesedin bulunduğu noktadan 2.5 kilometre mesafede bulunduğu kaydedilmiştir.
b. Adli incelemeler
19. Yusuf Ekinci üzerinde 26 Şubat 1994 tarihinde bir otopsi yapılmıştır. Kuzeni Ahmet Murat tarafından teşhis edilmiştir. Rapor, Ekinci' nin baş ve göğsündeki kurşun yaralan sebebiyle öldüğünü ortaya koymuştur. Otopsi raporunda ölüm zamanı hakkında herhangi bir öngörü bulunmamaktadır. Raporda 11 mermi girişi, 7 mermi çıkışı ve 1 mermi sıyrığı tespit edilmiştir. Otopsi esnasında iki tane deforme olmuş mermi çekirdeği ile 2 tane de deforme olmamış mermi çekirdeği çıkartılmıştır. Bu çekirdekler mavi gömlekli ve ihtimal 9 mm çapında olarak tarif edilmişlerdir. Çekirdekler otopsiye katılan cumhuriyet savcısına teslim edilmişlerdir. Alkol, keyif verici ve uyarıcı madde incelemesi için bir kan örneği alınmıştır.
20. Ankara'daki Merkez Kriminal Polis Laboratuarı'nın 28 Şubat 1994 tarihli balistik raporunda Yusuf Ekinci'nin öldürülmesiyle ilgili olarak 6 adet 9 mm çapında parabellum çekirdeğin aynı marka ve çaptaki diğer üç çekirdekle beraber balistik inceleme için getirildiği belirtilmiştir, inceleme sonuçlarına göre, incelenen tüm çekirdekler aynı silahtan ateşlenmiştir ve Laboratuar tarafından yapılan önceki çekirdek incelemeleri ile herhangi bir benzerlik taşımamaktadır. Raporda daha sonra, elde karşılaştırma için yeterli malzeme olmadığı için bu çekirdeklerin İsrail yapımı Uzi marka silahtan atılıp atılmadığının kesin olarak tespit edilemeyeceği belirtilmiştir. Bununla beraber çekirdeklerin İsrail yapımı oldukları tespit edilmiştir. Daha sonra ise incelenen maddelerin 4155 kod numarası ile arşive kaldırıldığı belirtilmiştir.
21. 3 Mart 1994' de Yusuf Ekinci'nin kullandığı daktilo Merkez Kriminal Polis Laboratuarı'nca incelenmiştir, incelenen daktilo makarasından sadece bir tazminat davası ile ilgili bir dilekçe çözümlenmiştir.
22. 12 Nisan 1994 tarihli ilave otopsi raporuna göre Yusuf Ekinci' nin vücudunda alkol, uyarıcı veya keyif verici bir madde izine rastlanılmamıştır.
c. 1994 yılında soruşturma otoriteleri tarafından alınan ifadeler
23. 25 Şubat ve 1 Mart tarihleri arasında polis, içerisinde başvuru sahibinin de bulunduğu on dört kişinin ifadesini almıştır.
24. 25 Şubat 1994 tarihinde Yusuf Ekinci'nin cesedini bulan iki yol işçisinden birisi olan Hacı M.O. nün polis tarafından alman ifadesinde Hacı M.O., kendisi ve meslektaşı Akif H. nin cesedi otoyol banketinde fark ettiklerini ve trafik polisine haber verdiklerini beyan etmiştir. Aynı zamanda cesede yaklaşık bir kilometre mesafede kırmızı bir araba da bulmuşlardır. Ceset veya arabanın yakınlarında kimseyi görmemişlerdir.
25. 25 Şubat 1994'de Akif H. polis tarafından alınan ifadesinde meslektaşı Hacı M.O.'nün ifadesini onaylamıştır.
26. Yusuf Ekinci'nin yardımcısı Güngör S.E.' nin polis tarafından alınan 25 Şubat 1994 tarihli ilk ifadesinde Güngör S.E. Yusuf Ekinci'yi 1983'ten beri tanıdığını ve Yusuf Ekinci'nin tazminat davaları ile ilgilendiğini beyan etmiştir. Daha sonra ise Yusuf Ekinci'nin başka bir şehre seyahat ettiği zamanlarda yanında bir silah taşıdığını fakat Ankara'da hiç taşımadığını söylemiştir. Güngör S.E. bir kere Yusuf Ekinci'ye PKK (Kürdistan İşçi Partisi)'nin para istemesi halinde ne yapacağını sormuştur. Yusuf Ekinci parayı ödeyeceğini bununla beraber de polise haber vereceğini söylemiştir. Güngör S.E.'ye göre Yusuf Ekinci'nin siyaset ve kanunsuz kuruluşlarla hiçbir ilgisi yoktur.
27. Aynı gün polis tarafından alınan ikinci ifadesinde Güngör S.E, Yusuf Ekinci'nin 1982 tarihinden itibaren Ankara' da avukatlık yaptığını ve genellikle tazminat davaları ile ilgilendiğini belirtmiştir. Yusuf Ekinci'nin Yapı Kredi Bankası Necatibey Şubesinde bir hesabı, İş Bankası Yenişehir Şubesinde bir kiralık kasası ve Yapı Kredi Bankasında başka bir hesabı daha vardır. Dokuz apartmanı, iki arabası ve iki bürosu vardır. Güngör S.E.'ye göre hiç düşmanı yoktur. Yusuf Ekinci'nin bazı kişiler tarafından tehdit edildiğine dair herhangi bir bilgisi yoktur.
28. Güngör S.E. daha sonra 1989 veya 1990' da Behçet Cantürk'ün Yusuf Ekinci'yi aramaya başladığını beyan etmiştir, ilk buluşmaları Vekin A.'nın bürosunda olmuştur. Daha sonraki buluşmalar Zeynel C.'nin bürosu ve akşam yemekleri de Çankaya'daki S. Restoranında yapılmıştır. Bununla beraber Behçet Cantürk'ün İstanbul'daki bürosunda da görüşmüşlerdir.
29. 1992 yılında, Yusuf Ekinci, ruhsatsız silah taşımak suçuyla itham edilen Behçet Cantürk'ün yeğeni Reşir Cantürk'ün davasına katılmıştır. Yusuf Ekinci, Behçet Cantürk'ün cenazesine katılmıştır. Cenaze esnasında Yusuf Ekinci ve Cantürk ailesi arasında herhangi bir ilişki olmamış fakat Yusuf Ekinci, Behçet Cantürk'ün DEP (Demokrasi Partisi) Yönetim Kurulu üyesi ve avukat olan kardeşi Tahsin Cantürk'e Behçet'in ölümü ile ilgili olarak yeni bir haber olup olmadığını sormuştur.
30. Güngör S.E. daha sonra 24 Şubat 1994'de Yusuf Ekinci ile Adalet Sarayına gittiklerini söylemiştir. Büroya dönüşlerini takiben Yusuf Ekinci kuzeni Murat I. ile buluşmuştur. Öğleden sonra Yusuf Ekinci başvuru sahibi, yeğeninin kocası ile oğlu ve kızından telefon almıştır. Güngör S.E. bu konuşmalarda şüpheli herhangi bir şey bulmamıştır. Saat 17:45 sıralarında kendisini arabasına alan Yusuf Ekinci ile birlikte bürodan çıkmıştır. Başvuru sahibi 21:30 sıralarında Yusuf Ekinci'nin nerede olduğunu merak ettiğinden kendisini aramıştır. Bir trafik kazasından şüphelenen Güngör S.E. Yusuf Ekinci'nin evinin yolu üzerindeki birkaç polis karakolunu kontrol etmiş fakat bir sonuç alamamıştır.
31. Saat 23:00 sıralarında Güngör S.E. başvuru sahibi, Mansure O. ve başvuru sahibinin kızının arkadaşlarının bulunduğu başvuru sahibinin evine gitmiştir. Nadire I. daha sonra gelmiştir. Orada bulunanlar daha sonra Yusuf Ekinci'nin nerede olabileceğine dair konuşmaya başlamışlardır. Nadire'ye göre Yusuf Ekinci PKK tarafından kaçırılmış olabilir ve olayın Behçet Cantürk olayı ile bir bağlantısı olabilir. Diğerlerine göre Ekinci, MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) veya kontrgerilla ajanları tarafından kaçırılmış olabilir.
32. Güngör S.E. daha sonra hastane ve karakolları araştırmak için evden ayrılmış fakat bir sonuç elde edememiştir. Başvuru sahibinin evine ertesi gün sabah saat 09:00 gibi geri dönmüştür. Saat 10:00 gibi polisten başvuru sahibini karakola çağıran bir telefon gelmiştir. Başvuru sahibi gitmeyi reddetmiştir. Güngör S.E. ve Özlem B., Yusuf Ekinci'nin cesedinin bulunduğunu öğrendikleri karakola gitmişlerdir.
33. 25 Şubat 1994'te Yusuf Ekinci'nin sekreteri Özlem B. alınan ilk ifadesinde Güngör S.E. nin Yusuf Ekinci'nin büroyla irtibata geçip geçmediğini öğrenmek için kendisini aradığını söylemiştir. Cumhuriyet savcısı Ali Rıza kendisine o sabah Yusuf Ekinci hakkında herhangi bir bilgi alıp almadığını sormuştur. Özlem B. almadığını beyan etmiştir. Daha sonra cumhuriyet savcısı olağandışı herhangi bir şey olup olmadığını sormuştur. Daha sonra Güngör S.E. gelmiş ve beraberce polise gitmişlerdir. Yusuf Ekinci'yi tehdit eden kimseyle karşılaşmamıştır. Daha sonra Güngör S.E. ile Yusuf Ekinci'nin çok yakın olduklarını ve ilk başlarda Güngör'ün Yusuf Ekinci'nin oğlu olduğunu zannettiğini söylemiştir.
34. 25 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alınan ikinci ifadesinde Özlem B., Yusuf Ekinci'nin genellikle tazminat davaları ile ilgilendiğini ve Nadire I.'nin da bir müşteri olduğunu beyan etmiştir. Daha sonra 25 Şubat 1994 tarihinde Güngör S.E.'nin büroya geldiğini ve Yusuf Ekinci'nin kaybolduğunu söylediğini belirtmiştir. Güngör kendisine Yusuf Ekinci'nin not defteri ve cep telefonunu almasını söylemiştir. Daha sonra Emniyet Müdürlüğü'nün kayıp kişilerle ilgilenen şubesine gitmiştir. Behçet Cantürk'ün kim olduğunu bilmediğini fakat bu kişinin adresini Yusuf Ekinci'nin eski sekreterinin kullandığı bir not defterinde gördüğünü beyan etmiştir.
35. 27 Şubat 1994'te polis tarafından alman bir ifadesinde başvuru sahibi 1979'da Diyarbakır'dan İstanbul'a ve 1982'de de buradan Ankara'ya taşındıklarını beyan etmiştir. Kocası bu üç şehirde avukatlık yapmıştır. Daha sonra kocasının 1970 yılından itibaren siyasetle ilgilenmediğini ve genellikle hukuk davaları ile ilgilendiğini belirtmiştir. Akabinde ise kocasının 24 Şubatta evine dönmemesinden sonra diğer olaylarla beraber isimsiz telefonlar dahil meydana gelen olayları anlatmıştır. Kocasını tehdit eden kimseyi hatırlamamaktadır. Kocası da kendisine tehdit edildiğine dair herhangi bir şey söylememiştir.
36. 27 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde tanık Ahmet Ö., ortağı Orhan D. ile birlikte emlakçilik yaptıklarını beyan etmiştir. Yusuf Ekinci ile Mart 1993'de Yusuf Ekinci'nin müşterilerinden birisi olan Zeynel C.'nin bürosunda tanışmışlardır. Gayrimenkul alım satımı ile ilgilenmeye başlayan Yusuf Ekinci Gölbaşı'nda bir arazi ile ilgilenmektedir. Yusuf Ekinci'nin ölümü ile ilgili olarak herhangi bir bilgisi yoktur.
37. 27 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde Orhan D. iş ortağı Ahmet Ö.'nün ifadesini onaylamıştır.
38. 27 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde Hüdai D., başvuru sahibinin ikametindeki kapıcı, Yusuf Ekinci ile ilgili olarak şüpheli bir olay hatırlamadığını ve Yusuf Ekinci'nin evine gelen veya evinden gelen herhangi bir yabancı görmediğini beyan etmiştir.
39. 27 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alman ifadesinde Mehmet L, başvuru sahibinin ikameti yakınlarındaki bir başka kapıcı, meslektaşı Hüdai D.' nin verdiği ifadeye benzer bir ifade vermiştir.
40. 27 Şubat 1994 tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde iş adamı ve Yusuf Ekinci'nin hemşerisi olan Vetin A., eskiden Yusuf Ekinci ile sık sık görüştüğünü fakat Yusuf'un kardeşinin siyasetle ilgilendiğini beyan etmiştir. Yusuf Ekinci ve Behçet Cantürk'ün birbirlerini tanıdıklarını doğrulamış ve hep beraber birkaç kez akşam yemeği yediklerini söylemiştir. Yusuf Ekinci'yi en son Behçet Cantürk'ün cenazesinde Ankara'da görmüştür.
41. 27 Şubat 1994 tarihinde başvuru sahibinin aile dostu olan Mansure Ö. polis tarafından alınan ifadesinde 24 Şubat 1994 akşamı diğerleri ile birlikte başvuru sahibinin evinde olduklarını doğrulamıştır. Ancak o akşam orada olanlardan kimsenin Yusuf Ekinci'nin PKK, MİT veya kontrgerilla tarafından kaçırılması ihtimalini dile getirmediğini söylemiştir.
42. 28 Şubat 1994 tarihinde başvuru sahibinin başka bir aile dostu Nadire I. polis tarafından alınan ifadesinde 24 Şubat 1994 akşamı diğerleri ile birlikte başvuru sahibinin evinde olduklarını doğrulamış fakat Yusuf Ekinci'nin PKK, MİT veya kontrgerilla tarafından kaçırıldığının söylendiğini yalanlamıştır.
43. 28 Şubat 1994 tarihinde Yusuf Ekinci'nin baba tarafından kuzeni Ahmet Murat I. polis tarafından alınan ifadesinde 24 Şubat 1994 günü saat 14:00' da Yusuf Ekinci'yi bürosunda ziyaret ettiğini ve Yusuf Ekinci'nin Devlet aleyhine açılmış tazminat davaları ile uğraştığını beyan etmiştir.
44. 1 Mart 1994 tarihinde Yusuf Ekinci'nin hemşerisi ve müşterisi Zeynel C. polis tarafından alınan ifadesinde, Behçet Cantürk ve Yusuf Ekinci'nin kendi bürosunda iki kere buluştuklarını ve hep beraber bir iş için bir kere akşam yemeği yediklerini beyan etmiştir. Kendi bürosunda Behçet Cantürk ve Yusuf Ekinci' nin ne konuştuklarını kesinlikle bilmemektedir. Bununla beraber Yusuf Ekinci' nin Behçet Cantürk' ün bir vergi davası ve yine Behçet Cantürk' ün bir akrabasının davası ile ilgilendiğini bilmektedir. Zeynel C. daha sonra Behçet Cantürk' ün yakın bir arkadaşı olduğunu fakat birbirleriyle bir iş ilişkileri olmadığını beyan etmiştir. 1990 yılında "Cantürk' ün bir adamı" olan Mehmet Hankozat'tan bir firma adına bir otel aldığını eklemiştir. Satış bedelinin %25' ini Behçet Cantürk' e %25' ini de Mehmet Hankozat'a ödemiştir. Satış bedelinin geriye kalan % 50' sini ödeme imkanı bulamamıştır.
45. 21 Mart 1994 tarihinde Ağa Ç. polis tarafından alınan ifadesinde, 15 Ekim 1991 tarihinde Yusuf Ekinci'nin apartmanını nasıl aldığına dair detaylı bilgi vermiştir.
d. 1994 yılında yerel soruşturma çerçevesinde yürütülen diğer faaliyetler
46. 28 Şubat 1994'te soruşturma ile görevli olan Gölbaşı cumhuriyet savcısı, Merkez Bankası'nı Yusuf Ekinci'nin ölümü hakkında bilgilendirmiş ve hesaplarının incelenmesini istemiştir. Cumhuriyet savcısı banka yönetiminden daha sonra herhangi bir belirtme vermeksizin gerekli önlemlerin alınmasını istemiştir.
47. Polis, 3 Mart 1994 tarihinde yazdığı bir mektupla Gölbaşı cumhuriyet savcısını Yusuf Ekinci'nin İş Bankası'nda bir kiralık kasası olduğu yönünde haberdar etmiş ve içeriğini öğrenebilmek amacıyla kasanın açılması için cumhuriyet savcısından gerekli mahkeme iznini almasını istemiştir. 4 Mart 1994 cumhuriyet savcısı bu isteğin reddedildiğini beyan etmiştir.
48. 9 Mart 1994 tarihinde Merkez Bankası, cumhuriyet savcısına Bankalar Kanunu'nun 83. Maddesi uyarınca özel banka hesaplarının gizli olduğunu ve bundan dolayı cumhuriyet savcısının 28 Şubat 1994 tarihli isteğinin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.
49. 16 Mayıs 1994 tarihli yazısı ile Gölbaşı cumhuriyet savcısı ilçe Emniyet Müdürlüğünden öldürme olayı ile ilgili olarak takip edilen soruşturmanın zaman aşımı tarihi olan 25 Şubat 2009 yılına kadar Yusuf Ekinci'nin ölümü ile ilgili olarak açılan soruşturmada herhangi bir gelişme olması durumunda kendisinin haberdar edilmesini istemiştir.
50. 25 Haziran, 25 Ağustos, 25 Ekim 1994, 25 Şubat 1995 ve 25 Ekim 1995 tarihli yazılarla Gölbaşı'ndaki yerel polis karakolu amiri İlçe Emniyet Müdürlüğünü suç fail veya faillerinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturmanın başarısız olduğu ve hala aktif olarak bunu takip ettiklerini ve eğer herhangi bir bulgu bulunursa kurbanın ailesinin haberdar edileceği konusunda bilgilendirmiştir.
51. 8 Kasım 1994'te başvuru sahibinin aynı gün tarihli soruşturma hakkında bilgi isteğine Gölbaşı cumhuriyet savcısı tarafından soruşturmanın hala devam ettiği cevabı verilmiştir.
e. 1996 tarihinden itibaren yerel soruşturmadaki gelişmeler
52. 26 Şubat 1996'da Dışişleri Bakanlığının bir yazısıyla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı Gölbaşı Cumhuriyet Savcısı'ndan soruşturma hakkında bilgi istemiştir.
53. 28 Şubat 1996' da Gölbaşı Emniyet Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden almış olduğu soruşturma ile ilgili belgeleri ve 28 Şubat 1994 tarihli balistik raporunu şifai emirleri doğrultusunda Gölbaşı cumhuriyet savcısına vermiştir.
54. 7 Mart 1996'da Gölbaşı cumhuriyet savcısı, Ankara Cumhuriyet Başsavcısını Yusuf Ekinci cinayeti soruşturmanın hala devam ettiği konusunda bilgilendirmiştir.
55. 7 Mart 1996 tarihli yazısıyla Gölbaşı cumhuriyet savcısı, Ankara Cumhuriyet Başsavcısını, Güngör S .E. nin 26 Şubat 1994 tarihli ifadesinde Murat I." Nin Yusuf Ekinci ile ilişkili olduğunu vurguladığını, Ahmet Murat I.' nın, Yusuf Ekinci'nin Murat I. adlı bir akrabası olup olmadığının tespiti için davet edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirmiştir.
56. Aynı gün Gölbaşı cumhuriyet savcısı Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden Merkez Kriminal Polis Laboratuarı'nın incelemiş ve 4155 kod numarası (bak. yukarıdaki 20. paragraf) ile sakladığı 9 mm çaptaki Parabellum marka altı adet çekirdeği ve aynı marka ve çaptaki üç gömleği istemiştir.
57. 8 Nisan 1996'da alınan kısa ifadesinde Ahmet Murat I, Yusuf Ekinci'nin Murat I. adında bir akrabası olmadığını beyan etmiştir.
58. 6 Kasım 1996'da başvuru sahibi Gölbaşı cumhuriyet savcısından Susurluk kazasında (bak. aşağıdaki 92-93. paragraflar) ele geçirilen silahlarla kocasının öldürülmesinde kullanılan silahların balistik karşılaştırılmasının yapılmasını istemiştir.
59. 11 Kasım 1996'da Gölbaşı cumhuriyet savcısı İzmir Bölge Kriminal Polis Laboratuarına Susurluk'ta bulunan silahlarla Yusuf Ekinci cinayetinde kullanılan silahı karşılaştırması yönünde talimat vermiştir.
60. İzmir Bölge Kriminal Polis Laboratuarı'nın 20 Kasım 1996 tarihli ve Gölbaşı cumhuriyet savcısına gönderilen raporunda, balistik incelemelerin, Yusuf Ekinci cinayetinde kullanılan fişeklerin 3 Kasım 1996'da Susurluk' da ele geçirilen silahlardan ateşlenmediğini ortaya çıkarttığı yazılıdır.
61. Bu paragrafta İsmet Berkan'ın 5 Aralık 1996 tarihinde Radikal gazetesinde yazdığı makalenin tamamı verilmiştir. Bu makalesinde ismet Berkan öncelikle PKK terörü ile güvenlik güçlerinin mücadelesinin safahatı hakkında bilgi vermiş (makalenin 1-3. paragrafları) daha sonra mücadele taktiğinin değiştiğini belirtmiş (4. paragraf) ve 5. Paragrafında aynen şunları yazmıştır:
"Stratejideki bu değişiklik 1992 yılının sonlarında Milli Güvenlik Kurulu' nün gündemine alınmıştır. Milli Güvenlik Kurulu'nun, bu köşenin yazarının görmesine izin verilen bir belgesi, değişen taktiğin uygulanması için kurulan bir organizasyonun kuruluş şeması ile burada görev alacak kişilerin isimlerini de içermektedir. (...)"
Daha sonra Berkan, Türkiye'deki siyasi koşulların değiştiğini, bu kararın alındığı zamandaki üst düzey siyasetçi ve bürokratların buna karşı olduğunu fakat bu kişilerin ölümlerini takiben söz sahibi olan siyasetçilerin bu taktiği desteklediğini belirtmiş (6. paragraf) ve devamında aynen şunları yazmıştır:
"Ortalıkta karşı çıkacak kimse kalmayınca konu tekrar Milli Güvenlik Kurulu'na geldi. Ve bu yeni mücadele taktiği 1993 sonbaharında uygulanmaya başlandı. Organizasyon, buna Gladio veya özel operasyon deyin, Milli Güvenlik Kurulu tarafından alınan bir karar ile kurulmuştur." (7. paragraf)
Devam eden paragraflarda Berkan, PKK'nın mali kaynaklarından bahsetmiş, bunlardan uyuşturucu kaçakçılığı konusuna gelince aşağıdakileri yazmıştır.
"Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Yusuf Ekinci, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Medet Serhat ve Ömer Lütfi Topal. Bunların hepsi bir şekilde uyuşturucu trafiği ile bir şekilde ilgiliydiler. Bugün hiçbirisi yaşamıyor. (...)"
Berkan, makalesinin sonunda ise bu yazının tamamen fotokopi çektirmesine, not almasına izin verilmeyen sadece hızlıca okuma imkanına sahip olduğu belgeye dayanılarak yazıldığını belirtmiştir.
62. 6 Aralık 1996'da başvuru sahibi Gölbaşı cumhuriyet savcısına, Radikal gazetesinde 5 ve 6 Aralık 1996 tarihinde yayınlanan makaleleri vererek gazeteci İsmet Berkan'ın kocasının ölümü ile ilgili olarak bilgi ve belgelere sahip olduğu ihbarında bulunmuştur.
63. Aynı gün Gölbaşı cumhuriyet savcısı Ali Rıza O. Ankara cumhuriyet savcısından İsmet Berkan'ın ifadesinin alınmasını istemiştir.
64. 1 Ocak 1997 tarihinde bir cumhuriyet savcısı tarafından alınan kısa ifadesinde İsmet Berkan, Yusuf Ekinci'yi kimin öldürdüğü veya nasıl öldürdüğü hakkında bilgisi olmadığını beyan etmiştir. Sadece Susurluk kazası ile ortaya çıkan atmosfer sonucunda Yusuf Ekinci'nin "Susurluk çetesi" tarafından öldürülmüş olabileceği yorumunu yaptığını belirtmiştir.
65. 31 Ocak 1997'de Gölbaşı cumhuriyet savcısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Susurluk Araştırma Komisyonu'ndan Özel Harekat Daire Başkan vekili İbrahim Şahin'in konu ile ilgili olarak alınmış ifadesinin bir kopyasının kendisine temin edilmesini istemiştir.
66. Aynı gün, başvuru sahibinin 27 Ocak 1997 tarihli isteği doğrultusunda, Gölbaşı cumhuriyet savcısı Türk Telekom Genel Müdürlüğü'nden başvuru sahibinin 25 ve 26 Şubat 1994 tarihlerinde aldığı isimsiz telefonların kaynağının tespit edilmesini istemiştir.
67. 7 Şubat 1997 tarihli yazısıyla Türk Telekom Genel Müdürlüğü, cumhuriyet savcısına bu telefon numaralarının tespit edilmesinin teknik olarak imkansız olduğu cevabını vermiştir.
68. 28 Mart 1997' de İsmet Berkan'ın 5 Aralık 1997 tarihli gazete makalesine atıfta bulunarak Gölbaşı cumhuriyet savcısı, Milli Güvenlik Kurulu'ndan kendisine makalede bahsedilen ve İsmet Berkan'a görmesi için izin verilen ve muhtevasında organizasyon şeması ile üyelerinin bulunduğu Milli Güvenlik Kurulu belgesinin bir örneğinin temin edilmesini istemiştir. Bu belgenin Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi üzerine açılan soruşturma ile bir bağlantısı olabileceğini ileri sürmüştür.
69. Gölbaşı cumhuriyet savcısına hitaben yazılan 8 Nisan 1997 tarihli yazısı ile Milli Güvenlik Kurulu İsmet Berkan tarafından yazılan makalede bahsedilen belgenin varlığını yalanlamıştır.
70. 26 Haziran ve 25 Ekim 1995 tarihli yazılarla Gölbaşı'ndaki yerel polis karakolu ilçe Emniyet Müdürlüğünü suç fail veya faillerinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturmanın başarısız olduğu ve hala aktif olarak bunu takip ettiklerini ve eğer herhangi bir bulgu bulunursa kurbanın ailesinin haberdar edileceği konusunda bilgilendirmiştir. Fakat bu yazılar polis soruşturması şekilleri hakkında detaylı bilgi içermemektedir.
71. Ocak 1998' de Başbakan, Susurluk konusu (bak. aşağıdaki 92-93 ve 100-102. paragraflar) ile görevlendirdiği Komisyon'dan, eski Başbakan Tansu Çiller'in 4 Kasım 1993' de İstanbul'da yaptığı bir basın açıklamasında değindiği ve isimleri gün ışığına çıkmamış fakat listede yer alan, PKK'nın finanse edilmesine iştirak etme şüphesi taşıyan 100 işadamının etkisiz hale getirilmesi kararına dayanarak Türk Emniyet Teşkilatı tarafından bilinmeyen bir yetkilinin talimatları doğrultusunda Behçet Cantürk'ün öldürüldüğünü ifade eden raporu almıştır.
72. 26 Şubat 1998 tarihli yazısında Gölbaşı'ndaki yerel polis karakolu İlçe Emniyet Müdürlüğünü suç fail veya faillerinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturmanın başarısız olduğu ve hala aktif olarak bunu takip ettiklerini ve eğer herhangi bir bulgu bulunursa kurbanın ailesinin haberdar edileceği konusunda bilgilendirmiştir. Fakat bu yazılar polis soruşturması şekilleri hakkında detaylı bilgi içermemektedir.
73. 20 Mayıs 1998' de Gölbaşı cumhuriyet savcısı Ankara cumhuriyet savcısından olay zamanı görevli plan yol işçileri ile benzin istasyonu sahibi ile o gün çalışan personelin davet edilerek ifadelerinin alınmalarını istemiştir.
74. 3 Haziran 1998 tarihli ifadesinde, TEM otoyolu üzerindeki benzin istasyonunun sahibi Atilla C., 13 yıldır bu benzin istasyonunun sahibi olduğunu ve olay zamanı görevli personelin artık orada çalışmadığını beyan etmiştir, ifadesinde eski çalışanlarının isimlerinin sorulduğuna dair herhangi bir kayda rastlanılmamıştır.
75. 16 Haziran 1998 tarihinde alınan ifadesinde olay zamanı TEM otoyolunda görevli olan trafik polisi Ümit T. olay hakkında herhangi bir şey hatırlayamadığını beyan etmiştir. Olayın üzerinden çok zaman geçmiştir.
76. Alınan bir ifadesinde trafik polisi Şevket Y. olay hakkında herhangi bir şey hatırlamadığını beyan etmiştir. Yusuf Ekinci' nin cesedinin muhtemelen kendisinin çalışmadığı bir zamanda bulunmuş olabileceğini ileri sürmüştür. Benzer ifadeler 16 Haziran 1998 tarihinde trafik polisleri Abdullah G. ve Osman Y.'den de alınmıştır.
77. 16 Haziran 1998'de alınan ifadesinde olay zamanı görevli olan trafik polisi Sezgin S., olay mahalline polis telsizinden gelen anons neticesinde gittiğini beyan etmiştir. Ceset bir hendektedir. Cesetteki yaralan incelememiştir. Kurbanın arabası cesetten 15-20 metre mesafe uzaklıkta durmaktadır. Cinayet Bürosu görevlilerinin gelmesi ile olay mahallini terk etmiştir.
78. 16 Haziran 1998'de alınan ifadesinde olay zamanı görevli olan trafik polisi Arif I. olay mahalline polis telsizinden gelen anons neticesinde gittiğini beyan etmiştir. Bir hendekte yatan ölü bir kişi görmüştür. Sağ ve sol yanaklarında mermi yarası izleri görmüştür. Kurbanın arabası cesetten 20-25 metre mesafe uzaklıkta durmaktadır. Cinayet Bürosu görevlilerinin gelmesi ile olay mahallini terk etmiştir.
79. 26 Haziran 1998 tarihli yazısında Gölbaşı'ndaki yerel polis karakolu İlçe Emniyet Müdürlüğünü suç fail veya faillerinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturmanın başarısız olduğu ve hala aktif olarak bunu takip ettiklerini ve eğer herhangi bir bulgu bulunursa kurbanın ailesinin haberdar edileceği konusunda bilgilendirmiştir. Fakat bu yazılar polis soruşturması şekilleri hakkında detaylı bilgi içermemektedir.
80. 10 Ağustos 1998 tarihinde Ankara cumhuriyet savcısı Gölbaşı cumhuriyet savcısından Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi üzerine açılan soruşturmada atılan adımlar hakkında bilgi istemiştir.
81. 14 Ağustos 1998 tarihinde Gölbaşı cumhuriyet savcısı Ankara cumhuriyet savcısına soruşturmanın hala devam ettiğini ve fail veya faillerin bulunması durumunda kendisinin haberdar edileceğini bildirmiştir.
82. 2 Aralık 1998 tarihinde alınan ifadesinde trafik polisi Şevket Y. Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak herhangi bir şey hatırlamadığını beyan etmiştir. Benzer bir ifade 4 Aralık 1998 tarihinde olay zamanında görevli olan başka bir trafik polisi Abbas S.'den de alınmıştır.
83. 26 Şubat 1999 tarihli yazısında Gölbaşı'ndaki yerel polis karakolu ilçe Emniyet Müdürlüğünü suç fail veya faillerinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturmanın başarısız olduğu ve hala aktif olarak bunu takip ettiklerini ve eğer herhangi bir bulgu bulunursa kurbanın ailesinin haberdar edileceği konusunda bilgilendirmiştir. Fakat bu yazılar polis soruşturması şekilleri hakkında detaylı bilgi içermemektedir.
Başvuru sahibi ve diğerleri tarafından yapılan faaliyetler
84. Başvuru sahibi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yapılması ve suç faillerinin adalete teslim edilmesini emretmesini istediği iki mektup yazmıştır. Ek olarak Başbakan ve Meclis Başkanı'na yardım için başvurmuştur. Bu istekler cevapsız kalmıştır.
85. 28 Şubat 1996' da Yusuf Ekinci'nin kardeşi Ziya Ekinci ve avukat Tahsin Ekinci, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na, devam eden kaygı ve şüphelerini dile getirdikleri ve Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğundan şikayet ettikleri bir mektup yazmışlardır.
86. Ağustos 1997'de bir meclis oturumu esnasında, Meclis üyesi Fikri Sağlar, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a Yusuf Ekinci'nin öldürülmesiyle ilgili bazı sorular sormuştur. Fikri Sağlar Yusuf Ekinci'nin genel kanaata göre Uzi marka bir silahla öldürüldüğünün ve polisin kullanımına verilen bu marka silahların bazılarının kayıp olduğunun bilindiğini vurgulamış ve bu silahların Türkiye tarafından alınmasının bir kamu ihtiyacına dayanıp dayanmadığını, bu silahlardan kaç tanesinin kayıp olduğunu, bu silahlardan kimin sorumlu olduğunu ve silahların balistik özelliklerinin kaydedilip edilmediğini sormuştur. Daha sonra ise Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayında kullanılan fişeklerle Özel Harekat Polis Timlerinin kaybolan Uzi marka silahlar arasında balistik bir karşılaştırma yapılıp yapılmadığını sormuştur.
87. Aralık 1997'de Fikri Sağlar'ın sorularına cevap olarak İçişleri Bakanı Murat Başeskioğlu, balistik raporların Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayında kullanılan fişeklerin Susurluk çetesinin başka kanunsuz işlerinde kullandığı iddia edilen Uzi marka silahlarla benzerlik arz ettiğini ortaya çıkardığını beyan etmiştir.
88. 17 Şubat 1998 tarihinde Adalet Bakanına hitaben yazmış olduğu mektupta Tarık Ziya Ekinci, kardeşinin öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden şikayet etmiştir. Diğer istekleri ile beraber soruşturmanın yürütülmesi için bağımsız müfettişlerden oluşan bir heyet kurulmasını, dava dosyasının Gölbaşı cumhuriyet savcılığından Ankara cumhuriyet savcılığına devredilmesini, kardeşinin öldürülmesinde kullanılan silahla uyup uymadıklarını tespit etmek amacıyla Özel Harekat Daire Başkanlığı kuvvesindeki tüm Uzi marka silahların balistik incelemelerinin alınmasının emredilmesini ve kardeşinin öldürüldüğü tarihte görevli olan yol işçileri ve benzin istasyonu personelinin ifadelerinin alınmasını teklif etmiştir.
89. 17 Nisan 1998 tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde Tank Ziya Ekinci, kardeşinin öldürülmesi ile ilgili olarak Adalet Bakanına bir mektup yazdığını ifade etmiştir. 6 Mayıs 1998'de Ankara cumhuriyet savcısı Gölbaşı cumhuriyet savcısına Tarık Ziya Ekinci'nin 17 Nisan 1998 tarihli ifadesi hakkında bilgi vermiştir.
90. 1998 yılında başvuru sahibi, Yusuf Ekinci'nin evi ile iş yeri arasındaki yolda bulunan bir benzin istasyonunda çalışan görgü şahidi olduğu iddia edilen bir kişiyle irtibat kurmayı başarmıştır. Başvuru sahibi tarafından kimliği açıklanmayan bu şahide göre, kendisi kırmızı Toyota marka- Yusuf Ekinci'nin arabası kırmızı bir Toyota'dır- bir arabanın devriye gezen bir polis arabası tarafından durdurulduğunu, polis memurlarının sürücüyü arabasının dışına çıkarttıklarını ve kıyafetlerini aradıklarını görmüştür. Yaklaşık beş dakika sonra bir polis memuru devriye arabasıyla beraber hareket eden Toyota' ya binmiştir. Bununla beraber şahit korktuğu için yazılı bir ifade vermemiştir. Bu şahit tarafından verilin beyan günlük bir gazete olan "Hürriyet" in Internet sitesinde yayınlanmıştır.
II. DAVA İLE İLGİLİ GEÇMİŞ OLAYLAR
91. Mahkeme önünde başvuru sahibi, Susurluk olayı ve olayla ilgili hazırlanan yerel raporlara atıfta bulunmuştur. Bu raporlar Türkiye (2 Eylül 1998 tarihli Yasa v. Türkiye, 1998-VI, Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94, ECHR 1999-IV, Özgür Gündem v. Türkiye, no. 23144/93, ECHR 2000-IH, Kılıç v. Türkiye, no. 22492/93, ECHR 2000-III, Akkoç v. Türkiye numaralar: 22947/93 & 22948/93, ECHR 2000-X ve Avşar v. Türkiye, no. 25657/94, ECHR 2001-VII) aleyhine açılan diğer bazı davalarda Mahkeme'ye sunulmuştur.
Susurluk kazası ve ilgili belgeler
92-95. Bu paragraflarda Susurluk kazasının oluşumu, akabinde meydana gelen siyasi gelişmeler ve 1. Susurluk raporu anlatılmıştır.
96. 27 Mayıs 1997 tarihinde günlük bir gazete olan Milliyet'te yayınlanan bir makalede Yusuf Ekinci' nin öldürülmesi hakkında sorulan sorulara MİT'in verdiği cevabın meclis raporunda yer almadığı iddia edilmiştir.
97-110. (...)(*)
(*) Bu paragraflarda 2. ve 3. Susurluk raporlarına, siyasi gelişmelere ve kaza sonrasında açılan davalarda verilen mahkumiyet kararlarına bölüm bölüm yer verildiği ve araştırmacıların bu metinlerin bütününe yazılı kaynaklardan kolaylıkla ulaşabilecekleri düşüncesiyle söz konusu paragraflar tercüme edilmemiştir. (Ç.N.)
III. İLGİLİ YEREL HUKUK VE UYGULAMASI
Ceza Hukuku ve Usul
111. Türk Ceza Kanunu'nda kanun dışı adam öldürmek fiiliyle ilgili olarak kasdi olmayan, taksirli adam öldürme (452. madde), kasdi adam öldürme (448. madde) ve cinayetle (450. madde) ilgili olarak düzenlemeler bulunmaktadır.
112. Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun (CMUK) 151 ve 153. Maddeleri uyarınca bu tip suçlarla ilgili ihbarlar cumhuriyet savcılığına yapılabilir. Bu ihbarlar şifai veya yazılı olarak yapılabilir, ilk durumdaki ihbarlar üzerine tutanak tutulur (CMUK 151). Cumhuriyet savcısı ve polis kendilerine bir suç ihbar edildiğinde işin hakikatini araştırmaya mecburdurlar (CMUK 153)
113. Bir ölümün doğal sebeplerden ileri gelmediği şüphesini verecek emareler olursa durumdan haberdar olan polis veya diğer kamu görevlileri keyfiyeti derhal cumhuriyet savcılığına veya sulh hakimine bildirmekle mükelleftirler (CMUK 152). Türk Ceza Kanunun 235. maddesi uyarınca memurlardan biri görevini yaptığı sırada görevine ilişkin olarak kamu adına kovuşturmayı gerektiren bir suç işlendiğini öğrenip de ilgili daireye bildirmede ihmal veya gecikme gösterirse hapis cezasına çarptırılır.
114. Bir cumhuriyet savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz kamu davası açmaya mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmakla mükelleftir (CMUK 153). Yapılan hazırlık soruşturmasında toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise cumhuriyet savcısı kamu davası açabilir (CMUK 163). Kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda cumhuriyet savcısı takibata yer olmadığına karar verebilir. Bununla beraber cumhuriyet savcısı takipsizlik kararını ancak ve ancak delillerin açıkça yetersiz olduğu durumlarda verebilir.
115. Cumhuriyet savcısının takipsizlik kararına şikayetçi tarafından itiraz edilebilir. Bu itiraz kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içerisinde yapılmalıdır.
İdari Sorumluluğa İlişkin Anayasal Hükümler
116. Türk Anayasası'nın 125. maddesinin 1. ve 7. paragraflarında aşağıdaki hükümler yer almaktadır:
"idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır."
"idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
117. Bu hüküm, olağanüstü hal ya da savaş hallerinde dahi herhangi bir sınırlamaya tabi değildir. Bu maddedeki hükmün sonraki şartı, idarenin herhangi bir kusurunun varlığını ispat etmeyi gerektirmez; idarenin sorumluluğu "sosyal risk" teorisine dayanan mutlak, nesnel niteliktedir. Böylece idare, Devletin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama ve bireylerin yaşamım ve mülkünü güvence altına alma görevinde başarısız olduğu zamanlarda, kimliği bilinmeyen kişilerin ya da teröristlerin eylemlerinden dolayı zarar gören kişilere tazminat verebilmelidir.
Özel Hukuk Hükümleri
118. İster suç, isterse kabahat olsun, kamu görevlilerinin maddi veya manevi zarara neden olan yasadışı eylemlerine karşı, tazminat istemiyle genel mahkemelere başvurulabilir. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesine göre, zarar gören bir kimse, ister kasten, isterse ihmal suretiyle ya da taksirle kanuna aykırı bir şekilde zarar verdiği iddia edilen kişiye karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açabilir. Hukuk mahkemeleri ceza mahkemelerin zanlının suçu ile ilgili olarak verdiği kararlarıyla bağlı değillerdir (Madde 53).
HUKUKİ BOYUT
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI
119. Hükümet başvuru sahibinin, kocasının ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturmanın iç hukuktaki neticesini beklemeksizin Komisyon'a başvurduğunu ileri sürmüştür. Bu soruşturma halen devam etmektedir ve etkili telakki edilmelidir. Bu yüzden Hükümete göre başvuru şartları oluşmamıştır.
120. Bununla beraber Hükümet, başvuru sahibinin soruşturmayı etkisiz olmakla itham ettiğinden ve başvurusunu zaman aşımını süresi içerisinde yapılmadığından başvurusunun yine reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet başvuru sahibinin kocasının Şubat 1994'de öldürüldüğünü ve başvuru sahibinin dilekçesinin altı aydan daha geç bir zaman olan 4 Mayıs 1995' de verildiğini belirtmiştir.
121. Başvuru sahibi devam eden adli soruşturmanın çok yüzeysel olduğunu ve ne yeterli ne de etkili telakki edilemeyeceğini savunmuştur.
122. Başvuru sahibi daha sonra, Mayıs 1995'te Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) başvurmadan önce cumhuriyet savcısından soruşturma ile ilgili olarak bilgi almaya çalıştığını, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Başbakana ve TBMM Başkanına kocasının ölümü hakkında yürütülen adli soruşturmanın yetersizliği konusunda mektup yazdığını belirtmiş ve bu çabalarından bir sonuç çıkartmayacağını anlayınca Komisyona başvurmaya karar vermiştir.
123. Mahkeme 8 Haziran 1999 tarihli kararında, konu ile ilgili olarak yürütülmekte olan adli soruşturmanın Sözleşme çerçevesinde yeterli olup olmadığı sorusunun başvuru sahibinin şikayetlerinin mahiyeti ile yakından alakalı olduğu yönündeki düşüncesini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu konu ile ilgili olarak tarafların sunacakları tüm tezlerin, başvuru sahibinin Sözleşmenin 2. Maddesi ile ilgili olan şikayetlerinin mahiyetinin inceleneceği bölümde değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
124. Hükümetin tezlerinin Sözleşmenin 35. Maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen altı ay kuralına dayandığından Mahkeme, 8 Haziran 1999 tarihinde yaptığı kabul edilebilirlik oturumunda bu konuyu incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır.
125. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin Sözleşmenin 35. Maddesinin ilk fıkrasına dayanan ön itirazını reddetmiş ve adli soruşturmanın etkililiği ile ilgili olan ön itirazı başvuru sahibinin Sözleşmenin 2. Maddesi içerisindeki şikayetlerinin değerlendirilmesi ile birleştirmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
126. Başvuru sahibi kocasının Türk Devleti görevlilerinin bir şekilde dahil olduğunu gösterir şartlar içerisinde öldürüldüğünden şikayet etmiştir. Daha sonra yetkililerden kocasının hayatını korumalarında ve ölümü ile ilgili olarak yeterli ve etkili bir soruşturma yapmalarında yetersiz kalmalarından doğan şikayetlerini belirtmiştir. Başvuru sahibi şikayetlerini aşağıda yer alan Sözleşmenin 2. maddesine dayandırmıştır:
"1. Her ferdin yaşama hakkı kanun himayesi altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazı dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıda sayılan zaruret halleri dışında, bu maddenin ihlal edildiğinden bahsedilmesi sözkonusu olmaz;
a. Her ferdin gayri meşru şiddet eylemlerinden korunmasını sağlamak için,
b. Kanun hükümleri dahilinde bir tutuklama ve yakalama yerine getirmek veya kanuna uygun olarak tutuklanan şahısların kaçmasını engellemek için,
c. Ayaklanma veya isyanı kanuna uygun olarak bastırmak için."
A. Mahkeme önünde sürülen tezler
1. Başvuru sahibi
127. Başvuru sahibi, kocasının öldürülmesinin Uluslararası Af Örgütü ve Türkiye İnsan Hakları Derneğinin belgelerine göre Türkiye'de 1994 yılı içerisinde meydana gelen 400 faili meçhul cinayetten birisi olduğu ileri sürmüştür. Başlıca kurbanlar önde gelen Kürt İş adamları ve aydınlandır. Kocasının kardeşi Tarık Ziya Ekinci'nin çalışmasında da belirtildiği üzere Liceli Yusuf Ekinci bir Kürt aydınıdır. Yusuf Ekinci'nin öldürüldüğü zaman terörle mücadele harekatının odak noktası Lice ve civar köyleridir. Dahası Yusuf Ekinci'nin öldürülmesinde kullanılan metot 1994 yılında Türkiye'nin başlıca şehirlerinde öldürülen Kürt kökenli iş adamları ve aydınlarının cinayetlerinde kullanılan metotla aynıdır.
128. Başvuru sahibine göre Yusuf Ekinci'nin öldürülmesinde Türk Devletinin en azından göz yumduğuna dair aşağıda belirtilenlerden ötürü yeterli bilgi vardır.
Şöyle ki;
- Nisan 1994'te kocasının kaçırılması ve öldürülmesi sebebiyle yapmış olduğu 25660/94.numaralı başvurusuyla bağlantılı olarak Komisyon Delegasyonu'na 17 Eylül 1999 vermiş olduğu sözlü ifadesinde Süheyla Aydın, Mart 1994'te Diyarbakır'da polis tarafından ifadesinin alınması esnasında aşağıdaki konuşmaların geçtiğini belirtmiştir:
"Üçüncü sorgudan sonra odayı terk ederken iki kişi beni omuzlarımdan tuttu. Beni omzumdan tutanlardan birisi: "Bak, aklını başına al. Bu senin için olmaz mı? Yusuf Ziya Ekinci'yi tanıyor musun?" Ona tanımadığımı söyledim. Bu sefer: "Kısa bir zaman önce Ankara'da öldürüldü. Cesedi boş bir hendekte bulundu. Kocanın da aynı sonu yaşamasını isteyeceğini sanmıyorum. İyi olmaz mı? Hadi şimdi yürü"...";
- Yetkililerin açıkça bulmak için aramalarında başarısız oldukları, benzin istasyonu çalışanının görgü şahitliği ifadesi;
- 11.011.01.156/24746 numaralı MİT raporu ve Tansu Çiller tarafından sonradan açılan mahkeme dosyanın sonucu;
- Öldürme olayında kullanılan silah ve mermilerin güvenlik güçlerinin ve muhtemelen güvenlik güçlerinin yönetiminde çalışan veya onların göz yumduğu suç çetelerinin kullandıklarıyla aynı olma olasılığı; ve
- Yetkililerin en azından en temel delilleri bile takip etmedeki istekli başarısızlıkları
129. Başvuru sahibi daha sonra sorumlu Hükümetin özellikle "faili meçhul" ölümlerden sonra kocasının hayatını korumak adına gerekli önlemleri almada başarısız olduğunu belirtmiştir. Başvuru sahibine göre Türk yetkililer, güvenlik güçleri mekanizması tarafından arka çıkılan kişilerin yaptıkları kanun dışı görevleri belirlemede ve bazı Devlet yetkililerinin bilgisi dahilinde kanunsuzca hareket eden kişileri önleme, bastırma ve bunlara yaptırım uygulama adına etkili yasal sınırlamalar koymayarak yaşama hakkını koruma temel görevini yerine getirmede başarısız olmuşlardır.
130. Yine başvuru sahibine göre Hükümet, Sözleşmenin 2. Maddesinde yer alan usul gereklerini yerine getirme bağlamında kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak gerekli etkili soruşturma yapılmasını sağlamada da başarısız olmuştur. Diğer birçok davada olduğu gibi, kocasının öldürülmesi için kişisel, ailevi veya mesleki hiçbir sebep olmamasına rağmen, kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen adli soruşturma sadece maktulün ailesi, arkadaşları ve iş ilişki ve faaliyetlerine odaklanmıştır. Faillerin yetkililer tarafından bilindiğine dair oldukça güçlü deliller olmasına rağmen Devlet görevlilerinin olaya dahil olma ihtimali hiç araştırılmamıştır.
2. Hükümet
131. Hükümet, başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü iddialarının destekleyici hiçbir delilin olmadığını ileri sürmüştür. Hükümete göre, Ekinci ailesi Türkiye'de oldukça tanınmış bir ailedir. Aile üyeleri zengindirler ve Devletin yüksek makamları ile ilişkileri vardır. Ekinci ailesinin bu durumu, Kürt kaynaklı insanların ayrımcılık kurbanları oldukları iddiasıyla tezat teşkil etmektedir.
132. Hükümete göre, Yusuf Ekinci'nin her seviyeden müşterisi olan zengin bir avukat olması sebebiyle oldukça yüksek meblağlarda paraların bulunduğu dava ve müşterilerinin olması ihtimali yüksektir ve değişik yasal anlaşmazlıklar sebebiyle düşman kazanmış olabilir.
133. Hükümet daha sonra başvuru sahibinin Yusuf Ekinci'nin siyasette aktif olmadığını söylediğini belirtmiştir. Bununla beraber başvuru sahibi, kocasının sadece ve sadece Kürt kökenli olduğu için Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü iddia etmiştir. Bu bizleri, Hükümetin görüşüne göre, başvuru sahibinin tüm Kürt kökenli Türk vatandaşlarının Devlet görevlileri tarafından öldürülme riskiyle karşı karşıya olduklarına inandığına götürür. Toplumda oldukça başarılı olan, Devlet'in hiçbir engellemesi ile karşılaşmayan milletvekili, bakan olan veya Devletin yüksek kademelerinde çalışan Kürt kökenli kişilerin sayısını belirterek Hükümet, başvuru sahibinin iddialarının temelsiz ve kamuoyu ile Mahkemeyi yanlış bilgilendirme ve yönlendirme amaçlı olarak telakki edilmesini istemiştir.
134. Hükümet daha sonra başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen soruşturmanın Sözleşme gerekleri ile uyumlu olduğunu ileri sürmüştür. Yusuf Ekinci'nin cesedi bulunur bulunmaz adli soruşturma açılmıştır. Soruşturmayla görevli olanlar olayın faillerini bulma hususunda ellerinden gelenin en iyisini yapmışlardır. Gerçeklerin hasır altı edilmesi gibi bir şey olamamakla beraber polis, cumhuriyet savcılığı ve adli uzmanların dahil olduğu tüm soruşturma görevlileri iyi koordine edilmiş hızlı, etkili, ve şeffaf bir adli soruşturma yürütmüşlerdir.
3. Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Genel düşünceler
135. Mahkeme, Sözleşmenin 2. Maddesinin, Sözleşmenin en temel maddelerinden biri olduğunu ve hiçbir istisnaya tabi olmadığını hatırlatır. Sözleşmenin 3. Maddesi ile beraber bu madde Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluşturur, insan hayatının korunması için bir araç olan Sözleşmenin konusu ve amacı 2. Maddenin şartlarının somut ve etkin bir şekilde uygulanması ve yorumlanmasını gerektirir (bkz. Avşar v. Türkiye, no:25657/94, par. 390, ECHR 2001-VII).
136. Bununla beraber Mahkeme özellikle, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri ile ilgili iddiaları çok dikkatli bir şekilde incelemelidir (bkz. Matyar v. Türkiye, no.23423/94, 21.2.2002, § 109) ve bunu tarafların sunduğu tüm belge ve bilgiler ve gerekli olduğu takdirde kendisinin elde edeceği materyaller temelinde yapacaktır (H.L.R. v. Fransa, 29 Nisan 1997,1997-III, p. 758, § 37).
(b) Başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi bağlamında
137. Mahkeme dava dosyasında başvuru sahibinin kocasının birileri tarafından tehdit edildiğini veya hayatının risk altında olduğunu gösterir hiçbir işaret olmadığını daha sonra da Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayında hiçbir görgü tanığının olmadığını tespit etmiştir. Başvuru sahibi tarafından atıfta bulunan görgü tanığı (bkz. yukarıdaki 90. par.) bilinmezliğini muhafaza etmektedir ve belirtildiği üzere yazılı ifade vermek niyetinde değildir. Eldeki tek adli delil olay mahallinde bulunan mermilerden oluşmaktadır. Bu delil üzerinde yapılan adli inceleme tüm mermilerin aynı silahtan ateşlendiğini ve bunların daha önce incelenen diğer örneklerle bir benzerlik göstermediğini göstermektedir.
138. Mahkeme, daha sonra soruşturmayı yürütmekle görevli görevlilerin Yusuf Ekinci'nin mesleki ve ailevi çevresinden bir ipucu aradıklarını tespit etmiştir. Güngör E., Vetin A. ve Zeynel C.'den alınan ifadeler, Yusuf Ekinci'nin müşterilerinden birisinin bir ay önce benzer şekilde (bkz. yukarıdaki 12. par) öldürülen Behçet Cantürk olduğu ortaya çıkartmaktadır. Ocak 1998'de Başbakan (bkz.100-102 par) tarafından emredilen ve kamuoyuna açıklanan Susurluk Raporu, uyuşturucu ticaretinden kazandığı para ile PKK'yı desteklediği için öldürülen Behçet Cantürk'ün öldürülmesine gerçekte Devlet görevlilerinin dahil olduğuna ve Türk yetkililerin PKK'ya maddi destek sağladığına inanılan aralarında Behçet Cantürk'ün de isminin geçtiği yaklaşık 100 işadamı listesinden haberdar olduklarına dair oldukça kuvvetli belirtiler olduğunu ortaya koymaktadır.
139. Mahkeme, Yusuf Ekinci'nin tartışmasız olarak Kürt kökenli zengin birisi olduğunu ve 11.011.01.156/24746 sayılı MİT raporundan elde edilen bilgiler neticesinde de, en azından geçmişte Yusuf Ekinci'nin kendisinin bir Kürt milliyetçisi olduğunu söylediğini ve 1990 yılından itibaren de siyasette aktif olduğunu tespit etmiştir.
140. Mahkeme'ye göre soruşturma yetkililerinin Yusuf Ekinci ile Behçet Cantürk arasındaki bağlantıyı görememeleri oldukça hayret vericidir.
141. Yukarıdaki görüş uyarınca başvuru sahibinin kocasının Devlet yetkilileri tarafından veya en azından bunların bilgileri dahilinde öldürüldüğü iddiası dayanaksız sayılamaz.
142. Delillerin değerlendirmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını kabul etmektedir. Bu tip deliller; yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Bu bağlamda, bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır (18 Ocak 1978'de verilen İrlanda v. Birleşik Krallık kararı, Seri A No.25, s.65, paragraf:161). Delillerin değerlendirilmesinde Mahkeme kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılamaz olarak tam olarak ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (Bkz. Matyar v.Türkiye kararı no. par. 108).
143. Elindeki mevcut bilgiler çerçevesinde Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının ölüm şartlarının hala bir spekülasyon ve varsayım olduğu kanaatindedir ve bu bağlamda başvuru sahibinin kocasının başvuru sahibinin iddia ettiği şekilde Devlet görevlileri tarafından veya bunların göz yummalarıyla öldürüldüğünün tespiti için şüpheye mahal bırakmayacak şekilde yeterli delil temeli bulunmamaktadır.
(c) Yetersiz soruşturma bağlamında
144. Mahkeme 2. maddede yaşama hakkını korumayla ilgili sorumluluğu tekrarlamakta ve bu maddeyi, 1. maddede yer alan "Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlükleri devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanırlar" cümlesi ile birlikte değerlendirerek, kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda, devletlerin etkili bir soruşturma yürütme yetkisini beraberinde getirdiğine inanmaktadır. Bu zorunluluk sadece devlet görevlilerince yapıldığının açık olduğu olaylarla sınırlı olmayıp maktulün aile üyelerinden birisinin veya üçüncü şahısların öldürme olayından soruşturma yetkililerini resmi şekilde haberdar etmelerini de kapsar. Sadece, yetkililerin başvuru sahibinin kocasının öldürülmesinden haberdar edilmeleri gerçeği Sözleşmenin 2. Maddesi bağlamında ölümü oluşturan şartların açığa çıkartılması için etkili bir soruşturma yapma zorunluluğunu doğurur (Tanrıkulu v. Türkiye (GC), no. 23763/94, §§ 101 ve 103, ECHR 1999-1V). Soruşturmanın etkililiğinin minimum başlangıç noktasını oluşturan araştırmanın doğası ve derecesi her bir dava için farklı şartlara dayanır. Bu, ilgili tüm gerçeklerin ve soruşturmanın nesnel gerçekleri temelinde değerlendirilir (Velikova v. Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, ECHR 2000-VI).
145. Mevcut davada yürütülen adli soruşturmanın yeterli ve etkili olup olmaması sorusu bağlamında Mahkeme, soruşturmada, bir ay önce benzer şartlarda öldürülen Behçet Cantürk ile Yusuf Ekinci arasında bağlantı kurma konusunda dikkat çekici bir atlamanın varlığına dikkat çekmektedir. İki adam arasındaki bağlantı ihtimalini güçlendiren, Susurluk olayı ile ilgili olarak düzenlenen ve kamuoyuna duyurulan çeşitli resmi raporların varlığına rağmen, Behçet Cantürk ile başvuru sahibinin kocasının arasındaki ilişki üzerine ve başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri tarafından öldürülmüş olunması ihtimali üzerine hiçbir soruşturma yapılmamıştır. Başvuru sahibinin de dikkat çektiği üzere kocasının ölümü üzerine yapılan soruşturma ana hatlarıyla kocasının ailesi, arkadaşları ve mesleki ilişkileri ile faaliyetleri üzerine yoğunlaşmıştır.
146. Bu şartlar altında Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı üzerine Türk yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın ne yeterli ne etkili olduğu kanaatindedir. Bu yüzden Sözleşme'nin yaşama hakkını düzenleyen 2. Maddesi uyarınca Devlet'in usul gereklerinin bir ihlali vardır. Mahkeme bu nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği (bkz.par.125) ön itirazını reddetmiş ve Sözleşme'nin 2. Maddesinin usul gerekleri bağlamında bir ihlalinin olduğuna hükmetmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
147. Başvuru sahibi daha sonra aşağıda belirtilen, Sözleşme'nin 3. Maddesinin bir ihlalinin olduğunu iddia etmiştir.
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza ya da işleme tabi tutulamaz."
Başvuru sahibi, kocasının ölümü üzerine yetkililerin ilgisizliklerinin ve soruşturmadaki başarısızlıklarının kendisini şiddetli bir ızdıraba, zihinsel acılara, strese ve güçlüklere sevk ettiğini belirtmiştir. Kendisine göre bu hususlar 3. Maddenin bir ihlalini oluşturmaktadır.
148. Hükümet, başvuru sahibinin 3. Madde bağlamında yapmış olduğu iddiaların soyut ve temelsiz olduğunu ileri sürmüştür.
149. Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının ölümünde Devlet görevlilerinin doğrudan veya dolaylı olarak bir katılımlarının olmadığı yönündeki yukarıdaki tespiti hatırlatarak Sözleşme'nin 3. Maddesi bağlamında bir ihlal olmadığına karar vermiştir.
150. Yetkililerin etkili bir soruşturma yürütememelerinin Sözleşme'nin 3. Maddesine aykırı bir muamele oluşturup oluşturmayacağı sorusu bağlamında Mahkeme, bu şikayetin, usul gerekleri ile ilgili olan 2 ve 13. Maddeler uyarınca yapılan şikayetlerden ayrı olduğunu ve 3. Madde uyarınca kötü muamele olmadığını düşünmektedir.
151. Kocasının öldürülmesi üzerine yürütülen soruşturmanın yetersizliğinin başvuru sahibi üzerinde ızdırap ve zihinsel acılara sebep olmasını kabul etmekle birlikte Mahkeme, başvuru sahibinin bu iddiasını kanıtlayana kadar kendisine karşı Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlal edildiğini ortaya koyacak özel sebepler olduğunun kanıtlanamadığını düşünmektedir (Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998, 1998-III, s. 1187-1188, §§ 130-134, Çakıcı v. Türkiye (GC), no. 23657/94, §§ 98-99, ECHR 1999-IV, ve Orhan v. Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002, §§357-360). Bu yüzden Mahkeme Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlali olmadığına karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 6-1 VE 13. MADDELERİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
152. Başvuru sahibi, yetkililerin etkili bir adli soruşturma yürütmekteki açması başarısızlıklarının kullanılabilecek başka her yolun da etkililiğini ciddi bir şekilde baltaladığını ve bunun da kendisinin Sözleşme' nin 6-1 ve 13. Maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiğinden şikayet etmiştir.
153. Sözleşme'nin 6. Maddesinin ilk fıkrası ilgili olduğu kadarıyla şu şekildedir:
"Her kişi, gerek yurttaşlık hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza alanında kendisine karşı yapılan bir suçlama konusunda karar verecek olan ... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından ...dinlenme hakkına sahiptir..."
13. madde ise şu hükmü ihtiva eder:
"İşbu Sözleşme'de tanınmış hak ve özgürlükleri engellenen kişi, engelleme resmi görevli kişilerce görevlerinin yerine getirilmesi sırasında yapılmış da olsa, ulusal bir makama fiilen başvuruma hakkına sahiptir."
154. Başvuru sahibi, kocasının ölümü sebebiyle yürütülen yetersiz soruşturma sebebiyle faillerin hala bilinmediğini bunun da kendisinin konuyu adli mekanizmalara taşımasını imkansız hale getirdiğini iddia etmektedir.
155. Hükümet özenli bir soruşturmanın hala devam ettiğini ve başvuru sahibinin Sözleşme'nin 6-1 ve 13. Maddelerle ilgili iddialarının temelsiz ve kanıtlamaz olduğunu ileri sürmüştür.
156. Mahkeme, başvuru sahibinin işlem yapılması için ulusal makamlara herhangi bir başvuruda bulunma çabası olmadığı için söz konusu davada bu mahkemelerin başvuru sahibinin iddialarına cevap verip veremeyeceklerinin tespitinin mümkün olmadığını düşünmektedir. Başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen soruşturmadaki görevlilerin tutumu ve bunun kocasının öldürülmesinden kaynaklanan şikayetlerinin dindirilmesine yardımcı olabilecek etkili iç hukuk yollarına müracaat etmesine yapmış olduğu etkiler ile ilgili olarak bir mahkemeye başvurabilme imkanından yoksun olma şikayeti konusunda ise Mahkeme, bu şikayeti Devletler üzere daha genel bir zorunluluk olan ve Sözleşme'nin düzenlemelerinin ihlalleri iddiaları bağlamında etkili müracaat sağlama zorunluluğu getiren 13. Madde altında incelemenin uygun olacağına karar vermiştir. Bu yüzden Mahkeme, Sözleşme'nin 6. Maddesinin ilk fıkrası bağlamında bir ihlal olup olmadığının araştırılmasının gerekli olmadığına karar vermiştir.
157. Mahkeme; ulusal hukuk düzeninde her ne şekilde meydana gelirse gelsin, Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşme ile garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde sağlanmasını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla 13. Madde, etkili başvuru hakkına ilişkin iç hukuk kuralının, her ne kadar Akit Devletlere Sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken bu yükümlülükleri nasıl yerine getirecekleri yönünde belli bir takdir yetkisi verilmiş ise de, Sözleşme'ye dayanan "tartışılabilir şikayetin" kapsamına ilişkin bir soruşturma yapılmasını ve uygun olan yardımın temin edilmesini gerektirir. 13. madde altındaki yükümlülük alanı, başvuru sahibinin Sözleşme uyarınca meydana gelen şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yolları, yasal bakımdan olduğu gibi, uygulamada da "etkili" olmalı özellikle başvuru hakkının kullanılması sorumlu Devletin yetkili makamlarının uygulamadaki kabul edilemez eylem ve ihmalleri ile engellenmemelidir. 13. madde; tazminat ödenmesine ek olarak, soruşturma prosedürüne şikayetçinin etkili, biçimde ulaşabilmesini de kapsayacak biçimde, yaşam hakkından mahrum bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak tam ve etkili bir soruşturma prosedürünü gerektirmektedir (bkz. Avşar v. Türkiye loc. cit. par. 429).
158. Mahkeme, Devlet görevlilerinin başvuru sahibinin kocasının öldürülmesini düzenlediklerini veya aksi takdirde bu olayla bir ilişkileri olduğunu kabul edilebilir şüphe altında kanıtlanamadığını hatırlatmaktadır. Bununla beraber bu durum, daha önceki davalarda da hükmedildiği üzere, 2. Madde uyarınca yapılan bir şikayetin 13. Maddenin tartışılabilir amaçlarından birisi olmasını engellemez (Tanrıkulu v. Türkiye no. 23763/94, par.118 ECHR 1999-IV, Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, ECHR 2000-III ve Avşar v. Türkiye, loc. cit. par. 430).
159. Bu yüzden yetkililer, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı ile ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütmek zorunluluğuna sahiptiler. Yukarıda belirtilen (145 ve 146. Par.) sebeplerden dolayı gereklilikleri 2. Maddede düzenlenen soruşturma yükümlülüğünden daha geniş olan 13. Madde bağlamında etkin bir adli soruşturma yapıldığı düşünülemez (Tanrıkulu v. Türkiye, par. 119 ve Avşar v. Türkiye, par. 431).
160. Sonuç olarak Sözleşme'nin 13. Maddesinin bir ihlali söz konusudur.
V. SÖZLEŞMENİN 14. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
161. Başvuru sahibi, kocasının Kürt olduğu ve siyasi olarak dahil olmasa da Kürtlerin demokratik isteklerine olumlu yaklaştığı için öldürüldüğünü ileri sürmüştür. Bu yüzden kocası, Sözleşme'nin 14. Maddesinde düzenlenen yasaklamaya aykırı olarak 2. Maddede düzenlenen yaşama hakkını kullanması bağlamında milli kaynağından dolayı bir ayrımcılığın kurbanıdır. Başvuru sahibi aşağıda belirtilen 14. Maddeye aykırı olarak kendisinin de ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir:
"İşbu Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, özellikle cins, ırk, renk, din, dil, siyasal ya da öbür düşünceler, ulusal ya da sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum ya da başka herhangi bir duruma dayalı hiçbir ayırıma bağlı olmaksızın sağlanmalıdır."
162. Hükümet, Kürt kökenli Türk vatandaşlarına karşı ayrımcılık yapıldığını veya onlara zulmedildiği iddialarını kabul etmemiştir. Kürt kökenli olmak temeline dayanan hiçbir ırk ayırımı yapıldığı olayı rapor edilmemiştir. Dahası, başvuru sahibi Türkiye'de yaşayan yüz binlerce Kürt vatandaşı arasından neden sadece kocasının öldürüldüğünü ortaya koymamıştır
163. Mahkeme, başvuru sahibinin 14. Madde bağlamında yapmış olduğu şikayetin, aksi kanıtlanana kadar, Sözleşme'nin 2, 3, 6 ve 13. Maddeleri altında ele alınan gerçeklerin dışında olduğunu düşünmektedir ve bu şikayeti ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir (bkz. Mahmut Kaya v. Türkiye, no.22535/93, par. 131, ECHR 2000-III).
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
164. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Mahkeme, Sözleşme ya da ona bağlı Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Akit Tarafın iç hukuku bunu ancak kısmen giderme olanağı veriyorsa, ve gerekli ise Mahkeme zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir."
A. Maddi tazminat
165. Maddi tazminat başlığı altında başvuru sahibi, tanınmış bir avukat olan Yusuf Ekinci'nin kaybı olarak 63.813.82 İngiliz sterlini tazminat istemiştir.
166. Hükümet, başvuru sahibinin bu iddiasına karşı çıkmıştır.
167. Mahkeme, Sözleşme ihlali doğuran konu -etkili soruşturma eksikliği- ile başvuru sahibinin iddia ettiği maddi zarar arasında herhangi bir bağlantı kuramamıştır. İçtihatlarındaki prensiplere uygun olarak Mahkeme, başvuru sahibinin bu başlık altındaki tüm iddialarını reddetmiştir (Çakıcı v. Türkiye, par.127)
B. Manevi tazminat
168. Başvuru sahibi Sözleşme'nin ihlalleri sebebiyle meydana gelen zihinsel acı ve ızdıraplar için 10.000 İngiliz sterlini ve kocasının hukuk dışı şekilde yakalanması, kötü muamele edilmesi, yetersiz soruşturma ve etkili başvuru hakkı olmaması sebebiyle de 40.000 İngiliz sterlini talep etmiştir.
169. Hükümet başvuru sahibinin taleplerinin haddinden fazla olduğunu ve hakkaniyete uygun olmadığını belirtmiştir.
170-171. Mahkeme, başvuru sahibinin kocası ile ilgili olarak dile getirdiği taleplerini incelenen konu ile ilgili olmadığı gerekçesiyle reddetmiş diğer talebi uyarınca da başvuru sahibine ödeme tarihinde Türk lirasına çevrilmek üzere 15.590 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Ücretler ve masraflar
172. Başvuru sahibi bu başlık altında toplam 5.200.85 Euro talep etmiştir. Başvuru sahibi Kürt İnsan Hakları Projesi'nin Türkiye'de yapmış olduğu harcama ve masraflar için de talepte bulunmak istese de bunları açıkça belirtmemiştir.
173. Hükümet başvuru sahibinin taleplerinin haddinden fazla olduğunu ve hakkaniyete uygun olmadığını belirtmiştir.
174. Mahkeme, başvuru sahibinin talebini yerinde görerek istediği tazminatın her türlü vergilerden muaf olmak şartı ile kendisine ödenmesine karar vermiştir.
D. Gecikme faizi
175. Mahkeme, Euro olarak ödenecek tazminat için yıllık % 7.25 İngiliz sterlini olarak ödenecek tazminat için ise yıllık % 7.5 uygulanacağına karar vermiştir.
E. Olaylarla ilgili olarak eksiksiz bir soruşturma yapılması ve Yusuf Ekinci'nin faillerinin araştırılması isteği
176. Başvuru sahibi daha sonra Mahkemenin, adil bir karşılıktan kastedilen önemli bir anlam olarak tazminat ve masraflar için yapılan ödemenin tek başına yeterli olmayacağını ve Mahkeme'nin kararlarının yürütmesini sağlamakla görevli Avrupa Konseyi organı olan Bakanlar Komitesi'nin mevcut davada adil karşılığın; Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayı üzerine şeffaf ve eksiksiz bir soruşturma yapılması ve bu cinayetin faillerinin bulunmasını da içerecek şekilde garanti altına almasını belirtmesini istemiştir.
177. Başvuru sahibinin görüşüne göre, bu tip önlemler devam eden ihlallerin önlenmesi için gereklidir. Dahası, kendi zihinsel acı ve ızdırabı da soruşturma veya araştırma yapılmadıkça devam edecektir.
178. Hükümet, başvuru sahibinin bu talebinin Sözleşme'nin 41. Maddesi uyarınca değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
179. Mahkeme, bir ihlalin mevcut olduğunu tespit ettiği bir yargılamanın, sorumlu Devlete, bu tip ihlalleri sona erdirmesi ve ihlalden önceki durumu (restitutio in integrum) yeniden tesis edebilecek şekilde sonuçlarının tazmin etmesi yasal zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla beraber eğer ihlalden önceki durumun yeniden tesis edilmesi uygulamada mümkün değilse sorumlu Devletler Mahkemenin ihlal bulduğu konuda bir yargılama yapıp yapmamakta serbesttirler ve Mahkeme bu konuda prensip olarak sonuca etki edecek emirler veya dayatıcı ifadeler kullanmaz. Bu, kararların bağlayıcılığı ve uygulanması, Sözleşme'nin 46. Maddesi uyarınca hareket eden Bakanlar Komitesi'nin görevidir (Akdivar ve Diğerleri v. Türkiye, 1 Nisan 1998, Raporlar 1998-11, s. 723, § 47). Sonuç olarak başvuru sahibinin bu başlık altındaki talepleri reddedilmelidir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
1. Oybirliğiyle Hükümetin, başvurunun zaman aşımı ön itirazının reddine
2. Oybirliğiyle Hükümetin, başvuru şartlarının oluşmadığı ön itirazının reddine
3. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin, kocasının sorumlu Devletin görevlilerinin sorumluluğu altında öldürüldüğü iddiası bağlamında Sözleşme'nin 2. Maddesinin ihlali olmadığına
4. Bire karşı altı oyla, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı ile ilgili olarak sorumlu Devletin görevlilerinin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütmedeki başarısızlıkları bağlamında Sözleşme'nin 2. Maddesinin bir ihlali olduğuna
5. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin belirttiği şekilde Sözleşme'nin 3. Maddesinin bir ihlali olmadığına
6. Bire karşı altı oyla, Sözleşme'nin 13. Maddesinin bir ihlali olduğuna
7. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin Sözleşme'nin 6. Maddesi bağlamındaki şikayetinin incelenmesine gerek olmadığına
8. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 14. Maddesinin bir ihlali olup olmadığının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına
9. Bire karşı altı oyla
(a) Sorumlu Devletin başvuru sahibine yargılamanın sonuçlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde Sözleşme'nin 44. Maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aşağıdaki ücretleri ödemesine
(i) Ödemenin yapılacağı tarihte Türk lirasına çevrilmek üzere manevi tazminat olarak 15.590 Euro
(ii) Başvuru sahibinin Birleşik Krallık'taki sterlin hesabına yatırılmak üzere tüm vergiler dahil masraf ve harcamalar için 5.200.85 İngiliz sterlini
(b) Davanın sonuçlanmasından sonra son ödeme tarihi olan üç aydan sonra yıllık olarak tazminatlara aşağıdaki faizlerin uygulanmasına
(i) Euro olarak ödenecek tazminata yıllık % 7.25
(ii) İngiliz sterlini olarak ödenecek tazminata yıllık % 7.5
10. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin adil karşılık için diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ KARŞI GÖRÜŞÜ
Aşağıdaki sebepler uyarınca maalesef büyük çoğunluğun görüşüne katılmamak durumundayım:
(1) Mahkemenin, yargılamanın 143. paragrafında almış olduğu aşağıdaki karar:
"Elindeki mevcut bilgiler çerçevesinde Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının ölüm şartlarının hala bir spekülasyon ve varsayım olduğu kanaatindedir ve bu bağlamda başvuru sahibinin kocasının başvuru sahibinin iddia ettiği şekilde Devlet görevlileri tarafından veya bunların göz yummalarıyla öldürüldüğünün tespiti için şüpheye mahal bırakmayacak şekilde yeterli delil temeli bulunmamaktadır.
(2) Bununla beraber, sorumlu Devletin Sözleşme' nin 2. Maddesi uyarınca üzerine düşen "pozitif zorunluluk" görevini yapıp yapmadığı incelendiğinde çoğunluk, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı üzerine ulusal yetkililerin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütmede başarısız olduğunu tespit etmiş diğer bir tabirle bu olayda olması gereken bir soruşturma yürütülmediğini tespit etmiştir.
İşte bu benim karşı çıktığım temel sonuçtur.
(3) Çoğunluğun neden böyle bir karar aldığını açıklamaya çalışalım.
Yargılamanın 145. paragrafında çoğunluk, kendi görüşünü ulusal yetkililerin bakış açılarının tamamen olayı soruşturan görevlilerin kesinlikle kişisel gözlem ve tespitlerine dayanması ile delillendirmiştir. Yetenekli bir detektifin mentalitesini düşünerek aşağıdaki tespitte bulunmuşlardır:
"Mevcut davada yürütülen adli soruşturmanın yeterli ve etkili olup olmaması sorusu bağlamında Mahkeme, soruşturmada, bir ay önce benzer şartlarda öldürülen Behçet Cantürk ile Yusuf Ekinci arasında bağlantı kurma konusunda dikkat çekici bir atlamanın varlığına dikkat çekmektedir, îki adam arasındaki bağlantı ihtimalini güçlendiren, Susurluk olayı ile ilgili olarak düzenlenen ve kamuoyuna duyurulan çeşitli resmi raporların varlığına rağmen, Behçet Cantürk ile başvuru sahibinin kocasının arasındaki ilişki üzerine ve başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri tarafından öldürülmüş olunması ihtimali hiçbir soruşturma yapılmamıştır. Başvuru sahibinin de dikkat çektiği üzere kocasının ölümü üzerine yapılan soruşturma ana hatlarıyla kocasının ailesi, arkadaşları ve mesleki ilişkileri ile faaliyetleri üzerine yoğunlaşmıştır.
Bu şartlar altında Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi olayı üzerine Türk yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın ne yeterli ne etkili olduğu kanaatindedir." (vurgulama yapılmıştır)
Tek kelimeyle, soruşturmada çoğunluğun karşılaşabileceği atlanan tek konu iki cinayet arasında ilişki kurma başarısızlığıdır.
Bununla beraber ilk olarak, çoğunluğun önermesinin hiç bir temeli bulunmamaktadır. Mahkeme, soruşturmayı yürütmekle görevli olan yetkililerin soruşturmanın bu yönünü ihmal ettiklerini nasıl bilebilir. Dava dosyasında bu tip nedensiz bir "tespiti" destekleyecek hiçbir şey mevcut değildir! Buna mukabil, tüm tanıklar verdikleri ifadelerde -özet olarak- başvuru sahibinin merhum kocası, Yusuf Ekinci ile bir ay önce öldürülen uyuşturucu kaçakçılığı zanlısı Behçet Cantürk arasındaki ilişki ve arkadaşlığa vurgu yapmaktadırlar (özellikle bkz. 28, 31, 40 ve 44. par.). Bu şartlar altında, çoğunluk veya herhangi başka bir kişi nasıl olur da soruşturma görevlilerinin "...başından beri..." en açık ipucu olan (özellikle bkz. günlük gazete Radikal'deki makale ve 61,102 ve 138. par.) iki adam arasındaki ilişkiyi savsakladıklarım düşünebilir. Adli soruşturma görevlilerin nasıl çalıştıklarına dair en az bilgisi olan her kişi dahi bilir ki "iyi bir ipucu"nu takip etmek, hiçbir zaman bir rapor şeklinde gazetelerde yer almayan, yetenek ve kişisel düşünce gerektirir.
Böyle olduğu için hayati değere haiz sorumu tekrarlıyorum. Çoğunluk nasıl olur da "...soruşturmanın başından beri..." polisin bu ipucunu takip etmede başarısız olduğunu bilebilir veya tahmin edebilir?
Benim görüşüme göre, Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ulusal yetkililerce yürütülen soruşturma mükemmel ve eksiksizdir. 17 ila 60. ve 62 ila 83. paragrafların dikkatlice okunması bunun için yeterli kanıt oluşturacaktır.
İkinci olarak, bir anlığına, çoğunluğun yaptığı gibi polisin "Ekinci ve Cantürk" bağlantısı araştırmasını ihmal ettiğini düşünelim. Doğal olarak birileri çözümlenmemiş bir suçun başka bir suçu çözmek için başlangıç noktası olarak kabul edilmesinin diğerini, yani Yusuf Ekinci cinayetini, çözmek için nasıl yardımcı olacağını soracaktır.
Kriminolojide "çözümlenmemiş suç" kavramı iyi bilinir: yürütülen soruşturmaya rağmen katil veya katillerin tespit edilmelerinin mümkün olmadığı bu olay ilk değildir ve son da olmayacaktır. Umarım zaman aşımı süresi dolmadan katilin kimliği tespit edilir.
Devlet'in Sözleşme'deki pozitif yükümlülüğünün mümkün olanın en iyisinin yapılması zorunluluğu olduğunun ve mutlak bir zorunluluk olmadığının hatırlatılması gerekmektedir. Bir soruşturmanın, sorumlunun tespit edilip adalet teslim edilmedikçe yetersiz ve etkisiz kabul edilmesi hatalı bir görüş olur.
(4) Son olarak çoğunluğa olayların özetleri bölümü konusunda da katılmıyorum. Çoğunluğun tespitleri nelerdir? İlk olarak, Yusuf Ekinci'nin Devlet görevlileri(!) tarafından öldürüldüğü kanıtlanamamıştı ve ikinci olarak 2. Maddede düzenlenen usul gereklilikleri bağlamında bir ihlal mevcuttur. Bu durumda, özellikle birinci tespitin ışığında, kararın "olaylar" bölümündeki tüm bu "söylentilerin" ve kuşku ve kararsızlık uyandırıcı senaryoların konu ile ilgisi ve amacı nedir (61. ve 91 ila 110. paragraflara bakınız)? Bu, "aslı astarı olmayan dedikodulara" çok benzemektedir ve bunların uluslararası bir mahkemenin kararında yeri yoktur. Bir hukuk mahkemesinin kararı "herşey ve bir şeyler için kullanılan bir kap" değildir.
(5) 13. Maddenin ihlali ile ilgili olarak, Mahkemenin 2. Maddenin usul gerekleri konusunda bir ihlal bulması durumunda, çoğunluğun da mevcut davada yaptığı üzere olay üzerine ne etkin ne de tatmin edici bir soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle alınan 2. Madde ihlali karan alınması sebebiyle 13. Madde altında ayrı bir inceleme yapılmaması gerekir. Konu hakkındaki detaylar için 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi v. Türkiye kararı ve 10 Ekim 2000 tarihli Akkoç v. Türkiye kararlarına bakabilirsiniz.
(6) Bu davada herhangi bir ihlâl tespit edemediğim için kanaatimce 41. Madde uygulanamaz.
Yorum(*)
Elimizdeki mevcut kararda Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çeşitli mahkumiyet kararları verirken kanaatimce kendi içerisinde bazı tezatlara düşmüştür. Zira Yusuf Ekinci'nin devlet görevlilerinin sorumluluğu altında öldürülüp öldürülmediği konusunda yapmış olduğu değerlendirmede "şüpheye mahal bırakmayacak" delil standardını ileri sürerek bu konuda herhangi bir ihlal olup olmadığını tespit için bu delil standartlarında bir delil bulunmadığını belirterek bu konuyla ilgili olarak Sözleşme'nin 2. Maddesinin ihlal edilmediği yönünde bir karar verirken Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi olayı üzerine yürütülen soruşturmanın yetersizliği bağlamında bir ihlal olduğu kararı vermiştir. Oysa ki Yargıç Gölcüklü'nün de kısmi karşı görüşünde belirttiği üzere yürütülen hazırlık soruşturmasının, kararın 17 ila 60. ve 62 ila 83. paragrafları dikkatli bir şekilde okununca, ne kadar nizami ve ideale yakın olduğu görülecektir. Mahkemenin ülkemiz aleyhine verdiği bazı kararlarda bu mahkumiyet kararlarının verilmesinde hazırlık soruşturmasını yürüten kolluk görevlilerinin ihmal veya bilgisizliklerinin önemli bir neden oluşturduğu bilinmekle beraber Yusuf Ekinci'nin öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen hazırlık soruşturmasında görev alan yetkililerin kendilerine düşen görevleri tüm eksikliklerden müstesna olarak yürüttükleri ortadadır. Ancak verilen karardan sonra kolluk görevlileri, ülkelerinin uluslararası alanda prestij kayıplarını önlemek için, Sözleşme'nin 2. Maddesinde mezkur yeterli ve etkili soruşturmanın genişlemesi ve dolayısıyla dağılması pahasına da olsa kendilerini açıkça farklı yönlere çekmek isteyen ifadeleri ve gazete makalelerini de dikkate almak durumundadırlar! Yani kolluk kuvvetleri mevcut olayda da Yusuf Ekinci-Behçet Cantürk bağlantısı ile ilgili olarak soruşturmayı uzatacak ve Yargıç Gölcüklü'nün de belirttiği kriminolojik gerçekler sebebiyle de esasa dönük bir sonuç çıkartması mümkün olmayan kolluk faaliyetlerinde bulunmalıydılar.
Bununla beraber Mahkeme Orhan v. Türkiye kararının 266. Paragrafında aşağıdaki görüşlerine yer vermiştir.
"Sözleşme uygulamaları, mevcut başvuruda olduğu gibi, her olayda affirmanti incumbit probatio (iddia eden iddiasını ispatlamakla yükümlüdür) prensibini katı olarak uygulamaz. Mahkeme, Sözleşmenin eski 25. maddesinde (yeni 34. madde) yer alan bireysel başvuru hakkının çok önemli olduğunu ve devletlerin başvurulardan sonra gerekli ve etkili bir soruşturma için gerekli olan bütün kolaylıkları sağlamak zorunda olduklarını önceki kararlarında ortaya koymuştur (Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763194, 70, ECHR 1999-IV). Bu türdeki olayların incelenmesinde, başvuru sahibi birey, Sözleşmenin koruduğu haklarının devlet tarafından ihlal edildiğini ileri sürüyorsa, belirli durumlarda sadece davalı devlet, iddiayı destekleyen ya da çürüten bilgilere ulaşmaya muktedirdir.
Hükümet, kendi elinde olan bu tür bilgileri tatmin edici bir açıklaması olmadan vermeye yanaşmazca, başvuru sahibinin iddialarının haklı olduğu sonucuna varılması yanında, davalı devletin Sözleşmenin 38. maddesinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmesi hakkında da olumsuz etkide bulunabilir (Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94, 66 ve 70, ECHR 2000-VI). Aynı durum, devletin olayın aslına ilişkin bilgileri vermede gecikmesi durumunda da geçerlidir.
Yukarıda Mahkeme, davalı Devletin kendi elinde bulunan bilgileri (buradaki kasıt adı geçen karardaki operasyon bilgileri ve raporlarıdır.) Mahkemeye sunmazsa veya bunların verilmesini geciktîrirse başvuru sahiplerinin iddialarının haklı olduğu durumunun ortaya çıkacağını belirtmektedir. Mahkemenin yürüttüğü mantığı kullanırsak aynı şekilde davalı Devletin sözkonusu olayla ilgili elindeki tüm belge ve bilgileri Mahkemeye vermesi durumunda davalı Devletin olayla ilgili olarak saklayacak hiçbir şeyinin olmadığı kanaatine ulaşmak durumundu oluruz. Mahkemenin olaylara yaklaşım prensibini de genel ve her olayda kullanılmak üzere kabul edildiğini de kabul edecek olursak; ki bu prensip sadece Orhan kararında değil en azından atıf yapılan Tanrıkulu ve Timurtaş kararlarında da kullanılmıştır, Mahkemenin bu prensibini Ekinci v. Türkiye kararında da davalı Devletin lehine kullanması gerekirdi. Çünkü davalı Devlet söz konusu başvuru ile ilgili olarak elindeki tüm bilgi ve belgeleri Mahkemeye sunarak Sözleşme'nin 38. Maddesinde belirtilen bütün zorunlulukları yerine getirmede en küçük bir tereddüt göstermemiş ve bu konudaki iyi niyetini ortaya koymuştur.
Son olarak dikkat çekmek istediğim başka bir konu ise Ekinci v. Türkiye kararının açıklanmasından sonra KİHP (Kürt İnsan Hakları Projesi)'nin resmi Internet sitesinde kararın büyük bir başarı olarak gösterilmesidir. Buradan "Kürt kadının büyük başarısı"başlığı altında bir basın açıklaması yapılmıştır. Polis Akademisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Dergisinin 3. Sayı çalışmaları esnasında Türkiye ile ilgili olarak verilen yaklaşık kırk karar arasında benzer bir açıklama da Orhan v. Türkiye ve Sadak vd. v. Türkiye kararları ile ilgili olarak gelmiştir. Kırk karar içerisinde sadece belli başlı bazı kararlara ehemmiyet verilip diğerlerinin adının bile geçmemesi bu kararların mahiyetleri de incelenecek olursa oldukça dikkat çekicidir. Bu üç karar haricinde 2002 yılı içerisinde adı geçen kurum tarafından Mahkemenin Türkiye ile ilgili olarak verdiği kararlardan sadece Dergimizin ikinci sayısında yer alan Şemse Önen kararı ile ilgili olarak basın açıklaması yapılmıştır. Uygulamada tüm insanların değil de kendilerince imtiyazlı olan insanların hakları ile ilgilenen ancak nihayetinde insan haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla kurulan bir derneğin bu tip bir uygulama yaparken kullandığı kıstasın ne olabileceği de aşikardır. Aynı zamanda insan haklarını korumak gibi yüce bir amaçla ortaya çıkan bir kuruluşun yapmış olduğu hizmetler karşılığı başvuru sahipleri aracılığıyla Mahkeme' den bir ücret talep etmesi de bu yüce amacın çeşitli çıkarlar sebebiyle kullanılıyor olduğu düşüncesini uyandırmaktadır!
Kararı yorumlayan: Ömer YILMAZ, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi Başkanlığı
Orhan v. Türkiye Kararı, Polis Akademisi Avrupa insan Hakları Mahkemesi Kararları Dergisi, Cilt-1, Sayı-3, par.266, çeviren: Yrd. Doç. Dr. Arif Köktaş,
Orhan v. Türkiye, a.g.d. par.456, Ekinci v. Türkiye, a.g.d. par. 172, Selim Sadak vd. v. Türkiye, a.g.d. par. 57
Yorum
Mahkeme, AİHS'nin 2. Maddesinin ihlali ile ilgili değerlendirmesine, 2.maddenin Sözleşmenin en temel maddelerinden biri olduğunu ve hiçbir istisnaya tabi olmadığı tespitini yaparak başlamıştır. Mahkeme, 2. Maddenin ihlaline ilişkin incelemesini iki farklı açıdan gerçekleştirmiştir. Başvuru sahibinin eşinin öldürülmesi açısından, mahkeme elindeki mevcut bilgiler çerçevesinde, başvuru sahibinin eşinin ölüm koşullarının hala bir spekülasyon ve varsayım olduğu düşüncesindedir. Mahkeme, bu noktadan hareketle, ilgili kişinin öldürülmesinin iddia edildiği şekilde Devlet görevlileri tarafından veya onların göz yummaları neticesinde gerçekleştirildiğinin tespit edilebilmesi için şüpheye mahal bırakmayacak şekilde yeterli delillerin mevcut olması gerektiğine hükmetmiştir. Diğer taraftan, mahkeme, yürütülen adli soruşturmada bir ay önce benzer şartlarda öldürülen Behçet Cantürk ile ilgilinin (Yusuf Ekinci) ölümü arasındaki dikkat çekici bağlantının atlandığını vurgulamış ve başvuru sahibinin kocasını Devlet görevlileri tarafından öldürülmüş olma ihtimali üzerine hiçbir soruşturma yapılmadığını tespit etmiştir. Mahkeme işte bu gerçeklere dayanarak, Sözleşmenin 2. Maddesinin usul gereklerine uymaması açısından ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Mahkemenin mevcut davada tespit ettiği ikinci ihlal ise Sözleşmenin 13. Maddesine ilişkindir. 13. Maddeye ilişkin devletlerin yükümlülük kapsamı, Sözleşme uyarınca yapılan şikayetlerin niteliğine göre değişmektedir. Ayrıca 13. Maddenin gerektirdiği kanun yolları hem yasal hem de fiili bir şekilde "etkili" olmalıdır. Bu çerçevede, ulusal makamların başvuru sahibinin kocasını öldürmesi olayı ile ilgili olarak "etkin" bir soruşturma yürütmeleri gerekirken, bunu ihmal etmiş olmaları 2. Maddeden daha geniş bir soruşturma yükümlülüğü getiren 13. Maddenin de ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Kararı yorumlayan: Bülent ÇİÇEKLİ, Yrd. Doç. Dr., Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy